İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

07.10.1994 - Müminlerin Vasıfları, Ahir Zamanda Kaybedilecek Şeyler, Namaz, Nefsle Mücadele, Muhacirlik

07.10.1994 - Müminlerin Vasıfları, Ahir Zamanda Kaybedilecek Şeyler, Namaz, Nefsle Mücadele, Muhacirlik
Günün Sohbeti

07.10.1994 - Müminlerin Vasıfları, Ahir Zamanda Kaybedilecek Şeyler, Namaz, Nefsle Mücadele, Muhacirlik

13.07.2026
16 dk 51 sn

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi daima üzerinize olsun. Allahu Teâlâ sizi dünyada da âhirette de mesut ve bahtiyar eylesin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde, muhtelif rivâyetleri olan, sağlam, sahih bir hadîs-i şerîfinde -ibarelerde, çeşitli rivayetlerde küçük nüanslar olabilir- buyuruyor ki;

Elâ uhbiruküm bi'l-mü'mini men eminehü'nnâsu alâ emvâlihim ve enfüsihim ve'l-müslimü men selime'l-müslimûne min lisânihî ve yedihî ve'l-mücâhidü men câhede nefsehû fî tâatillâhi ve'l-muhâciru men hecere'l-hatâyâ ve'z-zunûb.

Bu hadîs-i şerîf, çok geniş ve umumî İslamî gerçekleri, çok net olarak anlattığı için bugün ondan bahsetmek istiyorum.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle başlıyor;

Elâ uhbiruküm bi'l-mü'min.

Bu elâ sözü "Dikkat edin, âgâh olun, mütenebbih olun, dikkatlerinizi toplayın, kulak verin bana" gibi bir mâna taşır.

Elâ uhbiruküm. "Dikkat edin, kulağınızı bana verin ki; size çok mühim bir şey söylüyorum." Size; uhbiruküm bi'l-mü'min. "Gerçek mü'min'i anlatacağım. Gerçek mü'min kimdir? onu anlatacağım." buyuruyor.

Hadîs-i şerîfte bir kere daha "mü'min" kelimesi mânaca olması gerekiyor ama burada kayıtlı değil.

Men eminehü'nnâsu alâ emvâlihim ve enfüsihim diye devam ediyor.

el-Mü'minu, mü'min başka rivâyetlerde bu var.

Peygamber Efendimiz "Şimdi size haber vereceğim." buyurdu. "Dikkatlerinizi toplayınız, kulağınızı bana veriniz, âgâh ve mütenebbih olunuz" dedi.

Bu, söylenen sözün önemini de bir bakıma gösteriyor. İnsan önemli bir şey söyleyeceği zaman ancak böyle bir başlangıçla başlar.

Mü'min kimmiş?

Peygamber Efendimiz mü'mini tarif ediyor;

Men eminehü'nnâsu alâ emvâlihim ve enfüsihim. "İnsanların kendi mallarına ve kendi canlarına, emin bir kişi olarak güvenip, itimat edip kendi canlarına ve mallarına bundan bir zarar gelmez diye güvendikleri kimse mü'min."

Emine güvenmek demek, mü'min kelimesi de bu kökten geliyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz burada bir iştikak sanatı yapıyor. İnsanlar, "Gel sana malımı emanet ettim, mallarımızı emanet ettik, canlarımızı emanet ettik; sen güvenilir kimsesin." diye birisine her şeylerini verebilip teslim edebilip kendileri teslim olabiliyor ve itimat edebiliyorlarsa işte mü'min o kimsedir. Mü'min o kimsedir ki insanlar, mallarına ve canlarına onu emin kişi olarak tayin ederler, itimat ederler, emanet ederler.

Mü'min aslında hadîs-i şerîfi dinlemediğimiz bizim kendi ilk düşündüğümüz, kendi kendimize düşündüğümüz zaman, "Mü'min nedir?" diye tefekkür ettiğimiz zaman…

Tefekkür çok kıymetli bir ibadettir. Bir saatlik bir miktar, bir zamancık tefekkür, bazen yıllarca, bazen 60 yıl gibi bir ömre bedel olabilir. Tefekkür çok kıymetli.

Kendimiz düşündüğümüz zaman, mü'min nedir?

İnanmış insandır.

Neye inanmıştır?

Allah'a, meleklerine, kitaplarına inanmıştır. İşte âmentü ile ifade ettiğimiz imanın esasları diye ön sırada saydığımız şeyler; bunlara inanmak. Ama Efendimiz'in tarifi değişik bir yönden çok önemli. "İnsanların kendisine itimat ettiği, mallarını canlarını emanet ettikleri kimsedir." diyor.

Başka hadîs-i şerîfler var;

Emanet çok önemli bir vasıf ve mü'minler gerçekten emin kimselerdir. Kendisine güvenilir, malını versen içinden çalmaz. Canını teslim etsen korur; zarar vermez. Bu çok yaygın ve çok önemli bir vasıf olduğu için Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki;

"İlk defa bu ümmetten kıyamet yaklaştığı zaman, âhir zaman olduğunda, -"Âhir zamanda insanlar dejenere olacaklar, bozulacaklar" diye hadîs-i şerîfler de var- güzel ahlâk gidecek; yerine kötü huylar hakim olacak, iyi insanlar gidecek veya hor ve zelil ayaklar altında itibarsız olacaklar. Kötü insanlar makbul, izzet ve itibarda olacaklar. İşler onların elinde olacak…

Efendimiz hadîs-i şerîflerde bir çok kıyamet alâmetlerini saymıştır. İnsanların âhir zamana doğru dejenere olacaklarını ve kıyametin de en kötü, en şerli insanların başına patlayacağını, onların üzerine kopacağını bildirmiştir.

Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde -emanet kelimesini araştırırken geçen gün okumuştum- "Bu ümmetten ilk kaldırılacak şey emanettir ve namazdır." buyuruyor. Salâttır, namazdır. Emin oluş vasfı, güvenilir oluş vasfı mü'minlerden gidecek. "Âhir zamanda güvenilir insan kalmayacak. Bir namaz kılan insan kalmayacak veya azalacak, kıyamete kadar daima hakkı tutan, hayrı işleyen, Allah'ın dinine yardımcı olan bir güzel insan grubu mevcut olacak" diye müjde var.

Biz dualarımızda daima, "Yâ Rabbî! Bizi o sevdiğin gruptan, o sevdiğin taifeden eyle." diye dua ediyoruz. Allah sizleri ve bizleri o sevdiği taifeden eylesin. Daima var ama genellikle insanlar bozulacaklar, dejenere olacaklar. "İslâm'dan uzaklaşacaklar ve bu ümmette ilk kaldırılan şey güvenilirlik, eminlik, emin oluş, emanet vasfı kaldırılacak ve bir de namaz kaldırılacak." deniliyor.

"Biz âhir zamanda mıyız? Durumumuz iyi mi kötü mü? Kıyamet başımıza mı patlar? Etrafımızda kıyamet alâmetleri var mı yok mu?" diye düşündüğümüz zaman; çevremize bir bakalım elhamdülillah memleketimizde camiler doluyor. Namaz kılan insanlar, namaza bağlı insanlar çok ve elhamdülillah güvenilen insanlar var ama dejenerasyon da biraz başlamış.

Yavaş yavaş İslâm gidiyor, İslâm gidince dejenerasyon, dejenerasyondan sonra da Allah'ın belası ve cezası gelmesi görünüyor. Allah bizi gazabına uğramaktan, azabına, ikâbına uğramaktan, mâruz kalmaktan uzak eylesin, korusun, sevdiği kullarından eylesin.

Peygamber Efendimiz "Âhirette de insanın ilk defa sorgu ve suâle çekileceği husus namazları kılıp kılmadığıdır." diye bildiriyor. İnsan günde beş defa doğru çizgiye çekilerek, Allah'ın çizgisinde, Allah'ın istediği bir kul olarak, Allah'ın kendisine kutsal emaneti bahşettiği, rütbe verdiği eşref-i mahlûkat kıldığı, sorumluluk, mükellefiyet yüklediği, imtihan olarak dünyaya gönderdiği insanoğlu bu vazifeyi insanların bir kısmı unutabiliyor. Namazla bunlar hatırlanacaktı... Namaz gevşiyor ondan sonra emin oluş vasfı kalmıyor. İmanlı ama emin oluş vasfı yok; güvenemiyorsunuz, güvenilmiyor. Çünkü güzel, sağlam ahlâka sahip değil, o zaman kıyamet kopuyor.

Bir başka hadîs-i şerîfinde Peygamber Efendimiz; "Emanet kaybedildiği, kaybolduğu, ortadan kalktığı zaman, kıyametin kopmasını bekleyin." buyurmuş.

Diyorlar ki;

"Yâ Resûllallah! Bu emanetin kaybolması nedir?" Emanet ortadan kalktı, kaybedildi, elden düştü; yok oldu, kayboldu. "Nedir bu emanet?"

"İşler nâehil insanların eline verildiği zaman, o zaman işte bu emanet kaybolmuş demektir. Nâehil, liyakatsiz, bilgisiz, kabiliyetsiz, değersiz insanların eline verildiği zaman kıyameti bekleyin." buyuruyor.

Onun için ben de bu hadîs-i şerîfi bu bakımdan kardeşlerime geniş olarak anlatmayı istiyorum. Biz mü'miniz tamam. Allah'ın varlığına, peygamberine, Kur'ân-ı Kerîm'ine, kitaplarına, bize dinimizin öğrettiği her şeye cân u gönülden bağlıyız; inanmışız.

Tamam ama asıl mü'minin vasfını Peygamber Efendimiz tarif ederken buyuruyor ki;

"Mü'min insanların mallarını, canlarını güvenebilip teslim edebilecekleri insandır. İşte bu vasıfta olmak lazım. Tam dürüst, tam güvenilen, tam özü sözü doğru bir insan olmak.

Kimsenin malına ve canına bir zerre kadar, bir gölge bir zarar değil; bir zerre kadar negatif bir tesir dahi yapmamaya çalışmak… Mü'minin ana vasfı bu…

Onun için biz Allah'ın mü'min kulları olarak elhamdülillah mü'miniz. Elhamdülillah müslümanız.

Nasıl kimseler olacağız?

Kimsenin canına ve malına zarar vermeyen, herkesin canını malını emanet edebileceği, teslim edebileceği güvenilir kimseler olacağız. Sözümüze, işimize güvenilecek, yaptığımız şey, verdiğimiz söz senet gibi olacak. Herkes bize hayran kalacak. İşte gerçek mü'minlik bu...

Yaptığı işi güzel yapmak.

Peygamber Efendimiz mü'mini insanların mallarını, canlarını, kendi gönül huzuru içinde götürüp teslim edebilecekleri kimse, dürüst, ahlâklı, özü sözü doğru kimse olarak tarif ediyor, bu bir…

İkincisi;

Ve'l-müslimü men selime'l-müslimûne min lisânihî ve yedihî.

Bunu herkes bilir… Biz bir takım bilgileri biliyoruz da, bilmek mühim değil; bildiğini uygulamak önemli.

Müslümanlığı tarif ederken de, Peygamber Efendimiz böyle tarif etmiş;

"Müslüman da öteki müslümanların dilinden ve elinden selamette olduğu kimsedir."

Dilinden ve elinden kimseye zarar gelmiyor, dedikodu yapmıyor, kötü söz söylemiyor, fitne fesat çıkarmıyor, dilinden zarar gelmiyor. Elinden zarar gelmiyor; birilerinin aleyhinde faaliyet yapmıyor, ağacını kesmiyor, harmanını yakmıyor, duvarını yıkmıyor, camını kırmıyor…

Demek ki müslümanların aktif olması, diliyle faydalı olması, zararlı olmaması lazım; eliyle hayrı yapması, şerri işlememesi, faydalı olması lazım. İşte müslümanlık bu…

Mü'minlik güvenilir olmak, müslümanlık da herkese iyilik neşretmek, etrafa iyilik yaymak, ortaya iyilik koymak, kötülükleri engellemek, kötülükleri yapmamak… Herkesin bildiği ibareler bunlar ama yapmakta zorlandığı işler.

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Ve'l-mücâhidü men câhede nefsehû fî tâatillâhi. "Mücahid, cihad eden kimse nedir, kimdir?"

Bizim aklımıza hemen gelir ki eline silahı alıp düşmanla çarpışıyor. Hücum eden kötü niyetli düşmanı kovuyor.. Bu da çok güzel bir şey, askerler, ordular korunmamız için gerekli, bir şey demiyoruz ama Peygamber Efendimiz meseleyi nasıl yönünden alıyor?

Men câhede nefsehû fî tâatillâhi. "Mücahid Allah'a itaat yolunda dosdoğru gitmek için nefsiyle savaşan insandır."

Allah'ın yolunda gitmek bir savaş istiyor. İnsanın nefsini yenmesi gerekiyor, arzularının üstesinden gelmesi gerekiyor, arzularının esiri olmaması gerekiyor.

Bu savaşı yenerse insan iyiliği yapabiliyor. Yoksa arzularına, heveslerine, nefsin hevâsına mağlup olduğu zaman da çeşitli zararlı işleri yapıyor. "Dayanamadım, tutamadım kendimi, kendimi kaybetmişim, ne yapayım şimdi çok pişmanım" filan diyorlar.

Fî tâatillah. "Allah'a taat, ibadet konusunda nefsiyle cihat eden."

"Sabahleyin kalk bakalım namaza, uykunu boz, namaza kalk, ibadetini yap!"

"Kesenden parayı çıkar, ver bakalım fakirlere! Hayrını, hasenâtını, zekâtını, sadakanı…"

"Efendim çok zor geliyor, ben bu paraları nelerle kazandım…"

Ama işte nefsini yenip o iyiliği yapacaksın, o ibadeti yapacaksın, zorluklara göğüs gereceksin, zorluklara kendin hamle yapacaksın. Allah'ın sevabını, rızasını kazanmak için böyle bir mücadele, gayret gerekiyor.

O halde asıl savaşın insanların kendi nefsi ile savaşı olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Ömür boyunca her insanın kötülüklerle savaşması, nefsini yenmesi lazım. Ne kadar güzel! İşte tasavvufun özü, esası bu… İnsanın kendi nefsini yenmek için çalışması, nefsinin süflî arzularına karşı çıkması ve onları yenip faziletli bir insan olması… İşte tasavvuf…

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinde;

Ve'l-mücâhidü men câhede nefsehû fî tâatillah. "Asıl mücahit, tam babayiğit, mücahit nefsini Allah'a ibadet yolunda itaatli eden, zorlayan, iyiliği yapan, ibadeti taati, hayrı hasenâtı yapan kimsedir. Nefsi ile bu konuda uğraşan, savaşan ve onu yenen kimsedir" buyuruyor.

Öyle olmaya hepimiz gayret edelim.

Ve'l-muhâciru men hecere'l-hatâyâ ve'z-zunûb. "Muhacir de İslâm'da makbul bir kişidir."

Muhacir kimdir?

Dinini daha iyi yaşamak için -dinî tarifi bu işin- dinini yaşayamadığı ortamdan, yerden, dinini rahatça yaşayabileceği, dinini rahatlıkla îfâ edebileceği yere hicret eden kimsedir.

Peygamber Efendimiz İslâmî hayatını Mekke'de sürdürmek isterken, müşriklerin çeşitli zulümleri karşısında bu imkânsızlaşınca Medine'ye muhaceret etti, hicret eyledi. Müslümanlar da muhacir oldular, hicret ettiler. Bu büyük bir ibadettir. Peygember Efendimiz'in etrafında toplanmak, onun etrafında kenetlenmek, yerini yurdunu, kabilesini terkedip Efendimiz'in emrine koşmak, etrafında yerini almak, müslümanlar için bir vazifeydi. Bu çok sevaplı bir şeydi…

İnsanın dinini yaşaması için yer önemli değil; ev, tarla, bahçe, köy önemli değil; ülke önemli değil… Hatta nerede İslâm'ı güzel yaşayıp hayat imtihanını Allah'ın istediği bir şekilde başarabilicekse oraya doğru bir hamle yapması lazım.

Muhacir, bir yerden durup dururken göçen insan değil; dinini daha iyi yaşamak gayesiyle göçen insan oluyor. Dinî bakımdan tarifi bu…

O zaman böyle hicret etmek çok sevap oluyor ve muhacir de çok makbul bir kimse oluyor. Ama Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

Ve'l-muhâciru men hecere'l-hatâyâ ve'z-zunûb. "Asıl muhacir hatalardan, günahlardan hicret eden, ayrılan uzaklaşan kimsedir."

İnsanların alışkanlıkları olabilir, kötü yetişmiş olabilir, sonra tevbekâr olur. Günahları, haramları, kötü alışkanlıkları bırakması lazım; iyi bir insan olması lazım.

Hapse girer çıkar insan. Mazisinde kendisinin de arzu etmediği, karanlık kötü işler olmuş olabilir; onları bırakması lazım. İyi müslüman olmanın yolu herkese açık. Hapisteki insanlara da açık, suçlulara da açık.

Kim gitse Allah tevbe edeni sever. Tevbe edenin tevbesini kabul eder.

İşte hicret, bu kötülükleri, hataları, günahları bırakıp güzelliklere faziletlere gelmek.

Bu hadîs-i şerîfi çok seviyorum. Çok sevdiğim hadîs-i şerîflerden birisidir bu... Bunu ezberleyelim.

Yazınız bunu!

Her zerremiz hayır olsun, hayırlı bir şekilde yaşayalım, çok hayırlı işler yapalım, eserler bırakalım, arkamızdan ve Rabbımızın huzuruna sevdiği razı olduğu bir kul olarak varalım.

Allah size ve bizlere, bütün mü'min kardeşlerimize yardım eylesin, tevfikini refîk eylesin. Hayırları işlemeye muvaffak eylesin, şerlerden çekinmeyi, sakınmayı, korunmayı nasip eylesin. Aziz ve sevgili kardeşlerim. Cumanız mübarek olsun, iki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA