İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.11.1996 - İmanın Tadını Almak İçin Birbirinizi Allah İçin Sevin, Kimleri Sevmeli ve Arkadaş Olunmalı

01.11.1996 - İmanın Tadını Almak İçin Birbirinizi Allah İçin Sevin, Kimleri Sevmeli ve Arkadaş Olunmalı
Günün Sohbeti

01.11.1996 - İmanın Tadını Almak İçin Birbirinizi Allah İçin Sevin, Kimleri Sevmeli ve Arkadaş Olunmalı

01.11.2026
13 dk 55 sn

Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh!

Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizi sevdiği kul eylesin. Hem dünyada hem âhirette bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemaliyle taltif eylesin.

Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'ten rivayet edilmiş, metni kısa bir hadîs-i şerîf: Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Men ehabbe en yecide ta'mel imân fe'l-yuhibbu'l-mer'e lâ yihubbuhû illâ lillâh.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"Sizden herhangi biriniz eğer imanın lezzetine varmak, tadını hissetmek istiyorsa, sizden her kim ki imanın lezzetini duymayı severse…"

Fe'l-yuhibbe'l-mer'e.

"Kişiyi sevsin."

Yuhibbe, yuhibbu, yuhibbi olur; üç hareke de caizdir. Çünkü emir, emr-i gâip. Fe'l-yuhibbe'l-mer'e, fe'l-yuhibbu'l-mer'e, fe'l-yuhibbi'l-mer'e olabilir.

Lâ yihubbuhû illâ lillâh.

"Ancak onu sadece Allah için sevsin!"

Sevgili kardeşlerim!

Birbirimizi seveceğiz, bu Allah'ın emri. Sevince de bu sevgiden, sevdiğimizden dolayı içimizde bir değişiklik olacak; bir gelişme, bir başkalaşım olacak. O zaman İslâm'ın ne olduğunu anlayacağız, imanın ne kadar tatlı olduğunu anlayacağız, o mânevî lezzetlerin farkına varacağız. O büyük mü'min insanların, evliyâullahın hayatlarındaki güzelliklerin neden olduğunu, sırrını anlayacağız. İmanın ne kadar hoş bir şey olduğunu anlayacağız.

Peygamber Efendimiz bunun için bir çare söylüyor: Müslümanlar birbirlerini sevecek ama; "Kişi bir kişiyi sevsin ancak Allah için sevsin, başka bir şey için sevmesin. Sadece Allah rızası için sevsin!"

İnsanlar birbirlerini seviyorlar, dost ediniyorlar, arkadaş oluyorlar, komşu oluyorlar; bu muhtelif vesilelerle oluyor. Mahalle arkadaşlığı diyoruz, çocukluk arkadaşlığı, komşuluk, dükkân dostluğu, askerlik arkadaşlığı diyoruz, okullardaki arkadaşlık, okul sıralarındaki mektep arkadaşlığı diyoruz… Sonra kahvedeki arkadaşlık, kulüpteki arkadaşlık vs.

Çeşitli şekillerde insanlar birbirlerini seviyorlar ve kızıyorlar. Sevmek duygusu da var. Sevmemek duygusu da negatif bir sevgi; sevginin olumsuzu, sevmiyor. Sevmemek; bir çeşit sevmek, negatif bir sevgi diye veya onun zıddı diye düşünebiliriz. İnsanlar birbirlerini seviyor veya sevmiyor.

Peki, sevdiğimiz insanların hepsi sevilmeye layık mı? Kimleri sevmeliyiz?

Çok kısa söylememiz gerekirse insan kimi seveceğini düşünmeli ve kimi seveceğini seçmeli. Kiminle dostluk yapacağını iyi düşünüp dostunu seçmeli. Herkese sevgi bağı ile bağlanmamalı.

Neden?

Bazı sevgiler o sevdiği insana bağlanmayı, o bağlılık da onun yoluna gitmeyi meydana getirir, gitmeyi sağlar.

Mesela; bir insan bir kötü insanı severse sonunda onun yanında gezerken tozarken onun yaptığı kötülüklere bulaşır. Mesela içkiye bulaşır, kumara bulaşır, daha başka kötülüklere bulaşabilir. Havaileşebilir, ailesinin istemediği, yaka silktiği, ana babasının kızdığı, komşularının ayıpladığı çeşitli bataklıklara saplanabilir.

O halde kimi seveceğiz?

Kısaca söylemek gerekirse; Allah'ın iyi kullarını sevmek lazım, Allah'ın sevdiği kulları sevmek lazım.

Dost edinirken birtakım vasıflar aramak lazım.

Bunlar nelerdir?

İnsan kimi seçmeli?

Bu hususta İmam Gazzâlî'nin İhyâu ulûm kitabında, Kardeşlik ve Arkadaşlık Bölümü diye bir bölüm var. Dinleyicilerimden onu dikkatle okumalarını rica ederim. Mutlaka İhyâu ulûm vardır veya onun özeti mahiyetindeki Kimyâ-yı Saadet vardır.

Tabii sevilecek, dost edinilecek insanın; dindar olması, İslâm'ı bilmesi ve İslâm'ı uygulayan bir insan olması lazım. Namaz kılan, oruç tutan, Kur'an okuyan, haramlardan kaçınan, sevaplı işleri yapmaya çalışan bir insan seçmek lazım.

Neden? Ötekiler günahları işlediği için bu da onunla arkadaşlık ederse o da günahları onunla beraber işler, sonunda cehenneme düşer; dünyası, âhireti mahvolur diye ne yapması lazım?

Dindar insan seçmesi lazım!

Dindar insanların hangisini öncelikle seçmeli?

Dini en iyi bilen alimleri seçmeli! Hem de ilmiyle âmil olan fâzılları seçmeli.Bazı âlimler vardır, İslâm'ı bilir; Arapça'sı vardır; Arap ülkelerinde tahsil görmüştür; İslâm'ı, Kur'an'ı bilir…

Hatta ben, bunlardan bazı kimseler tanıdım. Osmanlı devresinde okuduğu için Arapça, Farsça okumuş, İslâm'ı küçükken öğrenmiş, Amme cüzünü bitirmiş, şu yaşta hatmetmiş, babası müftüymüş, dedesi vaizmiş… Kendisi anlatıyor ama kendisinin İslâm'la, imanla hiç alakası yok! Hatta münkir! Açıkça söylüyor. "Ben inanmıyorum!" diyebiliyor. Mesela inançsız insanların cemiyetlerine gitmiş, kaydolmuş filan olabiliyor. Yani bilgi yetmiyor!

Bilgi ne olmalı?

Uygulanmalı, insan ilmiyle âmil olmalı.

O halde insan hangi alimle ahbap olmalı?

İlmiyle âmil olan, ilmini kendi hayatında uygulayan, faziletleri kazanmış olan bir alimle arkadaş olmalı. Aksi takdirde ötekisi zaten kendisini kurtaramamış! Hani yine halkımızın güzel sözlerini ben çok seviyorum;

Kendisi muhtac-ı himmet bir dede,

Nerede kaldı gayriye himmet ede.

"Kendisi muhtaç, kendisini kurtaramamış başkasını nasıl kurtaracak?"

İnsan öyleleri değil, ilmiyle âmil olan faziletli insanları dost edinmeli.

Câlisi'l-ulemâ.

"Âlimlerle oturup kalkın, onların meclislerine devam edin!" diye hadîs-i şerîflerde tavsiye var. Çünkü Peygamber Efendimiz'in bir umumi tavsiyesi var. Peygamber Efendimiz;

"Gördüğün zaman onun görüntüsü sana Allah'ı hatırlatıyorsa böyle bir kimseyle arkadaşlık et! Bir kimse konuştuğu zaman sohbeti, konuşması senin dindarlığını, takvânı, âhirete olan şevkini, Allah'a olan kulluk arzularını artırıyorsa öyle kimseyle arkadaşlık et!" diye buyuruyor.

Bunlardan çıkan sonuç şudur: İnsanın esas itibarıyla Allah'ın rızasını kazanması lazım, Allah'ın sevdiği, razı olduğu kullarını soktuğu cenneti kazanmaya sebep olacak bir hayat tarzı sürmesi lazım. Bunu sağlayacak, buna engel olmayacak kimselerle arkadaşlık etmesi gerekiyor.

Peki, tamam. Bir insan böyle iyi kimsenin yanına yanaşıyor. Onun meclislerine devam ediyor, sözünü dinliyor filan. Bunun da bir niyeti olması lazım, her işte niyet olduğu gibi! Namaza başlarken niyet var, oruca başlarken niyet var, zekâtta niyet var, hacda niyet var...

Arkadaşlıkta da niyet ne olacak?

Allah'ın rızasını kazanmak olacak, Allah için arkadaşlık olacak!

Başka sebeplerle arkadaşlıklar olabilir mi?

Olabilir. Menfaat ilişkisi olabilir. Kendisi oradan bir menfaat umuyordur. Onun için bu arkadaşlığı kurmayı düşünür, onun için yanına yanaşır. Dünyevî bir menfaat için, bir şey kazanmak için, bir sonucu elde etmek için yanına yanaşabilir.

Ameller niyetlere göre olduğu için kötü niyetle yanaşan insanların da sevap alması mümkün değil. Bu gibi insanlara verilecek olan mükâfatları kazanması mümkün değil. İyi insanlara verilecek mükâfatı kazanamaz.

Onun için sevdiğimizi Allah için seveceğiz. Dünya menfaati için sevmeyeceğiz. "Onu sömüreyim, ondan istifade edeyim" diye arkadaşlık, ahbaplık etmek doğru olmaz. Allah rızası için arkadaşlık, ahbaplık edecek.

Onun için bizim büyüklerimiz tasavvufu tarif ederlerken diyorlar ki;

Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır

"Tasavvuf; arkadaşlarla arkadaş olacak, muhabbet edecek, birilerini sevecek, onlarla kardeş olacak ama yük olmayacak. Onları sömürmeyecek, onların maddi imkânlarından faydalanmayı düşünmeyecek."

Aksine onlara bir şeyler kazandırmayı, hizmet etmeyi niyet edecek.

Bir mutasavvıf, bir derviş niçin arkadaş olur?

Tasavvuf hizmetten ibarettir. Şuna hizmet edeyim de sevap kazanayım. Yanına yanaşayım da ona bir şeyler öğreteyim. Onu doğru yola çekeyim... filan diye… Alıcı, sömürücü değil; verici bahşedici, ihsan edici, ikram edici olması lazım. Tasavvufta bu böyle… İslâm'ın kökü böyle, tavsiyeler böyle. Bu hadîs-i şerîf de onu gösteriyor. Bir kimse bir kimseyi sevdi mi ancak Allah için sevmesi lazım.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Men ehabbe ehan fillâhi kâle innî uhibbüke lillâhi fe-kad ahabbehullâh. Fe-dehalâ cemiâni'l-cenneh kânellezî ehabbe fillâhî erfa'a dereceten bi-hubbihî allellezî ehabbehû lehû.

Bu da Buhari'nin el-Edebü'l-müfred kitabında kaydettiği bir hadîs-i şerîf.

Men ehabbe ehan fi'l-lâhi.

"Bir insan, bir müslüman kardeşini Allah yolunda, Allah rızası için kardeş edinir de severse…"

Kâle innî uhibbüke lillâhi.

"Ben seni başka bir maksat için değil; mevkiin makamın, paran pulun için değil Allah için seviyorum, derse..." Fe-kad ahabbehullâh.

"Allah, o niyetle onu seven kimseyi sever."

Muhabbetten, Allah'ın rızası, Allah'ın sevgisi kazanılıyor.

Fe-dehalâ cemiâni'l-cenneh.

"Seven kişi de öteki sevilen kişi de cennete girer. İkisi de cennette girer."

Bir müslüman bir müslümanı Allah yolunda, Allah için arkadaş edinir, kardeş, âhiret kardeşi, din kardeşi, tasavvuf kardeşi edinirse Allah seviyor, ikisini de cennete sokuyor.

Hangisinin derecesi daha yüksek?

Kânellezî ehabbe fillâhî.

"Allah yolunda o sevgiyi, o arkadaşlığı kuran, o niyetle başlatan kimse…"

Erfa'a dereceten.

"Derece itibarıyla cennette daha yüksek olur."

Çünkü o başlattı. Ötekisi kendisine gelenin müracaatını hoş karşıladı, kendisine gelene kucak açtı ama Allah için ilk başlatan o, onun derecesi daha yüksek olur. Çünkü onu Allah için sevmişti. Ondan dolayı derecesi daha yüksek oluyor.

Demek ki sevgi arttıkça cennette derece artıyor. İslâm dini ne kadar güzel! Sevenleri cennete sokuyor. Âhiret kardeşi olanları; dindeki samimi kardeşliği, dostlukları cennetle mükâfatlandırıyor. Sevgisi daha çok olan, kardeşliği daha candan yapanın derecesi cennette daha yüksek oluyor. Birisi biraz kenarda, sakin, pasif -pasif değil edilgen, çekingen diyelim- çekingen duruyor; onun derecesi daha aşağıda. Hareketli, hızlı, cevvâl, hizmet ehli, gayretli olan, himmetli olan daha yüksek dereceye çıkıyor.

Allah gözümüzden, bilmeyenlerin, anlamayanların, inanmayanların gözünden, gönlünden, kalbinden perdeleri kaldırsın. Hakkı hak olarak görmeyi nasip etsin, ona uymayı ihsan eylesin. Bâtılı bâtıl olarak görüp de oradan uzaklaşmayı, ondan kurtulmayı nasip eylesin. Rabbim hepinize dünya ve âhiretin hayırlarını bol bol nasip eylesin. İki cihanda cümlenizi sevdiklerinizle aziz ve bahtiyar eylesin.

 

Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA