03.12.1999 - Oruç Tutmayanların Hali

03.12.1999 - Oruç Tutmayanların Hali
es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû!..
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun... Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretleri dünyada ve âhirette sizleri sevindirsin; aziz ve bahtiyar eylesin...
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edilmiş, Ahmed b. Hanbel, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbn Mâce, Dârimî, Buhârî, Mişkât ve bazı eserlerde var. Mümkün olduğu kadar, itiraz vâki olamayacak sağlam rivayetleri söylemek istiyorum ki yanlışlık olmasın.
Men eftara yevmen min ramadân, min gayri ruhsatin ve lâ meradın, lem yukdıhî savmu'd-dehri küllihî ve in sâmehû. Sadaka rasûlüllâh, fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Men eftara yevmen min ramadân. ''Bir insan; Ramazan'ın bir gününde oruç tutamasa, yemek yese'' Buradaki eftara sözü bazen oruç açmak, iftar etmek mânasına gelir, bazen de oruç tutmamak mânasına gelir. Burada ''kesin olarak bir gün iftar ederse'' diyor; ''bir gün Ramazan orucunu tutmazsa'' demek.
Min gayri ruhsatin ''bir ruhsat olmaksızın'' ve yâ maradin ''ve hastalık olmadan.''
Bir insan seyahate çıkmışsa, seyahatte oruç tutmamasına ruhsat var, müsaade var. Çünkü seyahat meşakkatlidir, sıkıntılıdır; dinçlik lazım. Oruç tuttuğu zaman bayılacak, kalacak; gidemeyecek... Yolculuk ciddi bir iş. Şimdi kolaylaştı ama ne kadar kolaylaşsa da yine de çeşit çeşit zorlukları olabiliyor.
Bu zorluktan dolayı; seferde olan, seferî olan, yolcu olan, Ramazan'ın içinde bile olsa oruç tutmamaya ruhsat sahibi oluyor. Allah ona ruhsat vermiş. Ama tutarsa daha iyi olur. Tutamayacak durumda, sahura kalkamadı, hasta veya başka zorluklar var. Tutamayabilir; ruhsat var.
Ruhsat gerektirici bir neden, bir hastalık bahis konusu olmadan, bir gün oruç tutmadı.
''Bugün tutamayacağım.''
''Ramazan.''
''Ramazan ama tutamayacağım. Sonra tutarım.''
Ramazan orucu, vaktinde tutulmazsa kaza edilecek. Çünkü borç kalıyor. Günü geçti diye bitmez. Tutulmadığı zaman ileride gününe gün tutulması lazım gelir. Kılınmayan namazlar da öyledir. Bir namaz kılınmadığı zaman silinmez. Onu ödeyecek. Hayatında ödemezse âhirette çok büyük cezalarla ödeyecek. Ödememek diye bir şey yok ama çok şiddetli cezalarla, çok korkunç sahnelerde, çok feci şekilde olacak.
Onun için en iyisi, en akıllıcası; ibadetleri vaktinde yapmak, kazaya bırakmamak, sonradan ödenme durumuna bırakmamak.
Sonra savm-ı dehr tutsa… Savm-ı dehr ne demek? Bir insanın senenin bütün günlerini hiç aksatmadan oruçlu geçirmesi demek. Tabi bu mekruhtur, uygun görülmemiştir. Çünkü artık o zaman orucun anlamı kalmaz, vücut oruca alışır.
Bir gün tutup bir gün tutmamak… Davud aleyhisselam öyle yaparmış. Buna savm-ı Dâvud deniliyor. Ramazanın dışında da insanların, Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği çeşitli oruçları tutma imkanları var.
Davud aleyhisselam bir gün tutar, bir gün tutmazmış. Öyle değil de, bütün sene oruç tutmuş olsa bile kaçırdığı bir günlük Ramazan orucunu karşılayamaz.
Kaçan kaçtı mı, onu telafi etmenin imkânı yok.
Yanlış hatırlamıyorsam, evliyâullahın fakih âlimlerinden bir tanesi, bir vakit namazına camiye, cemaate yetişemiyor da, evinde 27 defa o namazı kılıyor.
Evde kılınan namaz ile camide kılınan namaz arasında 27 derece fark var. Camide namaz kılmak 27 kat daha fazla sevap. Eğer cuma namazı kılınan bir büyük camide kılarsa 50 kat sevap.
Sonra rüyasında kendisi de at üzerinde bir takım atlılarla yarıştığını görüyor. Ama ne kadar gayret etse de geçemiyor. Deniliyor ki;
''Bu öndekiler cemaatle namaz kılanlar. Evde 27 defa kılarak sen de yetişmeye çalışıyorsun ama bak onlara yetişemiyorsun!'' Yine de yetişilmiyor. Onun için ibadetleri vaktinde yapmak lazım.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allah cümlemize sıhhat afiyet versin. Mesela bende de, benim tanıdığım bazı kardeşlerimde de bazı rahatsızlıklar var. Bazıları bu rahatsızlıkları büyütüyor; küçük bir işaret gördüler mi, birilerinden duydular mı, bahane edip orucu tutmamak tarafına kayıyorlar. Halbuki böyle sevaplı şeyleri aşk ile, şevk ile yapmaya çalışmak lazım!
Bir kere bu zihniyet yanlış. İbadetleri sevmek lazım! Mükâfâtlarını niçin söylüyoruz? Bu kadar güzel ve faydalı olan ibadetler sevilsin, seve seve yapılsın diye... Aşk ile şevk ile yapıldı mı, mükâfâtı var. İstemeye istemeye yapıldı mı, olmaz.
Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki;
Ve izâ kâmû ile's-salâti kâmû küsâlâ. ''Namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar.'' Neden? Çünkü münafık; dinin tadına varamamış, imanı çürük, nefsi kuvvetli, zihniyeti bozuk, kalbi kasvetli, paslı; onun için anlayamıyor. Halbuki Peygamber Efendimiz namaz için; ''Gözümün bebeği, gözümün nuru.'' diyor.
Kurretü aynî fi's-salâti. ''Gözümün şenliği namazda.'' buyuruyor.
Bir insan namazı sevemiyor, namazı zor kılıyor; demek ki hastalık var... Hastalık var ki sevemiyor. Hani bazen insan hasta oluyor da, çok güzel bir tatlı ikram etseniz bile; ''Hiç tadını alamadım, herhalde hasta olduğumdan ağzımın tadı yok.'' diyor.
Bir insan mânen hasta oldu mu güzelim ibadetlerin tadını, zevkini alamıyor, kaçmaya çalışıyor. Öyle olmamalı! Bir kere ibadetleri sevmeye çalışmalı. Sevmeyen kim? İnsanın içinde ikinci bir varlık olan nefsi var. Nefsi sevmez, istemez. Yunus'un dediği gibi; ''Bir ben vardır bende benden içeru.''
Şeytan nefsi kışkırtır: ''Boş ver!'' der, ''Yapma!'' der. Oruç Allah'ın çok sevdiği bir ibadet olduğundan, sevabını da Cenâb-ı Hak kat kat vereceğinden;
İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-gayri hisâb. ''Sabredenlere mükâfâtları hesapsız miktarda çok verileceğinden'' şeytan âdemoğlunun, biz insanların Allah'ın rızasını kazanıp cennete girmesini istemiyor. Faaliyeti o, işi o.
Ana hedeflerinden birisi iyi bir şeyi yaptırmamak. Şeytan insana iyi bir şeyi yaptırmak istemez; yaptırmamaya çalışır. Yapacaksa bozuk yaptırmaya, tehir ettirmeye, sevabını kaçırttırmaya çalışır. O ibadetin âfetlerine; riya, gösteriş, kibir, ucub vesaireden birisine uğratmaya çalışır.
Orucu da tutturmamaya çalışabilir. Aman şeytanın oyununa gelmeyin! Oruç tutunca insan sıhhat kazanır.
Çok ağır şeker hastası bir talebem var; iğne ile duruyor. Ona göre ayarını yapıyor, iğnesini oluyor, orucunu tutuyor. Gözümün önünde kaç senedir tutuyor.
Doktorlar; ''Tutmayabilirsin, hastasın.'' dediği zaman, hemen o bahaneyi değerlendirip ibadetten kaçmamak lazım.
Bir de doktordan doktora fark var. Bazı doktor imanı olmadığı için, önemsemediği için günah olan şeyi bile tavsiye edebiliyor. Bir de diyor ki;
''Sen onu yap, günahı varsa benim!''
Bu söz yeni bir söz değil. ''Siz günahı işleyin, vebalini biz yüklenelim!'' demişler. Kur'ân-ı Kerîm'de, eskiden kâfirlerin de böyle dedikleri yazılı.
Biri bir başkasının günahını yüklenebilir mi?
Hayır! Onun günahı yine ona kalır ama onun günahını yüklenmek teklifinde bulunduğu için onun günahı kadar günah buna ayrıca yüklenir. Böyle bir söz çok tehlikeli. Çünkü başkasının işlediği bir günahın, yük gibi onun üstünden alınması mümkün değildir, o onda yine kalır; bir misli de bu sözü sarf edene verilir.
Bazıları diyor ki:
''İçki iç canlanırsın. Kanyak iç, dinçlik gelir. Flört et, ruhsal sıkıntıların geçer. Oruç tutma, rahatsız olursun. Paranı verme, fakir düşersin.''
İslâm öyle demiyor. İslâm; ''Sadaka ver, zekât ver, hayır ver Allah kat kat fazlasını verir.'' diyor. Peygamber Efendimiz;
''Vallâhi zekâttan, sadaka vermekten insanın malı azalmaz.'' diyor.
İşte bu; peygamberâne bir söz! İlâhî hikmetleri bilen salâhiyetli kimse böyle söylüyor. Dünya gözüyle baktığın zaman öyle değil ama doğru olan bu.
''Oruç tutma hasta olursun!''
Hayır, oruç tut bilakis sıhhat bulursun! Birçok hastalıkların şifası oruçtadır. Zekâtını ver; malın artar, korunur. Evin zelzelede yıkılmaz, çoluk çocuğun hayırlı olur. Gam, keder, üzüntü gelmez. Az sadaka, çok belayı def eder. Bunları büyüklerimiz söylemişler.
Bir ilâhî mü'min mantığı var; bir de münkirin, dünyaya tapan, sadece dünyayı düşünen insanların mantığı var; maddeci, materyalist, ateist mantık... Tabi bu ikisi birbirine zıt, imtihan burada.
Birisinde görünmüyor; ''Allah şunları şunları verecek.'' deniliyor. Mâneviyat gözüyle, basireti açık olan görüyor; deneyen o güzel sonuçları elde ediyor. İlk başta ''Acaba!'' diyenler, cayanlar da kaybediyor.
Onun için Ramazan'dan bir gün bile kaçırmamaya gayret edin! Çünkü bir sene oruç tutsanız bir gününün bile telafisi mümkün olmayacak. Oruçları güzelce tutalım!
Cenâb-ı Hak cümlenizi iki cihanda da aziz ve bahtiyar eylesin, yüzünüzü güldürsün, sevindirsin. Bizi de duadan unutmayın!
es-Selâmü aleyküm ve rahmetu'l-lâhi ve berekâtüh.
04.08.2000 -
Kıyamet Günü Zenginlerin
