02.02.2001 - Peygamber Efendimizin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyine Duası

02.02.2001 - Peygamber Efendimizin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyine Duası
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili dinleyiciler;
Size gönüller dolusu, yerler gökler dolusu sevgiler, selamlar, hayır dilekleri ve dualar ederim. Allah-u Teâlâ hazretleri cümlenizden razı olsun. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
Allah'ın en sevgili kulları Peygamber Efendimiz ve ashâbı, Asr-ı Saadet müslümanları ne sıkıntılar çektiler. Sen nesin? Ben neyim?
Bizler yirminci, yirmi birinci yüzyılın insanlarıyız. Ne kadar asır sonra gelmiş insanlarız. Elbette Allahu Teâlâ hazretleri en büyük mükâfâtları ashaba ve Peygamber Efendimiz'e verecekken, dünyada onlar bu kadar sıkıntı çekmişler.
Elbette bizler de sıkıntı çekeceğiz. Bunlar imtihan. Müslümanlığa bağlılığımızın kuvvetini ve samimiyetini, sağlamlığını anlamak için, ispat etmek için, denemek için, imtihan etmek için, Allah bu sıkıntıları getiriyor ki; "Bakalım benim mü'min kullarım sıkıntıların karşısında da imanlarına sımsıkı sarılıp iyi müslüman olarak yaşayacaklar mı?"
Müslümana böyle çeşitli sıkıntılar, imtihanlar gelir gelir gelir gelir... Mühim değil. Sabredeceğiz, mükâfât alacağız. Ama sabrın sonunda da Allah zafer, saadet ve selamet veriyor.
Misal; işte İslâm tarihi, işte müslümanların ilk devirleri, ondan sonraki devirleri, bütün cihana hakim olmaları. Evet, ne zaman insanlar Allah'a yardım ederse yani Allah'ın dinine yardım ederse... Allah yardımdan müstağnî ama lütfen ve keremen ve latîfe olarak Cenâb-ı Hak öyle buyuruyor:
İn tansuru'llâhe yensurküm ve yüsebbit akdâmeküm. "Siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder."
Halbuki Allah'ın yardıma ihtiyacı yok; biz kullarına latîfe eyliyor. "Allah'ın dinine yardım ederseniz o zaman mükâfâtlara erersiniz." demek açıkçası.
Onun için Allah'ın dininin yardıma ihtiyacı var. Allah'ın yardıma ihtiyacı yok, müslümanların yardıma ihtiyacı var. Mâlî yardıma ihtiyacı var, iktisadî yardıma ihtiyacı var, askerî yardıma ihtiyacı var, siyasî desteğe ihtiyacı var, ilim irfan öğrenmeye, tâlim ve terbiyeye ihtiyacı var... Her şeye ihtiyacı var. Hepimizin çalışması lazım!
Fransa'da iki doktor müslüman olmuş. Lion'a gitmiştik.
"Hocam, burada iki Fransız kökenli, Fransız müslüman var." dediler.
"Şu mübareklerle tanışalım." dedim.
Avrupalı, kökeni Fransız, hristiyanken dönmüş, müslüman olmuş.
"Tanışalım!" dedim.
"Burada yok." dediler.
"Nereye gitmişler?"
"Afgan Savaşı'na gittiler. Bunlar tatil oldu mu yıllık izinleri oldu mu hastaneden izin alırlar, karıkoca Afganistan'a giderler. Tatilleri boyunca Afganistan'da çalışırlar." dediler.
Gözlerim yaşardı, o kardeşlerimizin şuuruna hayran kaldım. Hem de gitmeden önce ilaç fabrikalarını dolaşıyorlarmış, hayır hasenât olarak ilaçları topluyorlarmış. Pamuklar, sargı bezleri, antibiyotikler, iğneler, haplar... Neyse, onları da yanlarında beraber alıp Afganistan'a gidip, Ruslar'a karşı çarpışan mücahitlerin arkasında, cephenin arkasında, yaralılara yardımcı oluyorlarmış.
İşte şuur, işte ihlâs olunca böyle oluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
Allâhümme innî uhibbühümâ fe ehibbehümâ ve e'bğıd men e'bğadahümâ ya'ni'l Hasene ve'l Huseyn.
Taberânî Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.
Râmûzü'l-ehâdîs'in 186. sayfasında. Not alanlar alır, dinleyenler banttan, ses kayıt şeridinden dinlerler, yerini bulurlar. Arapçasını ezberlerler.
Allâhümme.
"Rabbim, Mevlâm."
İnnî uhibbühümâ.
"Hiç şüphe yok ki muhakkak ki ben bu ikisini seviyorum"
Fe ehibbehümâ. "Bu ikisini sev yâ Rabbi!"
Ve ebğıd men ebğadahümâ.
"Bu ikisine buğz edene, sen de buğz et yâ Rabbi!"
Ne mutlu o iki kişiye ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; "Ben bunları seviyorum!" diyor. Allah'a da dua ediyor;
"Yâ Rabbi! Sen de bu ikisini sev!" diyor. "Bunlara buğz edenlere sen de buğz et!" diyor.
Allahu ekber!
Kim bunlar, kimmiş bu mübarekler?
Ya'ni' Hasene ve'l Huseyn.
"Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin."
Peygamber Efendimiz'in Fâtıma Anamız'dan ve Hz. Ali'den olma iki torunu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; Abdullah b. Abbas radıyallahu anh'in rivayet ettiğine göre, Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin'e böyle dua eylemiş.
"Yâ Rabbi! Ben bu ikisini seviyorum!" diyor.
Torununu sevmez mi?
Kucağına alırdı nasıl severdi. Peygamber Efendimiz, Fâtıma Anamız'ı nasıl severdi?
Geldiği zaman ayağa kalkardı, Fâtıma Anamız'ın alnından öperdi. Fâtıma Anamız cennet hatunlarından birisi.
"Ben bu ikisini seviyorum yâ Rabbi! Sen de sev!" diyor.
Peygamber Efendimiz'in torunları, duasına mazhar insanlar. İkisi de şehîden öldü. Birisi zehirlenerek öldürüldü. Birisi de Kerbelâ'da ailesiyle, çoluk çocuğuyla şehit edildi. Cennetlik olduklarını da ölümleri gösteriyor.
Ve ebğı'd men e'bğadahümâ.
"Bu ikisine buğz edene, sen de buğz et yâ Rabbi!" diyor.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi İslâm tarihini tam okuyup tam anlayıp sahabe-i kirâmın hepsini sevip özellikle Hz. Ali Efendimiz'i, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizi de sevip onların şefaatine ermeyi nasip eylesin. Cennetiyle cemâliyle bizleri müşerref eyleyip onlarla cennette buluştursun.
Fâtıma Anamız cennet hatunlarının efendisi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimiz, bunlar cennet gençlerinin efendileri, seyyidleri... Hz. Ali Efendimiz'le, diğer hulefâ-i râşidîn ile Aşere-i Mübeşşere ile cennetlik mübarek evliyâullah ile yâ Rabbi, bizi cennette buluştur.
Ebûbekr-i Sıddîk, Ömerü'l-Fâruk, Osmân-ı Zinnûreyn, Aliyy-i Murtazâ ve diğer mübarek büyüklerimizle cennette bizleri buluştur yâ Rabbi!
Bi lütfike ve keremike ve bi hürmeti ismike'l a'zam ve bi hürmeti nebiyyike'l-ekrem, ve inneke mücîbü'd-de'avât ve kâdı'l hâcât ve ekremü'lekremîn ve erhamü'r-râhimîn.
El-Fâtiha.
03.01.2001 -
Ayakta Su İçmek,
02.02.2001 -
Ahiretin Hayrı, Günahlardan
