12.01.2001 - Ahir Zamanda Olacaklar, Besmelesiz Yemek ve İçmek

12.01.2001 - Ahir Zamanda Olacaklar, Besmelesiz Yemek ve İçmek
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah'ın selâmı, rahmeti üzerinize olsun.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor;
Ye'tî 'ale'n-nâsi zemânün yüşârikühümü'ş-şeyâtînü fî-evlâdihim. Kîle: Eve kâinün zâlike yâ resûlallah? Kâle: Ne'am. Kâlû: Ve keyfe na'rifü evlâdenâ min evlâdihim? Kâle: Bi-kılleti'l-hayâi ve kılleti'r-rahmeti.
Sadaka Resûlullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Ye'tî 'ale'n-nâsi zemânün. "İnsanların üzerine bir zaman gelir ki ileride, âhir zamanda öyle bir devre ulaşacak, öyle bir devir gelecek ki..." Yüşârikühümü'ş-şeyâtînü fî evlâdihim. "Evlatlarında şeytanlar insanlarla ortaklaşacaklar." Yani, insanların evlatlarının bazıları şeytan evladı olacak.
Meselâ sofra kuruldu. Sofrada yemeğe başladı bir kimse, besmele çekmedi, yedi. O zaman yemek yemesi besmelesiz olduğu için şeytan da onun tabağından yiyor. Su içti besmelesiz; onunla beraber su içiyor. Yemesine, içmesine ortak oluyor. Öyle olduğu gibi, evlatlarına da ortak olabiliyor. Başka hadîs-i şerîflerden de biliyoruz. Bir zaman gelecek ki şeytanlar insanların evlatlarına ortaklaşa olacaklar. Anne babası ile ortak olacak.
Kîle: Eve kâinün zâlike yâ rasûlallah? Denildi ki: "Bu olacak mı yâ Rasûlallah?" Dinleyenler hayret ettiler. Kâle: Neam. Peygamber Efendimiz "Evet, olacak." buyurdu. O zaman sordular ki;
Ve keyfe na'rifü evlâdenâ min evlâdihim? "Peki, o zamanki müslümanlar olarak bizler, böyle bir durum olmuşsa, kendi evlatlarımızı şeytanların evlatlarından nasıl ayıracağız? Ortada çocuk var ama 'Bu evlat benden mi oldu, şeytandan mı oldu?' diye bahis konusu olunca şeytanın evlâdını, oğlunu, kızını -neyse- kendi kızımızdan nasıl ayırt edebiliriz? Alâmeti nedir?" diye sormuşlar.
Kâle. "Peygamber Efendimiz buyurmuş ki..." Bi-kılleti'l-hayâi ve kılleti'r-rahmeti. "O çocuğun utanmasının azlığından ve merhametinin, acımasının azlığından..."
Demek ki şeytanın çocukları hayâsız oluyor; utanması, arlanması yok, ar damarı çatlamış oluyor ve merhametsiz oluyor, acıması olmuyor. Kırıyor, döküyor, vuruyor, öldürüyor, bağırtıyor, can yakıyor, can alıyor, işkence ediyor, vesaire... Şeytanın çocuğu... Arsız, yüzsüz, edepsiz, hiçbir şeyden utanması yok. "Yüzü Fransız köselesi gibi." derler, yüzü kızarmıyor. "O hayasızlığından ve merhametsizliğinden anlaşılır." buyuruyor.
Nasıl olması, bu duruma düşmemek için ne yapmak lazım?
Bir kere düğünün dinî bir düğün olması lazım! Dinî olmayan bir düğün, şeytanın katılacağı bir düğün; dinî esasları çiğneyerek, günahlara dalarak, haramları yiyerek, içerek yapılan bir düğün böyle bir şeye sebep olur.
Ondan sonra namaz niyaz, abdest olmazsa, besmele olmazsa, bu gibi durumlar olur.
Ne yapmamız lazım gelir?
Her işimizi, yememizi içmemizi, düğünümüzü derneğimizi, gerdeğimizi, her işimizi besmeleyle, Allah'ın adını anarak, Allah'ın rızasını düşünerek, dindarâne duygularla, halis duygularla, temiz duygularla, dualarla yapmamız lazım ki işimizde hayır olsun, bereket olsun.
Hani, meselâ Avrupalılar gemi yapıyorlar, denize indirecekleri zaman geminin burnunda şampanya şişesini kırıyorlar.
Ne düşünürler, niçin yaparlar?
Kendilerinin örfleri, adetleri... Kendi dinlerinde bile zaten içki haram değil; kutsal şarap filân diyorlar, şaraplı ekmek yiyorlar. Halleri öyle...
Biz nasıl yapıyoruz? Bir hayırlı açılış, bir fabrika vesaire olduğu zaman, "Bismillâhi Allâhu ekber" diyerek kurban kesiyoruz. Etini fakirlere dağıtıyoruz, fukaranın dualarını alıyoruz. Hayırlı bir şey yaparak başlıyoruz. Kur'ân-ı Kerîm'ler okuyoruz, bazı işlere hatimlerle başlıyoruz. Dükkânımızı açarken besmele ile açıyoruz. Levha asıyoruz, hatta birçok dükkânlarda görüyorum, hoşuma gidiyor:
Her sabah besmeleyle açılır dükkânımız.
Falanca zât-ı muhterem pîrimiz, üstâdımız!
Diye artık her esnafın, her meslekten insanın bir pîri varmış. O pîrinin adını yazarak dükkânını besmeleyle açıyorlar. "Bismillâhirrahmânirrahîm" diyerek, "Yâ Rabbi! Hayırlı rızık ver bize!" diyerek işlerini ibadetle, taatle yapıyorlar. Yola çıkacağı zaman iki rekât sefer namazı kılıyor; duayla, namazla, abdestli çıkıyor. Yaptığı hayırlı bir işi abdest alıp yapıyor. Bayramda, hayırlı bir iş yapacağı zaman temiz olayım diye gusül abdesti alıyor...
O zaman hayırla başlayan, Allah adıyla başlayan, Allah'ın rızası düşünülerek yapılan şey hayırlı oluyor. Bunu biz örfümüzden, tarihimizden, edebiyatımızdan biliyoruz. Süleyman Çelebi ne kadar güzel halka öğretmiş, yaymış Mevlid'iyle:
Allah adı olsa bir işin önü
Hergiz ebter olmaya ânın sonu!
"Bir işin önü, başlangıcı Allah adı olursa, yani 'Bismillâhirrahmânirrahîm' diye başlanırsa; asla o işin sonu ebter olmaz; güdük, kesik, bozuk, çürük olmaz; iyi olur." diye güzelce şiir halinde ifade etmiş.
Her işimizi besmeleyle yaparız. Arabamıza besmeleyle bineriz, arabanın anahtarını besmeleyle çeviririz. Her işimizi besmeleyle yaparız, o zaman hayır olur. Yemeği besmeleyle yersin, yediğin hayreder, faydasını görürsün.
Düğünü besmeleyle, gerdeği besmeleyle yapan, hayrını görür. Evlatları hayırlı olur, annesine babasına iyi bakar, hürmet eder, ihtiyarlığında rahat ettirir. Çalışkan olur, hayatta başarılı olur, anasını babasını sevindirir, yüzünü güldürür, iftihar ettirir. Vatanına milletine faydalı olur.
Onun için, aman her yaptığınız işi Allah'ı düşünerek, Allah'ın rızasını düşünerek, Allah'ın adıyla, Allah nâmına... Hani meselâ diyorlar ya, kapıyı çalıyor:
"Kanun nâmına kapıyı aç!" diyor.
Nâm ne demek? Ad demek.
Kanun adına söylüyorum sana aç kapıyı." diyor. Kanunu ifâ etmek için geldim demek istiyor. Biz de mü'minler olarak, her yaptığımız işi Allah adına, Allah adıyla, Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla yapalım!
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, dinimizden, güzel ahlâkımızdan, sağlam imanımızdan, pırıl pırıl ahlakımızdan milletimizi, çoluk çocuğumuzu, nesillerimizi mahrum eylemesin. Allahu Teâlâ hazretleri ümmetimizi korusun. Cümleten bizi her yönden mansur, müeyyed, muzaffer ve galip eylesin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!
12.01.2001 -
Ahir Zamanda Olacaklar,
12.01.1996 -
Dünya Kaygıları, Ahireti
