İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.07.1994 - Belalara Sabır ve Şükür

01.07.1994 - Belalara Sabır ve Şükür
Günün Sohbeti

01.07.1994 - Belalara Sabır ve Şükür

15.12.2025
11 dk 48 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!..

Büyük alim İmam Beyhakî'nin rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri buyurmuşlar ki:

Men'übtiliye fe-sabera ve u'tıye fe-şekera ve zulime ve gafera ve zaleme fe'stağfera ülâike lehümü'l-emnü ve hüm mühtedûn.

Sadaka rasûlüllâh.

Bakın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sözlerinin ne kadar güzel olduğuna. Aynı zamanda müzikalitesi var, secîleri var, şiir gibi. Ama en güzeli, kelâmının, kelimelerinin güzelliğinin altında yatan derin mânalar hiç şüphesiz.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Allah'ın lütfuyla bu kadar küçük satırın içine, bu kadar az kelimelerle ne kadar büyük mânalar sığdırmış ki hadîs-i şerîflerden biliyoruz. Peygamber Efendimiz'e az sözle çok mânâ ifade etme kabiliyeti, Allah tarafından, özel bir bağış olarak ikram olunmuş. Çok güzel bir hâl. Ve bunların bizim için güzelliği, kolayca hatırımızda tutabiliriz, ezberleyebiliriz; mânasına riayet etmemiz o zaman daha kolay olur.

Şimdi ne buyuruyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem, açıklamaya başlayalım. Buyuruyor ki:

Men'übtiliye fesaber. Hani insanlar bazen hastalanırlar, başlarına sıkıntılar gelir, belâlar gelir, çeşitli üzücü durumlara düşebilirler. Buna insanlık hali, dünya hayatı diyoruz. Tabii, bunların hepsini gönderen, alnımıza, kaderimize yazan Allahu Tealâ hazretleri. Allah imtihan için kullarını çeşitli durumlara düşürüyor ve davranışlarına göre onları mükâfatlandırıyor.

"Kim böyle bir hastalığa tutulur, bir belâya mâruz kalır, üzücü bir duruma düşerse ve sabrederse..."

Bu durumda müslümanın ne yapması lazım?

Sabretmesi lazım. Dinimizin çok önemli bir yönü, müslümanın sabredince sevap almasıdır. Onun için "Dinin yarısı sabırdır, yarısı şükürdür." denilmiştir.

Demek ki hasta olabiliriz; amanlı hastalık, amansız hastalık, öldürücü hastalık, geçici hastalık, büyük, küçük… Veya sıkıntı, üzüntü, üzücü olaylar, haksız muameleler, mâlî birtakım sıkıntılar... Bunların Arapça'da hepsine ibtilâ deniliyor. Allah tarafından insan onlara mübtelâ kılınmış oluyor. Bu bir imtihan.

"Bunların karşısında müslüman sabredecek, sabrederse..."

Dört tane şey söyleyecek Efendimiz. Sonunda buyuruyor ki;

Ülâike lehümü'l-emn. "İşte böyle yapan insanlar, emniyet içinde olacaklar."

Nerede?

Âhirette emniyet içinde olacaklar. Allah'ın kahrından, gazabından, cehennemden uzak olacaklar. Cennetine girmiş olacaklar. Huzur ve emniyet içinde olacaklar.

Ve hüm mühtedûn. "Ve onlar hidayet üzere yürümek kendilerine nasip olmuş kimselerdir ve cennete, Allah'ın âhiretteki büyük ikramlarına ulaşması kolaylaştırılmış kimselerdir." denilmiş oluyor.

Birincisi eğer başımıza üzücü bir olay gelmişse, sabredersek diye sabır konusunda.

Men'übtiliye fe-sabere. "Kim ki bir şeye mübtelâ kılınırsa, hayatında bir üzücü olayla karşılaştırılırsa Allah tarafından ve sabrederse..." Ve u'tıye fe-şekere. "Eğer kendisine bir nimet verilmişse, bir mevki, bir makam, bir para, bir evlat, güzel bir durum, sevindirici bir durum; maddî mânevî, görünür görünmez, dünyevî uhrevî bir ikram, bir nimet, bir güzel şey verilmişse; Fe-şekere. "O zaman da ona şükrederse..."

Evet, işte müslümanın davranışlarının önemli bir bölümü de budur. Mübtelâ olursa, sabredecek; nimete mazhar olursa, şükredecek. Bir şeye mübtelâ olursa sabrederse, kendisine Allah tarafından bir şey ikram olunup verilirse, ona da, "Çok şükür yâ Rabbi!" diye şükredebilirse...

Sonra, Ve zulime ve gafera. "Kendisine zulmedilir, haksız muamele yapılır da, affederse..."

Zulüm çeşitli şekillerde olabilir. Çok geniş bir kavramdır. Nâhak yere, haksız yere bir insana ters bir muamele yapmak demek. Bu işte yaralamaya, öldürmeye kadar gider. Malını almaya ait bir haksızlık olabilir, sözle bir haksızlık olabilir, üzücü bir muamele yapmak olabilir. Derece derece, renk renk, merdiven merdiven, kademe kademe bir haksızlık.

Bir müslüman, böyle bir kimse tarafından ters bir muameleye mâruz kalır, mazlum ve mağdur olursa... O zaman da karşısındaki müslümansa, tabii hakkını aramak gerekebilir, icabında kendisini savunması gerekir. Onları da ayrıca açıklarız. Ama diyor ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

"Bir haksız muameleye uğramış da, affetmişse..."

"Hadi affettim seni, bağışladım. Sen bana şu zulmü yaptın, şu haksızlığı yaptın ama ben seni affettim" derse işte bu affetmek de çok büyük bir şey oluyor. Tabi, bu affetmenin hududu var. İnsan kendisine ait bazı şeyleri affeder de, topluma zararı dokunan şeyleri affedemez. Bunu bugün de biliyoruz. Kanunlar bazen, bir şahıs "Ben davacı değilim!" dese bile, suçlunun yakasına yapışabiliyor. Kim takip ediyor o suçluyu?

"Ben davacı değilim!" diyor, şahıs çekiliyor kenara ama Cumhuriyet savcısı yakasına yapışıyor, bırakmıyor:

"Hayır, o affetse bile, ben affetmeyi kabul etmiyorum. Sen bunu topluma karşı bir suç olarak işledin, gel bakalım, çek cezanı!" diyebiliyor. Böyle durumlar var. Hatta bir keresinde ben okumuştum da, çok şaşırmıştım. Sanıyordum ki, müslüman pasif olacak, boynunu bükecek. Diyor ki Peygamber Efendimiz: "Bir Müslüman malı ve canına kastedildiği zaman…" malı da diyor, sadece can değil. "Malı ve canına kastedildiği zaman, mücadeleye kalkışırsa..." ki bu onun savunma hakkıdır. "Ve öldürülürse, şehit olur."

Diyelim ki dağ başında gidiyorsunuz, birisi yolunuzu kesiyor, malınızı istiyor: "Ver paraları, boşalt ceplerini!" diyor. Veyahut kamyonu durduruyor, malları almaya kalkıyor. O da vermek istemiyor, bir mücadele oluyor. Sonunda yaralanıyor, ölüyor, şehit sayılıyor. Ben sanıyordum ki "Mal, ne olacak canım, nasıl olsa gelir, ses çıkartmayayım" desin. Ama öyle dedirtmiyor dinimiz, haksızlığa o kadar yüz verdirtmiyor. Onun karşısında mücadele etmeyi, soylu bir davranış olarak kabul ediyor. Tabii, bu gibi durumlar bu yönüyle de burada parantez içinde anlatılmalı. Affedilebilecek şeyler affedilir. Yapıldığı zaman karşı taraf bunu âdet edinip cemiyetin düzeni bozulacaksa o zaman da affetmek doğru olmaz. "Merhametten maraz hasıl olur" demiş büyüklerimiz. Çok acıyınca hastalık çıkar.

Nasıl bir hastalık çıkar?

Ahlâkî bir hastalık çıkar, sosyal bir hastalık çıkar. Bazı şeyleri de affetmemek lazım.

Hatta yine Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Eski ümmetler, kendilerinin fakirleri, yoksulları, itibarsız, çevresiz olanları, güçsüz olanları suç işlediği zaman, onların suçlarının cezalarını verirlerdi ama soyluları, itibarlıları, asilleri, çevresi olanlar suç işlediği zaman, ona ses çıkartmazlardı. Onun için helâk oldular. Böyle bir şey yapılmamalı! En yakınım bile bir suç işlese, onu cezalandırırdım." diye hadîs-i şerîfler var.

Bu da İslâm'ın her yönden ne işin her tarafını düşündüğünü kadar, ve ne kadar güzel olduğunu, ne kadar mükemmel olduğunu, ne kadar çok yönlü olduğunu, ne kadar ilâhî olduğunu ve ne kadar dengeli olduğunu gösteriyor.

Demek ki affedilebilecek bir şey olduğu zaman; kaba bir söz söylemiş, bir yanlış iş yapmış, kendisinin maddî mânevî bazı zararlara uğramasına sebep olmuş ama özür diliyor. Tamam, o zaman onu affederse… Başından başlayalım:

"Bir Müslüman bir rahatsızlığa, üzücü duruma düşer, mübtelâ olur da sabrederse veyahut kendisine Allah tarafından bir nimet verilir de, ona şükrederse veyahut kendisine bir haksız işlem, muamele yapılır da, yapanı affederse..."

Ve zaleme fe'stağfera.

Veyahut da insan bazen frenleri tutmaz, yanlış işi kendisi yapar. Kendi başkasına zulmeder, haksız muamele yapar.

Yaptı, ne olacak?

Hemen dönecek, hatasını anlar anlamaz derhal bırakacak. İş işten geçmişse, o zaman da af dileyecek Allah'tan:

"Yâ Rabbi, ben zulmettim, haksızlık yaptım."

Zulüm bazen günah mânasına da geliyor.

"Şu günahı işledim yâ Rabbi! Pişman oldum, beni mağfiret et, affeyle pişman oldum." diyecek. Böyle kendisi zulmettiği zaman da, istiğfar ederse işte bu insanlar âhirette huzur ve emniyete ulaşmışlardır ve hidayete ermişlerdir. Mutlu sona ulaşmak kendilerine bahşedilmiş, kolaylaştırılmış demektir.

Bu hadîs-i şerîfi hayatımızda uygulasak, ne kadar güzel olacak, değil mi ?

Bunların hepsi insanın başına gelebiliyor. Başımıza hastalık gelebilir, üzücü şeyler gelebilir. O zaman sabredeceğiz. Bu sabrı çok kimse yapmıyor maalesef, feryâd ü figânı basıyor, itirazı yükseltiyor ve hatta Allah'a âsî olacak, Allah'ın hoşuna gitmeyecek tarzda ifadeler de kullanabiliyor. Böyle olmaması lazım!

Dişini sıkacak, sabredecek. Nimetleri anlayacak, nimetlere de şükredecek. Haksız muamele yapılmışsa, zengin ve engin bir iç âlemi olacak, affedecek, "Bağışladım seni!" diyecek.

Merhum Arif Nihat Asya'nın bir şiirini hatırlıyorum, Afv-ı Umûmî diye. "Onu affettim, bunu affettim" diye güzel bir şiiri vardır. Nur içinde yatsın.

İnsan biraz da engin olmalı, bağışlayıcı olmalı. Affetmek büyüklüktür. Bir de hatalarını anladığı zaman derhal dönmeli, kendisini frenlemeli, özür dilemeli. Hem haksızlık yaptığı kimseden hem de tabii Allahu Teâlâ hazretlerine yönelip; "Yâ Rabbi! ben zulmettim, haksızlık ettim, affet yâ Rabbi! Nasıl telafi etmem gerekiyorsa, onu da yapayım." diyecek.

Bu hadîs-i şerîfte çok güzel bir prensip grubu, gözümüzün önüne serilmiş oldu, kulağımıza geldi. Allah bu güzel mânaları gönlümüze nakşeylesin. Cümlemizi sabırlı, şükürlü, affedici, tevbe edici kullar eylesin.

Allah cümlenizi dünyada ve âhirette mutlu eylesin. Peygamber Efendimiz'in sevgisine, iltifatına, teveccühüne, şefaatine nâil eylesin. Âhirette bizi ve sizi Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin. Firdevs-i Âlâ'da havz-ı kevserinden doya doya nûş etmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Allah'ın rahmeti ve bereketi dünyada ve âhirette üzerinize olsun.

es-Selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA