11.02.1992 - İslam Bir Yaşam Tarzıdır, Evrenseldir, Allah Güzel Olanı Sever

11.02.1992 - İslam Bir Yaşam Tarzıdır, Evrenseldir, Allah Güzel Olanı Sever
Çok muhterem misafirlerimiz! Değerli kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, ihsanı ve ikramı dünyada-âhirette üzerinize olsun.
O'nun seçkin kulu Muhammed-i Mustafâ'sı, Habîb-i edîbine sonsuz salât u selamlarımızı, tahiyyât ve ihtiramlarımızı arz ederim.
İslâm havalarda, bulutlarda, semalarda olan bir din değildir. Sadece âhiretle ilgilenen, "Din, bir duygu; ona kimse ilişmez.” Diye tarif edilen bir sistem değildir İslam.
Din nedir? İslâm bilhassa?
İslâm, hayatın bir yaşanma tarzıdır.
İslâm namaz mıdır?
Sadece namaz değil.
Ramazan mıdır? Oruç mudur?
Sadece Ramazan, sadece oruç değil.
Hac mıdır?
Sadece hac değil.
İslâm, hayatı belli bir iman sistemine göre yaşama tarzıdır. Sabahtan akşama, geceden gündüze, evden iş yerine, beşikten mezara kadar insanın her anını ilgilendiren bir sistemdir. İnsanın içinde yaşadığı bir ortamdır. Yakasına taktığı bir rozet değildir. Üzerine giyip çıkardığı bir libas değildir. İçinde yaşadığı bir ortamdır. O bakımdan bazı şeyler ibadettir. Şaşarsınız, şaşacak şeyler vardır, ibadet sayılır. Mesela evlilik ibadettir. Karı kocanın evlilik münasebetleri sevaptır. Sükut ibadettir. İyi bir niyet ibadettir; sadece temenni ediyor, içinden iyi bir şeye niyet ediyor, bu ibadettir.
İslâm, dünyayı da âhireti de, ferdi de cemiyeti de, maddeyi de mânayı da beraber götürür.
Mesela insan ticaret yapar sevap kazanır.
el-Kâsibu habîbullah. "Ticaret yapan, kazanan insan Allah'ın sevgili kuludur." Hatta bir başka hadîs-i şerîfi daha var.
et-Tâcirü's-sadûku'l-emînü ma'annebiyyîne ve'ssıddîkîne ve'şşühedâi yevme'l-kıyâmeti… "Doğru dürüst güvenilen bir tüccar, kıyamet gününde peygamberlerle, şehitlerle beraber haşrolacak." diye müjdeleniyor. Tüccardır, mal getiriyordur, para kazanıyordur ama doğruluğundan dolayı yine sevap kazanır. O beldede ihtiyaç olan bir metayı oraya getirip ihtiyacı karşıladığından dolayı ticaret sevaptır.
Devlet yönetimi sevaptır. Hadîs-i şerîfte,
"Allah indinde insanların en faziletlisi doğru devlet adamıdır." Adil olmak, doğru olmak şartıyla en faziletli insan oluyor. Devlet yönetimi, valilik, kaymakamlık bir ibadet oluyor.
Peygamber Efendimiz,
"İki kimsenin gözüne cehennem ateşi değmez. 1. Tenhalarda Allah'ın aşkıyla zikredip ibadet edip gözyaşı döken kimsenin gözü cehennem ateşi görmez, 2. Hudutlarda İslâm âlemini düşmanlara karşı koruyan nöbetçinin gözüne cehennem ateşi değmez." Askere gittiğimiz zaman bazıları nöbetten kaçıyorlardı. Biz de, "Senin nöbetini biz tutalım." diyorduk. Niye? Biz nöbetin sevap olduğunu biliyoruz da ondan. Biz askere bir vakit önce gidelim de bir vakit daha fazla sevap alalım diye öğle yemeği yemeden gitmiştik. Akşam ve öğleyi yiyelim de sonra gidelim demedik. Daha çok saat orda olalım diye gittik. Neden? İyi niyetli olduğun zaman askerlik de, nöbetçilik de ibadet; devlet yöneticiliği de ibadet; sükut da, ticaret de, tefekkür de, konuşmak da sevap. Neden? Çünkü İslâm hayat, yaşayış tarzı, hayatı sürdürüş biçimi, insanın yaşam tarzının bütünü. Ya sevap ya günah. Yaptığımız şeyler ya lehinize ya aleyhinize. "Fıkıh nedir?" diye soruyorlar. Fıkhın tarifinde: "İnsanın lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir." deniliyor. Fıkıh işte budur. Hangi şey benim leyhime, hangisi aleyhime bilirsem; dini en iyi biliyorum demek oluyor.
Sonra İslâm sadece bir kavme bir çağa mahsus değildir. Mesela Yahudilik bir kavme mahsustur. Bir kavmin dinidir. İslâm öyle değildir. Bütün insanlığa ve bütün çağlara hitap etmektedir. Peygamber Efendimiz, kâffeten li'nnâsi beşîran ve nezîrâ "bütün insanlığa hitaben müjdeleyici ve gerçekleri haber verici ihtar edici olarak" gönderilmiştir. Bütün insanlara ve hatta görünmeyen varlıklara, cinlere peygamberdir. "Cinler de gelip iman ettiler." diye Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor. Peygamber Efendimiz sadece Türkiye'nin peygamberi değil, İngiltere'nin de, Amerika'nın da, Japonya'nın da peygamberidir. Neden? Onlar da devr-i Muhammedî'de yaşıyorlar. İnanırlarsa Peygamber Efendimiz'e inanacak müslüman olacaklar; inanmazlarsa Peygamber Efendimiz'e inanmadıkları için kafir gidecekler. Hz. Musa'ya, Hz. İsa'ya inanmak yetmez. Çünkü devir değişmiştir, devir devr-i Muhammedî'dir. Hepsi onun ümmetidir. Ama onun peygamber olduğunu kabul edip de emirlerini tutanlar davetine icabet etmişlerdir. Ötekiler davetine muhatap insanlardır. Bilkuvve ümmetidir, bilfiil ümmeti değildir. İslâm, bütün insanlığadır.
İslâm, bugün herkesin alkışladığı, beynelmilel teveccühe mazhar olmuş çok güzel fikirlere ve prensiplere sahiptir. Misal: Peygamber Efendimiz;
İnna'llâhe cemîlün yuhibbu'l-cemâl "Allah celle celâlüh güzeldir, güzeli sever." buyuruyor. Kendisi güzeldir, güzelliği yaratmıştır. Güzel olan şeyi sever. Onun için müslümanda bir güzellik duygusu olması, güzele bir meftunluk olması lâzımdır. Bir estetik olması lâzım. Yaptığı şeyi güzel yapması lâzım. O halde İslâm insana bir güzellik terbiyesi, bir sanat ruhu veriyor. Onun için Yunus Yunus'tur; Mevlânâ çağları aşmıştır, hudutları aşmıştır, dünyaya yayılmıştır. Çünkü bir güzellik duygusu vardır.
Sonra bir hadîs-i şerîfte şöyle buyuruluyor:
İnna'llâhe yuhibbu izâ amile ahadekumu'l-amele en yutkinehû "Allah bir işi yaptığınız zaman onu mükemmel bir tarzda ortaya koymanızı sever." Öyle yapan insana rahmet eder, diyor. Bu, müslümanın kaliteye önem vermesine teşviktir. Güzellik duygusu var, bir şeyi kaliteli yapma emri var. Yaptığı şeyin en güzelini yapacak. Kılıcı en keskin kılıç olacak. Çinisi en güzel çini olacak. Camisi en güzel âbide olacak; asırlar boyu devam edecek, bozulmayacak, solmayacak, daimî olacak, güzel olacak. Yaptığı şeyi güzel yapmak, başarmak, en üstün derecede ve en kaliteli olarak başarmak fikri vardır. Sonra İslâm'da hiç kimsenin inkâr edemeyeceği maddî ve mânevî temizlik esastır.
Avrupalı'nın senede bir, hiç yıkanmayıp da sadece pamukla silindiği vaftiz suyunun tesiri kaçmasın diye yıkanmaktan kaçındığını ve Versay sarayında tuvaletin olmadığını biliyoruz. Ama müslümanların yaptığı her ibadethanenin yanında bir de hamamı vardır. Medresesi, aşevi, hamamı, sıcak ve soğuk suyu ve bedava yıkanma imkânı vardır. 16. yüzyılda Osmanlılar'ı ziyaret eden Hollandalı sefir De Busbeck, "Ya bu adamlar hasta olacaklar. Çıpıl çıpıl boyuna balık gibi yıkanıyorlar. Bu kadar da yıkanmak olur mu?" diyor. Hamamda müslümanların bol bol yıkanmasını yadırgıyor. Biz hergün beş defa yıkanırız. Abdülhamid Han -cennetmekân- her sabah havlusunu alır, hamamda yıkanmasını yapar ondan sonra giyinirmiş. Tabii imkânı olan böyle yapardı ama yapamayan hiç olmazsa haftada bir giderdi. Erkekler kadınlar çoluk çocuğuyla tertemiz bohçasını alır, hamama gider yıkanırlardı. Haftada bir mutlaka bir temizlik olurdu. Öyle bir senede derinin üzerinde kir tabaka haline gelsin, zırh haline gelsin, kaplumbağa derisi gibi olsun… İslâm'da böyle bir şey yok. Maddî ve mânevî temizlik var. Tırnak kesmek, bıyıklarının fazlasını kesmek, koltuk altlarını temizlemek vesaire her türlü temizlik...
Mekanda temizlik... Mesela üstünüz temiz olmazsa namazınız olmuyor. Hadesten taharet, necasetten taharet şarttır, namazın farzlarındandır. Günde beş defa yaptınız, temiz olmazsa namazınız kabul olmayacağı için temiz olmak zorundasınız. İslâm böyle bir şeye bağlamıştır. Temizlik lafta değildir. Zaten İslâm'ın hiçbir emri lafta değildir.
Allah bize mensubu olduğumuz dinin kadrini kıymetini bilmeyi, güzelliklerini görmeyi, tam müslüman olmayı nasip etsin. İnsanlığa müslümanca en güzel hizmeti yapmayı, en faydalı insanlar olmayı nasip etsin. Rabbimiz'in huzuruna vazifesini yapmış, sevdiği, taltif eylediği, cennetiyle cemaliyle müşerref eylediği bir kul olarak çıkmayı nasip eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh.
11.02.1992 -
İslam Tüm Dinleri
11.02.1992 -
Ecdadımız İslamı Tanıyarak
