01.12.1995 - Zekat Vermenin Faziletleri

01.12.1995 - Zekat Vermenin Faziletleri
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
"Mallarınızı zekât vererek koruyunuz."
Zekât, sonu yuvarlak "te" ile yazılmış bir kelime. Üzerinde durulduğu zaman zekâh diye "ha" ile biter, geçildiği zaman bi'z-zekâti diye, "te"si okunur. Onu öyle bilin. Mallarınızı zekât vererek koruyunuz. Tamam. Zengin bir insan nisaba erişti mi, yani zekât verecek seviyeye çıktı mı, yükseldi mi; zekât verecek kadar zenginleşti mi bir insan ne yapacak?
Malından, mülkünden, ticarî eşyasından, parasından, tarladaki, bahçedeki mahsulünden bir miktar ayırıp Allah rızası için verecek. Mallardan, ziynet eşyalarından, paralardan, vesairelerden, davarlardan, sürülerden alınan şeye "zekât" denilir. Tarla mahsullerinden alınana da "öşür" denilir. Çünkü 10'da 1 alınıyor orada. Zekât hayvanına göre değişir. Mesela parada pulda 40'da 1'dir. % 2,5 eder. Arazi mahsulâtı % 10 eder. % 2,5 birisi, ötekisi 4 misli fazla. Sulanan, meşakkatli olan, zahmet çekilerek elde edilen mahsulât da öşrün yarısıdır. Yani %5 oluyor. Köylülerimizin bunları da bilmesi lazım. Zaten bilenleri biliyordur. Mahsulün zekâtı olan öşrünü vermesi lazım. Öşrü ve zekâtı vermek lazım.
Bununla ne olmuş oluyor?
İnsanın malı korunmuş oluyor muhterem kardeşlerim.
Bunun ne ilgisi var? Bu taraftan zekâtı veriyorsun, öbür taraftan malın, mülkün, bağın, bahçen, dükkânın korunuyor. Ne ilgisi var?
Demin söylediğimiz gibi ilişki var. Allah zekât verildiği zaman mala bereket veriyor, kulu seviyor, ona ihsan ediyor. Ama vermediği zaman da verilmemiş olan zekât, malın içinde kalınca artık o mal, o zenginlik, o servet kötü bir servet oluyor. Çünkü; fakirin hakkı ayrılmamış, içinde kalmış, yani başkasının hakkı bulunan bir servet oluyor, bereketi kalmıyor. Allah'ın ona rızası olmadığı için o mala bir felaket geliyor. Bakıyorsunuz yangın oluyor, bakıyorsunuz kaza oluyor, bakıyorsunuz bir sıkıntı çıkıyor, hiç umulmayan bir bela; hadi zekât vermedi adam, şu kadar paradan kaçındı, 40'da 1'inden kaçındı, bu sefer çok daha büyük miktarda zararlara uğruyor, cezasını çekiyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yeminle söylemiş, onu da hatırımızda tutalım:
''Vallahi zekât vermekten mal azalmaz."
Hani zekât vermekten bazı insanlar korkabiliyor. Çünkü Şeytan korkutuyor. "Aman verme, fakir olursun . Sen fakire vereceğim derken fakir olursun!" diye korkutuyor. Hâlbuki 40'da 1'ini verecek, 39'u kendisine kalacak. Nasıl bir taksim düşünülecek olursa, yarı yarıya değil; yani 40'da 1'i, çok küçük bir miktarı. Fakat insanoğlu, Allah kendisine 40 bölük vermiş, bir servet; onun bir bölüğünü, "39'u kendimde kalsın, bir bölüğü de müslüman kardeşlerimin ihtiyaçlarına gitsin." diye veremiyor. Cimrilik tabi.
Zekâtı vermeyen bir insan cimridir. İslâmî ölçü böyledir.
Bir kimsenin cimrilik ölçüsü nedir?
Zekâtı vermiyorsa o insan cimridir. Zekâtını veren bir insan cimrilikten kurtulmuş olur, malını da korumuş olur, mânevî cezadan da kurtulmuş olur. Ama zekâtın asgarî ölçüsü % 2,5 yani 40'da 1'dir, daha fazla da verilebilir.
Ne kadar daha fazla verilebilir?
Ebû Bekr-i Sıddîk gibi, sıddîkiyet makamında olan insanlar Resûlullah istediği zaman her şeyini vermiş. Resûlullah'ın emrine bütün varını vermiş. Hz. Ömer radıyallahu anh yarısını verebilmiş. "Çok vereyim, çok vereyim, herkesi geçeyim." diye düşünmüş, o yarısını verebilmiş. Demek ki istediği kadar verebilir insan.
Muhterem kardeşlerim!
Zekâtlarınızı verin. Biliyorsunuz zekâtlar senenin her zamanında verilebilir. Ama umumiyetle Ramazan'da çok sevap diye Ramazan'da veriliyor. Aslında servetin üzerinden bir sene geçince, bir sene geçmesine havelân-ı havl derler. Yılın tamam olup bir sene tahakkuk etmesi. Bir sene geçmeden zekât tahakkuk etmiyor. Bir sene geçince verilir. İnsan zekâtını ayırmalı, ayrı bir cebine koymalı, "Bu benim zekâtımdır." diye fırsat oldukça harcayıp bu borcu ödemeli. Malını bereketlendirmeli, malını âfetlerden korumalı.
Peygamber Efendimiz bu iki nasihati yaptıktan sonra Fe-innehâ buyuruyor. "Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. Mallarınızı zekât vererek koruyunuz." Hassinû demek , aslında kelime mânası olarak hısn Arapça'da "kale" demektir. Malınızın etrafına kocaman bir sur, bir kale, duvar yapıp da korumuş gibi malınızı zekâtla koruyunuz. O benzetmeyle söylüyor. Malların korunması o tarzda. Sanki mallarınızın etrafına koskocaman bir kale yapmışsınız da düşman veya yağmacı veya hırsız o duvarı aşamıyor, o suru geçemiyor, malınıza ulaşıp ona zarar veremiyor gibi. "Hassinû" o. Malınızın etrafına sur, duvar ve kale yapınız zekât vererek, öylece koruyunuz. Kaledeymiş gibi korunacak yani.
Çünkü bu ikisi, -sadaka ve zekât- Tedfau ankümü'l-a'râda.
"Sizden kötülükleri, başa gelecek musibetleri, arazları, işleri, olayları def eder."
Ve'l-emrâd.
"Hastalıkları def eder."
"Mallara ârız olacak olan telefâtı, felaketleri def eder. Vücutlara ârız olacak hastalıkları def eder." diye buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri.
Hayrınızı hasenatınızı çokça yapınız. Tevbelerinizi tazeleyecekseniz Cenabı Hakk'ın yoluna tam bir dönüşle döneceksiniz, tam Müslüman olacaksınız. Etrafınızdakileri de söyleyin "Hadi bakalım yeter artık bu kadar haylazlık. Gel bakalım gerçek Müslüman ol! diye etrafınızdakileri de tevbeye teşvik edin. Oruç tutmak çok sevaptır, orucu tavsiye ederim. Bu konularda da gayretli olup, zekat verip sevaplarınızı artırmaya gayret ediniz. İbadet ve taatle Allah'ın yolunda ömrünüzü geçirin ki; Allahu Teâlâ hazretleri sizi sevsin. Sizleri ve bizleri sevdiklerimizle, evlatlarımızla beraber rahmetine gark eylesin, mazhar eylesin, lütfuna, ihsanına erdirsin, iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri gönüllerinizin muratlarını, taleplerinizi, dileklerinizi ihsan eylesin.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
02.02.1992 -
Tasavvuf, Edebiyat, İslam,
01.12.1995 -
Karz-ı Hasen, İhtiyacı
