01.12.1990 - Kendini Yetiştirmek, Elimizdeki, Etrafımızdaki Nimetlerin Farkında Olmalıyız

01.12.1990 - Kendini Yetiştirmek, Elimizdeki, Etrafımızdaki Nimetlerin Farkında Olmalıyız
Elhamdülillahi Rabbi'l âlemîn.
Ve's-salâtu ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn. Ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin zevi's-sıdkı ve'l-vefâ.
Emma bâ'd:
Elhamdülillahi'l-lezî fâtırı's-semâvâti ve'l-ard.
Yerleri ve gökleri yaratan Allah'a hamd edeceğiz. "Niye hamd edeceğiz?" diye bir duygu içine düşersen bu yerlere, göklere bak demektir. Yere bir bak! Yüksek bir tepeye çık, Yûşâ Tepesi'ne çık; Boğaz'ın bir Kuzey tarafına bak, bir de Güney tarafına bak. Gör, Allah nasıl güzel yaratmış. Dağlar var, denizler var, çiçekler var, ağaçlar var, rüzgâr var, kokular var.
Bunlar nasıl oluyor? Hücre yığınından, atom yığınından bu kadar çeşitlenme nasıl oluşuyor?
Bir çuval hücre yok da ortada, bir ton hücre yok da, greyderle yığılmış hücre yok da bu güzellik, bu intizam ve bu gaye nasıl oluyor? Çam ağacı belli; çalışıyor, büyüyor, yaprakları, kozalakları var. Kozalakların içinden çam fıstığı yere düşüyor, oradan yavru çamlar meydana geliyor.
Tesadüf mü? Mümkün mü?
Değil!
Fâtırı's-semavâti ve'l-ard.
"Bu gökleri, bu yeri ve bunların muhtevalarını, muhteviyatlarını –nereden başlarsan başla- yaratana hamd olsun.
Hamd Yaratan'ındır. Sen kabul etsen de etmesen de hamd etsen de etmesen de hamd O'nundur.
Şu, kendi kendine mi oldu?
Hayır, bu bir fabrika eseri. Mutlaka bir fabrika eseri; kendi kendine olması mümkün değil. Semavat ve arz da kendi kendine olmaz. Tabiatın eseri! "Tabiatın eseri" diyenler bir yorum getirmiyorlar, sadece inatlarından ismi telaffuz etmek istemiyorlar.
Tabiat ne? Tabiat dediğin ne?
Câili'l-melâiketi rusülâ. Ülî ecnihatin. "Nice kanatları olan melekleri elçi yapan."
Mesnâ ve sülâse ve rubâa.
"İki, üç, dört."
Yezîdü fi'l-halki mâ yeşâü.
"Daha da dilediğini, daha fazla da yapar."
İnna'l-lâhe alâ külli şey'in kadîr.
"Her şeye kâdirdir, sonsuz derecede kâdirdir, hiçbir şey ile mukayese edilmeyecek derecede, önünde imkânsızlık olmayan bir kudretle kâdirdir. Her şeyi; hilkati, yaratılışı arttırmaya, çeşitlendirmeye sonsuz güç sahibidir. Hamd; melekleri de iki kanatlı, üç kanatlı ve daha fazla kanatlı varlıklar olarak elçi olarak gönderen, gökleri ve yeri yaratan Allah'ındır."
Melekleri zikretmesinin hikmeti nedir?
Bizim görmediğimiz varlıklar var, biliyoruz. Göremediğimiz bazı varlıkları alet, edevat vasıtasıyla tespit edebiliyoruz. Görmediğimiz pek çok şey var ama gerçekte var olduğunu biliyoruz. Onların varlığını biliyoruz. Melekler de öyle varlıklar.
Şu anda burada melek var mı?
Var.
Senin vücudunda melek var mı?
Var; 360 kadar melek var. Yerde gökte melekler var. Ve Allah, bunların bir kısmını elçiler olarak gönderiyor. Peygamberlerine elçi olarak göndermiş. Peygamber Efendimiz'e Cebrail aleyhisselam'ı göndermiş. Tabi bu da muazzam bir iş. "Melekler" diye varlıkları var, bu da enteresan. Bu varlıklar da insanlara haber getiriyor, peygamberlere Allah'ın emrini getiriyor. O da enteresan, şâyân-ı dikkat bir olay.
Mâ yeftehı'l-lâhu li'n-nâsi min rahmetin felâ mümsike lehâ.
"Allah insanlara bir rahmet imkânı açtı mı onu kimse tutamaz, engelleyemez, mâni olamaz." Allah bir hayır kapısı açtı da, bir kuluna hayır vermeyi murat etti mi onu kimse engelleyemez. Ne yahudisi ne hristiyanı, ne mecûsîsi. Ne krallar, ne ordular ne katiller hiçbir şey yapamaz. "Allah, insanlara bir rahmet kapısı açtı mı o rahmet kapısını açmayı murat etti mi kimse engelleyemez, kimse mâni olamaz."
Vemâ yümsik felâ mürsile lehû min ba'dihî.
"Men etmişse, vermemeyi murat etmişse, kimse de o rahmeti, o engeli kaldırıp da insanlara ulaştıramaz." Mümkün değil! Verirse O verir, keserse O keser. Verdiğini hiçbir kimse engelleyemez. Engellenmiş olan, vermemeyi murat ettiği bir şeyi de kimse sağlayamaz.
Bu neyi gösteriyor?
Ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî mina'l-lahi teâlâ'yı gösteren bir âyet-i kerîme. Birçok âyetler arasında bir tanesi de bu. Allah; "Bak dilersem yaparım, dilemezsem yapmam; dilersem veririm, dilemezsem vermem." diyor.
Bizim fakültede birisi doktora tezi yapmış. "Kur'an'a Göre İmanın Esasları" "Kur'ân-ı Kerîm'de ‘kader' kelimesi geçiyor ama geçtiği âyetlerde o kelimeler ölçü ve miktar mânasına kullanılıyor." diyor.
Ve enzelnâ mine's-semâi mâen bi-kader.
"Biz gökten su indirdik." Bi-kader "kader ile indirdik, ölçü ile indirdik." diyor. Binâenaleyh, kendisi Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerinde kaderi görememiş.
Mâna bazen kelimelerde olmaz, paragraflarda yatar. Bazen bir kitabın "bir ana fikri" vardır. Kelime olarak hiç söylenmez ama o kitabın "ana fikri" vardır. Âyetin "ana fikri" vardır.
Şu âyet-i kerîmeyi görmüyor musun?
"Allah insanlara bir rahmetin kapısını açtı mı kimse engelleyemez, vermeyecek oldu mu da kimse verdiremez." diyor.
Bu kader değil mi?
Kader.
Muhterem kardeşlerim!
Allah insana gerçekleri anlayabilecek nur vermeli. "Basîret" dediğimiz, "gönül gözü" açık olmalı. Gönül gözü kapalı oldu mu bu gözlerin görmüş olması kıymet ifade etmiyor. Âyeti görüyor ama atlıyor. Görüyor ama mânasını kavramadan geçiyor.
O halde birkaç hakikati buradan hemen çıkaralım: Bir kere "Müsterih olun, rahat olun; rızık için, geçim için, meslek için endişe etmeyin. Allah size bir rahmet nasip etmişse kimse engelleyemez,gelecek. Rızkınız sizi eceliniz gibi arıyor."
Ecelden kaçabilir misin?
Kaçamazsın.
Rızkından kaçabilir misin?
Kaçamazsın. Gelir ağzına girer. Uyurken ağzına akıtırlar. Mutlaka gelir. Bir kere bu rahatlık içinde olun; harama, yanlış kazanç yollarına hiç tenezzül etmeyin.
Neden?
Sana rızık gelecek.
Niye haramdan gelsin?
"Haramdan gelmesini istemiyorum." de, rahat dur.
Haramdan gelmesini istemeyince helalden gelecek.
Allah insanın önüne iki imkân çıkarır; bir helal imkân bir haram imkân. Ama gelecek olan aynı şeydir, aynı miktardır. Eğer acele ederse, edepsizlik, imansızlık, günahkârlık, âsîlik ederse haramdan gelir. "Yok, ben helalinden istiyorum." derse aynı rızık döner dolaşır, helalden gelir.
"Hocam, misal ver!"
"Böyle şeyleri nereden biliyorsun? Oturduğun yerden koca koca lafları nasıl söylüyorsun?"
Yusuf aleyhisselam'ın hikâyesine bakalım. Yusuf aleyhisselam'ın Zeliha validemiz ile mâcerâsını düşünelim. Bir mâcerâsı oldu. Yusuf aleyhisselam esir olarak saraya girdi ama çok güzel, çok ahlâklı bir insan, erkek güzeli, güzeller güzeli. Köle olarak satın alındı, evlatlık olarak benimsendi. Zeliha onu gördü, dayanamadı. Aklı gitti, gönlü takıldı. Ve kapıyı kapattı.
Ve kâlet heyte lek.
"Haydi gel!' dedi."
Ama o ne dedi?
"Ben Allah'tan korkarım" dedi, Allah'tan korktu. Bir kadına kavuşacak; imkân var, kadın asil, belki birçok kimsenin temenni edip de ele geçiremediği müstesna, asaletli, soylu bir kadın.
Ama Yusuf aleyhisselam ne diyor?
"Ben Allah'tan korkarım."
Kadın hücum ediyor, Yusuf aleyhisselam kaçıyor. Kadın gömleğine yapışıyor, o zorluyor; gömleği arkadan yırtılıyor.
Tam kapıda da kadının kocası kapıyı açıveriyor, o manzarayla karşı karşıya geliyor.
"Bu ne hal?" diye soruyor.
Kadın diyor ki;
"Senin karın için kötülük isteyen bu kölenin hali ne olur?"
"Sen bunu öldür"diyor, yani bocalayıp durumu kurtarmaya çalışıyor.
Yusuf aleyhisselam gayet sakin, diyor ki;
"Hayır! O teşebbüs etti, ben de kaçtım."
O mu doğru söylüyor, bu mu doğru söylüyor?
Birisi diyor ki; "Bunun çözümü kolay; gömlek önden yırtılmışsa o zaman kadın doğru söylüyor. Arkadan yırtılmışsa erkek doğru söylüyor, kadın yalancı."
Bakıyorlar ki gömlek arkadan yırtılmış.
Sonra ne oldu?
Seneler geçti ama sonunda Yusuf aleyhisselam ile Zeliha hatun evlendiler. Kocası öldü, dul kaldı, o hapisten çıktı, neticede yine evlendiler. Demek ki kader bunların evliliklerini yazmış. Yazmış ama bu evlilik ya haramdan olacaktı ya helalden olacaktı. Yusuf aleyhisselam diretti, helali tercih etti; Allah helalinden nasip etti.
Yâ eyyühe'n-nâsü'zkürû ni'meta'l-lâhi aleyküm.
"Ey insanlar! Allah'ın size bahşetmiş olduğu nimetleri unutmayın, hatırlayın." "Benim üzerimde Allah'ın ne nimetleri var?" diye düşünün.
Allah bizi de yolunda eylesin. Kendisini bilenlerden, bulanlardan eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Dünyanın ve ahiretin bildiğimiz, bilmediğimiz her türlü hayırlarına erdirsin. Dünyanın ve ahiretin bildiğimiz, bilmediğimiz her türlü şerlerinden korusun.
Bi hürmeti esrari's-sureti'l Fatiha
01.12.1990 -
Yaşam Gayemiz ve
01.12.1990 -
Hayatımızın Gayesi İman
