İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.07.1994 - Kan Dökmekten, Haram Maldan, Zinadan İçkiden Sakınan Cennete Girer

01.07.1994 - Kan Dökmekten, Haram Maldan, Zinadan İçkiden Sakınan Cennete Girer
Günün Sohbeti

01.07.1994 - Kan Dökmekten, Haram Maldan, Zinadan İçkiden Sakınan Cennete Girer

02.06.2020
13 dk 26 sn

 

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri

 Allah Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi âlihî ve sellemin şefaatine erdirsin, cennette cümlemizi kendisine komşu eylesin, onun köşkünün yanında köşklerimiz olsun inşaallah.

Meni'ctenebe erbean dehale'l-cennete'd-dimâe ve'l-emvâle ve'l-fürûce ve'l-eşribe.

Ne kadar kısa bir cümle. Efendimiz diyor ki:

"Şu dört şeyden sakınan, korunan, bunları yapmayan insan cennete girer, girmiş demektir."

Dehale'l-cennete. Mâzi siygasıyla "Cennete girdi." demek.

"Kim ki bu dört şeyden korundu, cennete girdi."

"E daha cennete gitmedik."

"Girdi." diyor.

Ne demek?

"Mutlaka girer, kendisini girdi saysın." demek.

Böyle söylemekte de güzel bir mâna var. Yedhulü demiyor, "girecek" demiyor, "Girmiş sayılır." diyor. Onun için bu dört şeye de dikkat edelim, bundan kendimizi koruyalım.

Nedir bu dört şey?

Sıralıyor. Dima'. Dima' dem kelimesinin çoğuludur. Dem "kan" demek "Kanlardan kendisini koruyan." Ve'l-emvâl. Emval, "mal" kelimesinin çoğuludur. İnsanın sahip olduğu varlıklar, eşyalar, mülkler." Ve'l-fürûc. Fürûc da ferç kelimesinin çoğuludur. "Tenasül âleti" demek. Ama buradan kast edilen "namus" oluyor. Ve'l-eşribe. "Bu da "şarap" kelimesinin çoğuludur. "Meşrubat, içecek şeyler" demek. Dört şeyden sakınacağız.

Bunları açıklayalım; sakınacağımız şeyleri bilelim, tarifi doğru, güzel yapalım.

Birincisi, kanlardan sakınacak. Müslüman kanlardan sakınabilirse cennete girecek.

Kanlar nedir?

Bir insan bir insana bıçağı çekiyor, saplıyor, kanını yere akıtıyor, kanları yere saçılıyor.

 İslâm'da can son derece önemlidir. İnsan, değil bir başkasının canına, kendisinin canına bile kıyamaz. "Can benim canım, istediğimi yaparım." diyemez, kendi canına bile kıyamaz. "İntihar ederse kendi canına kıyarsa cehennemi boylar." deniliyor.

"Hocam çok acıyor, ızdırabım var, dayanamıyorum."

Dayanamıyorsan deminki hadîs-i şerîfte okuduğumuz gibi sabredeceksin, oradan ecir alacaksın. Allahu Teâlâ hazretlerine yalvaracaksın ama can senin değildir. Can, Allahu Teâlâ hazretlerinin sana verdiği bir emanettir. Ona iyi bakacaksın. Sabretmen lazım, kıyamazsın.

Kendi canına kıyamadığın gibi başkasının canına da kıyamazsın. Büyüğün canına kıyamadığın gibi küçüğün canına da kıyamazsın, bebeğin canına da kıyamazsın. Bir anne çocuğunu da aldıramaz, "Evlat istemiyorum." diye düşük yapamaz. Onun da bir haysiyeti var, onun da bir varlığı var. Hasılı katil olamaz, can yakamaz, haksız yere kimsenin kanını dökemez.

Demek ki İslâm toplumun düzenini de sağlıyormuş, kardeşliği de sağlıyormuş.

Bazı insanlar maalesef İslâm'ı düşman edindiler, İslâm'ı kültürümüzden silmeye çalıştılar İslâm'a savaş açtılar. İşte bütün bu kan dökmelerin müsebbibi, gerçek failleri onlardır. Çünkü İslâm, insanların gönüllerinden çekilip alınınca insanlar çok vahşi varlıklar oluyorlar. İnsanoğlu muhteremdir, kanı dökülmez, kimsenin canına kastedilmez.

"Kan dökmekten kendisini koruyabilirse" Bir. ed-Dima' dediği bu. Adam öldürmek yok, yaralamak yok. Tabi insanlık hâli; mal sahibi olmak istiyor, kazanıyor, uğraşıyor. Ama bunları haksız yerden, rüşvetle, haksızlıkla, hırsızlıkla alırsa, nâhak yere gayrimeşru şekilde kazanırsa bunlar da haram oluyor. Haram mallar, haram mülkler, haram varlıklar…

Bunlar ahirette ne oluyor?

Feci şekilde cezaya uğramaya sebep oluyor, dünya da hayrını görmüyor. Çeşitli şekillerde çoluk çocuğunda da tezahür ediyor. Bu aldığı haramların zararları ailesinde, sıhhatinde, çoluğunda çocuğunda, dünyasında da görülüyor. Ben böyle çok insanlar hatırlıyorum. Haram malları dolayısıyla kendi oğlunun, çocuğunun suikastına bile uğramışlar, feci bir şekilde hayatları sona ermiş. Onun için bir insan; can yakmaktan, adam öldürmekten kaçındığı gibi malları edinirken de haramdan kaçınması lazım. Helalinden kazanmaya, helalinden mal mülk edinmeye çok dikkat etmesi lazım; böyle olursa cennete girebilir.

Üçüncüsü, ve'l-fürûc yani namusuna dikkat edecek. Kendi namusuna gölge düşürmeyecek, başkasının namusuna tecavüz etmeyecek, zinaya yaklaşmayacak. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'inde; "Zinaya yaklaşmayın." diyor.

Ve lâ takrabü'z-zinâ. Ve lâ teznû. "Zina etmeyin." demiyor. Zinaya yaklaşmayın." diyor. Burada alimler bir inceliğe dikkat ediyor, ilgi çekiyorlar. İnsan zinaya birden bire düşmez. Zinaya yaklaştırıcı bir takım ön şartlar, ön işler oluyor; bakışmalar, işaretleşmeler, tanışmalar oluyor. İnsan günaha düşüyor. İslâm her türlü kötülüğü önceden engellediği için;

Ve lâ takrabu'z-zinâ. "Zinaya yaklaşmayın." diyor. Yani sizi zinaya yakın duruma getirecek işlere bile bulaşmayın. Bir müslüman, yabancı bir kimseye bakmayacak bile. Emin olun cennette bir derece kazanmanın, dünyada büyük bir mertebeye ulaşmanın çok büyük bir şartı budur.

İnsanın gözünü, elini, dilini, tenasül uzvunu haramlardan koruyabilmesi çok önemli. Bu devirde maalesef bu küçümseniyor. "Modern tahsil gördüm. Avrupa'da okudum, Amerika'da okudum, onlar böyle şeylere aldırmıyorlar." diyor.

Aldırmıyorlar da mutlu mu oluyorlar?

Amerikalılar mutlu mu? Avrupalılar mutlu mu?

Onlar da arayış içinde. Biz mutluyuz; insanlara mutluluğu veren müslümanlar mutlu. Avrupalılar Amerikalılar bize ahlâk konusunda örnek olamıyor. Ahlâksızlıkta örnek oluyor. Görüyoruz ne kadar şen'î, çirkin ve kötü ahlâksızlıkları var. Müslüman bunlardan da korunacak. Müslüman namusuna, tenasül uzvuna sahiptir. Namusuna gölge düşürmez. Kendisi namuslu yaşar; başkasının namusuna da göz dikmez veya zarar vermez. Başkasının namusunu da korur.

Bir mecmuada okumuştum 1904'de mi 1905'de mi, Kapalıçarşı'ya Fransız sefaretinden bir grup gelmiş. Kapalıçarşı tarihî bir yer, egzotik bir yer Fransızlar merak ediyorlar. Oradaki mallar, antikalar onların dikkatini çeker. Türk mallarından bir şeyler alacaklar. 1905 senelerinde padişahlığın olduğu, Osmanlı'nın yaşadığı devrede Kapalıçarşı'ya girmişler. Kapalıçarşı esnafı şaşırmış. Eskiden Kapalıçarşı'da kadın dolaşmazdı, alınacak şeyleri erkekler alırdı. Kadının öyle çarşı pazarlarda dolaşması olur mu?

Biraz garipsemişler. Çarşı içinde esnaf var, hamal var, tezgâhtar var, çeşitli insanlar var. kabadayılar kenardan bakmaya başlamışlar, bıyık burmaya başlamışlar. Tabi ahlâksız bir durum, kötü bir şey. Bunun üzerine bizim hacı babalar bir harekete geçmişler, oradaki Fransızlar'a bıyık kıvıranları kaçırtmışlar. Fransızlar da dikkat etmişler; "Ne oluyor?" diye sormuşlar. Bu durumu kitaplarına yazmışlar. Yazdıkları kitapta; "Türkler namuslarına çok düşkün, çok namuslu millettir. Kendilerinin namuslarına düştükleri kadar gözlerinin önünde başkalarının namusuna yan bakılmasına da tahammülleri yoktur. Bakın orada bizim madamlara yan bakılmasına bile müsaade etmediler." diye methetmiş.

Namusumuzu da koruyacağız, helalinden mal edineceğiz, kan dökmeyeceğiz.

Sonuncusu nedir?

Ve'l-eşribe. "Meşrubattır." Meşrubat ana hatlarıyla ikiye ayrılır: Bir, helal meşrubat. İki haram meşrubat; şaraplar ve çeşitleri.

Fakültemizde bir profesörümüz vardı, Hamdi Ragıp Atademir, Allah rahmet eylesin. Millî Eğitim bakanlığı yaptı. Zamanında Almanya'ya gitmiş. Kocaman bir sofrada Türk heyeti ile Alman heyeti oturmuşlar. Sofra donatılmış; çeşitli yemekler geliyor, çeşitli içkiler konulmuş. Dikkat etmişler; Hamdi Ragıp Bey içki almamış; sadece meşru ve helal olan, meyve suyu, maden suyu, normal su gibi meşrubatları almış.

"Beyefendi! İçki almıyor musunuz ?" demişler

Demiş ki;

Kendisi anlatmıştı.

"Allah'ın o kadar helal meşrubatı var ki o kadar helalin içinde harama düşmeye lüzum yok!"

Tatlı, lezzetli, sıhhate uygun, nice güzel meşrubat varken insan gidip de sağlığına zararlı, karaciğerini bozan, siroz yapan, sarhoş eden, aklı götüren, arabayı direğe çarptıran, boğaz içinde denize uçurtan, çeşit çeşit zararlara sebep olan alkollü, haram olan içkileri içer mi?

İçiyorlar. Bazı kimseler sarhoş oluyorlar, çeşitli zararlarını da görüyorlar ama onun engellenmesi lazım. Onun için Peygamber Efendimiz; "Kan dökmekten, haram mal mülk edinmekten kendisini koruyan, namusunu koruyan, sarhoşluk verici şeyleri içmekten kendisini koruyan cennete girer." buyuruyor.

O halde biz de kimseye zulmetmemek konusunda etrafı uyaralım. Biz yetmiyoruz, kan dökmüyoruz ama kan dökülmemesi konusunda sağlam bir efkâr-ı umumiye oluşmasına çok dikkat etmemiz lazım. Hiç kimseye yüz vermeyelim.

Haram da öyle. Haram yoldan mal edinenleri de olanca gücümüzle engellemeye, kötülemeye ve onlara kaş çatmaya gayret etmeliyiz ki onlar da yapamasınlar.

Namus konusu da öyle. Kimsenin namusunu gölgelendirmeyeceğimiz gibi, bu gibi yanlış olan şeylere karşı da tavrımızı almalıyız. "Böyle şey olmaz! Böyle edepsizlik olmaz! Aklını başına topla, haddini bil, edebini takın!" diye bir tavır almamız lazım.

İçkiyle de bir mücadele başlatmamız gerekiyor. Evet, Türkiye'de de çeşit çeşit içkiler hatta imal ediliyor ama yanlış bir politika. Amerika'da 1930'lu yıllarda hıristiyan bir ülke. Onların kitaplarında şarapla ilgili bir hüküm bulunmadığı halde bir ara içkiyi yasaklamışlar.

Neden?

Akıl ve mantık gibi ilim de içkinin zararlarını, ortaya koyuyor. İnsan içtiği zaman günaha giriyor; içmediği zaman sevap kazanıyor, cennete giriyor. Onun için biz de böyle bir fırsatı kaçırmamalıyız ve bunu var gücümüzle umumiyete yaygınlaştırmaya çalışmalıyız.

İçimizdeki bazı kimselerin İslâm'a olan düşmanlığından dolayı bu gibi yanlışlıkları; içkiyi, zinayı, haramı, rüşveti, adam öldürmeyi âdeta hoş görür gibi hatalı bir duruma kimse düşmesin, aklını başına toplasın, Allah'ın yoluna gelsin, Allah'ın emrini tutsun da kendisi de toplum da mutlu olsun; dünyası da, âhireti de mâmur olsun, Allah cennetine dahil eylesin, cemaliyle müşerref eylesin.

Bugünkü sohbetimizde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in, içindeki mânaları dolayısıyla, ana esasları itibariyle toplumu kurtaracak özlü hadîs-i şerîfini sizlere arz ettik.

Allah cümlenizi dünyada ve âhirette mutlu eylesin. Peygamber Efendimiz'in sevgisine, iltifatına, teveccühüne, şefaatine nâil eylesin ve dileriz âhirette bizi ve sizi Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin. Firdevs-i âlâda, havz-ı kevserinden doya doya nûş etmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, dünyada ve âhirette üzerinize olsun sevgili Akra dinleyicilerim.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA