04.08.2000 - Kıyamet Günü Zenginlerin Hali, Fakirin Hakkı, Dünya Müslümanlarına Yardım

04.08.2000 - Kıyamet Günü Zenginlerin Hali, Fakirin Hakkı, Dünya Müslümanlarına Yardım
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı üzerinize olsun. Allah sizi sevdiği kullar arasına kabul eylesin, sevgisini gönlünüze yerleştirsin, ömrünüzü rızâ-i Bârî'ye uygun geçirmeyi nasip eylesin; hatalardan, haramlardan, günahlardan cümlenizi korusun.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor:
Veylün li'l-ağniyâi mine'l-fukarâi yevme'l-kıyâmeti yekûlûne Rabbenâ bahilû bi-hukûkine'lletî faradte lenâ aleyhim fi emvâlihim. Fe-yekûlü'llâhu teâlâ: Ve izzetî ve celâlî leukarribenneküm ve leubâidennehüm.
Sadaka resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Enes radıyallahu anh'ten rivayet eylemişler.
Efendimiz buyuruyor ki:
Veylün li'l-ağniyâi mine'l-fukarâi yevme'l-kıyameti. "Kıyamet gününde fakirlerden dolayı vay zenginlerin başına gelecek olanlara!" Yekûlûne. "O fakirler derler ki" Rabbenâ bahilû bi-hukûkine'lletî faradte lenâ aleyhim fî emvâlihim. "Yâ Rabbi! Senin bizler için mallarında onların boynuna yüklediğin, farz kıldığın zekât gibi, sadaka gibi malî vazifeleri yapmakta, bize fakir olduğumuzdan dolayı haklarımızı vermekte bunlar cimri davrandılar." diye şikâyetlenirler.
Yüce mevlâmız Allahu Teâlâ hazretleri de buyurur ki:
Ve izzetî ve celâlî. "İzzetime ve celâlime andolsun ki izzetim celalim hakkı için."
Büyük yemin!
Le-ukarribenneküm. "Hiç şüphesiz, şeksiz, tereddütsüz bilin ki sizi kendime yakınlaştıracağım, yakın kullarımdan eyleyeceğim! Mutlaka ve muhakkak yakınlaştıracağım!" Ve le-ubâidennehüm. "Onları da yanımdan, huzurumdan, rahmetimden muhakkak ve mutlaka kesin surette uzaklaştıracağım!" der.
Veyl kelimesi Arapça'da bir tabirdir, edattır; "Vay!" mânasına gelir. Türkçe'de "Vay vay! Vay onun haline vay!" dediğimiz gibi. Bir de cehennemde şiddetli azap gösterilen vadinin ismi olduğu da hadîs-i şerîfte bildiriliyor. "Veyl deresi" denilen bir uçurumdan da hadîs-i şerîfte bahis geçiyor.
Veylün li'l-ağniyâi. "Vay, zenginlerin başına geleceklere!" Yani "şiddetli azap, şiddetli sıkıntı" mânasına.
"Aslında bu vey idi, ‘l' yoktu; sonra ‘l' ile tabirleşti, kalıplaştı." diye bazı dil alimleri ifade etmişler. Başına bir büyük musibet, sıkıntı, sorumluluk, ceza, vebal gelecek kimselere;
Veylün lehû. "Ona veyl olsun!" veya "Veyl olacak!" şeklinde, "Allah kahretsin!" filan der gibi bir beddua gibi de kullanılıyor.
Veylün aleyhi şeklinde alâ ile de, ‘li' harf-i ceriyle de kullanılıyor.
Kur'ân-ı Kerîm'de de Tatfif, Mutaffifîn sûresi var:
Veylün li'l-mutaffifîn diye başlıyor; Kur'ân-ı Kerîm'de de geçen bir kelime. İbn Abbas radıyallahu anh bu kelimeyi "şiddetli azap" diye açıklamış.
Veylün li'l-ağniyâi. "Zenginlere şiddetli azap var."
Neden?
Mine'l-fukarâ. "Fakirlerden yana ihmalleri olduğu için fakirlere yapmaları gereken yardımları yapmadıkları için."
Yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde."
O zaman fakirler diyecekler ki;
Rabbenâ. "Yâ Rabbi! Ey Rabbimiz!" Bahilû. "Bunlar cimrilik yaptılar, bahillik yaptılar, nekeslik yaptılar." Bi-hukukinâ. "Bizim haklarımızı vermekte." Elletî faradte lenâ aleyhim fî emvâlihim. "O haklar ki malları konusunda sen onlara bizler için farz kıldın, onların boyunlarına vazife kıldın."
Kur'ân-ı Kerîm'de;
Ve'llezîne fî emvâlihim hakkun ma'lûm.Li's-sâili ve'l-mahrûm. "Zenginlerin mallarında dilenenler için, yoksullar için, mahrumlar için bir hak vardır." buyruluyor.
Demek ki zengin o hakkı ayıracak; "Bu fakirin, yoksulun hakkı!" diyecek; hakkı sahibine verecek, kurtulacak.
Onu verdiği zaman malı temiz bir mal olacak. Çünkü başkasının malına oturmamış, başkasının malını yememiş, gasp etmemiş oluyor.
"Ama ben bunu kendim kazandım!"
Sen kendin kazandın ama Allah; "Bu kazandığının şu kadarı fakirin hakkı!" diyor. Farz kılmış. Yeri göğü yaratan, seni yaratan, sana sağlık veren, zenginlik veren, akıl veren; bu işleri, paraları kazanabilecek kabiliyeti, zekâyı veren Allah, her şeyi sana veren Allah; "Malından şu kadarını fakire ver." diye sana mükellefiyet yüklemiş.
"Peki, Allah, "Ver." demeseydi de onu da zengin etseydi.
"Allah versin!" diyor ya bazıları. Bu "Allah versin!" sözünü insanlar bilmiyor. İstanbul'da filan kullanılır. Dilenci gelip bir şey istediği zaman; "Allah versin!" denilir.
Hadîs-i şerîfte böyle bir tabir geçiyor. Peygamber Efendimiz;
"Birisi sizden bir şey istediği zaman verin. Yarım bir hurma da olsa isteyene istediğini verin. Atın üzerinde de gelse ‘Bunun atı var.' demeyin."
Atı vardır ama yiyeceği yoktur, istiyor. Bir içim su, bir yudum lokma verin; ne verebilirseniz. "Veremiyorsanız dua edin" diyor. "Bende de yok kardeşim, ne yapayım? Allah sana da bana da versin. Allah acısın." diye, veremediği, vermeye imkânı olmadığı zaman dua edecek.
Zengin kasıla kasıla;
"Allah versin!" diyor. "Kardeşim! Ben çalışıyorum, kazanıyorum." diyor.
Peki, sen çalışıyorsun, kazanıyorsun.
Bu söz doğru gibi görünüyor; ama Allah sağlık vermeseydi çalışabilecek miydin?
Çalışamayacaktın.
Güçlü kuvvetli olduğun halde akıl vermeseydi çalışabilecek miydin?
Çalışamayacaktın. Müşteri göndermeseydi işler ters gitseydi...
Mesela bir takım kararlardan dolayı Türkiye'de neler yaşadık?
Bir gecede herkesin malının üçte ikisi gidiverdi. Eski hükümetlerden birisi bir karar aldı, malının üçte ikisi yok gibi, çalınmış gibi, alınmış gibi oldu. Üçte ikisi gitti, üçte biri kaldı. Üçte bir nispetine düşüverdi. Millet onu anladı, anlamadı. Başka yerde küçücük bir yüzde nispetinde bir değişme olsa hükümeti devirirler. Millet onu hazmetti, geçti gitti. Türkiye acayip hazımlı bir ülke!
Fakirin zenginde hakkı var; o kesin. Çünkü zengine zenginliği veren, zenginliği sağlamasını temin eden, imkânları veren Allah. Yaratan Allah, yaşatan Allah. Öldürse diriltemezsiniz. Hasta etse iyi edemezsiniz. Olayları ters geliştirse takdir, alın yazısı başka türlü olsa, Karadeniz'de gemileri batar, tırı çarpar, arabası devrilir, sel olur, yangın olur, afet olur, vesaire. Allah vermezse vermez. Veren Allah, alan Allah. İnsanın bunu anlaması lazım.
Allah bana verdi. Beni imtihan etmek için merhametimi ölçmek için bana "Ver." diye emrediyor. "Bakalım merhametli mi, fakirlere acıyor mu?" diye imtihan bu; vermesi lazım.
Demek ki zengin; Allah'ın kendisine verdiği imkânlarla zengin oldu. "Çalıştım, kendim kazandım." dese bile çalışmanın şartlarını da Allah verdi. Aklı da sağlığı da Allah verdi. Onun için Allah ona, fakire biraz yardım etmesini emretmiş, farz kılmış.
O fakirler şikâyet edecekler:
"Yâ Rabbi! Senin onların boynuna bizler için, mallarından ayırsınlar da versinler diye farz kıldığın haklarımızı bize vermediler, cimrilik yaptılar!" diyecekler.
Onun üzerine Allahu Teâlâ hazretleri büyük bir yeminle;
"İzzetime, celalime yemin ediyorum ki sizi kendime yakınlaştıracağım! Muhakkak ve mutlaka şeksiz, şüphesiz sizi kendime, yakınıma alacağım, onları da uzaklaştıracağım. Sizi rahmetime erdireceğim, onları da rahmetimden uzaklaştıracağım." buyuracak diyor Peygamber Efendimiz.
Bu veylün eğer cehennemde şiddetli azabın gösterildiği bir uçurumsa demek ki cehenneme atılacaklar; zekâtlarını, sadakalarını, hayrat u hasenâtlarını yapmadıkları için cayır cayır yanacaklar.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, sizi kimseye muhtaç etmesin, kula muhtaç etmesin. Kula muhtaç olmak çok zor. Ama muhtaçların da ne kadar ıstırap çektiğini; yoksulluğun, fakirliğin ne kadar zor olduğunu tahayyül edelim, idrak edelim, anlamaya çalışalım, anlayalım ve onlara gerekli yardımları yapalım. Çünkü yapılmadığı zaman âhirette cezası var. Yapıldığı zaman da dünyada âhirette çok faydası var.
Afrika'ya çok acıyorum. Türkiye'ye yakın. Afrika'ya mutlaka yardım elini uzatmalıyız. Sudan'dan mı başlayacağız, Somali'den mi başlayacağız? Moritanya'dan mı başlayacağız, Senegal'den mi? Afrika'yla ilişkilerimizde güzel, hayırhah düşüncelerle yardım edelim. Teknik yardım edelim, malî yardım edelim, gıda yardımı yapalım; o tarafa eğilelim.
Hem Türkiye içinde hem Türkiye dışında yardım çalışmalarımız olmalı. Tabi evvela yakın akrabalardan başlamak gerektiğine göre Azerbaycan'dan başlayarak Orta Asya'daki Türkî cumhuriyetlere her türlü yardımı, yardımlaşmayı, iş birliğini mutlaka sağlamalıyız.
Sonra Balkanlar çok önemli. Bosna bizim kalemiz. Bulgaristan'da, Makedonya'da, Arnavutluk'ta, Romanya'da pek çok dindaşımız, kardeşimiz var.
Onun için her yönden çok gayretli, çok dikkatli olmanızı âcizâne hatırlatıyorum.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimize gerçekleri gün gibi, pırıl pırıl görmeyi nasip etsin. Doğru ve güzel olan şeyleri yapmaya cümlemizi muvaffak eylesin. Her türlü yanlışlıklardan, kötülüklerden; onları işlemekten, onlara bulaşmaktan, hepinizi hepimizi korusun. Hepimizi hayırlı bir ömür sürmeye muvaffak eylesin. Ümmet-i Muhammed'e faydalı olmayı nasip etsin. Kur'ân-ı Kerîm'e tam mânasıyla uyup Peygamber Efendimiz'in sünneti yolunda yürüyüp sünnet-i seniyyeyi ihya eyleyip şehit sevapları kazanmayı nasip eylesin. Huzuruna yüzü ak, alnı açık varalım. Rabbimiz bize lütfeylesin, rahmeylesin. Cümlemizi cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin. Allah nice cumalara sağlık ve afiyetle cümlenizi eriştirsin…
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
07.06.1996 -
Züht Tembellik Değildir,
03.12.1999 -
Oruç Tutmayanların Hali
