02.02.1993 - Ashabın Peygamber Sevgisi

02.02.1993 - Ashabın Peygamber Sevgisi
Bismillâhirrahmânirrahîm
el-Hamdü lillâhi hakka hamdihî ve's-salâtü ve's-selâmü alâ hayri halkıhî seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn. Ve ba'd.
Allahu Teâlâ hazretleri nice nice âyet-i kerîmeleriyle Resûlü'nün sevgisini de boynumuza borç kılmıştır, emretmiştir, farz kılmıştır. Resûlullah'ı özel lütuflar ile müstesna hasletler ile ve eşsiz emsalsiz güzelliklerle yaratmış. Süzmüş ve seçmiş, övmüş ve sevmiş, adını adıyla yazmış, halkını ve hulkunu, bedenini ve edebini son derece hoş eylemiş.
Bununla şunu demek istiyorum: Evet, onu sevmek Allah'ın emridir, farzdır ama Allah da onu sevilmemesi mümkün olmayacak güzellikte yaratmış. Mecburen, meclûben sevilecek bir kimse olarak yaratmış.
Nitekim Resûlullah'ın nasıl olduğunu soranlara verilen cevaplarda, onu vasfeden rivayetlerde görülüyor:
Men raâhû bedîheten hâbehû. "Hiç görmemiş bir kimse, Resûlullah'ı birden bire görürse Resûlullah'ın mânevî makamının ve görünümündeki heybetin tesirinden müthiş bir duygu içine düşer, titremeye başlardı. Resûlullah'ı ilk gören tir tir titrerdi." Men raahû bedîheten. "Ansızın göreni bir titreme alırdı. Resûlullah'ın heybeti altında ezilirdi."
Ve men hâletahû ma'rifeten. "Ama onu tanıyan, sohbetine gire çıka biraz bilgisiyle haşır neşir olan" Ehabbehû. "İhtiyarı elinden gider, ona âşık olur, onu severdi." Ve yekûlü nâitühû: Lem era kablehû ve lâ ba'dehû mislehû. "Onu vasfeden ancak şu sözü söyleyebilirdi: Ben ondan önce de, ondan sonra da onun gibisini asla görmedim!" Yüzü güneş gibi parlardı ve cemali hiç kimsede olmayan müstesna bir güzellikteydi.
Onun için Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inde ne güzel, basit, herkesin anlayacağı ifade ile sehl-i mümtenî tarzında anlatılmış:
Dediler oğlun gibi hiç bir oğul,
Yaradılalı cihân gelmiş değil.
Bu senin oğlun gibi kadr-i cemîl,
Bir anaya vermemiştir ol Celîl.
"Cihan yaratılalı onun gibisi gelmemiş; onun gibisini, bir anneye Allah evlat olarak nasip etmemiş." Eşref-i benî Âdem; insanoğlunun en şereflisi, en üstünü.
Allah, ona muhabbeti farz kılmış. Bedenini ve ahlâkını da âşık olunacak şekilde tertip eylemiş. Cemalini gören, bir daha unutması mümkün olmayan bir bendesi oluyor; tariflere sığmayan aşk ve şevk içinde yanıp tutuşuyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, hadîs-i şerîflerde de çok enteresan bazı hakikatleri bize bildirmiştir. Mesela hepimizin ezberlemesi gereken bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor:
Ve'llezî nefsî bi-yedihî. "Şu canımın kudreti elinde olduğu Allah'a yemin olsun ki:" Lâ yü'minü ehadüküm hatta ekûne ehabbe ileyhi min vâlidihî ve veledihî ve'n-nâsi ecmaîn. "Sizden biriniz; ben kendisine babasından da, evladından da, bütün diğer insanlardan da daha sevgili, daha çok sevilen bir kimse durumuna gelmedikçe, bu his içinde bu şuurda olmadıkça gerçek imanı yakalamış olamaz." Gerçek mü'min olmanın göstergesi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in muhabbeti, aşkı ve sevgisidir. Bu sevgi annesinin, babasının sevgisinden -ki insan anne ve babasına ne kadar sevgi duyar- ve kendisinin semere-i fuâdı olan evladının sevgisinden -ki bir anne ve baba evladı için deli divane olur, hayatını verir- daha üstün olmalıdır. Bazen de insanlar çeşitli şekillerde birbirlerini severler, âşık olurlar. Delikanlılık çağlarında olur. Mecnuna dönerler. İşte her ne türlü sevgi olursa olsun, bir insanın yanında Resûlullah anneden, evlattan, babadan, kardeşten, sevgiliden, hepsinden daha sevgili olmayınca, sevgi içeride o kadar coşmayınca; o insan hakiki mü'min olamamış oluyor.
Sahabe-i kirâmdan bir zât-ı muhteremi yakalıyorlar, işkenceyle öldürmeye götürüyorlar ve ona şöyle diyorlar:
"Bak gördün mü? Bütün başına bu gelenler; bu musibetler, bu belalar, bu sıkıntılar o Muhammed'in yüzünden oldu. Sen ona inanmamış olsaydın, şimdi evinde çocuğunun yanında olacaktın, o bizim elimizde olacaktı. Şimdi onun yüzünden seni öldüreceğiz."
Lâ vallâhi! "Hayır, Vallahi, Allah'a yemin olsun ki değil onun sizin gibi zâlimlerin eline geçmesine, işkence görmesine; ayağına diken batmasına bile rızam yoktur! Binlerce kez benim canım ona fedâ olsun!" diyor.
Resûlullah'ın yanına gidip gelen müşriklerin murahhas heyetleri, Kureyş kavminin idare meclisindeki yüksek şahsiyetlerine;
"Biz kisraların, kayserlerin saraylarına gittik. Sâsânî İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu saraylarını gördük, Habeş'i gördük. Hiçbir hükümdarın tebaasında, Resûlullah'ın etrafındaki ashabının ona sevgisi ve bağlılığı gibi bağlılık görmedik." diyorlardı.
Sahabe-i kiram Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e; Fedâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah! "Anam babam sana fedâ olsun ey Allah'ın Resûlü!" diye hitap ederlerdi.
Peygamber Efendimiz bu sevgiye işaret ediyor. İçinde bu sevgi galeyan edecek ki insan hakiki mü'min olsun.
Burada şöyle bir parantez açıp bir şey söylemek istiyorum:
Acaba neden Allah celle celâlüh bir fânî kulunu, böyle bir muhabbetle bağlanmak mertebesine çıkarmış? Niçin kullarına, onu bu derece sevmesini emretmiş? Resûlullah da bu emrin gereği olarak, ümmetine böyle olması gerektiğini müteaddit hadîs-i şerîflerinde açıklamış?
Çünkü kullar Allah'ın emrini ondan öğrenecek; Allah'ın rızasını, rızası yolunu o yolla bulacak. Çünkü onun rehberliğiyle emredecek. Onu sevmeden, ona bağlanmadan, ona itirazsız inkıyat etmeden olmuyor. Onun için mürşid-i kâmile de aynı şekilde bağlanmak gerekiyor. Ve "O sevgi şirktir." diyenlerin iddialarının boşluğu buradan ortaya çıkıyor. Şirk olsaydı, Resûlullah'a muhabbet de şirk olurdu.
Değildir!
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;
"Çocuklarınızı iki haslet üzere yetiştirin!" buyurmuştur.
"Birisi Resûlullah'ın muhabbeti, diğeri Kur'ân-ı Kerîm'in muhabbeti."
Çocukları böyle terbiye edeceğiz ki çocuklar bi-lâ ihtiyâr Resûlullah'ı sevecekler, Kur'ân-ı Kerîm'e son derece hürmet edecekler. İçlerinde her ikisi hakkında çok güzel duygular neşv ü nemâ bulacak.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!
02.02.2001 -
Ahiretin Hayrı, Günahlardan
02.02.1993 -
Ashabın Resulullah Sevgisi
