08.08.1995 - Peygamberimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamberlerin Önderi

08.08.1995 - Peygamberimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamberlerin Önderi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okuyalım.
Sahabe-i kirâm, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sorarlardı:
"Yâ Resûlallah! Biraz kendinden bahsetsen."
"Yâ Resûlallah bize neler neler anlatıyorsun..." diye düşünürlerdi, sahabe-i kirâm rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn.
"Geçmişten bahsediyorsun, eski ümmetlerin hatalarından günahlarından, maceralarından, peygamberlerin ahvalinden, kıssalarından, âriflerden, zalimlerden, istikbalden bahsediyorsun, ileride olacakları anlatıyorsun ve her şeyin doğru, her şeyin güzel. Neler biliyorsun, Allah sana neler bildirmiş, elhamdülillah; biraz da kendinden bahsetsen. Bu hususta bizi bilgilendirsen." diye, zaman zaman Resûlullah Efendimiz'e sorarlardı.
Onun için Peygamber Efendimiz tebessümle onların bu isteklerine cevap olmak üzere kendisi hakkında zaman zaman bazı bilgiler ifade buyurmuşlar. Ben onlardan bazılarını size okumak istiyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; İbn Asâkir ve ed-Dârimî'nin Câbir radıyallahu anh'ten rivayet ettiğine göre.
Ene kâidü'l-mürselîne ve lâ fahre. Ve ene hâtemü'n-nebiyyîne ve lâ fahre. Ve ene evvelü şâfiun ve müşeffa' ve lâ fahre.
Bu kısa bir hadîs-i şerîf. Size seçtiğim çok hadîs-i şerîfler var tabi, bir tanesi bu.
Efendimiz buyurmuş ki;
Ene kâidü'l-mürselîne ve lâ fahre. "Ben peygamberlerin önderiyim. Onları sevk edip sürükleyecek lideriyim. Onların en başında gelen kimseyim." Ve lâ fahre. "Övünmek yok."
Allah takdir eylemiş, beni bu makama Allahu Teâlâ hazretleri uygun görmüş, beni bu şekilde o yaratmış. Ama bütün peygamberler hepsi Peygamber Efendimiz'in maiyetinde ve onun arkasında.
Ve lekad faddalnâ ba'da'n-nebiyyîne alâ ba'd buyuruluyor Kur'ân-ı Kerîm'de.
"Peygamberlerden bazısını diğerlerine üstün kılmıştır."
Hepsi aynı şeref seviyesinde, hepsi aynı rütbede değil; rütbeleri farklı. Peygamber ama hepsinin de kendine göre rütbeleri farklı. İşte onunki rütbelerin en yükseği.
Kâid, Arapça bir de komutan mânasına gelir, o bakımdan rütbe kelimesini de burada severek kullanıyorum. Peygamberlerin rütbesi en yüksek olanı Efendimiz'dir.
Diyelim ki bir ordunun en yükseği kimdir?
Generallerdir. Generallerin en yükseği de, onların başına seçilmiş olanı da genelkurmay başkanıdır, başkomutandır.
"İşte ben peygamberlerin baş komutanayım." Ve lâ fahre.
Kâid; kâde-yekûdu fiilinden, "sevk eden" mânasına geldiğinden, âhirette de mahşer yerinde de insanlar hesap görecekler, Allah tarafından hesapları görülecek, hesabı yaşayacaklar, ondan sonra ehl-i cennet, ehl-i cehennem ayrıldıktan sonra ehl-i cennet cennete gidecek ama ilk başta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz olarak gidecek. Cennetin ilk kapısına varan Peygamber-i Zîşânımız sallallahu aleyhi ve sellem olacak.
Ve hatta cennetin kapısını çaldığı zaman cennetin bekçisi Rıdvan aleyhisselam, "Rıdvan" isimli melek; Men ente, "Kimsin sen ey mübarek?" diye sorduğu zaman Peygamber Efendimiz kendisini tanıtacak; Ene Muhammedün, "Ben Allah'ın elçisi Muhammed'im." deyince o zaman Rıdvan aleyhisselam kapıları açıp diyecek ki; Bike ümirtü en lâ eftaha kableke yâ Resûlallah, "Ey Resûlallah! Senden önce şu kapıyı başka birisine açmamak için bana emrolundu. Sadece ve ilk önce sana açmak için emrolundu da ondan soruyorum, buyur yâ Resûlallah!" diyecek.
Onun için buradaki kâid kelimesi insana o mânayı da hatırlatıyor. Peygamberler, Efendimiz'in arkasında, Peygamber Efendimiz ta en önlerinde, cennetin kapısında hayal edin.
Ve lâ fahre, diyor Efendimiz. Tabi tevazuun da şahı, her şeyin sultanı şahı olduğu gibi tevazuunda sultanı olduğundan ve lâ fahre diyor; "Övünmek yok. Allah'ın bir takdiri, hamd edilecek bir şey; bundan övünmek yok." diyor.
Sonra?
Ve ene hâtemü'n-nebiyyîn. "Ve ben peygamberlerin hâtemiyim, sonuncusuyum. Bu peygamberlerin listesi tamam olup da mühürlenip bitiren, onu mühürleyen, sona erdiren, Allah'ın en sonuncu elçisiyim."
Tabi bu da çok önemli.
Biliyorsunuz dünya üzerindeki dinî cereyanları takip ederseniz biz burada fezaya gerçekleri söylediğimiz için bu hususları da radyo dalgaları fezaya yayıyor. Herkes duysun, duyma imkânı da var, isteyen radyosunu ayarlar, duyar, çeşit çeşit cereyanlar var ama bu inançla ilgili cereyanlar insanın aklının işi değildir. İnsan kalkıp da kendi aklından; "Ben bir dinî cereyan uyduracağım." derse tabi sapıtır, şaşırır.
Şimdi çeşit çeşit sapık insanlar çıkıyor da bu peygamberlik müessesesi konusunda edebe uymayan, dine imana sığmayan garip garip şeyler söylüyorlar. Burada Efendimiz'in ben hâtemü'n-nebiyyîn'im demesi çok önemli:
"Peygamberlerin en sonuncusuyum." diyor.
Peygamberlerin evveli Âdem aleyhisselam; en sonuncusu, en sonda geleni de Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem. Arasında da nice nice peygamberler geçmiş, ama en sonuncusu Peygamber Efendimiz.
Ondan sonra kalkıp birisi de; "Ben de peygamberim." diye çıkarsa nedir?
Yalancıdır. Müseylemetü'l-Kezzab gibi... Veyahut zamanımızda da bu çeşit abuk sabuk şeyleri söyleyenler oluyor. O bakımdan bu da çok önemli. Peygamberlerin hâtemi.
Hâtem aynı zamanda "mühür" mânasına geldiği gibi "yüzüğün üstüne konulan yerleştirilen kıymetli taş" gibi bir mânaya da gelir.
O bakımdan da bu kelimeler zihnimizde güzel çağırışımlar yaptırıyor. Sanki peygamberlerin arasında mücevher gibi yüzüğün üstündeki taş gibi. Yüzüğün üstündeki taş, yüzüğün öbür taraflarından kıymetli olduğu gibi Peygamber Efendimiz de öyle bir mücevher gibi.
Beşer ama beşer gibi değil. Nasıl elmas da bir taştır ama diğer taşlar gibi değil, yakut da bir taş ama kıymetli taş, çok kıymetli taş. Onun gibi.
Peygamber Efendimiz peygamberlerin sonuncusu olduğunu bildiriyor.
Ve lâ fahre.
Tabi bir övünme bahis konusu değil.
Kıyamete kadar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hükmü devam edecek.
Peki daha önce gelmiş olan, geçmiş olan peygamberlerin ümmetleri başka başka ülkelerde o peygambere bağlı olarak yaşıyorken Peygamber Efendimiz geldikten sonra ne yapmaları lazım?
Bizim dinler tarihi profesörü rahmetli kardeşimiz Hikmet Tanyu söylerdi:
"Zerdüşt dininin kurucusu da aslında bir peygambermiş" diye.
Bir takım kitaplarda okumuştum:
Yunanlılarda bu Sokrates kendisine bir meleğin geldiğini ve Allah'ın birliğini kendisine söylediğini, onun için Yunanlıların politeist çok tanrılı dinlerine karşı çıktığını, o yüzden de öldürüldüğünü menkıbeler anlatır.
Ona soruyorlar: "Sen bunları nereden çıkarıyorsun? Bizim toplumumuzun bu tanrılarına, putlarına niye karşı çıkıyorsun?" diye sordukları zaman; "Bunu bana bir melek geliyor, söylüyor." dediğine göre belki o da bir peygamber.
Sonra Hindistan'daki Buda; belki o da bir peygamber, gönderilmiş bir peygamber.
Hepsi şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e tâbi olacaklar. Çünkü hepsini gönderen Allah. Hepsi Allah'ın elçisi, Allah'ın resûlü.
Binâenaleyh dünya üzerinde menşei hak olan, ilahi din olan ve öğreticisi Allah'ın gönderdiği peygamber olan bütün inançlar, o inançların sahiplerinin hepsi gelecek, artık Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e tâbi olacak.
Neden?
Allah onu göndermiş, en son peygamber olarak onu göndermiş ve "Ona uyun." buyurmuş:
Etîu'llâhe ve etîu'r-resûl. "Allah'a itaat edin ve Resûlullah'a itaat edin. -Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ'ya itaat edin.-" diye buyurmuş.
Şimdi burada bir büyük paragraf açmak gerekiyor.
Muhterem kardeşlerim!
Ben bu sözü söyledim, derler ki;
"Sen müslümansın da tarafgirlik yapıyorsun!"
Hayır! Bir kere tarafgirlik yapmayız, hak neyse hakkı söylemek vazifemiz; alim olarak, araştırıcı olarak hakkı söylemek vazifemiz. Körü körüne hiçbir alim taassup yapmaz. Taassup yapmayız da onlara kendi kitaplarında böyle bir peygamberin geleceği bildirilmiş. İşte işin en güzel, en enteresan, en önemli olan tarafı bu!
Hıristiyanlık kaynaklarında Peygamber Efendimiz'in geleceği müjdelenmiş. Peygamber Efendimiz'in zamanından önceki bütün insanlar; "O peygamber kimdir, ne zaman gelecek? Âhir zaman peygamberi." diye bekliyorlardı.
Yahudilerin Tevrat'ında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in geleceği bildirilmiş. Yahudiler biliyorlar, bekliyorlar ve müşrik Araplara söylüyorlardı:
"Bir peygamber gelecek. O geldiği zaman şirki biz tepeleyeceğiz." diyorlardı.
Musa aleyhisselam Allah'ın peygamberiyse ondan sonra gelen İsa aleyhisselam da Allah'ın peygamberi. İsa aleyhisselam'dan sonra gelen Muhammed-i Mustafâ aleyhisselam da Allah'ın en son peygamberi ve herkesin ona uyması lazım.
İşte bu gerçeği, bu muazzam gerçeği, bütün cihana söylüyoruz, fezada yayılıyor, sorumluluk bizden gidiyor; dinleyenlere, duyanlara geliyor.
Dinleyenler bu gerçekleri duyunca ellerini vicdanlarına koyacaklar ve Allah'ın emrine uyacaklar, Allah'a dönecekler, Allah'ın isteğine dönecekler. Allah'ın peygamberini, en son peygamberini, en son mesajı kabul edecekler. Ona tâbi olacaklar, doğru yola girecekler.
Puta tapmayı, taassuba saplanıp çamurda kalmayı bırakacaklar. Bâtıl inançları düzeltecekler; çünkü inançlar şaşırdığı, bozulduğu için Allah yeni bir peygamber gönderiyor. Mutlak gerekli de ondan gönderilmiş oluyor.
Binâenaleyh o yeni mesaja, Allah'ın yeni haberine kulak vermeleri lazım; kendi hatalarını anlamaları için bu şart. O bakımdan bu Hâtemi'n-nebiyyîn sıfatı da çok önemli; evrensel bir sıfat, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in önemli bir sıfatı. Bunun üzerinde bütün insanların düşünmesi lazım.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnetine uyan, sevgisini kalbinde canlı tutan, Resûlullah âşıkı olan, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yolunda yürüyen, Ümmet-i Muhammed'i seven, Ümmet-i Muhammed'in fakiri zengini, alimi cahili, yoksulu, şu ırktan bu ırktan, beyazı sarısı siyahı hepsini seven ve onların selameti için çalışan, Allah'ın sevdiği şekilde ömür geçiren, Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği şekilde yaşayan, nasihatlerini tutan, iyi has ümmetinden olmaya muvaffak eylesin.
Ömrümüzü Efendimiz'in sünnetine uygun geçirelim, Allah'ın sevdiği şekilde geçirelim, Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna, âhirete mü'minler olarak göçelim.
Mahşer gününde Peygamber Efendimiz'in livâü'l-hamd'i altında Allah bizi peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle beraber haşreylesin. Peygamber Efendimiz livâü'l-hamd'i elinde en önden giderken o mübarek grubun içinde biz de Resûlullah Efendimiz'le beraber cennete varıp bi-gayri hisab cennete dahil olanlardan eylesin.
Cennet içre de bizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e komşu eylesin. Dünyada asırlarca sonra, ondan uzak bir devirde yaşadık, dünyaya geldik; âhirette komşuluğunu nasip eylesin. Havz-ı Kevser'inden doya doya nûş edelim, Resûlullah Efendimiz'in meclisinde şâd olalım.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi Rıdvan-ı Ekber'ine vâsıl eylesin. İki cihan saadetinin en yüksek mertebelerine nâil eylesin.
Hepinize dünya ve âhiretin her türlü hayırlarını dilerim. Gönüllerinizin muratlarını Allah'ın ihsan eylemesini dilerim. Allah'ın sevdiği kullar olarak, Resûlullah'ın razı olduğu kullar olarak erişmenizi niyaz ederim.
Allahu Teâlâ hazretleri dualarımızı kabul eylesin. Kandillerimizi mübarek eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
11.12.1998 -
Bir Kulun Ayakları
12.07.1996 -
Güzel Ahlak, İbadetleri
