07.11.1997 - Cahillik, İlim, Bildiğini Uygulamak, Öğrenen veya Öğreten Olmak

07.11.1997 - Cahillik, İlim, Bildiğini Uygulamak, Öğrenen veya Öğreten Olmak
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allahu Teâlâ hazretleri her türlü mübareklikten, kutsallıktan, bereketten, rahmetten, nimetten cümlenizi azamî derecede istifade eden kullarından eylesin. Rahmetine gark etsin, nimetlerine mazhar eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun…
Bugünkü konuşmamda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ilimle ilgili hadîs-i şerîflerinden bahsetmek istiyorum. Ebû Nuaym el-İsfehânî rahmetullâhi aleyh'in kitabından bir hadîs-i şerîfle başlıyorum.
Efendimiz buyurmuş ki;
Veylün li-men lâ ya'lemu ve veylün li-men alime sümme lâ ya'melu.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Kısa bir hadîs-i şerîf. Zaten mümkün olduğu kadar kısa hadisleri seçiyorum. Ama anlamı engin deryalar, ummanlar kadar geniş...
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
"Yazıklar olsun!" Veylün, "yazıklar olsun" mânasında bir edat-ı tevbih. Yani azarlama, üzülme, yanlış olduğunu belirtme kelimesi olmuş oluyor. Bir de hadîs-i şerîf var; veyl, cehennemde bir derenin adıdır. Böyle olduğu takdirde veylün, "veyl olsun" demek, yani "cehennemdeki o dereye düşsün" mânasına da gelir.
Veylün li-men lâ ya'lemu. "Bilmeyen, öğrenmeyen, cahil kalana veyl olsun!" Ya "yazıklar olsun" ya da "o cehenneme gider, o cehennemdeki en derin, en korkunç azapların olduğu yere atılır, orada cayır cayır yanar, azap görür" demek.
Bilmemek, "yazıklar olsun!" demeye ve azap görmeye sebep. Onun için dinî bakımdan da dünyevî bakımdan da bilgili olmak zorundayız. Okumak, öğrenmek, çalışmak ve anlatmak zorundayız. Tabi bildiğimizi uygulayarak, ilmi kendimize ışık ve rehber edinerek çalışmak zorundayız. Onun için hadîs-i şerîfin devamında buyuruyor ki;
Ve veylün li-men alime sümme lâ ya'melu. "Yine yazıklar olsun o kimseye ki biliyor da bildiği halde, bilmesine rağmen bildiğini uygulamıyor."
İnsan bilecek, bir; ikincisi bildiğini uygulayacak.
Toplumumuzda yaygın olan bir hatayı göz önüne serelim: Sigaranın zararları doktorlar tarafından kesinlikle bildiriliyor. Bu sigaranın içindeki duman ciğerlere, ciğerlerden kana, kandan damarların tıkanmasına, çeşitli hastalıklara, ciğerlerde kansere yol açıyor. Bilinen bir şey; sigaranın insanı yavaş yavaş öldüren bir zehir olduğu bütün dünyadaki doktorlar tarafından söyleniyor. Tamam, bunu herkes biliyor. Tiryakiler de biliyor ama birbirlerine yine "Yak bir sigara!" demekten geri durmuyorlar.
İşte günlük hayatımızdan bilip de uygulamamanın, gözü kapalı keyfimize, zevkimize, nefse uymamıza bir güzel örnek.
Veylün li-men lâ ya'lemu. "Bilmeyene yazıklar olsun!" Ve veylün li-men alime sümme lâ ya'melu. "Bir de bilip de bildiğini uygulamayana da yazıklar olsun!" diyor Peygamber Efendimiz.
Demek ki bileceğiz, öğreneceğiz, çalışacağız, çoluk çocuğumuza öğreteceğiz, ilim erbabı olacağız.
Bizim çok çalışmamız lazım, bu bir. İkincisi; birlik ve beraberlik içinde olmamız lazım.
"Birlik ve beraberlik içinde olalım." diye herkes lafını söylüyor ama parça parça ve parçalanmaya yol açacak hareketlere devam etmekte... Ve herkes birbirine kızgın, düşman... Harıl harıl herkes birisinin ayağını kaydırmaya çalışıyor. Herkes karşısına kızgınlıkla bakıyor. Halbuki yurdun içinde sulh olacak, sükûn olacak, huzur olacak, muhabbet olacak da, ayrıca biz Avrupa'dan, Balkanlar'dan başlayan Güneydoğu Asya'ya kadar uzanan kuşakta birlik ve beraberliği sağlayarak güçlenebileceğiz.
Amerika Birleşik Devletleri nasıl Atlas Okyanusu'ndan başlayıp ta kıtanın öbür ucuna uçaklarla bile saatlerce uçup gidecek yerlere kadar koca topraklara, Pasifik Okyanusu'na kadar yerlere sahipse; o birlikten, o beraberlikten... State adında ayrı devletler var ama sanki bir devlet gibi; arabaya bindiğiniz zaman her tarafa gidiyorsunuz, her çeşit hürriyet var, her çeşit çalışmayı yapabiliyorsunuz. O beraberlikler, o toprakların büyüklüğünden çok büyük bereketler hâsıl olmuş.
Şimdi bizim de Ortadoğu ve Asya'ya doğru topraklara girişimiz, çalışmamız, dolaşımımız rahat olsa; bizim kendi bilgimizi, görgümüzü, teşebbüs kabiliyetimizi oralarda uygulasak; onların petrol gibi ürünlerini biz rahat alsak, ne kadar büyük bir bereket, ne kadar büyük bir kuvvet hâsıl olacak. Onun için bu birlik ve beraberlik konusunda da kuvvetle çalışmak gerekiyor.
İnsanların bu çeşit zorlukların karşısında aşk ile, şevk ile çalışması için mâneviyâtının kuvvetli olması lazım. Bizim mâneviyâtımızın kuvvetli olması da inancımızdan, dinimizden, takvâdan hâsıl olacak. Onun için mutlaka Allah'tan korkan, sorumluluk duygusuna sahip, adaletle hareket eden, haram yemeyen, günaha meyletmeyen, aldatmaya, zulme yasak getirmiş olan dinimizin serbest olması, öğretilmesi, bütün insanlar tarafından benimsenmesi ve uygulanması lazım; devletin de buna yardımcı ve kolaylaştırıcı olması lazım.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
"Yazıklar olsun bilmeyene!" diyor, demek ki bilmeyen insan durumunda olmayacağız. Peygamber Efendimiz "Yazıklar olsun!" dedi, "Veyl olsun!" dedi, "Bilip de uygulamayana da yazıklar olsun!" dedi. Demek ki bildiğimizi de uygulayacağız, bu bir.
Sonra yine aynı konuda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki.
en-Nâsu racülâni âlimun ve müteallimun ve lâ hayre fîmâ sivâhumâ.
İnsanlara baktığımız zaman, neler olduğuna, kıymetlerinin ne olduğuna; kimdir insanlar?
Halk, kalabalık, yığın, yüz binlerce, milyonlarca insan, yaratık, Âdemoğlu karşımızda. Diyor ki bütün bunlara toptan bir bakışla, Peygamber Efendimiz;
en-Nâsu. "İnsanlar, halk iki çeşittir." Raculâni. "İki adamdır:" Âlimun ve müteallimun. "Birisi alim olan, bilen, öğreten; ötekisi müteallimun, öğrenen, bilgi yolunda olan kişi."
Öğreten ve öğrenen; alim ve müteallim… İki tanedir.
Daha başka insanlar var, biz biliyoruz.
Ve lâ hayre fîmâ sivâhumâ. "Bunların dışındakilerde hayır yok!"
Demek ki bir insan bilmiyorsa, alim değilse, bilgili değilse, ilmini öğreten bir durumda değilse, insanlara bildiklerini öğreten hoca, üstat, yol gösterici, mürebbi durumunda değilse bu fena, hayır yok. Bir de bilmiyorsa ve öğrenme durumunda değilse; "Bilmiyordum ama köyden geldim şehre, şimdi öğreniyorum, kursa gidiyorum, filanca kitabı okuyorum, filanca hocaya devam ediyorum, filanca üniversiteye, kursa yazıldım." demesi lazım.
Mesela Almanya'da hiçbir mesleği onun okuluna gitmeden, o kursu bitirmeden yaptırmıyorlar. Kaynakçılık, demircilik, emlakçılık, şu iş veya bu iş… Mutlaka kursuna gidecek, devletin kendisinden istediği, ilim adamlarının kendisinden istediği seviyeye ulaşacak. Bilgisini güçlendirecek, o mesleği öyle yapacak.
Öyle eline testereyi, aleti alan herkes her istediği işi yapamıyor.
Demek ki alim olacak, öğrenecek, çalışacak, bildiğini uygulayacak. Bilmiyorsa da bilgisizliğini gidermeye çalışacak. Yaşlı da olsa kursa gidecek, kursu bitirecek, belge alacak.
Çünkü çalıştı mı insanın vücudu sıhhat kazanır, hem de üretici olur, kimseye yük olmaz. Çalışmadığı zaman da huyu bozulur, parazit olur; başkasının sırtından geçinen, uyuşuk bir kimse olur. Yani ona müsaade etmiyorlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ilimle ilgili iki hadîs-i şerîfini okudum.
Allah hepinizden razı olsun. Hepinize bu aşkı, bu şevki Allah ihsân eylesin. Böyle aşk ile, şevk ile çalışmak nasip eylesin. Sıhhat, afiyet versin. Üstün başarılar versin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
08.03.1996 -
Ezanı Dinlemenin Adabı,
07.10.1994 -
Müminlerin Vasıfları, Ahir
