12.05.1997 - Yakin ve Züht Sahibi Olmak, Ölüme Hazırlıklı Olmak

12.05.1997 - Yakin ve Züht Sahibi Olmak, Ölüme Hazırlıklı Olmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü lillâhi rabbil-âlemîn. Hamden kesîren, tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmid-dîn.
Emmâ ba'd:
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Hz. Ömer zamanında Sâsânilerle çarpışan ordunun bir ferdi, savaş alanında bir torba mücevher buldu. Götürdü, komutana teslim etti. Onlar öyle para pul sahibi olmayı düşünmezlerdi. Tamam elime şu kadar mücevher geçirdim. Zümrütler, elmaslar.. Bir torba benim oldu saklayayım" diye düşünmezleri.
"Bu ümmetin evveli, bu kuvvetli imanları ve bu müstağnî, gözü tok halleri, âhirete rağbet edip de, dünyaya aldırmamaları dolayısıyla cehennemden kurtulacaklar, necat bulacaklar, cennete girecekler." diyor Peygamber Efendimiz.
Bu iki haslet, iki güzel sıfattır:
Yakîn, "kuvvetli, tereddütsüz iman." Zühd, "dünyaya aldırmamak."
"Sen böyle yapıyorsun ama işinden atılırsın!
"Ne yapayım, Allah'ın emrini tutuyorum. 'Cuma namazı kılın!' dedi, kılıyorum. 'Namazlarını kaçırma!' dedi; vaktinde kılıyorum. Allah bu işi vermezse başka yerden verir, bir kapıyı kaparsa bin kapıyı açar."
Mesela bu, gözü tokluk, iman.
Böyle olması lazım.
Ve yehlikü âhiri hâzihi'l-ümmeh. "Bu ümmetin sonu da şu kötü iki kötü huydan dolayı helâk olacaklar:"
Bi'l-buhli ve'l-emel.
Buhl, "bahillik, cimrilik" demek.
Eli sıkı, cimri, hayır hasenât yapmıyor, sadaka vermiyor, zekât vermiyor. Cimrilikten dolayı helâk olacak.
Cimrilikten dolayı zekâtını vermeyecek. Cimrilikten dolayı sadakasını vermeyecek. Cimrilikten dolayı hayrını yapmayacak. Cimrilikten dolayı cihada yardımda bulunmayacak. Cimrilikten dolayı Ümmet-i Muhammed'e hizmet edecek sahalarda gayret göstermeyecek. Vazifelerini yapmadığı için helâk olacak. Çünkü müslümanın mâlî sorumlulukları var.
Emel denilen şey de, "ummak" demek. "İnsanın istikbale ait bir takım umutlarının, hayallerinin olması" demek.
Emelden dolayı insan niçin helâk oluyor?
Bu emelin ne olduğunu pek çok kimse anlayamaz.
Emel nedir?
İnsanın ileriye yönelik planı olmasın mı, düşüncesi olmasın mı, hayali olmasın mı, hedefi olmasın mı, isteği olmasın mı; İslâm'da bu yasak mı?
"İnşaallah çocuğum büyürse ben onu hafız yetiştireceğim. İnşaallah müstakil ev sahibi olmak istiyorum. İnşaallah Türkiye'de bir dükkân açarım. İnşaallah Kulu'da, Tavşançalı'da şöyle bir geniş arazi alır da iki katlı bir ev yaptırırım."
Bunlar günah mı?
Emel, tûl-i emel; "İnsanın biraz daha yaşayacağını sanması."
"Ne yapmayı düşünüyorsun?
"İşte hocam, emekli oluncaya kadar burada yaşamayı düşünüyorum. Ondan sonra sakal bırakacağım, ondan sonra hacca gideceğim, ondan sonra çoluk çocuğu evlendireceğim. Ondan sonra namazımı kılacağım, orucumu tutacağım, ibadetimi yapacağım.
Peki, o vakte kadar yaşayacağını biliyor musun?
Acaba yaşayabilir misin? Yaşamak senin elinde mi, senin isteğinde mi? Ya yarın ölürsen, ya bir saat sonra ölürsen, ya o vakte erişemezsen?
Şimdi bakın, benim çok yakından tanıdığım talebelerim vardı; benden önce öldüler. Bu iş, sırayla değil. Benden daha genç idiler, talebe olarak okuttum, Allah rahmet etsin, şimdi öldüler. Beraber büyüdüğüm mahalle arkadaşlarım vardı, öldüler. Benden yaşça küçük nice insanlar ölüyor. Dedeler duruyor, bebekler ölüyor. Hastanın başında bekleyen hastabakıcı ölüyor, hasta iyileşiyor, daha da kaç yıl yaşıyor.
Ölümün kime, ne zaman geleceği belli değil.
Ölümü uzakta sanmak tûl-i emeldir.
Cahit Sıtkı Tarancı ne güzel söylemiş:
Neylersin, ölüm herkesin başında. Uyudun, uyanamadın olacak.
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misâli o musalla taşında.
O bile biraz daha iyi düşünüyor da, bizim işçi haccını altmış beş yaşından sonraya düşünüyor. Otuz beş yaşında, "Daha şu kadar sene yaşarım." diye düşünüyor. İşte bu tûl-i emel.
Yarına çıkacağını bilmiyorsun. Bu akşama ermişsen yarına çıkacağını umma! Yarına çıkacağını ummak tûl-i emeldir.
Tûl-i emel neden kötüdür, niye insan bununla helâk olur?
İnsan tûl-i emel ile iyilikleri geriye atar:
"İleride tevbekâr olacağım. İleride şu hayrı yapacağım. İleride namazı kılacağım!"
İyilikleri hep geriye atar.
Geriye atmaya Arapça'da tesvif derler.
Tesvîf; "İleride şöyle yapacağım." demektir. Tesvîf, şeytanın aldatmacasıdır.
"O işi şimdi yapma, ileride yap!" der.
Şeytanın bir işi acele ettirmektir, "El-aceletü min eş-şeytan" bir işi de tehir ettirmektir. Hayırlı bir işi; "Özene bezene yapılmasın!" diye aceleye getirtir.
Mesela namazı acele kıldırtır; namaz bir şeye benzemez.
"Acele şeytandandır ama bazı yerlerde acele etmek lazım." diyor, Peygamber Efendimiz.
Mesela birisi vefat ettiği zaman, defnetmekte acele etmek lazım. İnsanın çocuğu varsa evlendirmekte çabuk davranması lazım. Çünkü büyür de bir kötülük yaparsa cezası anaya babaya yazılır. Çabuk evlendirilmesi gerekiyor.
Bir de borcunu çabuk ödemesi, tevbeyi çabuk yapması lazım.
Başka şeylerde teennî lazım; dengeli, ölçülü olmak lazım!
Almanların bir sözü vardır:
"İhtiyatlı bir acele."
Kendisini sıkmayacak, rûhî gerilim olmayacak.
"İleride çok yaşayacağım." diye umarken, insan gaflete düşer, gafilce yakalanır, hazırlıksız ölür:
Borcunu ödeyememiş olur, alacağını alamamış olur, işini yapamamış olur, tevbesini edememiş olur, ibadetini geride bırakmış olur, namazını kılmamış olur, orucunu tutmamış olur, haccını yapmamış olur. Bunlar hep; "Yaşarım canım, ileride yaparım." duygusundan kaynaklanıyor.
İşte bu, korkunç bir duygudur, insanları iyilik yapmaktan alıkoyan bir duygudur.
Onun için Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Heleke'l-müsevvifûn. "Hayırlı işlerini geriye tehir edenler, tesvîf yapanlar helâk oldular."
Öyle şey yok! Hayırlı iş hemen yapılır, çarçabuk yapılır. Onun için tûl-i emel de kötü bir huydur.
Akşama çıktın mı, sabaha çıkmayı düşünmeyeceksin!
Ne yapacaksın?
Tevbe edeceksin. Abdestini alacaksın, yatmadan önce namaz kılacaksın. "Neme lazım, belki bu gece ölürüm!" diyeceksin. Vasiyetin yastığının altında yazılı olacak.
İnsanın vasiyeti yastığının altında yazılı olmazsa o suçmuş, günahmış. Vasiyeti yazılı olacak:
"Şu kimseden şu kadar alacağım var, onu alın Kur'an kursuna verin! Filancaya şu kadar borcum var, onu ödeyin! Evlatlarım, aman benden sonra namazınızı bırakmayın, hakkımı helâl etmem; takvâ ehli olun!" diye çocuklarına, hanımına vasiyetini yapacak.
Müslüman böyle olacak.
Müslümanın ölüme hazırlıklı olması lazım! Tûl-i emel bunu engelliyor.
Onun için "Bu ümmetin son kısmı; evvelkilerin kuvvetli imandan ve zühd ü takvâ sahibi olduklarından cennete girdikleri gibi; sondakiler da maalesef cimriliklerinden, bir de tûl-i emel sahibi olduklarından; 'İleride yaparım canım, dur bakalım, daha gencim!' diye işi tehir ettiklerinden dolayı helâk olacaklar." buyuruyor.
Demek ki bizim ne yapmamız lazım?
Cömert olmamız lazım, cimri olmamamız lazım. Tûl-i emel sahibi olmamamız lazım. "Her an ölebilirim." diye ölüme hazırlıklı olmamız, ölürsek arkada bir hesap, bir borç bırakmadan, her şeyi temiz yapmamız lazım!
İslam tarihi kitabının yazarı Asım Köksal bir güzel şahsı tanıyormuş, o anlattı:
Osmanlılar zamanında, İstanbul defterdarlığında memurmuş. Masasındaki bütün dosyaları, işleri bitirmeyince evine gitmezmiş. Mesai beşte bitiyor ama gitmezmiş, altıda gitmezmiş, yedide gitmezmiş, dokuz, on, on bir neyse dosyalar bitince gidermiş. Masası tertemiz, hiç yarına bırakılmış bir işi yok; o gece ölse yeni gelen adama geride halledilmemiş hiçbir iş bırakmazmış. Böyle yaparmış. Erken gelirmiş, vazifesini yaparmış. Bu hizmeti Allah'a itaatin bir parçası olarak bilirmiş, ondan yaparmış.
Muhterem kardeşlerim!
Bizim de yaptığımız işleri böyle yapmamız lazım
Allah bizi yolundan ayırmasın; hayırları işletsin, günahlardan uzak eylesin. Yakîn sahibi, kuvvetli, tereddütsüz sağlam iman sahibi eylesin, zühd sahibi eylesin. Cimri etmesin, cömert etsin. Tûl-i emel sahibi etmesin.
el-Fâtiha!
12.06.1998 -
Allahtan Başkasından Korkmamak
12.01.2001 -
Ahir Zamanda Olacaklar,
