01.07.1994 - Sahabe-i Kiram, Meslekler, Hizmet Yolları

01.07.1994 - Sahabe-i Kiram, Meslekler, Hizmet Yolları
Allahu Teâlâ hazretlerine, bize bahşettiği sayısız nimetleri şükrânesi olarak hamd ü senâlar ederim. O'nun habîb-i edîbi, rehberimiz, önderimiz, peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ'sına salât ü selâm, tahiyyât ve ihtiramlarımı arz eylerim. Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizi rızasına vasıl eylesin.
Sahâbe-i kirâmın mesleklerinin bazılarını bilmiyoruz dahi, bazısını biliyorsak da bazısının ne yaptığını bilmiyoruz bile, ne mesleği ne meziyeti olduğunu bilmiyoruz ama hepsini biliyoruz ki Allah'ın dinini yaymak için dünyanın her tarafına dağılmışlardır. Kimisinin Semerkand'da, kimisinin İstanbul'da kabri vardır, kimisinin Mısır'da, Tunus'ta kabri vardır, kimisinin Kıbrıs'ta, Anadolu'da, Kafkaslar'da kabri vardır. Dünyanın her yerine yayılmış ve vazifelerini yapmışlardır.
Bu vazifeleri şimdi biz yapma durumundayız ve elhamdülillâh maddî planda kendimizi, müslümanları incelediğimiz zaman meslekler yönünden, tenevvür yönünden, kültür yönünden yüksek bir seviyede olduğumuzu görüyoruz. Profesörlerimiz, mütehassıslarımız, uzmanlarımız, mühendislerimiz, doktorlarımız, sosyologlarımız, yazarlarımız ve çeşitli meziyette insanlar var. Bu insanlar büyük bir değerdir, büyük bir kıymettir ve büyük bir potansiyeldir. Biz bu potansiyelin kıyısından köşesinden yüzde nisbeti çok düşük, %3 - %5'lik bir kısmını kullanıyoruz. Bir grup olarak Allah'ın dinine hizmet etmekte bir şeyler yapmağa çalışıyoruz.
Görüyoruz ki insan, "Sadece camide namaz kılacağım, ibadet edeceğim, oruç tutacağım..." diye düşündüğü zaman, düşman onu o noktada bile bırakmıyor. Sonunda camisini de kapatıyor, oruç da tutmasını engelliyor, başını da örtmesini engelliyor, namaz kılmasına da mâni oluyor, Kur'an'ı da parçalıyor, şahsî ibadetleri yapmasına da mâni oluyor. Demek ki o noktada durduğun zaman, karşı taraf seni o noktada tutmuyor daha da geriye düşürüyor, daha da aşağı batırıyor.
Tabii İslâm sadece namaz kılmak, oruç tutmak olmadığından insan böyle duruma düşüyor. İslâm'ın özünde, aslında her şeye hâkim olmak, her şeyden kendisini sorumlu hissetmek ve o gayretle çalışmak olduğundan; bizim aslında kâfire, "Niye sen bu küfre devam ediyorsun?"; zâlime, "Sen bu zulmü niye yapıyorsun?"; haksıza, "Sen bu haksızlığı niye bırakmadın?" diye karşısına çıkabilecek bir güç oluşturmamız gerekiyor.
Bunun bir adımı kültürel sahada atılmış bulunuyor. Biz diyoruz ki; "İnsanların İslâm'ı iyi tanıması, Kur'an'ın tam ehli olması, sünnet-i seniyye-i nebeviyyeyi tam okuyup anlaması halinde problemler çözülecektir. Çünkü o zaman insan has müslüman oluyor, hakîki müslüman oluyor. Has ve hakîki müslümana da Allah hem mânen yardım ediyor hem de o müslüman ne yapması gerektiğini çok güzel tespit ediyor. Detayla uğraşmıyor, ana noktaları yakalıyor, hedefi tam ortasından vuruyor ve başarı kazanıyor.
Misal sahâbe-i kirâm, misâl takvâ ehli insanların İslâm toplumlarına hakim oldukları zamanlardaki büyük başarılar, büyük aksiyonlar, büyük fetihler... İmkânlar, vasıtalar, vesaire çok kuvvetli olmayabiliyor. Mesela Osmanlı buraya bir aşîret olarak gelmiş olabiliyor, Anadolu'ya ecdadımız Orta Asya'dan kabileler halinde gelmiş olabiliyor ama imanın kuvvetiyle çok büyük başarılar elde etmiş oluyorlar.
Sahâbe-i kirâm da belki kendileri ihtisas ve meslek yönünden hiçbir mektep görmüş değiller ama Kur'ân-ı Kerîm'e iyi sarıldıkları için, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine iyi sarıldıkları için üç kıtaya hakim oldular ve İslâm'ı çok kısa bir zamanda muazzam hudutlara kadar yaydılar.
Şimdi bu kültürel boyutu sağlamak, bu zemini sağlamlaştırmak, bu kaynağı harekete geçirmek için mutlaka hepimizin İslâm'ı çok iyi öğrenmesi lazım ve ilimlerin her çeşidini fevkalâde güzel bir tarzda öğrenmesi lazım ve sahasında bütün diğer insanları yenecek kadar yüksek ve kaliteli yetişmesi lazım. Yani benim kardeşim mühendis ise, kendi dalında ondan daha ilerde bir hristiyanın bulunmasına, bir gayrimüslimin; Japon'un, Çinli'nin, Hintli'nin, Rus'un bulunmasına asla müsaade etmemeli!
Neden?
Çünkü ben müslümanım! En ön noktada olmak ve burcun tepesine bayrağı dikilmek İslâm'ın hakkıdır diye düşünmesi lazım!
Bu çok önemli bir nokta. Onun için ben kardeşlerimin hepsini mümkün olduğu kadar ihtisasa, mümkün olduğu kadar akademik hayat dediğimiz ilim sahasına kaydırmağa çalışıyorum. Bana kim gelip de danışmada bulunursa, kardeşlerimin mutlaka sahasında en yüksek seviyeye ulaşmalarını sağlayacak yolu göstermeğe çalışıyorum. Profesör olmasını, ilim adamı olmasını, mütehassıs olmasını tavsiye ediyorum. Bana danıştığı için bu hususu onlara hatırlatıyorum.
Bu ilmin her çeşidi müslüman için gereklidir ve her çeşidinin mensubunun Allah'ın sevgili kulu olması mümkündür. Bir doktor evliyâ olabilir, bir mühendis evliyâ olabilir, bir eczacı evliyâ olabilir, bir kimyâger evliyâ olabilir, bir ziraat mühendisi evliyâ olabilir, bir veteriner evliyâ olabilir.
Neden?
Kendi mesleğiyle Allah'ın dinine ve müslümanlara hizmet eder, o yoldan kazanır ecr ü sevâbı. Mü'minlerin hizmetinde olan, onların ihtiyaçlarını gideren, İslâm'a hizmet eden iki cihanda aziz olur, o mertebeyi bulur.
Onun için ilmin her çeşidine büyük önem veriyoruz. İlme âşıkız, ilmin İslâm'a güzel hizmet edeceğini biliyoruz. Sanata âşıkız, güzelliğin meftûnuyuz çünkü güzelliği Allahu Teâlâ hazretleri yaratmıştır ve her şeyin güzel olmasını Allahu Teâlâ hazretleri istiyor.
Kültürümüzün bütün dünyaya yayılması gerektiğini biliyoruz. Bu pis, yabancı ve yalancı kültürlerin, sahtekâr, şeytanî kültürlerin yeryüzünden silinmesi lazım. Bu hunhar, gaddar ve zâlim insanların, bu pis gönüllerini, şahsiyetlerini ortaya çıkaran kaynakların, pis bataklıkların kurutulması lazım. Onun için kültürün, İslâm kültürünün çok önemli olduğunu biliyoruz.
Kültür, gözle görülmeyen, elle tutulmayan, müşahhas olmayan mânevî bir değerdir. Tabii böyle elle tutulmadığı, gözle görülmediği için kültürün önemini, ilmin önemini, sanatın önemini, yüksek ihtisasın önemini ancak yüksek şahsiyetler anlayabilir. Yüksek olmayan şahsiyetler inkâr eder; "Ben gözümün gördüğüne inanırım, elimin tuttuğuna inanırım!" der, aşağı seviyede kalır.
Biz kültür yoluyla İslâm'ın büyük darbeler yediğini, ilimdeki ilerlemeleri yüzünden Avrupalıların müslümanlara büyük zararlar verebildiklerini; coğrafî keşifler yüzünden dünyanın bizim hakkımız olan nice yerlerine, hatta bizim kardeşlerimizin meskûn olduğu birçok yerlere -Afrika gibi- sahip olduğunu ve oradaki kardeşlerimize kan kusturduğunu; onları esir aldığını, kendi ülkelerine götürdüğünü, esir olarak tarlalarda çalıştırdığını, kamçılar altında inlettiğini biliyoruz. Bunun sebebinin bilimsel yönden geri kalmakta, kültürel yönden geri kalmakta, birbirimizden haberdar olmamakta olduğunu biliyoruz.
Coğrafî keşifleri biz yapsaydık, Avustralya'yı biz bulsaydık, Afrika'ya biz hâkim olsaydık, Güney Amerika'ya biz yayılsaydık; Batı'yı zenginleştiren, Osmanlı'nın karşısındaki devamlı gerilemesinden, yenilmesinden onu kurtaran, kendisi takviye eden imkânları, Amerika'yı vesaireyi biz bulsaydık tabii durum çok daha farklı olabilirdi.
Onun için kültürel yönden, ilmi yönden, bilgi yönünden, sanat yönünden, teknoloji yönünden geriliğin İslâm'a zarar verdiğini bildiğimiz için onlara sarılıyoruz. O gerilik sonunda İslâm'a büyük zarar verdiğinden, İslâm'a büyük fayda sağlamak için onlara sarılmak gerektiğini biliyoruz. Onun için aramızda bu saydığım şerefli, güzel mesleklere sahip çok kardeşlerimiz var; mühendis, doktor, vesaire kıymetli mesleklere sahip kimseler var. Çünkü bu yollarla İslâm'a çok daha büyük hizmetler edebiliriz. Bunları bilmeyen insanların hizmet edemeyeceğini düşünüyoruz.
Bu bir kültür savaşıdır diyoruz. Din savaşının bir sonucudur. Bize dinî yönden buğzeden, kızan; Allah'ın diniyle, peygamberiyle harp halinde olan insanlar bizi o sahada yenemedikleri için kültürel sahada bize darbe vuruyorlar. Biz de onların silahlarıyla silahlanıp, o kişilerin karşısına kültürel yönden kuvvetli olarak çıkmak, onları kurtarmak, onları imana getirmek durumundayız. Bizim ilim, kültür ve teknolojik çalışmalarımız aslında cihana İslâm'ın yayılması ve gayrimüslimlerin müslüman olması, imana gelmesi içindir. O bakımdan buna da büyük önem veriyoruz.
Allahu Teâlâ hazretleri, kusurlarımızı düzeltmemizi ve çalışmalarımızı çok daha mükemmel bir tarzda yapmamızı bizlere nasip eylesin. Tevfikını bizlere refik eylesin. Gözümüzden, gönlümüzden perdeleri kaldırsın. Hakkı hak olarak görüp ona uymayı nasip eylesin, batılı bâtıl olarak görüp, yanlışı yalanı tespit edip, ondan sakınmayı, korunmayı nasip eylesin. Çalışmalarınız hayırlı ve başarılı olsun. Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
01.07.1994 -
Kuran-ı Kerime Sarılmak,
