01.11.1996 - Tevbe etmek, Tevbe Etmek İçin Vesileler Arayın, İman Ettikten Sonrası

01.11.1996 - Tevbe etmek, Tevbe Etmek İçin Vesileler Arayın, İman Ettikten Sonrası
Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtühû.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlenizi sevdiği kul eylesin. Hem dünyada hem âhirette bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemaliyle taltif eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Ebû Zerr el-Gıfârî radıyallahu anh'ten, İbn Asâkir'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfiyle bu sohbetime başlamak istiyorum.
Allah cümle ulemâya, geçmişlerimize, fâzıl, kâmil kimselere rahmet eylesin.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kâle resûllulâh sallallahu aleyhi ve sellem;
Men ahsene fi-mâ bakiye ğufire lehû mâ madâ ve men esâe fî-mâ bakıye uhize bi mâ madâ ve-mâ bakıye.
Sadaka resûlullâh fî-ma kâl ev-kemâ kâl.
Biliyorsunuz, Allahu Teâlâ hazretleri "Bana dua edin, ben duanızı kabul ederim." buyurmuş. Kesin!
Ve kâle rabbukumud'ûnî estecib leküm.
Sonra;
Ve innî le ğaffârun limen tâbe ve âmene ve amile sâlihan sümme'h-tedâ.
"Ben iman edip de gereğince kulluk vazifelerini yapanları çok afv-u mağfiret ediciyim, Gaffâr'ım." diye pek çok âyet-i kerîme var. Biliyoruz, ümitliyiz, sevinçliyiz ki; Allah-u Teâlâ hazretleri günahkâr da olsa kullarını bağışlıyor. Tevbe edenleri seviyor.
İnnallâhe yuhibbu't-tevvâbîne ve yuhibbü'l-mütetahhirîn.
Tevbe edenleri, tevbekâr kulları sevdiğini bildiriyor.
Biliyorsunuz, insanın tevbesi aslında bir kesin dönüş demektir. Bunu, size müteaddid konuşmalarımda daha önceden duyurmuştum.
İnsan, hayatında bir dönüş yapıp da Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girdi mi bu esaslı bir dönüştür. Hayatında bir devrimdir, bir gelişmedir, bir dönüm noktasıdır.
Böyle tevbeye tevbe-i nasuh derler. Allah eski günahlarını bağışlar. Müslüman olmayan bir kimse imana gelse; eşhedu en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluhû dese, o imanı, geçmiş bütün günahların hepsini silmesine sebep oluyor. Günahkâr bir kul tevbe-i nasuh ile; samimi, içten candan bir tevbe ile tevbe etse, hayatının akışını, hayata bakışını değiştirse, davranışları tamamen Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun şekilde olmaya başlasa, böyle bir dönüşü Allah sever ve geçmiş günahlarını siler.
Bunu da biliyoruz.
Bu hadîs-i şerîfte bu konunun devamı ile ilgili bir bilgi kazanmış olacağız. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Men ahsene fi-mâ bakiye ğufire lehû mâ madâ. "Kim tevbe ettikten sonraki yaşamında, ömründe iyi kulluk yaparsa, iyilik yaparsa, kulluğunu Allah'ın istediği tarzda yaparsa; bu tevbesinden önceki geçmiş günahları Allah tarafından afv-u mağfiret olunur.
Neden?
Artık dönüşünün samimi olduğunu ispat etti. Döndü; dönüşünde de sebat gösterdi, iyi bir kul oldu, iyi bir yolda devamlı gidiyor, tamam. Allah-u Teâlâ hazretleri bunun geçmiş günahlarını afv u mağfiret eder.
Ama;
Ve men esâe fî-mâ bakıye uhize bi-mâ madâ ve mâ bakıye. "Geriye kalan zamanında kötülük ederse sonra hem geçmişte işlediği günahlardan yakasına yapışılır hem de daha sonraki işlediklerinden yakasına yapışılır; sorgu ve sual sorulur, hesaba çekilir, cezası verilir.
Demek ki insan tevbesinde sadık olmalı, tevbesini bozmamaya çok gayret etmeli. Dönüşü erkece, mertçe, samimi, sağlam, tam, kesin olmalı. Artık imandan sonra geriye dönmemeye, güzel yola döndükten sonra eski hatalarını tekrar işlememeye çok gayret etmeli.
Bu hadîs-i şerîfin şöyle anlaşılması da mümkün. Çünkü ibareler ona da müsait:
İnsanın ömrü var, bu ömür üçe ayrılıyor: Çocukluk, olgunluk, ihtiyarlık.
Çocukluk; muaf bir devresi, kusurları bağışlanıyor. Çocuk olduğu için, henüz sorumluluk çağında olmadığı için bağışlanıyor.
Ama gençlik ve olgunluk devresi artık sorumlu olduğu devre oluyor.
Bir de ihtiyarlık devresi var.
İnsan ömrü devre devre, tabaka tabaka. Ömründe; başında hatalar işlemiş de olsa, çocukluğunda hatalar affediliyor ama delikanlılığında insan daha çok hata ediyor. Çocukluğundan daha büyük hatalar ediyor. Çünkü o çağın adı üstünde "delikanlılık çağı". Delikanlılık çağında hatalar etmiş oluyor filan. Ama sonlarına doğru hayatını güzelleştirip güzelleştirip iyi bir insan olmaya yönelirse, kâmil bir insan, güzel huylu bir kul olursa ömrünün sonuna doğru çizgisi iyiye doğru gittiğinden geçmiş kusurlarını Allah affeder mânasına da o zaman daha geniş bir müjde olmuş oluyor.
Allah affeder ama hani ecdadımız "Kırkından sonra azanı teneşir paklar." demiş. Ömrünün nihayetinde de artık insaf! Delikanlılık çağı geçmiş, olgunluk çağı gelmiş, esen rüzgârlar durulmuş, çağlayan sular sakinleşmiş; hâlâ gaflette, günahta, isyanda devam ediyor. O zaman hem eskileri hem de o devrede, o anda, o zaman yaptıkları hepsi birden hesaba girer, hepsinden cezalandırılır, mânasında da olabilir.
Bir; tevbesinden öncesi ve tevbesinden sonrası diye anlamak mümkün. Bir de; ömrünün evveli ve ömrünün geriye kalan mütebâki kısmı diye anlaşılır.
İnsanın ömrü ilerledikçe halini güzelleştirmesi lazım. İslâm o bakımdan bize çok güzel kaideler veriyor, öğretiyor, tavsiye buyuruyor: İki günü dahi müsavi olmayacak! İkinci gün, birinciden daha güzel olacak. İkinci gün ömrünün daha sonraki bir devresi olduğuna göre daha sonraya, daha sonraya doğru yaşadıkça, günler, yıllar geçtikçe insanın gittikçe bir şeyler kazanarak daha güzel ahlâklı, daha sakin, tatlı, sevimli, olgun, erdemli, bilge, daha faziletli bir kimse haline gelmesi lazım. Geçen zamanlar ona bir şeyler kazandırmalı, kötülüklerini bırakma ve onlardan kurtulma sonucu vermeli. İlk zamanlardaki kötü alışkanlıkları ömrünün sonuna kadar devam etmemeli.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim;
Bunun içinde çok fırsatlar var. Allah-u Teâlâ hazretleri insanoğlunun yapısını biliyor, nefsini, iç dünyasını biliyor, ona musallat olan şeytanı, dünyanın aldatıcı zevklerini biliyor. Onlar zaten imtihan! Onların karşısında kulun düzelmesini sağlamak için hastalıkları geçsin diye ilaçlar göndermiş ve düzelmesi için çok fırsatlar ihsan eylemiş.
Bu fırsatlar nelerdir?
Mesela bir gün içindeki namaz vakitleridir. İnsan ezanı duyunca abdest alıp camiye gitti mi camiye giderse tertemiz oluverir. Bu bir fırsattır.
Hafta içinde cuma günleridir. Cuma günü insan gusül abdesti alırsa, camiye giderse, tevbe ediverirse bir fırsat. Camide vaizleri dinler, hutbeleri dinler, öteki insanları görür; "Benim hâlim niye böyle?!" der, insafa gelir kendisini düzeltebilir, bir fırsat.
Ramazanlar bir fırsat.
Üç aylar; Receb, Şaban, Ramazan bunlar bir fırsat.
Üç aylarda insanın Receb'in biriyle, Regaib kandiliyle beraber -bunlar mübarek günler ve geceler- toparlanması lazım.
Allah bu vesileleri vermiş. Dinimizin ibadetleri aslında birer ilaç. İnsanın yapısındaki tehlikeleri, hastalıkları karşılayan, önleyen, geçiren, tedavi eden birer ilaç. Onun için müslümanlar o ibadetlerin hikmetini anlamalı, onları aşk ile şevk ile severek yapmalı. Öyle yaptığı zaman yavaş yavaş kurtulacak.
İnsan işin ne olduğunun farkına varmasa bile Allah'ın emirlerini tuttu mu o emirler onu tedavi eder. O emirler onu olgunlaştırır; o emirler onu sonunda çok tatlı bir insan hâline getirir.
O halde ne yapmalıyız?
Bu hadîs-i şerîfi duyduktan sonra yapmamız gereken şey nedir?
Düzelmeye çalışmalıyız. Tevbe edip tevbemizde sabit-kadem olmaya, sebatlı olmaya gayret etmeliyiz. Ömrümüzün daha sonraki yılları daha önceki yıllarına göre gelişme, değişme ve güzelleşme göstermeli; buna çalışmalıyız. 'Daima daha iyi olacağım, kötülüklerimi atacağım, iyilikleri alacağım' diye çalışmalı.
Çok önemli! Her zaman hepimize lazım. Sizlere de lazım; söyleyene de lazım, dinleyene de lazım.
Hepimiz bu dünyada imtihan olmakta olduğumuza göre imtihan devam ediyor. Melekler bizim davranışlarımızı yazıyorlar. Hakemler gibi, hakemlerin puanları tespit ettiği gibi hayatımızdaki her şey tespit ediliyor, yazılıyor.
Bunların mükâfatı veya cezası mahkeme-i kübrâdan sonra karşımıza gelecek. Onun için mutlaka kendimizi daha iyi bir kul etmeye çalışma gayreti içinde olmamız lazım.
Bu hadîs-i şerîfler bize bu şevki, bu aşkı vermeli. Veyahut mevcut olan şevkimizi aşkımızı kamçılamalı, irademizi takviye etmeli, niyetimizi kuvvetlendirmeli. "Tamam, zaten ben böyle yapacaktım, niyetim böyleydi, o halde yapayım…" diye insan adımını atıvermeli, hayırlı olan tarafa kararını verivermeli.
Buyurun; gusül abdesti alın, bir güzel tevbe edin, bundan sonraki ömrünüzde güzel olmaya çalışın!
Böylece bugün ki sohbetimde size ne anlatmış oldum?
Sevgili kardeşlerim özetleyelim:
Tevbe etmemiz lazım. Tevbeden sonra tevbemize devam etmemiz lazım. Tevbeden sonra iyi devam edersek Allah geçmiş günahları siler ve ondan sonraki iyilikleri mükâfatlandırır, sonuç iyi olur. Ama bir insan tevbeden sonra tevbeyi bozarsa hem tevbeden evvelki günahları hesaba sokar hem de ondan sonrakileri mânasına. Bir de; insanın ömrü ilerledikçe, gittikçe iyiliğe doğru gayret etmesi lazım, mânası çıkıyor demiştim. O halde günden güne daha iyi bir insan olmaya çalışalım demiştik.
Allah gözümüzden, bilmeyenlerin, anlamayanların, inanmayanların gözünden, gönlünden, kalbinden perdeleri kaldırsın. Hakkı hak olarak görmeyi nasip etsin, ona uymayı ihsan eylesin. Bâtılı bâtıl olarak görüp de oradan uzaklaşmayı, ondan kurtulmayı nasip eylesin. Rabbim hepinize dünya ve âhiretin hayırlarını bol bol nasip eylesin. İki cihanda cümlenizi sevdiklerinizle aziz ve bahtiyar eylesin.
Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtühû.
01.12.1990 -
Hayatımızın Gayesi İman
01.11.1996 -
Sevginin Gerekliliği, İslamın
