01.08.1997 - Müslümanların Sıkıntılarıyla İlgilenmek, İslamın İçtimai Boyutu, Müslüman Devletlerinin Sıkıntıları

01.08.1997 - Müslümanların Sıkıntılarıyla İlgilenmek, İslamın İçtimai Boyutu, Müslüman Devletlerinin Sıkıntıları
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh…
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Men lâ yehtemmü bi emri'l-müslimîne feleyse minhüm ve men lem yusbih ve yumsî nâsıhan lillâhi ve li rasûlihî ve li kitâbihî ve li imâmihî ve li âmmeti'l-müslimîn feleyse minhüm.
Sadaka resûlullah.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
"Müslümanların işiyle dertlenmeyen, uğraşmayan onlardan değildir. Sabahleyin sabahladığında, akşamleyin akşamladığında Allah'a karşı samimî duygularla kulluk bağlarıyla bağlı olmayan; Resûlü'ne karşı çok içten duygularla, ümmetlik duygusuyla, saygılı, irtibatlı olmayan; Kur'ân-ı Kerîm'i, Allah'ın mukaddes kitabı karşısında ona sevgi duyup ona içten, içindeki ahkâma candan bağlı olmayan; müslümanların imamına, önderine ve bütün müslümanların topluluğuna, toplumuna, âmmesine karşı samimi olmayan onlardan değildir."
Bu hadîs-i şerîf uzun bir izah gerektirir. İzahına biz de besmele ile Allah'ın adını anarak, Allah'tan yardım isteyerek başlayalım.
Peygamber Efendimiz bazı insanların, bazı sıfatlara sahip olmayınca müslüman, iyi müslüman olamayacağını önemle belirtiyor. Bu çok önemli!
Çünkü elhamdülillah başka dinlere bağlı olanlar hariç -ki onlar %1 galiba- Türkiye'nin %99'u "Elhamdülillah ben müslümanım!" der. Namaz kılmasa da, ibadetlerini muntazam yapamasa da yine müslüman olduğunu, müslümanlığı sevdiğini, müslümanlığa candan, gönülden, yürekten, samimi olarak bağlı olduğunu söyler.
"Ben müslümanım, ama ibadetimi yapamıyorum, Allah kusurumu affetsin!" der.
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte buyuruyor ki;
"Bir kişi şu sıfatlara sahip olmazsa müslüman olamaz, müslümanlardan sayılmaz, onlardan değildir. Allah onlardan olduğunu kabul etmez. Onlardan oldum iddiası fayda vermez." diyor.
Onun için bu çok önemli!
"Müslümanların işiyle ihtimam etmeyen, himmetlenmeyen, gamlanmayan, kederlenmeyen, meşgul olmayan, onlardan değildir."
Bu çok önemli... Bakın İslâm'ın her zaman içtimaî yönü çok önemli, çok kuvvetli. İçtimaî yöne çok değer veren bir din olduğunu her zaman söylerim.
Bunu niçin söylerim?
Bazı kimseler diyorlar ki:
"Din kişisel bir iştir, şahsî bir iştir, kulla Allah'ı arasındadır, başkası bu işe karışmasın, başkasını ilgilendirmez, kişiseldir. Din bir duygu ona kimse karışmaz."
Bizim ilkokul zamanında okuduğumuz şiirlerde böyle satırlar, mısralar hatırlıyorum.
Böyle değil. İslâm kişisel din olduğu kadar da içtimaî, toplumsal bir din. Bunun altını çizmek istiyorum. Bu çok önemli bir husus!
Bir insan tek başına bir kenarda oturup "Ben müslümanım." dediği zaman, müslümanlığı onun sandığı gibi tamam olmuyor. İslâm'da içtimaî hizmetler var, toplumsal hizmetler var. Topluma karşı insanların görevleri var. Bu çok önemli bir husus!
Toplum insanların beraberce yaşamak için kurdukları bir düzen, bu düzenin korunması İslâm'da çok önemli. Herkesin bu topluma karşı boynunun borcu olan görevleri, ödevleri var ve bunları yerine getirmesi lazım. Getirmediği taktirde Allah sevmiyor. Kusurlu oluyor, vazifesini yapmamış oluyor, ihmalkâr oluyor. Allah belki ondan dolayı, ihmalinden dolayı ona ceza verecek.
Biliyorsunuz; suçlar iki grupta toplanabilir, cins halinde iki sınıfa ayrılabilir:
Yapılmış olan bazı şeylerin aykırı şeyler olması, kötü şeyler, zararlı şeyler olması dolayısıyla suç. Adam cam kırmış, birisinin canına, malına zarar vermiş. Adam şu kadar ziyana sebep olmuş.
Ne olur o zaman?
Yaptığı işten dolayı, kötü bir iş yaptığından dolayı cezaya müstehak olur. Muhakeme olunur, cezası neyse verilir. İnsanlar yaptıklarından dolayı, yaptığı şeyler kötüyse ceza alabilirler. Bu bir.
İkinci bir tür, sınıf suçlar var; o da bazı şeyleri yapmamak...
Mesela adamın görevi bir yeri beklemek. Ama iyi beklememiş, o beklediği mal, bina veya eşya zarar görmüş. Bu sefer o görevini yapmadığı için ceza alır. Askerin görevi nöbet zamanında uyanık olmak, uyumamak, cephaneliği korumak. Uyumuş veya nöbet yerinde olmamış. Tabii komutanları hemen onun yakasına yapışır, "Sen niye nöbet yerinde değildin, niye uyudun, niye vazifeni ihmal ettin, vazifeni yapmadın, niye yapman gereken işi yapmadın?" derler.
Demek ki yapılması gereken güzel şeyler yapılmazsa suç oluyor. Yapılan şeyler kötüyse, o da suç oluyor; iyi şeyler yapılmazsa, o da suç oluyor.
"Ben müslümanım." diyen bir insan için de Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Şöyle yapmayan insan onlardan, müslümanlardan değildir. Görevi var, o görevi yapması lazım, yapmadığı zaman suçludur." demek istiyor.
Neymiş?
Men lâ yehtemmü bi-emri'l-müslimîn. "Müslümanların işiyle ihtimam etmeyen, ilgilenmeyen onlardan değildir."
"Müslümanların işlerini, onlara hizmeti kafasına koymayan, onların işiyle ilgilenmeyen, müslümanlara iyilik yapma duygusu taşımayan. İslâm'ın bütününe karşı, müslümanların toplumuna karşı, toplumsal görevlerini ihmal eden onlardan değildir."
Acaba bu toplumsal görevler neler olabilir?
Müslümanların işiyle ilgilenmeyen tasalanmayan, onlara ihtimam etmeyen, himmet sarf etmeyen, onlarla uğraşmayan müslüman olamıyor.
Müslümanların işleri nelerdir?
Bir milletin, bir toplumun işleri sayılamayacak kadar çoktur. Şöyle birkaç çarpıcı misalle söylemek gerekirse, bir kere toplumun korunması çok önemli. Toplumun içte ve dışta uğrayabileceği hücumlara, zararlara karşı korunması, bu çok önemli.
Bir müslüman, müslüman ama müslümanların korunmasıyla ilgilenmiyor. Kusurlu bir müslüman. Allah onu suçlu görüyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, onun bu ilgilenmemesini ayıplıyor. Doğru bulmuyor ve ondan dolayı cezaya çarptırılacağını ifade etmiş oluyor, onu göreve çağırmış oluyor.
"Ey müslüman, sen bir köşede durmakla iyi müslüman olamazsın! Müslümanlığın gereği müslümanlara ait, İslâm'a ait meselelerle ilgilenmektir, onları candan takip etmektir. Yakından takip etmediğin takdirde, görevini ihmal ettiğin için suçlu olursun." demiş oluyor.
Sözümüzü Türkiye'deki ve dünyadaki müslümanların davranışlarına getirecek olursak, bugün dünyadaki müslümanların davranışları ne, dünyada İslâm ile kim ilgileniyor, İslâm'ı kim koruyacak, İslâm'ın dertleriyle kim dertlenecek?
Bütün İslâm âlemi kavga gürültü içinde.
Bu müslümanların işleriyle kim ilgilenecek?
Somali müslüman, %100 müslüman bir ülke. Biz %99 müslümanız, onlar %100 müslüman ülke ama suyu, sanayii, eğitimi yok veya çok az, yardıma çok muhtaç; kim ilgilenecek?
Dünyanın neresinde çatışma, çekişme varsa müslümanlar mağdur, İslam ülkelerinde.
İslâm temizlik dini ama temizliğe bazıları riayet etmeyebiliyor. O zaman müslümanların ülkesi temiz olmayabiliyor.
Her şey gönlümüzce, temiz, pırıl pırıl, güzel olsun. Sadece doğru olması da benim gönlüme, benim düşünceme göre yeterli değil; bir şey hem doğru düzgün, gerçek ölçülerine uygun olması lazım hem de güzel olması lazım. Ayrıca güzellik boyutu olması lazım, yapılan bir şeyin güzel olması lazım.
Müslümanların işleri, üstleri, ülkeleri, halleri, terbiyeleri perişan.
İslâm'ın, müslümanların meseleleri çok. Büyük meseleleri eğitimle ilgili. Bazı meseleleri yaşamla ilgili, bazı meseleleri hayatî ihtiyaçlarıyla ilgili. Açlıktan ölüyor, susuzluktan kavruluyor veyahut ahlaken bozuluyor. Müslüman çocuğu müslüman yetişmiyor.
Demek ki zaaf var, zaafiyet var, zayıflık var, gevşeklik var, şuursuzluk var. Bu da bir kusur. Bunun da düzelmesi lazım, ahlâkının, ülkesinin düzelmesi lazım.
Yönetim bozuk. İslâm ülkelerinde yönetimlerin çoğu mutlakıyet rejimi. Birileri emrediyor, ötekiler ona uyuyor. Sıra, adalet yok, kanun vesaire kişilere göre, keyiflere göre değişiyor.
Müslümanların çeşitli sıkıntıları var. Bunlarla bir müslüman ilgilenmiyor. Hacca, umreye gitmiş; ama öbür tarafta çok mühim işlere dikkat etmiyorlar. Müslümanlarda hastalık var, kusur var, hiç olmazsa bir kısmında. Bunların eğitilmesi lazım.
Müslümanların savunmaya ihtiyacı var. Batı bloğu, NATO, Amerika ve bunların ilgili kuruluşları... Resmen Avrupa, Amerika kuruluşlarında İslâm'ı bir tehlike olarak karşılarına alıyorlar.
Bu bir yanlışlık! Bir din karşıya alınmaz ki. Bu hak din, Hıristiyanlığın kardeşi olan bir din. Hz. İsa'nın razı olmayacağı bir şey bu. Hz. İsa sağ olsaydı, "Olmaz, böyle şey yapmayın!" derdi. Şimdi İslâm'ı düşman alarak entrikalar, askerî usuller, birlikler, NATO, Avrupa Birliği vesaire kuruluşlarını harekete geçirerek, İslâm'la uğraşıyor.
Bu yanlış, müslümanların aleyhine bir şey.
Bunun düzeltilmesi, hakkından gelinmesi lazım! "Bu yanlıştır!" denmesi lazım.
Demek ki bir insanın müslümanlar için kalbi çarpmaya başladı mı, Allah'ın rızâsını kazanmak istediği zaman, bir sürü derdi var müslümanın. Öteki müslümanların bu dertlerle dertlenmesi, yanlışlıkları düzeltmeye çalışması lazım. Halkımızdan da "Ben müslümanım." diyen herkes İslâm'ı savunmalı, İslâm'ın menfaatine olan şeyleri etrafına anlatmalı.
Bir görüşme kopukluğu var. Bir kısım komşularla ezelî düşmanken dostluk yapıp, öteki komşularla ezelî dost iken düşmanlık yapmak, olmaz!
Bunlar birer kusurdur, bunların düzeltilmesi lazım. Politikada, iç siyasette, dış siyasette, devlet işlerinde, halka hizmette birçok yapılacak şeyler var.
Bunlarla müslümanların ilgilenmesi lazım! İlgilenmiyor, kendi başına kendi hayatını yaşıyor veyahut ters ilgileniyor, ters tarafı, ters cepheyi tutuyor, yanlış tarafı destekliyor.
Bu da olmaz! Yanlış tarafı destekleyince Allah gazap eder, kahreder, mahveder.
Öyle şey olur mu?
Bir tek kişi kalsa bile insan daima doğruyu, hakkı destekleyecek. Hz. İbrahim aleyhisselam gibi olacak, Nemrut'a karşı olacak. Hz. Musu aleyhisselam gibi olacak, Firavun'a karşı olacak. Hakkı söyleyecek, hak neyse onu söyleyecek.
Şimdi millet onu yapmıyor, siyasî, iktisadî hesaplarla, seçim hesaplarıyla, istikbâl hesaplarıyla, menfaat hesaplarıyla yanlışı tutuyor.
Olmaz!
Demek ki o zaman müslüman olmaz.
Müslüman olmayınca ne olur?
Allah sevmedi mi, insanın dünyası, âhireti mahvolur.
Demek ki her müslümanın canlı müslüman olması lazım, ölü müslüman olmaması lazım! Dertli müslüman olması lazım; gamsız, vurdum duymaz müslüman olmaması lazım! Kendi şahsî işleriyle ilgilenip toplum işlerini ihmal etmemesi lazım! Toplumla, müslümanlarla, hatta uluslararası sahada İslâm ülkelerinin dertleriyle ilgilenmesi lazım!
Bütün müslümanlar birbirleriyle kardeşçe iş birliği yapsalar, bir buçuk milyarlık bir güç oluşturacaklar. Hem bir ticarî güç, hem bir iktisadî güç, hem bir siyasî güç, hem bir askerî güç, hem bir ilim, irfan, medeniyet gücü olacak. Gerçeklerin kabulüne yardımcı olacak. Böyle olması gerekiyor. Müslümanın "Ben müslümanım elhamdülillah, Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-resûlullah, tamam." diye işi bitirdiğini sanıp yan gelip yatmaması lazım.
Toplumsal olaylarla ilgilenmeli.
Burada hadîs-i şerîfte de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz açıkça bildiriyor. Bu büyük bir tehdittir. Fe-leyse minhüm "Böyle yapmayan müslüman değildir, onlardan değildir, onlardan saymam, müslüman gözüyle ona bakmam, ondan razı olmam!" demek. Bu çok büyük tehdit.
Resûlullah Efendimiz'in bu tehdidi çok büyük bir tehdit. Bu cümle çok önemli:
"Müslümanların işiyle ilgilenmeyen, müslüman değildir, onlardan değildir."
Ne kadar önemli!
Allahu Teâlâ hazretleri hepimizi kabul ettiği, güzel müslümanlığı anlayıp uygulayan, güzel Müslümanlardan eylesin. Allah'ın emirlerini, yasaklarını seven, müslümanları, müslümanların mânevî yöneticilerini seven, Kur'ân-ı Kerîm'i seven, Kur'ân-ı Kerîm'e hizmet etmek isteyen, Kur'ân-ı Kerîm'in okunmasını, tanınmasını, anlaşılmasını sağlamaya çalışan has müslümanlardan eylesin.
Hem dünyada hem âhirette, çok hayırlar yapmamızı, öldükten sonra da böylece çok sevapları kazanmaya devam etmemizi Allah cümlemize nasip eylesin. Cümlemizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Peygamber Efendimiz'e Firdevs-i A'lâ'da komşu eylesin. İki cihanda saadete erdirsin.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh…
01.09.1997 -
Allah İnancı
01.07.1994 -
Sahabe-i Kiram, Meslekler,
