02.02.2001 - Ahiretin Hayrı, Günahlardan Sakınmak ve Zekat Vermek, Peygamber Efendimizin Hendek Savaşındaki Duası

02.02.2001 - Ahiretin Hayrı, Günahlardan Sakınmak ve Zekat Vermek, Peygamber Efendimizin Hendek Savaşındaki Duası
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili dinleyiciler;
Size gönüller dolusu, yerler gökler dolusu sevgiler, selamlar, hayır dilekleri ve dualar ederim. Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizden razı olsun. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
Enes radıyallahu anh'ten; Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Sıhah-ı Sitte sahiplerinin beş tanesi ve bir de İmam Ahmed b Hanbel ve rivayet etmişler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Allâhümme lâ hayra illâ hayrü'l-âhireh ve fî lafzin lâ 'ayşe illâ 'ayşü'l-âhireh fa'ğfir li'l-ensâri ve muhâcireh.
Sadaka Resûlullâh. (Fî mâ kâl ev kemâ kâl.)
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Allâhümme. "Ey benim Allah'ım!" Lâ hayra. "Hiçbir hayır yok." İllâ hayrü'l-âhireti. "Ancak âhiretin hayrı var."
Evet, dünyada da insan bazı hayırlara eriyor, nimetlere mazhar oluyor; ama dünya çok kısa... Âhiret sonsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa kalır. Çok kısa küçük hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır, âhiret hayrı...
"Dünyada insan bazı hayırlara erse de âhirette hayra ermese mahvoldu." demektir.
Dünyada biraz telezzüz etmeleri, biraz tena'um eylemeleri, nimetlere dalmaları, zevkleri tatmaları mühim değil, bu önemli değil... Asıl önemli olan âhiretin hayrı, âhiretin rahatı, âhiretin saadeti.
Başka bir rivayette de;
Lâ 'ayşe illâ 'ayşü'l-âhireh.
"Hiç bir güzel yaşam yok, ancak âhiretin güzel yaşamı var. Önemli olan âhiretin güzel yaşamı." diye rivayet olunmuş.
Demek ki; biz de bu gerçeği aklımızın en yüksek yerinde, en belirgin yerinde, en unutulmayacak şekilde muhafaza etmeliyiz. Hayır; âhiretin hayrıdır.
Lâ hayra illâ hayrü'l-âhireh.
"Hiç bir hayır yoktur, ancak âhiretin hayrı vardır. Önemli olan âhiretin hayrıdır."
Bu ne demek?
Dünyadaki küçük menfaatler, faydalar, zevkler hiç mesabesindedir. Mü'min ona aldanmaz, takılmaz, kapılmaz, şaşırmaz. Onlara kapılıp da âhiretini mahvetmez, berbat eylemez. Âhiretini kazanmaya çalışır.
Peygamber Efendimiz öyle söylüyor, öyle buyuruyor; doğrudur! Çünkü ömürler, rüzgar gibi geçiveriyor. Bir göz yumup açıncaya kadar geçiveriyor. Evet, altmış yıl, yetmiş yıl, seksen yıl yaşıyoruz. Bir kısmı çocukluk, bir kısmı ihtiyarlık, bir kısmı gece uykusu, bir kısmı da gündüz koşuşturma, telaş... O günlerin içinde de bir kısmı sevinçli, bir kısmı üzüntülü, heyecanlı, dertli, gamlı, kederli, ağlamalı, sızlamalı...
Ne olacak, kıymeti yok!
Mühim olan ahireti kazanmak. Biz mü'miniz, biz müslümanız.
Ve'l-ba'sü ba'del-mevti hakkun, ve'l-cennetü hakkun ve'n-nâru hakkun.
Âhirette öldükten sonra dirilmek var, cennet var, cehennem var. Cenneti kazananlara, cennete girenlere ne mutlu! Cenneti kaybedenlere, cehenneme düşenlere ne yazık! Vah, yazıklar olsun, çok korkunç bir felaket!
Onun için bunu hiç unutmayalım! Âhiretin hayrını kazanmak için ne yapmamız gerekiyorsa onları yapalım.
"Ne yapacağız, kısaca söyle hocam, hatırımda kalsın! Ben uzun sözleri hatırımda tutamıyorum." derseniz; "İbadetleri yapacaksınız, bir. Günahlardan kaçacaksınız, iki. Ahlâkınızı güzelleştireceksiniz, üç."
Çünkü Allah ibadetleri yapanları sever, çok çok mükâfâtlar verir. Namaz kılan, oruç tutan, zekât veren, hacca giden, sadaka veren, hayır yapan kimsenin, azına çok mükafatlar vererek çok memnun ediyor, çok taltif ediyor, çok büyük mükâfâtlar bahşediyor.
Bu tamam. İbadetleri yapınca sever. İbadet ve taat.
"Taat" ne demek?
"İtaat" demek.
Allah'ın buyruğunu kabul edip yapmak. Bu bir; bunu yapınca sever.
Günahlardan kaçanı da sever. Günahlardan kaçınmaya;"takvâ" deniliyor, "vera" deniliyor. Dünyanın aldatıcı zevklerine kapılmamaya, dünyaya aldırmamaya da "zühd" deniliyor.
Mesela Hocamız'ın adı "Mehmed Zâhid" yani "Muhammed Zâhid." "Dünyanın önemsizliğini anlayıp önem vermeyen, asıl âhirete yönelen" demek.
Hocamız'ın isminden de size bir işaret olsun; ne yapmanız gerektiğine dikkat edin!
İbadetleri yapanı Allah sever; ibadet yaparak sevgisini kazanmaya çalışacağız. Günahlardan, haramlardan kaçınıp takva ehli olanı Allah sever. Haramlardan, günahlardan kaçıp yine sevgisini kazanmaya çalışacağız. Güzel huyluları Allah sever; huylarımızı güzelleştirip yine Allah'ın sevgisini, rızasını kazanmaya çalışacağız. Kötü huyluları sevmez ve onları cezalandırır; onlardan uzak duracağız.
Kolay:
İbadetleri yapmak, günahlardan kaçmak, ahlâkı güzelleştirmek.
Bizim yolumuzun esasları bunlar. Üç ana esas; herkesin hatırında kalır.
İbadetlerini yap! Namazlarına, cumalarına, oruçlarına, haccına, umrene, zekâtına, zekâtına, zekâtına çok dikkat et! Çünkü insanın ihlâsı, sıdk u sadâkati mâlî fedakârlıkla anlaşılıyor.
Terle kazandığın, zahmetle kazandığın paranın bir kısmını Allah yoluna verebileceksin. Otuz dokuz kısmı sende kalacak, bir kısmını vereceksin. Yine büyük çoğunluğu sende kalacak. Ama fukarayı unutmayacaksın, zayıfları, mazlumları unutmayacaksın!
Zalimlerin karşısında olacaksın, mazlumların yanında olacaksın, fakirlerin yanında olacaksın! Yoksulları, mahrumları seveceksin, onları ziyaret edeceksin. Onlarla beraber gözyaşı dökeceksin, yardımcı olacaksın. Destek vereceksin, yiyecek vereceksin, giyecek vereceksin, çocuğunu okutacaksın vesaire…
Müslümanlık lafla değil. Sen burada izzet, devlet ve nimet içinde yaşayıp karnının tokluğundan, "Ah, vah, yandım, eyvah!" bilmem ne diye sızlanırken, öbür tarafta içecek suyu bulamayan insanlar var. Köyünde içecek suyu yok. Demek ki parayı dayayınca her şey olabiliyormuş.
Zekat çok önemliymiş. Buradan bunu anlıyoruz. Zekat önemli! Para önemli! Ama biz paraya tapmıyoruz. Paranın bir önemli vasıta olduğunu biliyoruz. Âhiretimizi kazanmak için paramızı Allah yoluna sarf edeceğiz. İbadetleri yapacağız.
Günahlardan da kaçınmak çok önemli! Çünkü günahların hepsi tatlı olduğundan, zevkli olduğundan insan o günahları yapıyor. O zevke dayanamıyor, nefsini yenemiyor, nefsi o tarafa akıyor, kayıyor; derken işte o günahı yapıyor. Afyon içiyor, esrar çekiyor, içki içiyor, hırsızlığı yapıyor, "Dayanamadım, çaldım!" diyor.
Kazanmak hırsıyla kumar oynuyor. "Ay ne heyecanlı, bilmem ne..." derken, "Eyvah kaybettim, eyvah şimdi eve ne götüreceğim?" demeye başlıyor.
Bunların hepsinin macerası belli olduğundan, İslâm yasaklamış. İçki yasak, kumar yasak, esrar yasak, aklı giderici her türlü duman da olsa sıvı da olsa katı da olsa her çeşit âlet edevat, madde yasak. Meşrubat şeklinde de olsa duman şeklinde de olsa fark etmiyor.
Demek ki günahlardan da kaçınmak çok önemli. İyi insan olmak için, faziletli insan olmak için, faydalı insan olmak için, güzel işler yapmak için, günahlardan da kaçınacağız.
Üçüncüsü, ahlâkın güzelliği.
Biliyorsunuz ahlâk, toplum olayıdır. Kişinin de kendi kendine karşı ahlâkî sorumlulukları vardır ama özellikle başka insanlarla münasebette ahlâk çok büyük rol oynuyor.
Ahlâk dediğimiz şey, toplum olayıdır.
Tabi ahlâk ikiye ayrılıyor:
İyi ahlâk, kötü ahlâk.
Herkesin ahlâkı var. Ama ahlâkı iyi mi kötü mü?
Mühim olan ahlâkın iyi olması.
"Falanca adam çok kötü ahlâklıdır, çok kötü huyludur." diyoruz.
Herkesin bir ahlâkı var ama iyisi önemli. İyi ahlâklı olacak.
"E hocam, iyi huylar hangileridir?
Tamam, çok güzel bir soru! İyi huylar hangileri, kötü huylar hangileri; bunları güzelce ezberleyeceksin, öğreneceksin, uygulayacaksın ve çoluk çocuğuna da öğreteceksin. Güzel huyu çocuğuna öğretmek için üzerinde duracaksın; kötü huydan kurtarmak için üzerinde duracaksın. Takip edeceksin, çalışacaksın, uğraşacaksın, onaracaksın.
Araba her gün bakım istiyor, bakılmazsa gitmiyor. Ev her zaman bakım istiyor, akıyor, kokuyor, bozuluyor, takılıyor derken tamirci getiriyorsun vesaire. Çocuklar da öyle, kendimiz de öyle.
Hatta insanın imanı bile öyle! Günahlardan dolayı zaman zaman yıpranıyor, gevşiyor. O imanı dahi tazelemek lazım. Günde yüz defa Estağfirullah, yüz defa Lâ ilâhe illallah, çok çok Allah, Allah, Allah demek; çok çok salât u selâm getirmek, Kur'ân-ı Kerîm okumak lazım!
Okumasını bilmiyorsa Kul huvallâhu ehad'ı yüz defa okusun. Çünkü bir Kul huvallâh; üçte bir Kur'an okumak kadar sevap. Bunların hepsi büyüklerimizin, mürşid-i kâmillerimizin, şeyhlerimizin bize tavsiyeleri ve hepsi Kur'ân-ı Kerîm'e dayalı, hadîs-i şerîflere dayalı tavsiyeler.
İşte böyle; bunları yapacağız.
Nereden açıldı?
Peygamber Efendimiz'in duasından.
"Asıl hayır, âhiret hayrıdır." diyor.
Bu, cümlenin birinci kısmı.
İkinci kısmında da ne demiş?
Fa'ğfir li'l-ensâri ve'l-muhâcireh. "Ensar'a da mağfiret eyle, muhacirlere de mağfiret eyle."
Ne demek?
Ensar; "Peygamber Efendimiz'e, kendilerine gelen müslüman kardeşlerine yardımcı olup onları bağırlarına basıp misafir edip koruyup kollayan böylece İslâm'ın tutunmasını ve düşmanlarına karşı güçlenmesini sağlayan insanlar, Medine'nin ahâlisi."
Peki ötekilere, Mekke'den veya başka yerlerden müşriklerin zulmünden kaçıp o emniyetli Medine'ye gelen kimselere ne deniliyor?
"Muhâcir" deniliyor. "Muhacir"in çoğulu "muhâcirîn" olur. Buna; cem-i müzekker-i sâlim deniliyor, "muhâcirler" demek.
Burada Peygamber Efendimiz bir başka çoğulunu kullanmış: Muhâcireh. Sonuna kapalı te getirerek, ensar'ın karşılığında, onun yanında mütenâzır olarak; el-muhâcireh.
"Ensar'a ve muhacirlere yardım et!" diye böyle çoğul olarak kullanmış; bu şekil de var.
Bu sahih bir hadîs-i şerîf. Buharî'de, Müslim'de, Ebû Dâvud'da, Tirmizî'de, Neseî'de var. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Peyganber Efendimiz Hendek Savaşı hazırlıkları sırasında bu duayı buyurmuş.
O günlerde çok telaşlı idiler. Kureyş, büyük bir orduyla Medine'yi mahvetmeye geliyor. Bedir'de çarpıştılar ama müşrikler bu sefer kuvvetli bir orduyla geliyor. İyice toparlanmışlar, kabilelerden de yardım almışlar, Medine'yi mahvetmek için geliyorlar, Müslümanlığın kökünü kazımak için geliyorlar. Güçleri yeterse Peygamber Efendimiz'i, muhacirleri ve Ensar'ı tepelemek niyetiyle geliyorlar.
Ne yapmak lazım?
Sayı az, güç az, imkân az, savaş âlet ve edevatı az.
Ne yapmak lazım?
Selmânü'l-Fârisî radıyallahu anh;
"Biz İran'da, düşmanlarla mücadelede savunma savaşı yaparken hendek kazardık. Haydi hendek kazalım!" diyor.
Hendek Savaşı'nda dikkati çeken - size hatırlatmak istediğim, benim de çok etkilendiğim- en önemli şeylerden birisi Peygamber Efendimiz hendeği kazarken taşlar çıkıyor. O taşları o zaman ki imkanlarla kıramıyorlar. Peygamber Efendimiz eline kırma aletini -kazmayı- alıyor, taşa vuruyor.
Bir vurduğu zaman, bir kıvılcım çıkıyor. Bir daha vuruyor, bir daha kıvılcım çıkıyor. Bir daha vuruyor, bir daha kıvılcım çıkıyor ve Peygamber Efendimiz diyor ki;
"Bu kıvılcımda Sâsânî İmparatorluğu'nun, Mecûsîlerin devletinin, Bizans imparatorluğunun, Bizans arazilerinin; Doğu tarafının, Batı tarafının, Kuzey tarafının müslümanların eline geçtiğini gördüm." diyor.
Hatta bu sözü söylediği kesin ki müşrikler şöyle diyorlar:
"Şuna bak, neredeyse helâkleri yakın, ölecekler. Kureyş ordusu geldiği zaman bunların hepsini kesecek. Hâlâ başlarındaki zât -yani Peygamber Efendimiz'i kast ediyorlar- 'Siz ileride şu zaferleri kazanacaksınız, koca koca devletleri yıkacaksınız, dev imparatorlukları devireceksiniz!' diyor. Ne saçma!" diye düşünüyorlar.
Ama şimdi biz biliyoruz ki saçma değil, peygamberce söylenmiş sözler, Allahu Teâlâ hazretlerinin vaadi. O en ümitsiz anda; artık var olma, yok olma meselesi olan bir zamanda bunu söylemesi de hak peygamber olduğunun belgelerinden, bin bir türlü belgesinden bir tanesi...
O zaman ashab-ı kirâm çok sıkıntı çekmişler. Açlık, sıcaklık, yorgunluk. Hendek kazmak kolay değil. İşte o zaman Peygamber Efendimiz böyle dua eylemiş:
"Hayır ancak âhiret hayrıdır. Bu dünya meşakkatli, sıkıntılı, düşmanla çarpışmalı, uğraşmalı, korkulu, endişeli geçiyor. Asıl önemli olan âhiret. Yâ Rabbi! Ensârı ve muhacirleri mağfiret eyle, kusurları varsa affeyle."
Tabi her insan kusurlu olabilir, büyük küçük. "Affeyle, yardım eyle." demek istiyor; böyle dua etmiş.
Biliyorsunuz müşrikler geldiler geldiler, hendekle karşılaşınca, Medine'ye giremediler. Öbür tarafları korumak kolay. Buraya da İslâm ordusu dikildi ve Hendek Savaşı sonunda,-müslümanların korunmasıyla- Kureyşlilerin perişan bir vaziyette geri dönmesiyle bitti. Bir de rüzgâr çıktı, perişan ettti.
İşte o zaman söylenmiş bir dua, ama biz bundan ne dersler çıkaracağız?
Hayrın, âhiret hayrı olduğunu öğrenceğiz. Ahiret hayrını kazanmaya çalışacağız. Bir de dünyada meşakkatler çekileceğini öğreneceğiz.
Allahü Teala Hazretleri bizi İslam tarihini tam okuyup, tam anlayıp sahabe-i kiramın hepsini sevip; cennetlik, mübarek, evliyaullahla beraber bizi cennette buluştur.
Bi lutfike ve keremike ve bi hurmeti ismike'l âzâm ve bi hurmeti nebiyyike'l ekrem ve inneke mücîbü'd-deavât ve kâdıye'l hâcât ve ekremü'l ekremîn ve erhamü'r-râhımîn
02.02.2001 -
Peygamber Efendimizin Hz.
02.02.1993 -
Ashabın Peygamber Sevgisi
