07.06.1996 - Züht Tembellik Değildir, Katı Kalpli Olmak, Dünyayı Sevmek

07.06.1996 - Züht Tembellik Değildir, Katı Kalpli Olmak, Dünyayı Sevmek
Cumanız mübarek olsun.
Allahu Teâlâ sizleri, cümlenizi, cümlemizi dünyanın ve âhiretin her türlü hayırlarına nâil eylesin. Cennetiyle, Cemâli'yle müşerref eylesin.
Dünya sevgisi bütün hataların yapılmasına sebep oluyor.
Hırsızlıkların, zulümlerin, haksızlıkların, adaletsizliklerin yapılmasına sebep oluyor ve nizâm-ı âlemi bozuyor. Toplumun nizamını bozuyor, haksızlıkların yapılmasına sebep oluyor, mahkemeleri çalıştırmıyor, haklı olan mâsum gözyaşları içinde kenarda kalıyor, haksız olan zalim, edepsiz işini yürütüyor. Bu çok kötü bir durum, toplum için çok kötü bir durum. Bir toplumun temeli adalettir. Zalimlik yapılmamasıdır, zalime fırsat verilmemesidir, hakkın sahibini bulmasıdır, yanlış iş yapılmamasıdır. O yapılınca toplum zarara uğruyor. Onun için insanın gözünün tok olması lazım. İşte zühd dediğimiz duygu insanın gözünün tok olması demek ve faydalı bir duygu. Çünkü insanı haramlardan, hırsızlıklardan, zulümlerden koruduğu gibi Allah'a yöneltiyor, Allah'a ibadet ettiriyor, gözyaşları ile ibadet ettiriyor. Âşık-ı sâdık bir kul hâline getiriyor. Çok da çalışkan bir insan hâline getiriyor. Zühdün, dünyaya metelik vermemenin tembellik olduğunu sanmayalım.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf;
ez-Zühdü fi'd-dünyâ yürîhu'l-kalbe ve'l-bedene ve'r-rağbetü fîhâ tüksirü'l-hemme ve'l-hazen ve'l-bıtâletü tugassi'l-kalb.
Üç cümle var. Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz çok açık seçik bize bazı hakikatleri bildiriyor.
ez-Zühdü fi'd-dünyâ. "Dünyaya rağbet etmemek, aldırmamak, dünyalık konusunda müstağni olmak."
Âbid, zahid bir kul durumunda olmak ne yapar?
Yürîhu'l-kalbe ve'l-bedene. "Gönlü de vücudu da rahatlandırır."
Gönlü rahatlandırır çünkü hırs, haksızlık yapma, kin duygusu olmaz, şunun ayağını nasıl kaydırırım, bunun malını nasıl alırım diye insanın kötü duygularla kalbi dolu olduğu zaman kalbi rahatsız oluyor. Çünkü vicdanı onu sorguluyor. "Sen bunu nasıl yaparsın?" diye. Taşlaşmamışsa vicdanı, kalbi rahatsız oluyor. Ama zühd olunca kalbi, ruhu rahatlıyor.
Ve'l-beden. "Ve bedeni de rahatlıyor. Beden bakımından da bir rahatlığa erişiyor. " Ve'r-rağbetü fîhâ. "Dünyaya rağbet, dünyayı sevmek, o ne yapar? " Tüksirü'l-hemme ve'l-hazen. "Üzüntüleri, hüzünleri arttırır, dünyaya rağbet etmek."
Başka bir hadîs-i şerîfi çok duymuşsunuzdur:
Hubbu'd-dünyâ re'sü külli hatîetin. "Her hatanın kaynağı, başı, başlangıcı, sebebi, dünya sevgisidir."
Dünyayı sevdi mi insan o dünya sevgisi, hırsı dolayısıyla çok hatalar yapıyor. O dünya sevgisi de çok zararlı oluyor. Hatalar yaptırıyor insana da.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir başka hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki;
Sittetü eşyâe tühbitu'l-a'mâle. "Altı şey vardır. Bunlar insanın işlediği amelleri heba eder, mahveder, siler, sevabını kaldırır. Altı tane şey amellerinin, işlerinin yok olmasına, kabul olmamasına, mahvolmasına sebep olur."
Bunlardan birisi dünyayı sevmek. Dünyayı sevdi mi insanın amelleri de makbul olmuyor. Ötekileri de sayıverelim:
el-İştigâlü bi-uyûbi'l-halki. "Halkın ayıplarını göz önüne getirip onlarla meşgul olup söylemek, yaymak, dedikodu yapmak, başkalarının ayıplarıyla uğraşmak..."
Bazı insanlar meraklıdır. Sağa sola bakar, dedikoducudur. Birisinin ayıbını görmeye, görünce de onu sağa sola söyleyip dedikodu yapmaya gayret eder. Hâlbuki bu yanlış bir duygu, başkasının ayıbı ile uğraşacağına insanın kendi ayıplarını araştırması ve onları düzeltmeye çalışması lazım. Başkasının ayıbı ile uğraşan günaha girer ama kendi ayıbı ile uğraşan kimse kendisini düzelten kimse kâmil, iyi bir insan olur.
O halde başkasının ayıbını araştırmak, karıştırmak, gözlemek, gözetlemek ne yapar?
Amelleri heba eder, yok eder.
Ve kasvetü'l-kalbi. "Kalbin duygusuzluğu, katılığı, sertliği, vurdumduymazlığı, gönlün kara olması, taş olması, taş bağırlı olmak…"
Bu da amelleri yok eder.
Mü'min nasıl olacak?
Duygulu, lirik, has, mütefekkir olacak. Katı kalpli olmayacak, ince kalpli, rikkatli olacak, rakik kalpli olacak. Bu da amelleri yok eden bir sebep.
Üçüncüsü, hubbu'd-dünyâ. "Dünya sevgisi."
Dünyayı sevdi mi o da amelleri mahvediyor. Sonunda insanı mahvediyor.
Ve kılletü'l-hayâi. "Utanç duygusunun azlığı..."
Artık bu devirde utanmak ayıp hâline geldi. Utanmak bir kusur sayılmaya başlandı. Herkes hayâsızca işleri rahatlıkla yapıyor. Radyolarda, televizyonlarda onlar konuşuluyor. Onlarla röportaj bile yapılıyor. Adam, dinin haram, yasak kıldığı çok kötü bir huyu var, söylemek istemiyorum, dilimin ucunda ama size ifade etmekten utanıyorum, söylemeye utanıyorum. Ama televizyon onunla röportaj yapıyor, bu edepsizler nasıl edepsizmiş, birbirlerine nasıl edepsizlik yaparlar, yaşarlarmış, dünyaları, duyguları neymiş? Bunun röportajını yapıyorsun, utanmıyor musun bu pisliği halka duyurup yaymaktan, ne fayda var?
Halka bunu tabii gösterince bilmeyen cahiller de onun peşine gider. Onlar da kötü olur. İyi insanları örnek göstermek, iyilerden bahsetmek lazım. İyileri öne çıkarmak lazım ki faziletli, kâmil, olgun, başarılı insanları gençler görsün, çocuklar görsün ona özensin. Sen eroinmanları, sarhoşları, ayyaşları, esrar kullananları, çirkin yaşam sürdürenleri, tembelleri, çalışmazları, anarşistleri, seks duygularını ters ve kötü yönde kullananları çıkartır reklam edersen, anlatırsan, beğendirir gibi veyahut hiç olmazsa, "Bu da ne yapalım bir insan, istediği gibi yapsın." dersen, suçlu ile suçsuzu aynı kefeye koyar, aynı tarzda bakarsan olmaz!
İslâm öyle yapmıyor. İslâm haksıza haksız diyor. Haklıya haklı, iyiye iyi, kötüye kötü diyor. İyiliğe teşvik ediyor, kötülüğü yasaklıyor. İçkiyi, zinayı yasaklıyor lutiliği yasaklıyor. Bunları reklam ediyorlar, olmaz! Hayânın azlığı da amelleri mahveder.
Ve tûlu'l-emeli. Beşincisi: "İnsanın emelinin uzun olması..."
Bu ne demek?
Hiç ölümü düşünmüyor, çok yaşayacağını sanıyor, gaflette devam ediyor, tevbe etmiyor, kendisini düzeltmeye çalışmıyor, nasihat edildiği zaman da "tamam yapacağım" diyor.
"Bırak kumarı…"
"Tamam, tamam bırakacağım."
"Bırak bu tembelliği…"
"Tamam, tamam bırakacağım."
"Gel biraz faydalı insan ol, çalış, çabala…"
"Tamam, tamam, peki, olur yapacağım."
Ama yapmıyor. İlerde hep, ilerde, ilerde...
Peki, neye dayanıyor bu duygu?
Çok yaşayacağını sanıyor, farz ediyor. Bir zaman geleceğini düşünüp istenileni yapacağını sanıyor ve emeli ileriye atıyor. Yapması gereken iyi şeyi ileri atıyor.
Ve tûlu'l-emeli. İşte insanı mahveden çok önemli bir duygudur diye bunu dinimiz ve din kitapları, tasavvuf kitapları bahis konusu etmiştir. Hiç böyle düşünmeyecek.
"Belki hemen biraz sonra ölürüm, aman bir an önce tevbe edeyim iyi insan olayım, kötülükleri bırakayım." demesi lazım. Onu dememek, böyle gaflette, rahatta ve rehavette olup kılını kıpırdatmamak, bu çok kötü duygulardan birisi… Bu da ameli mahvediyor.
Ve zâlimun lâ yentehî. Altıncısı da: "Adam zulmü tutturmuş devam ettiriyor, zalim. Zulmü bırakmıyor."
Zalimin de amelleri heba olur.
İnsan dünyadan rağbetini çekerse duygularını âhireti kazanmaya, işini, aklını, fikrini, âhireti kazanmaya döndürürse ruhu da rahatlıyor, kalbi de, gönlü de rahatlıyor, bedeni de rahatlıyor. Dünyaya meylediyor, üzüntüsünü, tasasını, hırsını arttırıyor. Hani bir kabın içine asit koysan toprak bir kabın veya alüminyum kabın, madenî kapları da asit mahvediyor. İnsanın içinde böyle kötü hırslar, duygular olunca bundan dolayı insan çeşitli tasalara düşüyor. Bu duygu onu düşürüyor.
Ve üçüncü cümle önemli, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet ettiğimiz:
Ve'l-bıtâletü tugassi'l-kalb. "Tembellik de kalbi karartır, katılaştırır."
Ne yapması lazım insanın?
İbadetle ve çoluk çocuğu için helâlden kazanmak için çalışma ile vakit geçirmesi lazım. Tembellik etmemesi lazım.
Çok çalışan bir insanın belini doğrultup da oh demesi hakkıdır, terini silip de bir kenarda biraz dinlenmesi hakkıdır. Çünkü balyoz sallamıştır, kazma sallamıştır, kürekle çalışmıştır veyahut makinenin başında çalışmıştır veyahut sabahtan akşama kadar koşturmuştur. Çalışanın dinlenmeye hakkı var. Dinlenmek çalışmanın daha verimli olması için şarttır.
İş hayatını inceleyen alimler, mütehassıslar dinlenildiği zaman daha verimli iş yapıldığını bildikleri için fabrikalarda bile işçilere kısa fasılalarla molalar verdirtip dinlenme yaptırıyorlar. O arada çay içiyorlar, süt ikram ediyorlar, biraz rahatlandırıyorlar. Ondan sonra çalışmaları daha dikkatli, daha verimli olsun diye. Çalışırken dinlenme, çalışmayı kuvvetlendiren güzel bir iştir, makbuldür. Bu olacak. Dinimiz de zaten bunu teşvik ediyor. Belli zamanlarda çalışıp, belli zamanlarda dinlenmek lazım.
İnsan ibadet ettiği zaman zaten belli zamanlarda mola vermiş oluyor. Öğle, ikindi, akşam, yatsı ibadeti insanı dünya hayatından çekip çekip Mevlâ'nın huzurunda dinlendiren molalar olmuş oluyor. Hem de ne kadar güzel mola. İnsan o molada Mevlâ'nın huzuruna çıkmış, çok şerefli bir ziyaret yapmış oluyor. Ne kadar güzel. İnsan çalışırken dinlenir, çalışırken yorgunluğunu gidermek için dinlenmek ayrı bir kavram. Ama tembellik ayrı bir kavram. Tembellik çalışmayı da yapmamak, çalışmaktan uzak durmak, yan gelip yatmak mânasına geliyor. Buda bıtâle dediğimiz battallık, tembellik kalbi karartır. Bu İslâm'da doğru değil.
Zühdle ilgili bir hadîs-i şerîfin sonunda bunu da Efendimiz'in buyurması neyi gösteriyor?
Zühdü kimse yanlış değerlendirmesin, tembelliğe sapmasın. Tembellik gönlü karartan bir şeydir. Tembellik demek değildir. Zühd âhiret için çalışmak demektir. Dünya için çalışırken yanlış yola sapmamak demektir demiş oluyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri.
Zühd güzel bir duygu. Zengin gönüllülük, dünyaya rağbet etmemek, âhireti unutmamak, Allah'a kulluğunu usûlünce güzel yapmak demek. Çalışmamak demek değil. "Çalışmamak kalbi karartır." diyor Peygamber Efendimiz. Çalışmayı metheden âyetler, hadisler var. Teşvik eden hadîs-i şerîfler var. Tüccarlığı, sanatkârlığı metheden hadîs-i şerîfler var. Peygamber Efendimiz kadının dahi evde boş durmamasını tavsiye ediyor:
"Ne güzel bir âdettir küçük bir kız için evde yün eğirme makinesi."
Koyunlar kırkılacak, yünler yıkanacak, ondan sonra yün eğirme makinesi ile hanım kızcağız bir taraftan otururken bir taraftan o âleti çevirerek pamuk iplik yapacak. Yünün iplik hâline gelmesi ilk iş. İplik hâline geldikten sonra da ondan güzel kumaşlar dokunacak, çorap, hırka, takke, eldiven olacak. Çalışma olacak, Peygamber Efendimiz onları da evde durduğu halde çalışmaya teşvik ediyor. "Ne güzel şeydir yün eğirme âleti bir kızcağızın elinde." diye methediyor.
Erkekler, çocuklar çalışacak, herkes anlının teri ile ortaya eser koyacak. Toplumdaki herkes çalışacak. Toplumda bir fayda sağlayacak, bu çalışmadan toplum yükselecek, ileri bir ülke olacak. Toplumu çalışan ülkeler ileri yükseliyor, çalışmayanlar da düşmanların boyunduruğu altında kalıyor, sonra zararlara uğruyor. Çalışmamasından çok zararlara uğruyor. Çok ıstıraplar çekiyor ve çok cezalara mâruz kalıyor. Belki sadece ülkesi, malı gitmiyor. Belki canı da gidiyor. Rahatı hürriyeti gidiyor, canı da gidebiliyor.
Onun için İslâm'ın emirlerini güzelce uygulamamız, İslâm'ın belirttiği tehlikelere karşı uyanık olmamız, o tehlikelerden uzak durmamız lazım. Allahu Teâlâ hazretleri bizi böyle kullarından eylesin. Biz tok gözlüyüz, zengin gönüllüyüz, dünyalığı putlaştırmamışız, dünyalığı elde edeceğim diye gayrimeşru yollara sapmayı sevmeyiz, namusumuzla yaşarız, çoluk çocuğumuza tertemiz olan parayı götürürüz.
Alın teri bazen bedenî çalışma ile olur. Bazen bir fikrî çalışma ile olur. Bir profesörün her ne kadar tarladaki işçi kadar alnı belki terlemez ama geceleri uykusuz geçer. Çalışacak, öğrenci yetiştirecek veya bilimsel bir araştırma yapacak, ortaya bir icat koyacak. O da alın teridir. Böylece çalışma ile şerefli bir ömür sürmek lazım. Ortaya bir eser koymak lazım. Başkalarının istifade etmesini sağlayıp duasını almaya, gönül kazanmaya çalışmak.
İslâm bu işte!
Biz dünyaya kavga, dava, kuru iftira, böbürlenmek için gelmedik. Yunus Emre'nin sözünü söyleyelim. Biz sevgi için geldik, başkalarının sevgisini kazanmak için mahlûkâtı hoş görmek için geldik. Yaratılanı hoş görmek için geldik, dostun idraki gönüllerle olduğundan, Allah'a iman gönüllere yerleştiğinden gönüllere önem veririz. Gönülleri yapmaya çalışırız. İnsan gönlü kazanmaya çalışırız. İnsanların hayır duasını almaya çalışırız. Onun için harıl harıl çalışırız. Tembellik yapmayız.
İyi bir müslüman harıl harıl, gece gündüz çalışan müslümandır.
Allahu Teâlâ hazretleri böylece güzel çalışıp hem kulların duasını almayı, minnettarlığını kazanmayı hem de kendisinin rızasını kazanmayı cümlemize nasip eylesin. Hayırlı, verimli, uğurlu, ecirli, sevaplı, olumlu bir hayat sürmeyi Allah cümlemize nasip eylesin. Bu iş ahlâkı, bu dünya görüşüyle o âhiret sevgisiyle yaşayıp Rabbimiz'in huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmamızı nasip etsin. Rabbimiz kimsenin, hiçbir kulun hakkını üzerimize geçirmemeyi nasip eylesin. Varsa kul haklarını ödemeyi nasip eylesin ve olanca fırsatları değerlendirerek başka insanlara hayırlı, faydalı işler yapmamızı, arkamızdan hayırlar bırakmayı, sadaka-yı câriyeler, eserler bırakmayı nasip eylesin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
07.07.1994 -
Kendini Geliştirmek, Bizim
04.08.2000 -
Kıyamet Günü Zenginlerin
