02.04.1995 - Kureysten İbret Almak

02.04.1995 - Kureysten İbret Almak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü li’llâhi rabbi’l-âlemîne ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emma ba’dü.
انْظُرُوا قُرَيْشًا فَخُذُوا مِنْ قَوْلِهِمْ وَذَرُوا فِعْلَهُمْ.
Unzurû kureyşen fe-huzû min kavlihim ve zerû fi’lehum.
Ahmed b. Hanbel, İbn Hibban, Taberânî ve diğer kaynaklarda Âmirü’bnü Şehid radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş radıyallahu anh.
Bu hadîs-i şerifte Peygamber efendimiz buyurmuş ki;
Unzurû kureyşe. “Kureyş’e bakın, Kureyş’in yaptıklarını seyredin.”
Kureyş; Mekke’deki insanlar, Peygamber Efendimiz’in mensup olduğu kavim, kabile. Bunu biliyoruz.Ha bakın onlara.
Fe-huzû min kavlihim. “Sözlerinden alacağınız ibretleri, nasihatleri alın.” Ama;
Ve zerû fi’lehüm. “Kendi hareketlerine bakmayın, hareketlerini örnek almayın.”
Hareketleri ayrı, sözleri ayrı. Onlara bakın, sözlerini dinleyin, sözlerindeki nasihatleri alın ama hareketlerine bakmayın.
Muhterem kardeşlerim!
Kureyş; içinden Peygamber Efendimiz’i çıkarmış olan bir mübarek kabile. Ben seviyorum. Mekke’ye gittiğimiz zaman bir taksiye bindik de;
“Yahu! ‘Peygamber Efendimiz’in yaşadığı şehre geldik.’ diyoruz, burada bizim tarih kitaplarında okuduğumuz bir Kureyş kabilesi varmış. Bu adamlar uçtu mu, buhar mı oldu, nerede bunlar? Riyad’lı var Yemen’li var, Kuveyt’li var, Bahreyn’li var, Umman’lı var. Hiç Kureyş’li insan yok mu?” dedim. Şoför döndü;
“Ben Kureyş kabilesindenim.” dedi. Fakir zavallı, perişanca, zengin de değil. “Ben Kureyş kabilesindenim.” dedi. Tabi biz seviyoruz; Peygamber Efendimiz’i sevdiğimiz için, onun her şeyini seviyoruz.
Bizim Türkiye’den giden hacılardan bir tanesi, Medine-i Münevvere’de otobüsten iner inmez;
“Acaba Resûlullah buraya ayağını bastı mı?” diye ağlayarak toprakları şapur şupur öpmeye başlamış, herkesi de ağlatmış. Âşık çünkü. “Acaba Resûlullah’ın ayağı buraya değdi mi?” diye toprağı öpmeye başlamış. Seviyoruz. İyi, seviyorsun ama mühim olan insanın takvâsıdır, imanıdır. İçindeki Müslümanlığın kuvveti, kalbindedir. Söz güzel olur da hareketler ayrı. Peygamber Efendimiz’i tanırlar, tanımışlardır. “Şöyle olmuştu, böyle olmuştu.” diye söylerler. Sözler güzel olur ama hareketler, herkesin Müslümanlıktaki bilgisine, derecesine, kabiliyetine göre iyi veya kötü olabilir.
Avrupalılar’ın veya hıristiyanların bir yanlış uygulaması var. Senelerce önce İstanbul’da, bir Ermeni vatandaşımız müslüman olmuştu. Ermenilikten, Müslümanlığa döndü ya papazlar ona geliyorlarmış;
“Ne diye müslüman oldun? Gel tekrar Hıristiyanlığa dön.” diye baskı yapıyorlarmış.
“Bak, sen müslüman oldun ama senin komşun, çarşıdaki esnaftan filanca, müslüman adam bir de hacı ama ticaretinde hilebazlık yapıyor, aldatıyor.” diye tahrik etmeye çalışıyorlarmış.
O da papazların bu sözlerine karşı;
“Siz onlara bakmayın, İslâm’ın çıktığı yere bakın. Siz suyun, pınarın kaynadığı yerdeki temizliğine bakın. Sonra aşağılara dökülmüş. Kanallarda, ta aşağı taraflarda denize giderken ki yerde kanalizasyondaki su içilmez; o pis. Ama çıktığı yerde temiz.” diyormuş.
İşte bir misal. Müslüman olsun, tahsilli olsun, falanca meslekten filanca meslekten olsun insanların yaptıkları şeyler kendilerini bağlar, başkasına örnek olmaz. Mühim olan kaidelerdir, esaslardır. İnsanlar bu esaslara tam uymayabilirler.
Öğretmendir; öğretmenliğe yakışır hâli yoktur. Mesela sınıf geçirmek için, talebesinden para alıyordur.
Bütün öğretmenler fena mı?
Hayır. Öğretmenlik çok güzel bir meslek. Bir tanesi, iki tanesi böyle yapmış.
“Yok hocam! İki tane değil, daha fazla.”
Tamam, beş tane olsun, on tane olsun. Ama öğretmenlik mesleği güzeldir. Onun yaptığı kötü fiil onundur, ona aittir; öğretmenliğe ait değildir. Öğretmenlikte; “Talebeden beleşten para alıp da bedavadan sınıf geçireceksin.” diye bir kaide yok. Bunu kendisi yapıyor. Öğretmenlik güzel de bu adamın yaptığı yanlış. Evet, aynı şeyi hocaları kötülemek için de yapıyorlar. Yok efendim müftü efendi şöyle yapmış da, imam efendi böyle yapmış da, bilmem ne.
Gönlünden inanmış insan da günah işleyebiliyor. Sen işlemiyor musun? Gel bakalım buraya. O herkesi batırıp boyayan adam. Sen gökten zembille mi indin? Sen melek misin? Kanatsız melek misin? Hiç kusurun yok mu var,bir sürü kusuru var. Hemen müslümanları batırmak, hocaları batırmak, vaizleri batırmak, başörtülüleri batırmak. Böyle şey olur mu? Tabi bu yanlışlığı herkes yapıyor. Müslümanlığa karşı yapıyorlar, belirli mesleklere karşı yapıyorlar, belirli kişileri karalamak için yapabiliyorlar.
Ne yapacağız?
Sözüne bakacaksın, fiili hareketi kendisini bağlar. Maalesef Türkçe’de de atasözü olmuş;
“Hocanın söylediğini dinle, gittiği yoldan gitme.” derler.
Bu da hocalara bir iftiradır. Bir başka iftira daha vardır:
“İmam evinden aş, ölü gözünden yaş gelmez.”
Niye gelmesin yahu?
Rahmetli Hüseyin Efendi kaç defa çağırmıştı da yemeğine gitmiştim.
[Mehmed Zahid] Hocamız’ın sofrasında her gün misafir vardı.
Bu yalan söz, nereden çıkmış? Eğer hoca evine bir misafir alamayacak kadar ağır fakirse, imam evinden aş çıkmıyorsa, sen utan. Dinî hizmetini yapan insanı bu kadar sefil, perişan hale getirmiş olan sensin.
Papazlar böyle mi?
Arabaları var, her şeyleri var. Onlar kendi din adamlarına, nasıl imkânlar sağlamışlar. Bu din adamını bu hâle getiren sensin. Bu, senin toplumunun din adamı. Ama böyle laflar söylüyorlar.
Allah rahmet eylesin; Hacı Bayram camiinin imamı Zekai Efendi, çok cömert bir insandı. Bir gün sabah kılındı. Sûre-i Haşr okundu, hüvallâhüllezi âyetleri okundu. Sabah namazında cemaat de epey kalabalık oluyor Hoca, cemaate döndü;
“Ey cemaat-i müslimîn! Yürüyün, sizi sabah kahvaltısına filanca lokantaya davet ediyorum. Gelin bakalım; ‘imam evinden aş, ölü gözünden yaş.’ gelir miymiş, gelmez miymiş görün bakalım.” dedi.
Esas itibariyle insanların kendi öz fiilleri kaide değildir, kural değildir. Mühim olan esas kaidelerdir, ana kaidelerdir.
Allah bize mensubu olduğumuz dinin kadrini kıymetini bilmeyi nasip etsin, güzelliklerini görmeyi nasip etsin, tam müslüman olmayı nasip etsin. İnsanlığa müslümanca en güzel hizmeti nasip etsin, insanlığa en faydalı insanlar olmayı nasip etsin. Rabbımızın huzuruna vazifesini yapmış, Allah’ın sevdiği, taltif eylediği, cennetiyle cemaliyle müşerref eylediği bir kul olarak çıkmayı nasip eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!..
02.05.1997 -
Alim Olmak, İslamda
02.02.2001 -
Peygamber Efendimizin Hz.
