09.12.1993 - Hamdin Fazileti, Allaha Tam Teslimiyet

09.12.1993 - Hamdin Fazileti, Allaha Tam Teslimiyet
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh.
Hepinize Allah'ın selamını, rahmetini dilerim.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, İmran b. Husayn radıyallahu anh'ın bize rivayet ettiğine göre, bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:
İnne efdale ibâdillâhi yevme'l-kıyâmeti el-hammâdûn. "Kıyamet gününde, bu dünya bitip âhiret âlemi başladığı zaman, Allah'ın yanında, huzurunda insanların, kulların en faziletlisi, en üstünü, en yükseği, çok hamd eden kullar olacak."
Hamd etmek Allahu Teâlâ hazretlerinin bize verdiği nimetleri, imkânları, lütufları, ihsanları düşünerek, ona şükür duygusu dolu olarak, O'nu övmek, O'na medh ü senâda bulunmak demek olduğu için, hepimizin vazifesi. Elhamdülillah, Kur'ân-ı Kerîm'imiz de hamd ile başlıyor;
el-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîn. diye başlıyor.
Onun için, Osmanlı şairlerimizden birisi, Namık Kemal olsa gerek, şöyle bir söz söylemiş:
Yok iştikâ-yı cevr-i felekden nisâbımız
Serlevhasında hamd ile başlar kitâbımız.
"Biz feleğin bize karşı çıkardığı çeşitli üzüntülerden, cevr ü cefâdan, hayatta karşılaştığımız sıkıntılardan şikâyet etmeyiz. Çünkü bizim kitabımız hamd ile başlıyor." diyor. Güzel bir şey…
Biz müslümanlar sadece nimetlere karşı değil, hayatımızın her anında sonsuz minnet duyduğumuz Yaradan'ımız Rabbimiz'e karşı hamd duygusu içindeyiz, zengin de fakir de olsak, karnımız aç da tok da olsa...
Her halde el-hamdülillâhi alâ külli hâl. "Her hâlimizde Allah'a hamd olsun!" diyoruz.
Çünkü Allahu Teâlâ hazretlerinin nimetlerini saymakla bitiremeyiz, tüketemeyiz. İyi bir kul olarak, Allah'ı seven ve Allah'ın sevdiği bir kul olarak, O'nun kaderine rızamız vardır. Takdirine bağlılığımız, teslimiyetimiz vardır. Zaten İslâm, teslim olmak demek oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri ne takdir etmişse; hikmeti, sebebi ve faydası vardır.
Müslüman iki çeşit kazanç ile devamlı sevap kazanma durumundadır: Birisi Allahu Teâlâ hazretlerinin kendisine verdiği nimetleri düşünür, şükreder, hamd eder; hem nimeti artar hem sevap kazanır. Birisi de dünya hayatında Allah'ın kendisine imtihan, kaderin cilvesi olarak yazmış olduğu çeşitli durumlar karşısında da yine Allah'a olan bağlılığını, sevgisini, saygısını hiç zelzeleye uğratmaz, hiç fütur getirmez, yine hamd eder. Her halde, her durumda Allahu Teâlâ hazretlerine hamd eder.
Eğer bu duygularla içimiz dolabilmişse, bu kadar güzel duygularla, tam teslimiyet ve her halde Allahu Teâlâ hazretlerine vefâ ve O'nu sevmek, O'na bağlılığını hissetmek, neylerse güzel eylediğini anlayabilmek duygusuyla doluysak; çok hamd edici bir kul durumuna gelmişsek bu çok güzel bir şey. Güzel bir gösterge, güzel bir işaret. Çünkü Allahu Teâlâ hazretlerinin indinde, kıyamet gününde insanların en faziletlisi, derecesi en yüksek olanları çok hamd edici kullar olacak. Hamd etmeyi âdetâ kendisine iş edinmiş, meslek edinmiş kullar olacak. Çünkü Arapça'da hâmid kelimesi de var, normal hamd eden demek; ama hammâd hamd etmeyi çok yapan, mübalağa-i ism-i fâil siygasıyla, mübalağalı bir şekilde "daima hamd ü senâlar eden" demek oluyor.
O bakımdan biz de kendimizi Allah'ın en faziletli kulu olmaya doğru gitmek için her hâlükârda, hayatımızın her anında Allah'a hamd etmeye alıştırmalıyız. O güzel duygunun içine kendimizi sokmaya çalışmalıyız. Dünyanın bize, hayatın cilveleri olarak sergilediği her hadisenin karşısında, aynı ihlâslı, Allah'a bağlı, mert ve vefâlı kullar olarak hamd duygusunu taşımalıyız. Eğer hakikaten Allah'ın nimetlerini saymaya çalışsak bitiremeyiz. Çok hamd borcumuz vardır. Âyet-i Kerîme de bunu bildiriyor.
Bismillâhirrahmânirrahîm:
Ve in te'uddû ni'metallâhi lâ tuhsûhâ innallâhe le-ğafûrun rahîm. "Allahu Teâlâ hazretlerinin nimetlerini saymaya çalışsak bitiremeyiz, mümkün değil. Allahu Teâlâ hazretleri çok mağfiret edicidir, çok rahmet sahibidir, kullarına çok lütuflarda bulunuyor."
Bir gözümüzün nimetini, bütün dünya hayatı boyunca işlediğimiz ibadetleri terazinin bir kefesine koysalar, şu görme nimetimizi karşılamaz. Bu kadar kıldığımız namazlar veya yaptığımız hayırlar, verdiğimiz sadakalar, haclar vesaire ancak bir göz nimetini bile karşılayamaz. Daha bunun yanında nice nice nimetler var. En büyük nimet de müslüman olmamız, hidayet üzere, Allah'ın sevdiği yolda olmamız, sevdiği bir kul olma pozisyonunda bulunmamız. Allah bizi bu güzel pozisyondan, bu güzel durumdan ayırmasın.
Ne mutlu bizlere ki müslüman ecdadımızdan, anne babamızdan bir asaletli iman geleneğiyle gelmişiz. Şu anda müslümanız. İnşaallah bundan sonra da İslâm hem ülkemizde hem de dünyanın her yerinde hâkim olsun, yayılsın. İnsanların hepsi bu güzel duyguları tanısınlar. Hepsi yaratanlarına karşı hamd duygusu içinde olsunlar. Ancak o zaman dünya üzerindeki arzu ettiğimiz hakiki sulh u salâh ve felah tahakkuk edecektir. Bunu candan temenni ediyoruz.
Kendimizi de her halde, her durumda; bize göre, başkalarına göre ölçüldüğü, uzaktan bakıldığı zaman, kötü bile görünen durumlarda Allah'a hamd etme duygusu içinde bulunmaya kendimizi alıştırmaya çalışacağız. O güzel, büyük şairin, İbrahim Hakkı-i Erzurumî hazretlerinin dediği gibi biz de etrafımıza baktığımız zaman;
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.
duygusu içine gireceğiz. Bu bir irfan işaretidir. İrfanın, ârifliğin mârifetullahın yüksek bir derecesidir.
Bir şairden yine bir beyit hatırıma geldi. Arapça bu beyit ama güzel. Arapça bilenler de hatırlarında tutsun diye, onları da söyleyebiliriz her halde. Diyor ki şair:
Teemmel sutûral-kâinâti fe-innehâ
Mine'l-melei'l-a'lâ ileyke resâilü.
"Kâinatın sayfalarına, etrafındaki manzaralara, olaylara bak ve bunları incele ve zihninden bunların üzerinde tefekkür eyle! Çünkü bunlar Mele-i A'lâ'dan, Allah'ın huzurundan sana gönderilmiş mektuplar demektir."
Demek ki biz etrafımıza böyle güzel gözle, irfan gözüyle, gözümüzden perdeler kaldırılıp gönlümüz aydın olarak, nurlu olarak baktığımız zaman her şeyi Allah'ın yarattığını, her şeyde Allah'ın tecellisi olduğunu göreceğiz. Her yerde Allahu Teâlâ hazretlerinin hâzır ve nâzır olduğunu göreceğiz. Görmek dediğimiz şey sadece gözle olan bir şey değil, bunun mânevî yönü de var. O mânevî görüşle göreceğiz. O zaman kötülüklerden sıyrılmak, iyilikleri güzel yapmak, kâmil bir müslüman olmak mümkün olacak.
Bu imanı önce kendimiz için temenni ediyoruz;
"Yâ Rabbi! Sen bize bu irfanı, bu imanı ihsan eyle." diye. Bütün insanlar için de temenni ediyoruz. Onlar da yaratanlarını bilsinler ve kendilerine her anda sonsuz nimetler bahşeden, O Mün'im-i hakîkî Allahu Teâlâ hazretlerini tanıyıp ona güzel kulluk etsinler. Ona güzel kulluk edince, hepimiz onun güzel kulu olunca, bütün problemler o zaman çözülecek.
Allah bizi kendisine çok hamd edici kullarından eylesin. Âhirette mertebesi en yüksek olanlardan eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diğer bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki;
İnne efdale'l-îmâni'l-abdi en ya'lemallâhe me'ahû haysü mâ kâne.
Bu, çeşitli rivayetleri olan bir hadîs-i şerîf. Ben size sohbet edeceğim zaman, sayfaları kur'a ile çekiyorum. Hangi konu gelirse onu severek anlatıyorum. Bu sayfada, hadis kitabında bu rivayet karşımıza geldi. Ubâdetü'bnü's-Sâmid radıyallahu anh tarafından rivayet edilmiş olan bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
"Kulun mü'min olması güzel bir şey. Ama imanın en üstün derecesi hangisi? İmanın en üstün derecesi, kulun imanının en faziletli olduğu nokta, seviye. " En ya'lemallâhe me'ahû haysü mâ kâne.
"Kendisi nerede olursa olsun Allah'ın daima onun yanında olduğunu bilmesi, ona inanması..."
En kuvvetli iman bu…
Ben neredeyim?
Dağın başındayım, hiç kimse beni görmüyor. Yolda yürüyorum; elma ağacından güzel, kırmızı elmalar üstüme sarkmış. Kimse görmüyor ama Allah benimle. Ben o elmaya nasıl elimi uzatırım! Nasıl başkasına ait olan bir ağaçtan kopartıp alabilirim! Kimse görmese, polis görmese bile yapamam. Çünkü Allah benimle beraber… Yalnız da olsam, kalabalıkta da olsam, karanlıkta da olsam, kimsenin görmediği bir yerde de olsam, kimsenin anlaması mümkün olmayan bir işi yapabilmek imkânını elde etmiş bile olsam yapamam.
Neden?
Ben mü'minim ve biliyorum ki Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri bizzat kendisi bildirmiş:
Ve hüve me'aküm eyne mâ küntüm.
buyurmuş. Nerede olursak olalım Allahu Teâlâ hazretleri bizi görüyor, bizimle beraber. Biz O'nun kontrolü altındayız. Bizim yaptığımız hiç bir iş gizli kalmıyor. Hiç bir iş araya -şimdiki tabirle- karambola gitmiyor; daima Allah tarafından görülüyor, biliniyor. Melekler tarafından yazılıyor, kayda geçiriliyor.
Eskiden, "Melekler nasıl bunu kayda geçiriyor?" diye eski insanlar belki tereddüt edebilirlerdi. Biz ne kadar rahat ve sade bir şekilde şimdi inanıyoruz. Evet melekler kayda geçiriyordur. Teypler konuşmalarımızı nasıl kayda geçiriyor. Video kasetleri nasıl görüntülerimizi, seslerimizi kayda geçiriyor. Her şeyi bilen, Allâmu'l-guyûb olan Allahu Teâlâ hazretleri, her şeye kâdir olan Allahu Teâlâ hazretleri bizim, bütün insanların ve bütün mahlûkâtın evvelini, âhirini kaydediyor. Âhirette herkes bunu görecek. Önüne kitabı konulduğu zaman, "İşte senin dünyada yaptığın işlerin yazıldığı defter! İşte kayıt." diye önüne bu kayıtlar getirildiği zaman, mücrimler fevkalâde dehşete düşecekler. Hiçbir şey ihmale uğramamış, her şey yazılmış diye. Biz her şeyin yazıldığını bildiğimiz için ve Allah'ın daima bizimle olduğunu bildiğimiz için kötülükler yapmayız. Kötülükler yapmaktan öteye -onu yapmayacağız, o çizginin zaten beri tarafındayız, mü'miniz, müslümanız elhamdülillah- her şeyin en güzelini yapmaya çalışacağız.
O halde kendimizi Allah'ın seveceği ve beğeneceği işleri yapmaya yönelteceğiz. Tembel de duramayız, kötü işler de yapamayız, boş da oturamayız. İyi şeyleri, en güzel şeyleri yapmaya, Allah'ın rızasına en uygun, en çok sevaplar kazanmamıza sebep olacak işleri yapmaya çalışacağız.
Ne iyi olurdu, keşke bütün mü'minlerin imanı bu kadar kuvvetli olsaydı. Allah'ın onu gördüğünü, onun yanında olduğunu bilseydi insanlar; hiç bu dehşetler, terörler, katiller, hırsızlıklar, arsızlıklar, sahtekârlıklar, rüşvetler olur muydu?
Her şey yerli yerince, yolunca yürürdü, insanlar dünyada da mutlu ve bahtiyar olurlardı. Onun için temenni ediyoruz, Allahu Teâlâ hazretleri bize bu güzel imanı kalbimize ihsan eylesin. Gözümüzden o maddiyatın perdelerini kaldırsın. Mâneviyat gözüyle gönlümüzün pasını silsin. O gönül gözüyle etrafı görmeye muktedir olalım.
Hatırda kalsın diye özetliyorum.
1. Her halde, her durumda; iyi veya kötü, sağlıklı veya hastalıklı, zengin veya fakir, aç veya tok, nimetlere mazhar olmuş veya nimetlerden mahrum… Her durumda Allah'a hamd etmek, Allah'a hamd edici bir kul olmak, âhirette derecemizin en yüksek olmasına sebep olacak. Birinci hadîs-i şerîften bunu anlamıştık.
O halde çok hamd edici bir kul olalım! İçinde bulunduğumuz durumun güzelliklerini anlayalım, onun da bir nimet olduğunu sezelim. Bizden daha kötü olanların durumuyla kendi durumumuzu mukayese edersek, bu daha iyi ortaya çıkar. Hamd edici bir kul olalım.
2. İmanımız en makbul iman olsun diye Allahu Teâlâ hazretlerinin daima bizimle olduğunu, her yerde bizi gördüğünü şuurumuzdan hiç eksik etmeyelim!
Allahu Teâlâ hazretleri mü'minin de yanındadır, kâfirin de yanındadır. Hepsinin ne yaptığını görüyor, biliyor. Ama sevdiği bir kimse olarak yanında olması ne kadar güzel. Onun için biz müslümanlar olarak Allah'ın bizim yanımızda, bizi seviyor bir durumda olmasını düşünerek, Allah'ın sevdiği işler işleyerek, ömrümüzü hayırlı işler yaparak, mü'minler için hayırlı, âhiret için, dünya için faydalı, Ümmet-i Muhammed'e faydalı, kendimiz için, ailemiz için, sevdiklerimiz için faydalı işler yapmakla geçirmeliyiz. Daima Allah'ın bizi gördüğünü, O'nun nazarı altında olduğumuzu, O'nun bizim yanımızda olduğunu düşünelim. O zaman korku da olmaz değil mi?
Elhamdülillah, Allah beni seviyor ve benim yanımda. Ben o zaman ne kadar emniyet içinde olurum, ne kadar huzur içinde olurum. Bu duyguyu da taşıyalım, Allah'a hamd duygusunu da taşıyalım.
Hepinize Allah'tan dünyanın ve âhiretin her türlü güzelliklerini dilerim. Gönlünüzün muratlarını Allahu Teâlâ hazretleri sizlere ihsan eylesin… Sizi kuvvetli imana sahip mü'min-i kâmiller eylesin. Âhirette de en sevgili kulları zümresinden eylesin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e komşu eylesin. Cennetiyle Cemâli'yle müşerref eylesin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
09.12.1994 -
Şeytanın Hileleri, Tevbede
09.12.1993 -
Cuma Günü Salat-u
