03.10.1997 - Ziyaretleşme, Selamlaşma, Gönlünü Hoş Etme, Karşılıklı Hediyeleşme

03.10.1997 - Ziyaretleşme, Selamlaşma, Gönlünü Hoş Etme, Karşılıklı Hediyeleşme
es-Selamu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir hadîs-i şerîfi var. Hadîs-i kudsî olarak rivayet edilmiş. Allahu Teâlâ hazretleri buyurur ki;
Hakkat mehabbetî li'l-mütezâvirîne fiyye. "Benim rızam için birbirlerini ziyaret edenlere, benim muhabbetim -yani Allah'ın kulu sevmesi, razı olması- vacib olur, hak olur."
Allahu Teâlâ hazretleri bizi sevgisine, rızasına vâsıl eyler inşaallah.
Allahu Teâlâ hazretleri, müslümanlar arasındaki muhabbetleri, dostlukları, ziyaretleri, yardımlaşmaları ve samimi ilişkileri kuvvetlendirsin. Çünkü müslümanlar dünya üzerinde, dünyanın her yerine yayılmışlar. Maşaallah Amerika'da da, Avrupa'da da onu görüyoruz. Şaşırdım; hiç ummadığım kasabalarda kapalı, başı örtülü müslüman kardeşler gördüm. Camiler açılmış, en ummadığım uzaktaki kasabalara dahi yayılmışlar. Almanya'da Türkleri, müslümanları, camileri, ezanı bilmeyen, duymayan, tanımayan ahâli kalmamıştır. Amerika'da da öyle… Elhamdülillah, her yerde İslâm yayılıyor.
O bakımdan kimse kimseyi inancından, kılığından kıyafetinden, başörtüsünden dolayı kınamıyor. Güzel bir şey, imrendim.
Paralarına, in god we trust "Biz Allah'a tevekkül ediyoruz, tevekkül ederiz." diye yazmış olmaları da başka paralarda görülmeyen güzel bir şey. İnançlarını herkesin elinde dolaşan paraya aksettirmiş oluyorlar. İnançlarının şekillerini, işaretlerini paralarına işlemiş oluyorlar. Bunlar tabii, güzel şeyler…
İnsan burada, bu duygularla medeniyetin, insanların birbirlerinin inançlarına sevgi, saygı ve ilgi duymasının, nezaket ve zarafet dairesi içinde birbirlerine bakmasının güzelliğini görebiliyor. İnşaallah bizdeki aşırılıklar, sivrilikler de bertaraf olur da İslâm'ın o güzel, engin, tatlı, kardeşlik havası hâkim olur. Kimse kimseye yan bakıp, kaş çatıp baskı yapmaya kalkışmaz.
İslâm'da muhabbet çok önemli! Müslümanın müslümanı sevmesi fevkalade önemli! Candan bir sevgi ile müslümanların birbirlerini kardeşi olarak görüp yardımlaşması lazım! Birbirlerini sevmeleri ve ihtiyaçlarına, yardımlarına koşmaları gerekiyor.
Evet, şimdi sevgi, muhabbet ve dostlukla ilgili sözlerden sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerine geçiyorum.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki, Abdullah İbn Mübarek'in rivayet ettiğine göre;
Men ekarra bi-ayni mü'minin ekarrallâhu bi-aynihî yevme'l-kıyâmeti. "Kim bir mü'min kulun gözünü serinletirse yani ona göz serinliği verirse Allah da kıyamet gününde onun kendi zâtına, kendisine göz serinliği verir."
Araplar'da "göz serinliği"; gönül hoşluğu, gönül şenliği mânasına kullanılıyor. Yani, "gözümün şenliği" dediği zaman, gönlümün süruru, neşesi mânasına geliyor. Kim bir kimsenin gönlünü, gözünü serinletirse, kurretü ayn dediğimiz durum olursa, yani gönlünü hoş ederse, sevindirirse demek…
Kim bir mü'minin kalbini yapar, sevindirirse, Allah da onun âhirette kalbini hoş eder, onu sevindir, onun gözünü şenlendirir, serinletir diye buyurmuş oluyor. Buradan tabii müslümanın, müslümanı sevindirmesi gerektiğini, onun sevineceği hareketlerde bulunması, tavırlar takınması, yüzüne gülerek bakması ve güzel sözler söylemesi gerektiğini anlıyoruz.
Tabii bu arada şeklen yapılması gereken bir iş olarak da "musafaha" dediğimiz hadise var. O husustaki bir hadîs-i şerîfi de okuyalım. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
Temâmü't-tahiyyeti'l-ahzü bi'l-yedi ve'l-musâfahatü bi'l-yümnâ.
Ebû Ümâme el-Bâhili hazretlerinden rivayet edilmiş bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Selamlaşmanın tamamı, mükemmel, kâmil olması karşısındaki kimsenin elini tutmakla, elini avuçlarına almakla olur. Sağ ellerle musafaha yapmakla olur."
Bir insan bir kimseyi sevdi mi elini avucuna alır; bir taraftan elini sevgiyle tutarken bir taraftan da sevgiyle yüzüne bakar, tatlı ve güzel sözler söyler. O manzara gözümüzün önünde canlanıyor. es-Selamu aleyküm demek bir selamdır ama, "Selamlaşmanın tamam olması eli tutmakla, sağ ellerle musafaha yapmakla olur." diye Efendimiz buyuruyor.
Musafaha dediğimiz, elleri tutuşarak yapılan selamlaşma tokalaşmadan daha başka türlüdür. Başparmaklar yukarda olmak üzere yapılan bir el tutuşma şeklidir. Her iki elle birden karşı tarafın iki eli tutulursa daha samimi, daha candan bir durum oluyor. Bazıları da musafaha ederken, hürmeten karşısındakinin elini öpmeye kalkıyorlar. Onun üzerine, öteki de öptürmemeye uğraşıyor. Böyle güzel, tevazu sahiplerini Harem-i şerif'te görüyoruz. O da onun elini öpmeye çalışıyor filan…
Hâsılı elle musafaha yaptığı zaman selamlaşma daha sıcak olmuş, sevgi daha güzel ifade edilmiş oluyor. O zaman, "Selamlaşmanın tamamı böyledir." diye bildirmiş. Selamlaşma bir muhabbet eseridir, musafaha daha üstün bir sevgi eseridir. Bunların hepsi çok çok güzel şeyler.
Mü'mini sevindirmenin çok çeşitleri var. Parası olan parasıyla sevindirir ama hiçbir şeyi olmayan tatlı diliyle, güzel tavırlarıyla, sevgisini ifade edecek davranışlarla gönül almayı yine sağlayabilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bu sevginin tahakkuk etmesine çok önem vermiş ve hadîs-i şerîflerde sevginin artması için tavsiyeler buyurmuş.
O hadîs-i şerîflerden bir ikisini size nakledeyim:
Mesela Peygamber Efendimiz, Aişe-i Sıddîka validemiz radıyallahu teâlâ anhâ'nın rivayet ettiğine göre buyuruyor ki;
Tehâdev fezdâdû hubben. "Birbirinizle hediyeleşin, o zaman birbirinize karşı muhabbetiniz artar."
İfade edilmiş olduğundan hediye yoluyla muhabbetiniz artar. "Bak, bu beni seviyormuş da hediye verdi." diye o da ona hediye verir. Mümkünse hediyeyi hediye ile karşılamak, bunu da zarif bir şekilde yapmak lazım! Birisi birisine verip ötekisi de hemen, anında ona karşılığını verdiği zaman biraz tatsız oluyor. "Ben senin hediyenin altında kalmak istemiyorum." gibi bir tavır da iyi olmuyor.
Şahsen zamanını, fırsatını kollamalı. "Bu, bana hediye vermişti." diye bir zamanı gelince o da ona vermeli diye düşünüyorum.
Hediyeleşmeyi Efendimiz tavsiye ediyor. Hatta başka bir hadîs-i şerîf daha okuyalım;
Tehâdev fe inne'l-hediyyete tüda'ıfü'l-hubbe ve tezhebu bi-gavâili's-sadri. "Birbirinizle hediyeleşin. Çünkü hediyeleşmek, hediye vermek, verilen hediye sevgiyi kat kat arttırır ve insanın içinde, kalbinde, göğsünde saklı olan çeşit çeşit kinleri, kırgınlıkları, gavaili, gaileleri giderir."
Demek ki müslümanlar birbirlerini çok sevecek, sayacak. Sevgisini selamla, musafaha ederek, hediye vererek ifade edecek. Bunların çok faydası var.
Bazı kimseleri görüyorum, hediyeyi kabul etmiyorlar. Böyle bir tavırla, minnet altında kalmak istemiyor. "Teşekkür ederim, alamam, almam." filan diyor. Bu da doğru değil! Hediyeyi almak lazım! Mümkünse karşılığını münasip bir zamanda vermek lazım! Eğer parası yetmiyorsa, hediye verecek imkânı yoksa karşı tarafa dua eder. O da hediyedir. Duası da karşı tarafa fayda sağlar.
Efendimiz hediyenin alınmasını, verilmesini uygun görmüş ve bir ifadesinde şöyle geçiyor;
Men ekremehû ehûhü'l-müslimü fe'l-yakbel kerâmetehû fe-innemâ hiye kerâmetillâhi fe-lâ teruddû alallâhi kerâmetehû.
Enes radıyallahu anh'ten bu hadîs-i şerîf. Dikkatle dinleyin, hatırınızda kalsın; önemli!
Men ekremehû ehûhü'l-müslimü. "Her kime ki müslüman kardeşi bir ikramda bulunmuşsa…" Fe'l-yakbel kerâmetehû. "Arkadaşının kendisine yaptığı ikramı, hediyeyi kabul etsin." Yani reddetmesin, almamazlık yapmasın. Fe-innemâ hiye kerâmetillâhi. "Çünkü verdiren Allah'tır." O hediye, o ikram, o kerâmet Allah'tandır. Fe-lâ teruddû alallâhi kerâmetehû. "Allah'ın size o kulu vasıtasıyla gönderdiği ikramı reddetmeyin." buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Demek ki, "Söyleyene değil söyletene bak." dediği gibi verene değil verdirene hürmeten hediyeyi almak lazım! Hadîs-i şerîfte böyle anlaşılıyor.
Başka bir hadîs-i şerîfte İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan açıkça beyan edilmiş;
Men ekreme ehâhü fe-innemâ yükrimullâhe. "Kim kardeşine bir hediye, bir şey ikram ederse, ikramda bulunursa o Allah'a ikram etmiş olur."
İkram eden, kardeşine ikramda bulunduğu zaman Allah'ın hoşuna gidecek bir şey yapmış, Allah'a ikramda bulunmuş oluyor. Mesela, diyelim ki bir elma ikram etti. O hediye, o ikram Allah'a ikram edilmiş gibi çok muazzam, kıymetli bir şey oluyor. Ötekisi elmayı alacak, çünkü o elmayı da Allah ona verdirtiyor. O da Allah'tan ona hediye. Alınan hediye de Allah'ın bir ikramı olmuş oluyor. Bu iki yönlü… Önemli!
Birisine bir ikram gelirse Allah'ın ikramı, Allah bize ikram etmiş gibi oluyor. Biz birisine bir şey ikram edersek Allah bize ikramda bulunuyor, Allah'a yapılmış bir ikram gibi oluyor. Her yönden güzel!
Burada bir şeyi de hatırlatmak, üzerine dikkatinizi çekmek istiyorum:
Men ekremehû ehûhü'l-müslimü. "Her kime ki müslüman bir kardeşi ikramda bulunursa…" Fe'l-yakbel kerâmetehû. "Onun ikramını kabul etsin."
"Kerâmet" kelimesinin kullanışına dikkatinizi çekmek istiyorum.
"Kerâmet"i biz ne mânaya kullanırız?
Evliyâullahın olağanüstü yaptığı, şaşılacak bir iş. Peygamberlerin yaptığına "mucize", evliyâullahın olağanüstü işlerine de kerâmet diyoruz.
Bakın, burada kerâmet ne mânaya kullanılıyor?
Men ekremehû ehûhü'l-müslimü fe'l-yakbel kerâmetehû. "Her kime ki bir müslüman kardeşi bir ikramda bulunursa onun ikramını, ikram ettiği şeyi, eşyayı, kerâmeti kabul etsin."
Kerâmet, "ikram, ikram olarak verilen bir şey" mânasına geliyor. Burada kardeşlerimiz kerametin ne demek olduğunu iyice anlamış olsun diye kelimenin kullanılışına dikkatinizi çektim, çekmek istedim.
Kerâmet, aslında ikram edilen şey demek. Evliyâullaha olağanüstü haller de Allah'ın sevgisinden dolayı bir ikramı olduğundan ona kerâmet deniliyor. Dikkat edilirse büyükler o olağanüstü olayı o kişinin kendi zâtına bağlamamışlar, Allah'ın ikramı olarak görmüşler. Allah o kulu seviyor, Allah o kula ikram ediyor, o da olağanüstü bir şeyi ızhar ediyor. Bir ikram olarak yapıyor. Onun için Allah'ın o ikramına kerâmet denilmiş oluyor. Kerâmetin anlamının doğru anlaşılması için önemli!
Ben bir konuşmamda demiştim;
"Her şeyi yapan Allahu Teâlâ hazretleridir."
Bu çok doğru bir söz! Çünkü;
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah. "Allah'tan başka güç, kuvvet sahibi yok."
Her şeyi yapan Allah! Evliyâullahın kerameti de Allah'ın ona bir ikramı… Allah onu nasip ediyor da ondan öyle oluyor. İşin kökünü bilmek ve her şeyin Allah'tan olduğunu anlamak bakımından önemli!
Aziz ve sevgili kardeşlerimiz!
Ömrümüz hayırla, sevapla geçsin. Rabbimizin huzuruna dünya imtihanını başarmış olarak, sevdiği ve razı olduğu kullar olarak varalım.
Mevlâ'mız bizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Cumanız mübarek olsun. İbadetlerinizi yapın, Cuma'larınızı kılın, Yâsin'lerinizi okuyun, tesbihlerinizi çekin. Bizi de duadan unutmayın. Hepinize gönüller dolusu sevgiler, selamlar, dualar ve temenniler…
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
03.12.1999 -
Oruç Tutmayanların Hali
03.10.1997 -
Yalan Yere Yemin
