09.05.1997 - Tasavvuf, Takva, İhsan, Peygamberimiz ve Sahabe-i Kiram Zamanında Tasavvuf

09.05.1997 - Tasavvuf, Takva, İhsan, Peygamberimiz ve Sahabe-i Kiram Zamanında Tasavvuf
el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.
Emmâ ba'd:
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Tasavvuf yolu ne yoludur?
Takvâ yoludur. Allah'tan korkmak yoludur.
Tasavvuf takvâ yolu değil midir? Müttakîlik yolu değil midir? Allah Kur'ân-ı Kerîm'de nice nice âyetlerde; "Ey iman edenler! Takvâ ehli olun, Allah'tan korkun!" demiyor mu?
Demek ki ben Kur'an'ı uyguluyorum.
Tasavvuf yolu ne yoludur?
"Tasavvuf deyince hocam hemen ilk aklıma gelen tesbih oluyor, zikir oluyor."
Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de;
Ve'zkür'isme rabbike bükreten ve esîlâ. "Allah'ın adını sabah akşam zikret!"
Yâ eyyühe'llezîne âmenü'zküru'llâhe zikren kesîrâ. "Ey iman edenler! Allah'ı çok zikredin." demiyor mu?
Tamam, ben Allah'ın emrini tutuyorum.
Gel bakalım; sen Allah'ı zikrediyor musun, tesbihin var mı? Biz oturup Allah Allah... diye Allah'ı zikrediyoruz; sen yapıyor musun? Peygamber Efendimiz'in zamanında tasavvufun olmadığını sen nereden çıkarttın?
Bak zikir varmış, takvâ da varmış.
"Tasavvuf" deyince başka ne akla geliyor?
Nefsin, nefs-i emmârenin terbiye edilmesi... Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri;
Kad efleha men zekkâhâ ve kad hâbe men dessâhâ. "Kim nefsini terbiye ederse, zabt u rabt altına alırsa felah bulur; nefsini terbiye etmezse helâk olur, mahvolur." demiyor mu?
Diyor.
Nefsin terbiyesine işaret etmiyor mu?
Ediyor.
Tasavvuf nefsi terbiye etmek için, dervişi nefis terbiyesine yetiştiriyor.
Siz nefsin terbiye edildiğini tasavvuftan başka nerede gördünüz?
Yok.
Tasavvuf onu yapıyor. Müslümanları nefis terbiyesinden geçiriyor, tornadan geçiriyor, eğitiyor. Nefsini terbiye ettiriyor.
Yunus Emre'nin nasıl hizmet ettiğini duymadınız mı? Aziz Mahmud-u Hüdâyî hazretlerinin nasıl terbiye olduğunu duymadınız mı?
Nefis terbiyesi de Kur'ân-ı Kerîm'de varmış.
"Tasavvuf" deyince başka ne hatıra geliyor?..
Dervişler bir kenara çekiliyor; zikrediyor.
Sen bunu mu ayıplıyorsun?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hira mağarasına çıkıp da günlerce orada kalmadı mı?
Hz. Hatice validemiz eline yiyecek [kabını çantasını] alıp da yanına kadar bazen çıkıp yiyecekleri bırakırdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz orada günlerce ibadet ederdi.
Sen tek başına kalıp da Allah'ı zikretmenin, halvet olup da Allah demenin Peygamber Efendimiz'in zamanında olduğunu görüyorsun da niye "Tasavvuf Peygamber Efendimiz'in zamanında yoktu." diyorsun? Nasıl diyebilirsin?
Peygamber Efendimiz toplumu terk etmiş, Hira mağarasına çekilmiş. Öyle bir mağara ki çıkmak için bir buçuk saat uğraşmak lazım! Herkes çıkamaz. Birisi gelip de; "Selâmun aleyküm yâ Muhammed! Nasılsın, iyi misin? Seni özledim de geldim." diyecek bir yer değil; çok zor bir yer... Orada, hiç kimsenin kendisini rahatsız edemeyeceği bir yerde Peygamber Efendimiz günlerce ibadet ederdi.
Hatta o zamanın halkı Peygamber Efendimiz'in bu alışılmamış hâline ne derlerdi?
Allah için yaptığını biliyorlardı:
Aşıka Muhammedün rabbehû. "Muhammed Rabbi'ne âşık oldu."
"Âşık oldu da mecnun gibi dağın tepesine çıkıyor." dediler.
İşte tasavvuf bu...
Demek ki Peygamber Efendimiz Hira mağarasına çekildiği gibi, onun o hâlini tâkiben Müslüman uzlete, halvete çekilip çalışıyor. Allah Kur'an'da zikri emrettiğinden eline tesbihi alıp zikrediyor. Allah "Nefsi terbiye etmek gerekir." buyurduğundan Allah'ın rızasını kazanmak için nefsin terbiyesine çalışıyor.
Başka?
İnsanın ahlâkının güzel olmasını, kötü huyları bırakmasını Kur'ân-ı Kerîm birçok âyetlerde emrediyor. Mesela:
Ve lâ yağteb ba'duküm ba'dâ. "Biriniz ötekisini gıybet etmesin!" diyor.
Ahlâkî emirleri var. "Sabret" diyor. Merhametli olmayı tavsiye ediyor. " Ahlâk" dediğimiz, "güzel huylar" dediğimiz şeyleri Kur'ân-ı Kerîm müslümanlar yapsın diye tavsiye ediyor. Tasavvufta da güzel ahlâk öğretiliyor, kötü huylar bıraktırılıyor.
Demek ki "tasavvuf" deyince akla gelen ne varsa Peygamber Efendimiz'in zamanında var, Kur'ân-ı Kerîm'de var ve Peygamber Efendimiz de ashâb-ı kirâm da bunu uygulamışlar.
Peki, o zamanın insanları bu hâle ne derlerdi?
Buna "ihsan" derlerdi.
İhsan ne demek?
Peygamber Efendimiz söylüyor:
el-İhsânu en ta'buda'llâhe ke-enneke terâhu fe-in lem tekün terâhu fe-innehû yerâke.
"İhsan Allah'ı görüyormuş gibi O'na candan ibadet etmektir. Çünkü her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor."
"Madem Rabbim beni görüyor, madem Rabbim her yerde hâzır ve nâzır; ben O'nu görüyormuşum gibi, O'nun huzurundaymışım gibi ibadet etmeliyim!" diye, müslümanın böyle kulluk yapmasını hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.
O halde "tasavvuf" denilen şey ne ise, nelerden meydana geliyorsa, onların hepsi Peygamber Efendimiz'de varsa, Kur'ân-ı Kerîm'de varsa; tasavvuf Peygamber Efendimiz'in zamanında vardır, sahâbe-i kirâmın üzerinde vardır. Ama adı tasavvuf değil de ihsan yoludur, zühttür.
Zühd ne demek?
Dünyayı gözünde büyütmemek, dünyaya meyletmemek, âhireti düşünmek, âhiret için çalışmak, tokgözlü olmak, açgözlü olmamak, hırslı olmamak...
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Peygamber Efendimiz mutasavvıfların önderiydi, serveriydi, şâhıydı. Mutasavvıflar Peygamber Efendimiz'in hayatını tatbik eden insanlar oldukları için, tam onun gibi yapmak istedikleri için öteki müslümanlardan farklı görünüyorlar. Herkes de onlara hayret ediyor. İşte Peygamber Efendimiz'in yaşayışı o, onun için onlar mutasavvıf diye ayrılmış.
Ötekisi yaşamıyor ki... Ötekisi sarayda çalgıları çaldırtmakta, çengileri oynatmakta... İlk devirde başlamış; saraylarda keyifler, zevkler, sefalar... Resûlullah'ın asr-ı saadetinde yapmadığı şeylerin yapılması Emevîler'de başlamamış mı?
O zaman başlamış.
Saraylar var mı? İsraf var mı? Keyif, zevk sefa var mı?
Yok.
O zaman başlamış.
Var mı orduya dayanıp halka şöyle yapmak, böyle yapmak?..
O zaman başlamış.
Demek ki onlar ayrılmışlar. Resûlullah'ın yolundan ayrılan; o yöneticiler, o devrin zenginleri, o devrin dünya ehli insanları...
Resûlullah'ın yolunda yürüyenler; zühd yolundan, ihsan yolundan, takvâ yolundan yürüyen insanlar "mutasavvıf" diye adlandırılmış.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ashâbı ile bu durumdaydı. Peygamber Efendimiz ashâbını böyle terbiye ediyordu. Peygamber Efendimiz sarayda oturup, kürsüde oturup İslâm'ı konferans tarzında anlatıp çekilip gitmiyordu. Halkla beraber idi, halkın içindeydi, halkın insanıydı. Hatta fukarâyı seviyordu, fakirlerle beraber olmayı seviyordu. Onlarla otururken kalkarken tavsiye ediyordu: "Bak böyle yapmayın, yanlış olur, günah olur. Şöyle yapın, böyle yaparsanız iyi olur." diye onları eğitiyordu, terbiye ediyordu.
[Müslümanlar] aile gibiydi.
Mesela bir çocuk terbiyeli ise diyoruz ki;
"Ailesinden, annesinden güzel terbiye almış. Ev terbiyesi, ana terbiyesi kuvvetli..."
Neden?
Yatarken, kalkarken anne baba çocuğu evin içinde her hâlini, her kusurunu görüyor, yetiştiriyor. İyi yetiştirirse "Anasından babasından iyi terbiye almış." diyoruz.
Bu mekteptekine benzemiyor. Çünkü mektepte hocası sınıfa giriyor, sıraya oturmuş çocukların yanına geliyor: "Susun bakayım çocuklar! Cetveli avucunuza vururum ha! Şu derse çalışın, akşam şu ödevi yapın! Kalk bakalım, söyle bakalım! Bildin, bilemedin... Şu notu aldın, bu notu aldın..." Bu terbiyede yetmiyor. Terbiye için beraberlik lazım, aile terbiyesi gibi...
Peygamber Efendimiz de müslümanları nasıl yetiştirdi?
Aile terbiyesi gibi... Ashâbını etrafına topladı, asr-ı saadette muhabbetli bir zümre olarak yaşadılar. Beraber yaşadılar; oturdular, kalktılar, namazı beraber kıldılar, hayatı beraber sürdüler. Her andaki duruma göre Peygamber Efendimiz onları yetiştirdi.
Nasıl yetiştirdi?
Öyle güzel yetiştirdi ki, öyle terbiyeli yetiştirdi ki ashâbı yıldız gibi; hangisini tutsa insan, hangisine baksa doğru yolu bulur.
Ashâbî ke'n-nücûmi. "Benim ashabım yıldızlar gibidir." Febi-eyyihim iktedeytüm ihtedeytüm. "Hangisine uysanız, hangisinin eteğine yapışsanız, hangisinin izinden gitseniz hidâyet bulursunuz."
Neden?
Güzel yetiştirdi.
Hz. Ömer halife olduğu zaman Medine-i Münevvere'den Mekke-i Mükerreme'ye gitmeye karar vermiş. Yanına bir-iki arkadaş almış, beraber gidiyorlar. Ne üzerinde şatafatlı emîrü'l-mü'minîn uniformaları var, ne de önünde arkasında şatafatlı askerler var... Gariban, perişan kılıklı üç kişi gidiyorlar.
Hz. Ömer'in abasında, üzerindeki elbisesinde kaç tane yaması vardı, meşhur; tarih kitapları yazıyor. Öyle şatafatlı insanlar değillerdi.
İslâm'ı, bu şatafatı çıkartan insanlar bozdu!
İslâm'da şatafat var mıydı, devlet adamlarının milletten kopması var mıydı?..
Peygamber Efendimiz mütevâzı yaşadı. Halife, emirü'l-mü'minîn Hz. Ömer Kudüs'e yaya gitti. Kölesini deveye bindirdi de Kudüs'e paçaları sıvalı olarak girdiler. Şatafat yoktu.
Mekke-i Mükerreme'ye giderken yolda bir ağacın gölgesinde gölgeleniyorlar. Unvan yok, asker yok, şatafat yok...
Bak burada iki şey var: Eskiden bir yerden bir yere iki-üç kişi gidemezdi.
Neden?
Yolunu keserlerdi, soyarlardı. İslâm gelmiş, o bedevî insanları adam etmiş; yol kesmek yok artık, haydutluk yok, harâmîlik yok...
Oturdular orada, dinleniyorlar. Çoban gördüler, sürü gördüler. Çobana dediler ki;
"Şuradan bize bir kuzu sat."
Kesecekler, yiyecekler. Yolcu, ne yapsınlar...
Dedi ki;
"Satamam. Ben çobanım, sahibi değilim. Sahibim bana öyle selâhiyet vermedi, koyunları satamam!"
Hz. Ömer'in aklına imtihan etmek geldi. Dedi ki;
"Canım ne olacak, bir koyun ver de keselim; sayısını fark ederse sahibin, 'Kurt yedi.' dersin, 'bilmiyorum' dersin."
O çoban ne dedi Hz. Ömer'e?
Hz. Ömer imtihan için söylüyor, "Bakalım ne yapacak?" diye...
O dağ başındaki çoban ne dedi?
Karşısındakinin Hz. Ömer olduğunu, emîrü'l-mü'minîn, halîfe-i Resûlullah olduğunu bilmiyor.
"Peki patronu kandırdık ama Allah'ı nasıl kandırırız? Allah kanar mı? Allah her şeyi biliyor!" dedi.
Bak, dağdaki çobanı İslâm nasıl yetiştirdi?
Dağdaki çoban bu; şehirdeki talebe değil, şehirdeki alim değil. Dağdaki çoban Allah'tan korkmaya başladı, yalan söylememeye başladı, haksız iş yapmamaya başladı.
Allahu Teala Hazretleri hepimizi sevdiği kul eylesin. Tevfikini cümlemize refik eylesin. Sevdiği razı olduğu amelleri işlemeyi nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
09.12.1993 -
Cuma Günü Salat-u
09.05.1997 -
İslamın Diğer Dinlerden
