12.01.1996 - Çocuklarımızı Güzel Yetiştirmek, Müslüman Yobaz Değildir, Sadaka-i Cariyeler Bırakmak

12.01.1996 - Çocuklarımızı Güzel Yetiştirmek, Müslüman Yobaz Değildir, Sadaka-i Cariyeler Bırakmak
Aziz ve muhterem Akra dinleyicileri!
Bir insanın evlâdı hayırlı evlât olursa, onun yaptığı bütün sevaplı işlerden bir kopyası, bir misli, onu yetiştiren annesine, babasına, hocasına gelir. Onlar da aynı sevabı misli olarak alırlar. Ötekisinden bir şey eksilmeden alırlar. Neden? Bu evlâdı hayırlı yetiştirdiler diye. Herkesin çok söylediği bir hadis-i şerif herhalde hatırınızdadır. Sadaka-i câriye dediğimiz bir şey var,câriyene demek;cereyan eden, devam eden demek. Sadaka-i câriye, devam eden sadaka, boyna sevap kazandıran, üreten sadaka. Sevabı devamlı neşreden, hasıl eden sadaka.
Meselâ, insan bir fakire bin lira, yüzbin lira para verdi mi, bir sadaka vermiş oluyor.
“Tamam, yüzbin liranın mükâfâtı yediyüz misli fazla, şu kadar; veya yetmiş misli fazla, bu kadar.” diyoruz. Bir tek sadaka, bir atımlık barut yâni. Bir sadakanın, bir yapılan işin, birkaç misli olmakla beraber, bir karşılığı var. Ama sadaka-i câriye, sevabı devam edip duran, sevap üretip duran sadaka demek. Meselâ, bir insan çeşme yaptırırsa, suyu aktıkça sevap kazanıyor. Cami yaptırdı ise, içinde namaz kılınıyorsa, sevap kazanıyor. Ağaç diktiyse, ağaçtan istifade edildikçe sevap kazanıyor. İstifade nasıl olabilir? Altında gölgelenmek bile bir istifadedir. Kuşların, insanların meyvasını yemesi bir istifadedir. vs. Bir de, Ev veledün salihun yed’ù lehû diyor Peygamber Efendimiz. “Kendisine dua eden bir hayırlı evlât yetiştirdi mi, o da ona devamlı sevap kazandıracak.”Binaen aleyh, evlâtlarımızı iyi yetiştirmek çok önemli! Bizim kurduğumuz bu kolejler, okullar, ilkokullar, anaokulları; Allah nasib etsin üniversiteler, fakülteler. Bunları niçin yapıyoruz? Evlâtlarımız iyi yetişsin, kaliteli yetişsin, hiç kimseden eksiği olmasın, modern bilgileri alsın, pırıl pırıl yetişsindiye istiyoruz. Çocuklarımızı dünyadaki bütün insanlarla yaptıkları yarışlarda kazansınlar yetiştiriyoruz. Fizik birincisi olsun, matematik birincisi olsun, çeşitli dallarda icatlarda bulunsunlar, keşiflerde bulunsunlar, dünyada namları yürüsün istiyoruz. Çocuklarımızı iyi yetiştirmek, bu bir sevaplı şey. İşte ahiretini düşünüp, insan evlâdını yetiştirir.
Yâni, şunu vurgulamak istiyorum sevgili dinleyiciler: Çok yanlış izlenimler var, çok yanlış sözler var İslâm hakkında, müslümanlar hakkında.
Müslümanlığı böyle pasif, çağın dışında, modern gelişmeleri anlamayan, eski, köhne hayat sistemi sanıyorlar. Hayır, hiç bir zaman öyle olmamış! Ne Peygamber Efendimiz’in zamanında öyle, ne tarih boyunca öyle, ne şimdi öyle. Nereden çıkmış bu yalan? Bu yalan belki, başka dinlerin mensubları için uygun olabilir.
Meselâ, Budistler, dağların başlarına çekilip manastırlarda ibadet ediyorlar. Tamam, onlar için uygun. Hristiyanlar dağların başında manastırlar yapmışlar, papazlar yaşamışlar. O da tamâmen yasak da değil. Yâni o da sevaplı. Doğru bir inançla, hak bir dinin mensubu bir tenha yerde Allah’a ibadet ediyorsa, o da sevap da; yalnız İslâm öyle değil. İslâm’da ruhbanlık yok, İslâm’da cemiyete hizmet var, İslâm’da sosyal vazifeler çok sevaplı. Selâm vermenin bile mükâfâtı var, dostluğun mükâfâtı var. İslâm öteki dinler gibi değil. Avrupalı çıkıyor veya Budist veya başka bir dinin mensubu bir münevver adam çıkıyor: “Din afyondur, çünkü insanları uyuşturuyor.” diyor. Onların dini o insanları uyuşturuyorsa, tamam, o afyondur. Ama İslâm afyon değildir, şifâdır, devâdır, iksirdir hattâ, ab-ı hayattır. İslâm’da her türlü güzellikler var, millet bunu anlamıyor. Eski insanların veya iftiracıların, veya din düşmanlarının, veya başka dinler için söylenmiş sözlerin, İslâm’da da o kusurların olduğunu sanıp, uygulamasını İslâm üzerinde yapmağa çalışıyor. Avrupa’daki filozoflar dine düşman olmuşsa, onlar kendi ülkelerindeki dînî uygulamadan rahatsız oldukları için düşman olmuş. Dinsizlik yolunu seçmişse, o inanca inanamadığı için oradan ayrılmış; öteki onu dinsiz diye suçluyor. Halbuki o dinsiz değil. Bir yüce, suprem varlığa, transandantal varlığa, aşkın varlığa inanıyor; ama papazın söylediğine inanamıyor. Haklı. İslâm’a gelse, İslâm’ı tanısa takdir ediyor. Volter takdir etmiş, öteki filozoflar takdir etmiş. Bir kısmı müslüman olmuş. İslâm güzel din diye onlar anlıyor, bizimkiler anlamıyorlar; İslâm’ı suçlayarak, müslümanları suçlayarak bakıyorlar. Tarihteki insanları suçluyorlar. Bir de bir yalan çıkmış, tekkeler miskinlik tekkesi olmuş diye. Bereket versin, bunun yanlış olduğunu anlatan ordinaryüs profesörlerin makaleleri var, yazılar var. Ama bu yalana hâlâ inanan insanlar da var. Meselâ, Ömer Lütfi Barkan var, ordinaryüs profesör, çok büyük bir ilim adamı, herkesin tanığı bir kimse. Kolonizatör Türk Dervişleri diyor, Balkanların nasıl müslüman olduğunu, dervişlerin nasıl İslâm’ı yaydığını, nasıl devlete yardımcı olduğunu, nasıl insanları doğru yola çektiğini anlatıyor. Mevlânâ’ya kim gerici diyebilir? Yunus’u kim sevmeyebilir, sevmemek mümkün mü? Onlar derviş işte. Yâni bu miskinlik mi? Hayır. Yunus’ta hiç miskinlik görüyor musunuz?
“Efendim, işte bir kenara çekilsin diyor, tesbih çeksin diyor.”
“Sen çocuğunu bir kenara çekip, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite tahsili yaptırmıyor musun?”
“Yaptırıyorum, ne ilgisi var?"
Çok ilgisi var!
İslâm’da da insanın eğitim görmesi için belli zamanlarda eğitimleri var. Tesbih eğitimi var, halvet eğitimi var, i’tikâf eğitimi var. Bu çeşit eğitimleri sen niye genellendiriyorsun? Adamın camide namaz kıldığı zamanı, bütün ömrünü namazla geçiriyor diye nasıl düşünebilirsin? Yanlış.”İslâm tarihi incelenirse, hele bizim Osmanlı tarihi tamamen tasavvuf tarihi demektir. Onlar incelenirse, görülür ki, en çalışkan insanlar, en fedâkâr insanlar, en kahraman insanlar, en hayırsever insanlar, bu mübarek, dindar, derviş insanlardır. Dini öğrenmiş, gönlü uyanmış, içi nurlanmış, ahiretin kıymetini anlamış. Bir tek kaygısı var, Allah’ın rızasını kazanmak. Onun için malını da veriyor, canını da veriyor, gece gündüz hizmet ediyor, ömrü boyunca hizmet ediyor. Bir insan olarak yaşıyor, arkasında nice nice eserler, sadaka-i câriyeler, talebeler, hayırlı evlâtlar bırakıyor; ahirete öyle göçüyor. İşte bunu görmek lâzım! Bu tarihî hakîkatı görmek lâzım! Çağdışı, modernlik adına, dine karşı olan fikirleri, yanılgıları bırakmak lâzım! İsbat edilmiş olan hatalarda, yanlışlarda, bu yanlıştır diye gösterilmiş olduğu halde hâlâ inat etmemek lâzım! Yobaz olmamak lâzım, gerçekleri görmek lâzım!
İnsan ahireti düşündü mü, dünyada yine yaşar. Dünyadaki vazifelerinin hepsine devam eder ama, hasbî olarak devam eder, Allah rızasını düşünerek devam eder. Allah’tan başka kimseden korkmaz. Polisi, müfettişi, zabıtası içinde olur. Günah işlemez, haram yemez, her yaptığı işi temiz yapar, güzel yapar, kendiliğinden güzel yapar, insanlara faydalı olur. Ama böyle yetiştirmediğin zaman bir insanı, istersen kolejde okut, istersen Amerika’da, İngiltere’de doktora yaptır. Bu mânevî eğitimi vermedin mi, birinci sınıf hırsız olur. Bütün bilgilerini hırsızlıkta kullanır, memlekete zararlı olur. Ahiret kaygısı olmadığı için, dünya telaşına daldığı için olur bunlar.
Peygamber Efendimiz ana ilacı söylüyor, büyük istikameti gösteriyor. Herkesin ne yapması lâzım geldiğini anlatıyor.
O halde bu hadis-i şeriften çıkartacağımız ders şudur, sevgili kardeşlerim: Bizim ana düşüncemiz ahireti kazanmak olmalıdır. Cennet gözümüzün önünden gitmemeli, cenneti elden kaçırmamak için çok dikkatli olmalıyız. Cehennem de gözümüzün önünden gitmemeli! Cehennemin ateşleri, azabları gözümüzün önünde olmalı, cehenneme düşmemeğe de çok dikkat etmeliyiz. Cehenneme düşmemek için, günahlı işleri işlemeyeceğiz; cenneti kazanmak için, sevaplı işleri yapacağız. Boş durmayacağız, tembellik de günahtır. Vazifeleri yapmamak da günahtır. Haram olan şeyleri yapmak da günahtır. Çalışkanlık sevaptır. Cenneti kazanacak salih işleri yapmak sevaptır. İbadet ve taat işlemek, hayrât ü hasenât yapmak sevaptır. Gayet güzel, net bir ayırım var. Hepsini Allah rızası için, ahireti kazanmak için, ahirette ebedî saadeti elde etmek için yapacağız. Dünyanın binbir telaşı vardır. Günlük olaylar insanın başını şişirir. Kalemi nereye koyduğunu şaşırttırır, şemsiyeyi nereye astığını şaşırttırır. Bir profesörü dalgın yapar, kafasındaki çeşitli bilgiler. Bir tüccarı dalgın yapar hesapları, kitapları. Dünya telaşı çok olan bir insan, yanında sekreteri olmazsa, yemek vaktini unutur, randevularını karıştırır. Bunlara dalıp da, asıl ana gayeyi unutmamak lâzım! Ana gaye gözümüzün önünde olmalı! Ana gayeyi iyi bildik mi, mıknatısın demir tozlarını çizgi çizgi hizaya soktuğu gibi, her şey hizaya girer. Dünya işleri de muntazam olur. Dünya işleri de rahat halledilir. Böylece insan hem dünya, hem ahiret saadetine erer.
İslâm’ın özelliği nedir? İnsanlara hem dünyada huzur ve saadet kazandırması, hem de ahirette ebedî mutluluğa erdirip, Allah’ın cennetine girmesini, cemâlini görmesini, rızasına ermesini sağlamasıdır. Onun için, “İslâm’dan büyük nimet olmaz!” diyoruz. Gerçekten de öyledir.
Allah bizlere bu İslâm nimetini nasib eylemiş, sevgili kardeşlerim, sizler ve bizler el-hamdü lillâh müslümanız ama Kur’an’ı okuyalım; bu hazine gibi hadis-i şerifleri okuyalım, dinleyelim; bir de başkalarına anlatalım, dinletelim! Onlar da bilsinler, bu İslâm’ın güzelliğini anlasınlar. Böyle kör bir inatla, bakmadan, görmeden, incelemeden, “Din afyondur, din gericiliktir.” vs. gibi yanlış, çağdışı yobazlıklara, yanlış fikirlere düşmesinler. O da bir çeşit yobazlık. Yâni inat etmek, ilmin karşısında durmak, gösterilen delillere rağmen, “Uçsa da keçi, uçmasa da keçi.” diye tepinmek. Uçan bir şey keçi olur mu? Kayadan uçmuş, vadiye doğru kanat açmış. Hâlâ kartal demiyor inadından, “Uçsa da keçi, uçmasa da keçi.” diyor. Böyle olmaması lâzım! Onlar öyle yapmasın, onlara nasihatımız o.
Bizler de İslâm’ın kadrini, kıymetini bilelim! Halis müslümanlar olarak yaşayalım! Hadis-i şerifleri okuyalım, Peygamber Efendimiz’in tavsiyelerini tutalım! Görevlerimizi yapalım, yapmamamız gereken işlerden sakınalım! Elimizi, eteğimizi yuyalım, temizleyelim, çekelim! “Günahlarda bizim işimiz yok, elimiz yok. Biz öyle şeylere, haramlara, günahlara bulaşmayız; biz helâl işlerle meşgul oluruz. Helâl lokma yeriz, helâl yollarda, Allah’ın gösterdiği istikamette çalışırız.” diyelim!
Pırıl pırıl, mutlu bir ömür sürelim, ve güzel bir akıbete mazhar olalım!Allah-u Tealâ Hazretleri ahirette de bizi lütfuna erdirsin. Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri
Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llahi ve berekâtühû!
12.01.1996 -
Dünya Kaygıları, Ahireti
12.01.1991 -
Namazda Örtü, Mescitte
