İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.06.1998 - Mümini Himaye Etmek, Borcu Affetmek ve Ödeme Gayreti

01.06.1998 - Mümini Himaye Etmek, Borcu Affetmek ve Ödeme Gayreti
Günün Sohbeti

01.06.1998 - Mümini Himaye Etmek, Borcu Affetmek ve Ödeme Gayreti

02.06.2020
14 dk 54 sn

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Cumanız mübarek olsun.

Allah dünya ve âhiretin her türlü iyiliklerini, hayırlarını, nimetlerini, rahmetlerini, ihsanlarını, ikramlarını sizlere versin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

Ahmed ZiyaüddinGümüşhanevi (ra) hocamızın tertip ettiği Râmuz el- Ehâdis kitabının 418. Sayfasından devam ediyoruz.

İbnü'n-Neccar ve Tayâlîsî Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyhim ecmain, büyük hadis alimleri; Hz. Âişe radıyallahu teâlâ anhâ anamızdan rivayet etmişler.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

Men hamele min ümmetî deynen sümme cehide alâ kadâihî fe-mâte kable en yakdiyehû fe-ene veliyyühû.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl

Bu, borçlulukla ilgili bir hadîs-i şerîf.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Ümmetimden herhangi biri eğer sırtında, üzerinde, boynunda bir borç taşıyorsa…"

Biz "boynunda" deriz, "Boynumda borç var." veya "Boynuma borç olsun…" deriz.

"Kim üzerinde borç taşıyorsa, borç yüklenmişse, ‘Bana borç veren şahsa bir an evvel parasını vereyim, borcumu ödeyeyim.' diye borcun ödenmesine de cehdetmişse, gayret etmişse, samimiyetle arzu etmişse... Niyet etmiş, çırpınmış, ama ödeyememiş, ödeyemeden evvel ölmüşse onun velisi benim. O borcu ben öderim, o borcu ödemek benim üzerime olsun!" diye Efendimiz söylemiş, ashabına bildirmiş oluyor.

Kötü niyetle değil de, iyi niyetle, ödemek için çırpınmış olan insanlar ödeyemeden ölürse böyle oluyor. Borçlu gitmek fena, borçlu gidenin hesabı görülmüyor, cezası, sorumluluğu, bir sürü sıkıntıları oluyor, duaları "Bakalım, ödesin de öyle kabul olsun!" diye dualarının kabulü tehir ediliyor. Borçlunun sıkıntıları var, zorlukları var, borçlu borcunu bir an evvel ödemeli.

İslâm'da bir insanın müslüman kardeşine borç para vermesi teşvik ediliyor, buna karz-ı hasen deniliyor; güzel bir davranış. Güzel bir borç verme; sevabı çok büyük! Hatta; "Arkadaşına borç vermek fukaraya sadaka vermekten daha sevaplıdır!" diye bildiriliyor. Bu çok sevap ama borçlunun da aldığı borcu vaktinde veya eline imkân geçince vaktinden evvel vermesi lazım, onu ödemeye niyet etmesi lazım.

Eğer bir insan borcu alırken "Ben bunu atlatırım. Aldığım kimseye bunu geri ödemem!" falan diye düşünürse o çok günahkâr oluyor, Allah ona ceza veriyor. Ama bazen insan sıkışıyor, bazen çocuğunu evlendirmesi gerekiyor, bazen ticaretinde bir büyük olmadık olayla karşılaşıyor...

"Aman! Çok fena sıkıştım, evimi satacağım…"

Böyle acıklı şeyler de oluyor.

Mesela bizim kızımızın karşısında bir komşusu vardı. Ev kendisinindi. Borçlarını ödemek için evini sattı, başka şeylerini sattı. İflas etti... Zor, böyle bir durumda yardımcı olmak iyi bir şey, çok sevaptır.

Borç vermek iyi ama borcu alanın da ödemesi lazım.

Bu devirde ne oluyor?

Bu devirde paranın hakiki değeri düştüğünden nisbî değeri aynı kalsa bile değeri aynı kalmıyor. Mesela bir kâğıdın üzerinde "Bir milyon" yazıyor ama o bir milyonun senenin sonunda hakiki değeri bir milyon olmuyor. Enflasyon ne kadarsa, paranın değerinin düşmesi, azalması ne kadarsa, kayıp ne kadarsa değeri o kadar düşüyor. Mesela 500 bin, 400 bin oluyor. Hakiki kıymeti düşüyor, onunla bir şey almak istediği zaman artık tam alamıyor. Bir milyonla bir kilo alacağı şeyi sene sonunda bir milyonla yarım kilo alabiliyor. Paranın değeri düşüyor!

Borç alanlar bunu bildiği için borcu ödemeye gücü olduğu, imkânı olduğu halde, borç aldığı kimseye onun parasını vermiyor, üstüne yatıyor, geç ödüyor, tehir ediyor, bahaneler buluyor, yalanlar söylüyor. Bu da çok günah! Bu devirde çok yapılan bir şey. Onun parasını kullanmış oluyor, sömürmüş oluyor. Böyle olduğu için de birçok kimse artık borç vermekten kaçınıyor.

Diyor ki;

"Ben borç vermiyorum!"

"Neden?"

"Dertsiz başıma dert mi alayım, borç vereceğim de ondan sonra adamın peşinde koşturup duracağım. İşim mi yok başka?" diye sevaplı bir şey olan karz-ı hasen, borç verme işleminden geri duruyor. Parası varsa bile vermiyor.

"Bana lazım. Veremem!" diyor, "Benim de ihtiyaçlarım var…" filan diye atlatıyor.

Bu neden?

Borç alanların borcu ödemekte yan çizmelerinden dolayı toplumda bir itimatsızlık olduğu için.

Peygamber Efendimiz ne buyuruyor?

"Birisi borç alır da ödemezse, ödeyemezse ölürse ben onun borcunu öderim!" diyor. Zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz birisinin cenazesi geldiği zaman; "Bunun borçları var mı? Bundan alacağı olanlar var mı?" diye sorardı.

Cemaatten birileri; "Bana şu kadar borcu vardı." diye çıkabiliyor. Tabii o zaman toplum küçük, onun da cenazesine gelenler durumu biliyor. "Bana şu kadar borcu vardı, ödeyemedi." diyen olunca, Efendimiz derdi ki; "Hayrına, sevabına bunun borcunu ödeyebilecek bir arkadaşınız var mı?"

Çünkü böyle borca batmış insanların borcunu ödemek için zekât parasından da verilebiliyor. "Bu adam borçlu. Bunun borcunu ödeyebilecek var mı?" filan diye sorardı.

Birisi çıkar da:

"Yâ Resûlallah! Allah rızası için ben bunu ödeyeyim." derse,

"Tamam, al bu borcu öde, bu adamı borçtan kurtar." derdi.

İstekliye ölünün borcunu böyle ödettirirdi. Eğer kimse çıkmazsa; "Bunu ben ödeyeceğim." derdi, kendisi öderdi.

Şimdi de bu hadîs-i şerîfte; "Onun velisi benim, onun borcunu ödemek benim üstümedir!" diye buyuruyor. Bu da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ümmetini nasıl sevdiğini, ümmetine nasıl yardımcı olduğunu, ümmetini nasıl kolladığını gösteriyor.

Süleyman Çelebi'nin bizim tarafımızdan pek okunmayan bir beyti vardır. Süleyman Çelebi;

Allah âdın zikridelim evvelâ

Vâcib oldur cümle işte her kula.

diye başlayan Mevlid'i yazan mübarek zât, radıyallâhu anh. Evliyâullahtan ârif, kâmil bir şair. Mevlid'inde onun bir sözü var. Mevlid'i uzun da biz onun bazı kısımlarını okumaya alışmışız; onu okuyoruz, onu dinliyoruz. Hâlbuki öbür tarafları da güzel!

Peygamber Efendimiz daha çocukken, beşikte iken, bir şeyler söylüyormuş. Annesi kulağını yanaştırmış. Bakmış ki; "Ümmetim! Ümmetim! Ümmetim…" diyor. Bunu böyle söylüyor, kitaplarda böyle yazılı.

Süleyman Çelebi şiirinde diyor ki;

Ol beşikte diler idi ümmetin

Peygamber Efendimiz daha beşikte iken, bebekken, çocukken…

Ol beşikte diler idi ümmetin

Sen kocaldın terk edersin sünnetin

"Hâlbuki Sen ihtiyarladın. O daha küçükken ‘Ümmetim!..' diye seni düşünüyor. ‘Yâ Rabbi! Onu affeyle!' diye ümmetine dua ediyor. Miraçta ümmetinin affını diliyor. Sen ihtiyarladın gittin, hâlâ Peygamberimiz'in sünnetini tutmuyorsun!" diye bir târizde bulunuyor. Güzel bir beyittir!

Ol beşikte diler idi ümmetin

Sen kocaldın terk edersin sünnetin

"Terk edersin ha?!" mânasına, tehditli bir şey. Süleyman Çelebi ârif, zarif bir kimse, nur içinde yatsın, makamı âlâ olsun.

Peygamber Efendimiz ümmetini düşünmeye beşikten başlamış. Miraçta ümmetini düşünmüş, ümmeti için dua etmiş. Âhirette ümmeti için şefaat edecek. "Borcu olanların da borcunu ödemek benim boynumun üzerine olsun!" diye açıkça söylüyor. "Gelsinler benden istesinler, ben onun borcunu ödeyivereyim..." Çünkü borçlu gitmesi çok fena, borçtan kurtulsun da o da âhirette sıkıntı çekmesin, diye borçlunun parasını ödeyiveriyor.

Bu çok sevap! Peygamber Efendimiz'in yolundan gitmek isteyenler böyle iyi niyetli olup da borcunu ödeyemeyen fakirler öldüğünde onların borçlarını öderlerse aynı şekilde sevap kazanmış olurlar. Bu bir insanî vazife!

Hatırınızda olsun. Borç vermek sevap ama borcu alan ödeyecek! Borcunu ödeyemeyen bir kimse olursa borcunu bağışlamak, "Hadi seni affettim, borç vermiştim ama almıyorum, helal olsun." demek de, bir borcu bağışlamak da sevap.

Râvileri çok, Ahmed b. Hanbel, Ebu Dâvud, Taberânî, İbnü'l-Mübârek, İbn Ebi'd-Dünya Sehl b. Muâz b. Enes'ten, o da babasından rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Men hamâ mü'minen min münâfikın yağtâ bihî baasallâhu meleken yahmî lahmehû yevme'l-kıyâmeti min nâri cehenneme ve men ramâ müslimen bi-şey'in yurîdu şeynehû bihî habesehullâhu alâ cisri cehenneme hattâ yahruce mimmâ kâle.

Sadaka Resûlullâh fi mâ kâl ev kemâ kâl.

Bu ikinci hadîs-i şerîfte müslümanların içtimaî ahlâklarının, yardımlaşmalarının bir başka çeşidini işaret buyruluyor.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Kim bir mü'mini onun gıybetini eden, onu çekiştiren, kötüleyen bir münafığın karşısında durup -o mü'mini- himaye ederse, korursa; Allah da kardeşini gıyabında, aleyhinde konuşan kimseye karşı savunan, koruyan kimseye mükâfat olarak bir melek ba's eder, tayin eder, halk eder, gönderir."

Cehennemin ateşinden o melek, o kişiyi; onun etini, vücudunu, cehennem ateşi yakmasın diye korur.

Neden?

Bu, dünyadayken bir kardeşini onun olmadığı bir yerde savunmuştu. Karşısındaki münafık onun gıybetini yaparken, kötülerken savundu diye Allah da onu kıyamette, kıyamet gününde cehennem ateşinden korur.

"Kim bir müslümana onu lekelemek, kötülemek, batırmak için bir iftira atarsa…" Şu şöyledir, bu böyledir, suçludur vs. ama öyle bir şey yok, onu batırmak, karalamak için böyle yalan söylüyor. O zaman Allahu Teâlâ hazretleri onu nasıl cezalandırır?

"Allah onu cehennemin köprüsü üzerinde hapseder. Söylediğinin yalan olduğunu söyleyip itiraf edinceye, ‘Hayır, öyle değil.' deyinceye kadar, söylediğinden dönünceye, söylediğinin cezasını çekinceye kadar cehennemin köprüsü üzerinde hapseder. Altı cehennem, alevler ateşler fokur fokur kaynıyor… Aşağı düşecek diye Allah onu korkutur."

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Onun için toplum görevlerimizden birisi kardeşlerimizi her yönden korumaktır. Fakirlikten, yoksulluktan koruyacağız, sıkıntıdan, hastalıktan koruyacağız, üzüntüden, iftiradan koruyacağız.

Daha başka?

Gıybetten koruyacağız. Mü'min mü'mini yalandan dolandan koruyacak, kollayacak. O yokken, onun olmadığı yerde onun fahrî müdafii olacak, fahriyen, Allah rızası için onu savunacak.

Çünkü bazen, bazı kötü yetişmiş insanlar haksız sözler söylüyorlar, yalan söylüyorlar. İşleri yalan, meslekleri yalan! Birisinin gıybetini ediyor, birisini batırıyor, birisini lekeliyor, birisini üzüyor… Allah'tan korkmuyor, onun aleyhinde çalışma yapabiliyor. Böyle insanlar oluyor. Eskiden toplum bunları, yalancıları tespit ederdi ve onların mahkemelerde şehadetlerini, şâhitliklerini bile kabul etmezdi.

Yalancılık çok kötüydü, herkes dürüsttü. İslâm'da dürüstlük çok önemliydi, doğru söz söylemek çok önemliydi. Çocukları da bu konuda çok iyi terbiye ederlerdi.

Bir de toplumda herkes eşit terbiyeyi görmeyebilir; annesi yok, babası yok veyahut kötü bir aileden yetişmiş, kötü bir toplumdan gelmiş, gıybete alışmış... Toplum onu hemen terbiye eder. "Gıybet etme, aleyhinde konuşma, burada olmayanın aleyhinde konuşmak doğru değil." filan diye onun o münafığın, o yalancının söylediğinin karşısında durmak lazım.

Birisinin aleyhinde ötekini konuşturmamak lazım! Haklı bile olsa! Haklı olan şeyi bile konuşmak doğru değil.

"Gördüysen git, ilk önce ona söyle, hatta hiç kimseye söylemeden git, onun o kusurunu düzeltmeye çalış, düzeltmeye çalışmıyorsun, arkasından konuşuyorsun… İslâm'da böyle şey yok!.." diye, gıybeti, iftirayı önlemeye çalışması lazım. Müslümanın toplumsal kardeşlik vazifelerinden, İslâmî hizmetlerden birisi, bu.

Kardeşimizi nasıl koruyacağız?

Başkası onun aleyhinde konuştuğu zaman dahi koruyacağız. Gıyabında, yokken bile koruyacağız. Varken de koruyacağız, varken daha çok koruyacağız; olmadığı zaman da koruyacağız.

"Ziyanı yok, kendisi burada yok. Söylesin, ne olacak?"

Olmadığı halde onu savunmak lazım, bunun sevabı var. Allah rızası için onun savunmasını yapmak gerekiyor.

Allah'ın rızasını kazanmayı cümlemize nasip eylesin. İki cihanda sevdiği kullarıyla beraber eylesin, onlarla haşreylesin, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin

Cumanız mübarek olsun.

Ben kardeşinizi de duadan unutmamanızı tekrar hatırlatırım. Allah her şeyi gönlünüzce, muradlarınız üzere versin, dileklerinizi ihsan eylesin. İki cihanda aziz olun.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA