03.10.1997 - Yalan Yere Yemin Etmek, Tevbe, İyilik Etmek

03.10.1997 - Yalan Yere Yemin Etmek, Tevbe, İyilik Etmek
es-Selamu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
Men'iktetaa hakka'mriin müslimin bi-yemînihî fe-kad evceballâhu lehû'n-nâra ve harreme aleyhi'l-cennete. Fe-kâle racülün, yâ Rasûlallahi, ve in kâne şey'en yesîrâ. Kâle, ve-in kâne kadîben min erâkin.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîf tehditli, korkulu bir durumu bize anlatıyor. Yapmamamız gereken bir şeyi öğrenmiş olacağız, onun için dikkatle dinleyelim.
"Kim bir müslümanın, bir müslüman kişinin hakkını yalan yere yemin ederek kesip alırsa…"
Hakkını elinden koparıp kesip alırsa… Yalan olarak basıyor yemini, karşı tarafın hakkını gasp ediyor, haksızlık yapıyor. Birisinin malını, mülkünü, parasını, hakkını yeminle elde etmiş oluyor. Kim böyle bir şey yapar, bir müslüman kişinin hakkını yalan yeminle koparıp elinden çekip alırsa…
Fe-kad evceballâhu lehû'n-nâra. "Allah ona cehennemde yanmayı vacib kılar." Yani o adam cehenneme gidecek.
Neden?
Yalan yere yemin etti, birinin hakkını yedi, gasp etti, çiğnedi, haksızlık yaptı; cehenneme gidecek.
Ve harreme aleyhi'l-cennete. "Ve cenneti Allah o kula haram kılar." Yani cehenneme sokar. Cenneti de ona haram kılar, nasip etmez.
Bu, yalan yere yeminin ne kadar kötü olduğunu gösteriyor. Şimdi maalesef duyuyoruz, mahkemelerin önünde gezen insanlar varmış. Birileri geldiği zaman;
"İçeride şahit lazım oldu, şahitlik yapar mısın?"
Hemen çıkıyormuş, tanımadığı görmediği halde, "Şu şöyledir, bu böyledir." diye yalancı şahitlik yapıyormuş.
Evet, dünyada biraz para alıyorlar, adaleti şaşırtıyorlar ama âhirette bu yaptıklarından dolayı müslüman olsalar bile cehenneme mutlaka girecekler. "Cennet kendilerine haram olur." diye Peygamber Efendimiz bildiriyor.
O halde demek ki haksızlık etmemek ve yeminle de haksızlığı sağlamamak lazım!
Birisi sordu, böyle bir durumda, dedi ki;
Yâ Rasûlallah, ve in kâne şey'en yesîrâ. "Az bir şey olsa da mı?" Yani küçük bir şey aldı. Küçük bir yeminle az, küçük bir haksızlık yaptı. Kâle, ve-in kâne kadîben min erâkin. "Eğer misvaktan bir dal parçası bile olsa."
Misvak, Arap ülkesinde bir çeşit çalının köküdür. Çölde olur, bağda bahçede olmaz. Kökünü çıkarttığın zaman kesersin, ıslak bir kök ama güzel, tel tel oluyor. Tertemiz oluyor ve dişlerin diş fırçası gibi tabii bir şekilde fırçalanmasına yol açıyor. Peygamber Efendimiz'in zamanından beri fırçalamakta kullanılmış ve çok güzel temizliyor. Fırçadan çok daha sıhhatli olarak temizliyor.
Ayrıca içinde asitleri söndüren, antiseptik, mikropları öldüren maddeler olduğundan onu kullanan insanın dişetleri çok sıhhatli oluyor. Dişleri pırıl pırıl oluyor. Ta 1400 yıl önceden ağız temizliği ve ağız güzelliği için kullanılan bir şey. Ama çok ucuz ve çölde her yerde bulunabilen dal veya bir kök olduğundan Peygamber Efendimiz onu misal veriyor.
Eğer misvaktan bir dal parçası bile olsa, ne kadar az olursa olsun bir insan haksız yere yemin ederek birisinin misvak parçasını bile almış olsa ona cehennem vacib olur, gerekli olur. Allah onu cehenneme sokar, cehennemi ona vacib, cenneti de haram kılar. Yani cennete giremez.
Demek ki müslümanı üzmemek, hakkını yememek, haksızlık yapmamak, mahkemelerde yalan yere yeminler etmemek lazım! Bunlar çıkıyor.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi her türlü hatadan, kusurdan, günahtan ve âhirette felakete uğramaya sebep olacak işlerden, amellerden, icraattan korusun, uzak eylesin. Güzel şeyleri yapmak nasip etsin.
Tabii önceden hatalı bir şeyler yapıldığında ne yapmak lazım?
Tevbe istiğfar etmek lazım! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Abdullah İbn Abbas radıyallahu anhumâ'nın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte;
Men eksere mine'l-istiğfâri, cealallâhu azze ve celle lehû min külli hemmin ferecen ve min külli zîkın mahrecen ve razekahû min haysü lâ yahtesibü.
Men eksere mine'l-istiğfâri. "Kim istiğfârı çok yaparsa…" Yani estağfirullah el-azîm, estağfirullah ve etûbu ileyh. Allahümmağfirlî ve'rhamnî… gibi tevbe ve istiğfar sözlerini çok çok söylerse… Cealallâhu azze ve celle lehû min külli hemmin ferecen. "Her türlü sıkıntısından onu sevince, ferahlığa çıkartır." Ve min külli zîkın mahrecen. "Her sıkışıklıkta bir kurtuluş yerine ulaştırır." Tasasını dağıtır, üzüntüsünü feraha çevirir, sıkıntıdan ferahlığa çıkartır. Efendimiz, "Ummadığı yerden onu rızıklandırır." diye buyuruyor.
Ahmed İbn Hanbel ve diğer kaynaklar rivayet etmiş.
Demek ki Allahu Teâlâ hazretlerine çok tevbe ve istiğfâr edeceğiz. Evvelce yapmış olduğumuz hatalar hatırımıza geldikçe, hadisler okundukça, vaazlar dinlendikçe, Ramazan geldikçe, Kur'an'lar okundukça insan kendi kendisini hesaba çekiyor. İyi insanların ne kadar iyi şeyler yaptıklarını, Peygamber Efendimiz'in ne kadar güzel şeyler tavsiye buyurduğunu öğrenince, "Ah! Ben ömrümü boşa geçirmişim. Nice hatalar etmişim." diye üzülüyor.
Tevbe ve istiğfâr etmesi lazım! Tevbe ve istiğfâr ederse Allah üzüntüsünü sevince değiştirir. Sıkıntısını ferahlığa değiştirir, genişliğe çıkartır. Ummadığı yerden rızıklandırır. Günahlarını da bağışlar, sevdiği kul eder. Tövbe ve istiğfâr kulu kurtarıyor.
Onun için tevbe ve istiğfârı çokça yapalım, aziz ve sevgili kardeşlerim.
Her zaman da söylüyorum. Bakın, bu hadîs-i şerîflerin hepsi dervişliği takviye ediyor. Dervişliğin doğru olduğunu gösteriyor. Bazıları çıkıp bunları inkâr ediyor ama hadîs-i şerîfler böyle… Ya hadîs-i şerîfleri bilmiyorlar ya dinin özünü anlamıyorlar.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadisi söyleyeceğim. "Bütün ravileri çok güvenilir insanlardır." diye de özel olarak Gümüşhânevî Hocamız rahmetullahi aleyh arkasına yazmış.
Men eksere zikrallâhi fe-kad berie mine'n-nifâkı. "Kim Allah'ın zikrini çok yaparsa münafıklıktan beraat eder."
Münafıklık onun üzerinden izale olmuş olur. O kimse artık münafık olma durumuna asla sokulamaz, o durumda düşünülemez. Münafıklıktan kurtulmuş olur.
Demek ki Allah'ın zikrini çok yapacağız. "Allah" diyeceğiz, "lâ ilâhe illallah" diyeceğiz, "sübhanallah, elhamdülillah" diyeceğiz; daima zikirle vakit geçireceğiz.
Yunus Emre rahmetullahi aleyh ne kadar güzel söylemiş:
"Yunus sen bu dünyaya niye geldin,
Gece gündüz hakkı zikretsin dilin,
Evliyâya uğramaz ise yolun,
Göçtü kervan kaldın dağlar başında…"
Zikretmeyi [övüyor.] Yunus'u seviyoruz, sözlerini de sevelim. Çünkü hadîs-i şerîfe uygun. Mevlânâ'yı seviyoruz, sözlerini ve yolunu da sevelim. Çünkü hadîs-i şerîfe uygun. Peygamber Efendimiz'i seviyoruz, hadîs-i şerîfleri bunlar.
O halde bazı insanlar kendi kafasından İslâm'ı yanlış yorumlamasınlar. Hadislere aykırı şeyler söylemesinler, halkı şaşırtmasınlar. Dinin özü Kur'ân-ı Kerîm'den ve hadîs-i şerîflerden anlaşılır. Hadîs-i şerîfleri ihmal eden, göz ardı eden kimse, dinin özünü anlayamaz. Şaşırır, sapıtır. Modernist olacağım derken dinî bakımdan anarşist olur. Dini anarşiye sürükleyen, müslümanların kafasını karıştıran, eski alimlerin sözlerine aykırı, abuk sabuk şeyler söyleyen kimse durumuna düşer.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi zikrinden, şükründen, tevbesinden, istiğfârından; onların faydalarından istifade edenlerden eylesin. İnkâr edip de yanlış yollara sapanlardan eylemesin, aziz ve sevgili kardeşlerim.
Peygamber Efendimiz'in, dinimizin ne kadar güzel olduğunu gösteren hadîs-i şerîflerinden yine bir tanesi… Duydukça dinimizin ne kadar çağlar üstü olduğunu herkes anlasın diye bu hadîs-i şerîfi okumak istiyorum;
Temâmü'l-birri en tağmele fi's-sırrı amele'l-alâniyeti.
Peygamber Efendimiz kısaca böyle buyurmuş.
Birr ne demek? İki "r" harfiyle, el-birr?
İyilik demek.
Temâmü'l-birri. "İyiliğin en olgun, en mükemmel şekli…"
En mükemmel iyilik, iyiliğin en yüksek derecesi neymiş?
En tağmele fi's-sırrı amele'l-alâniyeti. "Tenhada, hiç kimse yokken, gizlide; herkesin karşısındayken kendine çekidüzen verip yaptığın gibi hareket etmendir."
Alâniyeh, alenî olarak demek. Alenî olarak insanların karşısında yürürken, otururken, konuşurken, yemek yerken herkes yemesine, içmesine nasıl dikkat ediyor. İnsanlar ayıplar diye… İnsanlara önem verdiği için, "Yanlış bir şey yaparsam kınanırım, ayıp olur." filan diye çekiniyor, insanları sayıyor.
Herkesin karşısında böyle yapıyor, yalnız kaldığı zaman ne yapıyor? Önemli olan o! Bizim dinimiz diyor ki eğer alenî olan zamanda değil de yalnız kaldığınız, gizli ve halktan uzakta olduğunuz zamanda da iyilik yapabiliyorsanız işte asıl iyilik odur. İyiliğin en kâmil şekli öyledir, diye buyruluyor.
Onun için aziz ve sevgili kardeşlerim!
Her zaman Allah'ın bizi gördüğünü hatırda tutalım, hatırdan çıkarmayalım. Allahu Teâlâ hazretlerinin huzurundayız. Allahu Teâlâ hazretleri her yerde hâzır ve nâzırdır. Yaptıklarımızı ve söylediklerimizi görüyor, kalbimizden geçenleri ve niyetlerimizi biliyor.
İyi insan olmak… Yalnızken de, polis, müfettiş varken de… Halk varken de, hiç kimse yokken, görmeyecekken de… Gecedeyken de, tenhadayken de… Halimiz daima güzel olsun. Kötü şeyler yapmayalım, iyi şeyler yapalım. Her zaman sevap kazanalım. Ömrümüz hayırla, sevapla geçsin. Rabbimizin huzuruna dünya imtihanını başarmış olarak, sevdiği ve razı olduğu kullar olarak varalım.
Mevlâ'mız bizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Hepinize gönüller dolusu sevgiler, selamlar, dualar ve temenniler…
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
03.10.1997 -
Ziyaretleşme, Selamlaşma, Gönlünü
03.10.1997 -
Müslüman Kardeşin Hakkını
