01.11.1996 - Sevginin Gerekliliği, İslamın Güzelliği

01.11.1996 - Sevginin Gerekliliği, İslamın Güzelliği
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlenizi sevdiği kul eylesin. Hem dünyada hem âhirette bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemaliyle taltif eylesin.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Sizden herhangi biriniz eğer imanın lezzetine varmak, tadını hissetmek istiyorsa, sizden her kim ki imanın lezzetini duymayı severse; kişiyi sevsin. Ancak onu sadece Allah için sevsin!"
Birbirimizi seveceğiz sevgili kardeşlerim. Bu Allah'ın emri. Bu devirde sevgiye çok muhtacız.
Sevginin ne kadar mühim olduğunu gösteren bu hadis-i şerifi hiç unutmayalım.
Seveceğiz.
Kimi seveceğiz?
Dindar, alim, fâzıl, ahlâklı, edepli, ibadetini uygulayan bilgili, bilgisini de uygulayan kimseleri seveceğiz. İyi insanların etrafında toplanacağız. Kendi arkadaşlarımızı seçerken dikkatli seçeceğiz. Bu cins kimseleri seçeceğiz.
Sevdiğimiz kimseleri de Allah için seveceğiz. Çünkü bir insan bir kimseyi Allah için, Allah yolunda severse ve "Seni ben sırf Allah rızası için seviyorum, paran pulun için değil, mevkiin makamın için değil!" derse Allah ikisini de cennete sokacak. Ne kadar güzel! Bu işi başlatan, daha atak, daha önde olan, bu işin oluşmasına sebep olan kimsenin de cennette derecesi daha yüksek olacak.
Yunus Emre'nin sözü var:
Sevelim sevilelim…
Tabii, mübarek bu hadîs-i şerîfleri bizden önce okumuş. Bir de güzelce tertemiz; arı ve duru bir Türkçe ile çok sade cümlelerde çok derin mânaları, âyet-i kerîmelerin, hadîs-i şerîflerin tercümelerini şiirlerine ne kadar güzel aksettirmiş! Şiirlerinin her mısrası cevher gibi!
Sevelim sevilelim diyor.
Herkes bir başka türlü anlar ama hadislerden alındığı için işin kökünü biz daha iyi anlıyoruz. Demek istiyor ki;
"Biz seversek, ben onu seveyim o da beni sevsin ama seversek Allah bizi sever. Sevelim ki sevilelim!" Belki sevginin çok önemli olması dolayısıyla…
Allah, cennette buluştursun Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî Efendimiz kaddesallâhu sırrahû'l-azîz'in bütün şiirleri aşk ile ilgili. Yunus Emre'nin Divân'ının büyük bir kısmı aşk ile ilgili. Bütün mutasavvıfların divânları, hayatları, sözleri sevgi, muhabbet aşkla ilgili! Âşık Paşalar vs. Türk edebiyatını okursanız…
Hatta divân şairi sandığımız bazı şairlerin şaraptan, meyhaneden, sâkiden bahseden şiirleri bile aslında birer remizdir. O sevgi; ayyaşların, sarhoşların anladığı sevgi değildir de, ilâhî sevgiyi kastetmektedir.
Bizim büyüklerimiz sevgiye çok önem vermişler. Belki Osmanlı'nın başarısının temelinde bu sevgi var; sevgiye önem vermek ve sevgiyi topluma yerleştirmek. Sevmeyi, toplumda yaşanılan bir ahlâk haline getirmek.
Seven, sevebilen kişiler olmayı başarmak çok önemli. İnsanlar bugün sevemiyor, görüyorsunuz. Bombaya sarılıyor, bombayı karnına [yerleştiriyor] kendisi de ölüyor, birkaç kişiyi de öldürüyor.
Kin var, sevgi yok! İnsanların sevgi eğitimi azalmış!
Bu neden olmuş?
İslâm'ın eğitimi azaldığı için olmuş.
O halde biz bu ecdadımızın yolunu ihyâ etmeliyiz. Ecdadımız bizden çok daha iyi müslümandı. Mevlânâlar'ın, Yunuslar'ın; o evliyâullahın yolunda gitmeliyiz. Bu sevgiyi tekrar aramızda canlandırmalıyız. Kaybettiğimiz sevgileri, muhabbetleri, güzel ahlâkı, âdabı, erkânı; yaratılanı yaratandan ötürü hoş görmeyi tekrar toplumumuzda uygulanan, uygulanmakta olan, severek uygulanan davranış şekilleri haline getirmeliyiz. Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizin gözümüzdeki perdeleri kaldırsın.
Biz İslâm'ın güzelliklerini görüyoruz. Çünkü Kur'an okuyoruz, hadis okuyoruz… Toplumumuzda bazı kimseler var: Kendisini aydın sanıyor, Amerika'da okumuş, İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da okumuş… Batı âdetlerine göre yetişmiş, İslâm'ı bilmediği için İslâm'ı anlamıyor! Güzelliklerinin farkında değil; perdenin arkasında, dağın ötesinde İslâm diye bir şey... Ona göre İslâm; eski çağların çağdışı bir yaşam tarzı.
Hayır, değil!
İslâm; bu devirde en çok muhtaç olduğumuz, bütün ilaçların bulunduğu çok güzel bir ayrı âlem, ayrı bir iklim.
Dağın öbür tarafına bir aşsak, o bayırları çıkıp dağın öbür tarafını bir görsek şahane manzara, özlemini duyduğumuz her çeşit mânevî güzellikleri göreceğiz.
Ben hatırlıyorum: Otuz küsur sene önce Rahmetli Hocamız [Mehmed Zâhid Kotku] ile hacca gidiyorduk. Çok şiddetli bir kış… Adana yolu Pozantı'dan buz tuttuğundan tırlar kaydığı için yol kapandı. Biz Karaman üzerine döndük. Ereğli'de geceledik, Karaman üzeriden kar, kış, kıyamet, sis… Göz gözü görmüyor, bacalardan çıkan dumanlar da havayı kirletmiş. Kirli hava da şehirlerin üstüne yorgan gibi çökmüş. Arabayla buzlar üstünde kaya kaya karayolundan hacca gidiyoruz. Çok ezalı, cefalı!
Mut yolu üzerinde Sertavul Geçidi'ne geldik. Arka tarafımız kış… Geçidi bir aşıverdik; Akdeniz günlük güneşlik, pırıl pırıl, yemyeşil, sıcacık! İç Anadolu'nun o kışı, o kara kışı, damlardan kol gibi, bacak gibi sarkan buzlar yok. Her taraf pırıl pırıl! Ne kadar hoşumuza gitti! Göksu Vadisi'nden Silifke'ye indik, bayıldık. Bu, benim hayatımda çok canlı bir hatıradır. İslâm böyle!
Ey İslâm'ı tanımayan ve bilmeyen kardeşler! Ey radyoyu tesadüfen açıp da Akra'da ki bu konuşmayı dinleyen aziz dinleyiciler;
Bakın, şimdi siz kara kışta gibisiniz. Gelin, önünüzdeki bu dumanlı dağları bu isli paslı yollardan geçerek bir aşın; bakın İslâm'ın olduğu dağın öbür tarafı ne kadar günlük güneşlik, bahar, çiçeklik, meyveli, tatlı ve güzel! Ne kadar tertemiz havalı… Onu göreceksiniz. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. İslâm'ın güzelliklerini bilmeyenlere dağın beleninde - eşiğinde- öbür tarafını gören kimseler olarak sesleniyoruz. "Gelin, o karda kışta üşümeyin, bu taraf çok güzel! Oralarda su bulamıyorsunuz, yiyecek içecek bulamıyorsunuz; burada her şey ne kadar bol, ne kadar tatlı!" diye anlatmaya çalışıyoruz.
Allah gözümüzden, bilmeyenlerin, anlamayanların, inanmayanların gözünden, gönlünden, kalbinden perdeleri kaldırsın. Hakkı hak olarak görmeyi nasip etsin, ona uymayı ihsan eylesin. Bâtılı bâtıl olarak görüp de oradan uzaklaşmayı, ondan kurtulmayı nasip eylesin. Rabbim hepinize dünya ve âhiretin hayırlarını bol bol nasip eylesin. İki cihanda cümlenizi sevdiklerinizle aziz ve bahtiyar eylesin.
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh!
01.11.1996 -
Tevbe etmek, Tevbe
01.11.1996 -
İmanın Tadını Almak
