16.05.1997 - Aşure ve Muharrem Orucu, Aşure Günü Aileye Lutufta Bulunmak, Kerbela Olayı

16.05.1997 - Aşure ve Muharrem Orucu, Aşure Günü Aileye Lutufta Bulunmak, Kerbela Olayı
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh, sevgili Akra dinleyicileri.
İbn Abbas radıyallahu anhumâ'dan rivayet edildiğine göre, buyurmuş ki;
Enne resûlallâhi sallallahu aleyhi ve sellem sâme yevme âşûrâ ve emera bi-sıyâmihî.
Buhârî ve Müslim'in müştereken rivayet ettiği bir hadîs-i şerîftir bu:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kendileri Âşûrâ orucunu tuttulardı ve başkaları da tutsun diye emretmişlerdi."
Âşûrâ orucu Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği, kendisinin tutmuş olduğu bir oruçtur. Bu oruçla ilgili, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den pek çok rivayet vardır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ramazan orucu geldikten sonra da Âşûrâ orucu hakkında tavsiyelerde bulunmuştur.
Yine, "Bu Âşûrâ orucunun hükmü nedir?" diye İbn Abbas radıyallahu anhumâ'ya sorulmuş, -o ashabın alimlerindendi- buyurmuş ki;
Mâ alimtü enne resûlallâhi sallallahu aleyhi ve selleme sâme yevmen yatlubu fadlehû ale'l-eyyâmi illâ hâze'l-yevm. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in faziletini umarak, öteki günlerden daha faziletli diyerek, riayet ederek, bugünden başka bir gün oruç tuttuğunu bilmiyorum. Bugün için bu faziletlidir diyerek tutardı. " Ve lâ şehren illâ hâze'ş-şehr ya'nî ramedân. "Aylar içinde de Ramazan orucunu tutardı." diye buyuruyor. Yine ondan gelen bir başka rivayet var. Peygamber Efendimiz buyurumuş ki;
Leyse li-yevmin fadlün alâ yevmin fi's-sıyâmi illâ şehru ramazâne ve yevmü âşûrâ'. "Bir günün öteki güne içinde oruç tutmak bakımından bir üstünlüğü yoktur, hepsi eşittir ama Ramazan ayı ve Âşûrâ günü müstesna."
Ramazan orucu gibi Âşûrâ orucu da Efendimiz'in tavsiye buyurduğu, kendisinin de tuttuğu bir oruçtur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medîne-i Münevvere'ye teşrif ettikleri zaman, orada birilerinin oruç tuttuğunu gördü. Onlara sordu:
"Bu ne orucu, niye oruç tutuyorsunuz?" dedi. Onlar dediler ki:
"Bu gün mübarek bir gündür. Allah bu günde İsrailoğulları'nı kurtardı, Firavun ve ordusu denizde boğuldu. Musa aleyhisselam şükür için bu orucu tuttu." diye bildirdiler. Peygamber Efendimiz dedi ki:
"Musa aleyhisselam bizim kardeşimizdir, biz ona sizden daha yakınız. Onun sevindiği şeyden sevinmeye biz daha çok riayet ederiz. Dinin esaslarında bir ayrılığımız yoktur. O hâlde biz de bu günü tutarız." dedi.
Ashabına Âşûrâ günü oruç tutulmasını tavsiye etti. Yalnız, tam onlar gibi olmayalım diye, onlara tebeiyyet göstermiş olmayalım diye, dokuzunda ve onunda veya onunda ve on birinde tutmayı tavsiye buyurdu.
Bu hususta başka bir rivayet daha var İbn Abbas radıyallahu anhumâ'nın. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuş ki;
Lein bakıytü ilâ kâbilin le-esûmenne't-tâsi'ı. "Önümüzdeki seneye çıkarsam, sağ kalırsam, o zamana kadar bâki olursam, ömrüm sürerse, Muharrem'in dokuzuncu günü de inşallah oruç tutacağım." diye buyurmuş.
Aslında onuncu günü ama dokuz ve onu tutmak Efendimiz'in tavsiyesi ve âdeti. Kendisinin de niyeti bu hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere bu tarzda.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e soru sormuşlar. O zaman Hz. Ali Efendimiz de onun yanında oturmaktaymış. Demişler ki:
Yâ resûlallâh eyyü şehrin te'murunî en esûme ba'de şehri ramadâne? "Ramazan'dan başka bir zamanda oruç tutmamı tavsiye ederseniz hangi ayda tutmamı tavsiye edersiniz?"
Hz. Ali Efendimiz de orada oturuyormuş, o anlatıyor. "Ben orda oturuyordum, duydum bunu aynen böyle." diyor. Peygamber Efendimiz de cevaben buyurmuşlar ki;
İn künte sâimen ba'de şehri ramadâne fe-sumi'l-muharreme. "Eğer Ramazan'dan başka bir ayda oruç tutmak istersen, Muharrem'de tut!" Fe-innehû şehrullâhi. "Çünkü Muharrem ayı mukaddes bir aydır, şehrullah diye anılan aylardandır, haram aylardandır; onun için, o ayda tut!" Fîhi yevmün tâbellâhu fîhi alâ kavmin. "Onun içinde bir gün vardır ki o günde Allah eski kavimlerden bazı kimselere tevbe nasip etmiştir." Ve yetûbu fîhi alâ kavmin âharîn. " O evvelki insana tevbe nasip ettiği gibi başka insanlara da tevbesinin kabul olunmasını nasip eder. Onun için o ayda oruç tutun!"
Hangi kişinin tevbesi kabul olunmuş bu Muharrem ayında?
Rivayete göre, Ebu'l-Leys-i Semerkandî'nin eserinde yazıldığına göre, Hz. Âdem aleyhisselam'ın tevbesini Allahu Teâlâ hazretleri bu Muharrem ayında kabul etmiş. Ona işaret ediyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. O bakımdan "Başka kulların da günahlarını afv u mağfiret eder, bu ayda tut!" diye tavsiye buyurmuş.
Bu hususta mükâfatlar da beyan eylemiş. Yine İbn Abbas radıyallahu anhumâ'dan rivayet ediliyor ki;
Men sâme yevme arafete kâne lehû keffârete seneteyni. "Kim Arefe günü oruç tutarsa iki senenin günahlarına kefaret olur." Ve men sâme yevmen mine'l-muharrem. "Kim Muharrem ayında bir oruç tutarsa her gün için otuz gün tutmuş gibi sevap verilir." diye tavsiye buyurmuş.
Ebû Katâde radıyallahu anh'ten rivayet edilen bir başka hadîs-i şerîfte şöyle buyruluyor;
Enne resûlallâhi sallallahu aleyhi ve sellem süile an-sıyâmi yevmi âşûrâ' "‘Âşûrâ gününde oruç tutmak nasıldır?' diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sorulduğu zaman", Fe-kâle yükeffiru's-senete'l-mâdıyete. "Buyurdu ki: Geçmiş senenin günahlarını affettirir, bağışlattırır, kefaret olur."
Bu hadîs-i şerîfi Müslim ve diğer kaynaklar rivayet etmişler. İbn Mâce'de ilave olarak:
İnnî ahtesibü alellâhi en yükeffire's-senetelletî ba'dehû. "Umuyorum ki öndeki, ondan sonraki seneye de kefaret olur." ibaresi vardır. Demek ki o zaman, o da Arefe günü orucu gibi oluyor, geçmiş seneye ve gelecek seneye faydası olmuş oluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den sizlere bir başka hadîs-i şerîfi daha nakletmek istiyorum, Ebû Hüreyre radıyallahu anh buyurmuş ki;
Enne resûlallâhi sallallahu aleyhi ve selleme kâle. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdu:" Men evse'a alâ ıyâlihî ve ehlihî yevme âşûrâ' evse'allâhu aleyhi sâire senetihî." Kim bu Muharrem'in onuncu günü, Âşûrâ günü ailesine, çoluk çocuğuna, geçimiyle mükellef olduğu kimselere, karısına lütufta bulunur, ikramda bulunur; yiyecek, içecek, giyecek, sevindirici eşyalar vermek suretiyle bir genişlik, ikram, ferahlık sağlarsa, ikramda bulunursa; Allah da ona bu günden sonra, senenin diğer günlerinde aynı tarzda ferahlık sağlar." diye buyurmuş.
Bu hadîs-i şerîfi Beyhakî ve diğer kaynaklar çeşitli yollarla, hadis rivayetleriyle rivayet etmişlerdir. An cema'atin mine's-sahâbe. "Sahabeden pek çok insan vasıtasıyla." Pek çok rivayet, çeşitli iyi kaynaklardan bize kadar geliyorsa, buradan anlıyoruz ki bu da doğru bir şey. Böyle olduğu zaman rivayetler kuvvetleniyor.
Âşûrâ gününde yapacağımız güzel işlerden birisi de nedir?
Çoluk çocuğumuza ikramı, hediyeleri, yiyecek içecek hususundaki şeyleri, erzakı çok yapmaya gayret etmeliyiz.
Bize Avrupalılar'dan bir sürü âdet geldi: Orman günü, çiçek günü, analar günü, babalar günü, çeşit çeşit şeyler…
Biz de ne yapmak istiyoruz?
Dînî günlerimizi öne çıkarmak istiyoruz. Âşûrâ günü, evde bir sürü şenlik, güzellik, hediye, rızık bolluğu, meyveler, kuru gıdalar, yemişler vesaire... Çorap, mendil, kalem, defter, hediyeler olursa, senenin öteki günlerinde Allahu Teâlâ hazretlerinin eve bereket vereceği anlaşılıyor. Âşûrâ gününde bir de evimize lütufkâr olmaya gayret etmeliyiz.
Kitaplarda daha başka rivayetler, tavsiyeler var. Özellikle büyük alim ve evliyâullahtan pîrimiz Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin Gunyetü't-tâlibîn'inde, Ebu'l-Leys-i Semerkandî'nin kitabında, daha başka vaaz ve hadis kitaplarında, et-Tergîb ve't-terhîb isimli eserde, hutbe kitaplarında çeşitli tasviyeler, rivayetler var. Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin kitabında bugünün tarihî bir gün olduğu ifade ediliyor.
Âşûrâ günü denilmesi hakkında da çeşitli izahat var, Muharrem'in onuncu günü olduğu için aşere'den âşûrâ' denmiş olabilir, daha başka sebepler de zikrediliyor. Eski peygamberlerin hep bu günlerde çeşitli rahatlıklara, ferahlıklara, lütuflara, ikramlara erdiği rivayet ediliyor. Allah da bize çeşit çeşit hayırlar, lütuflar ihsan eylesin.
Bir hususu daha yâd etmek lazım!
Bu mübarek günde Hz. Ali Efendimiz'in mübarek oğlu, seyyidü'ş-şühedâ Hz. Hüseyin Efendimiz Kerbelâ'da 10 Muharrem'de şehit edildi; yürekleri parçalayan, acı, tarihî bir olay.
Bunu da elbette hiç unutmamamız lazım!
Hz. Hüseyin Efendimiz'in ruhu için çeşitli dualar, sûreler okuyup, hatimler indirip ona hediye edebiliriz. Yanındaki ailesiyle, çoluk çocuğuyla, sevdikleriyle beraber şehit edilmişti.
Kerbelâ olayı çok acı bir olaydır ve bu hususta çeşitli kitaplar yazılmıştır, edebiyat kitaplarına girmiştir. Fuzûlî'nin bile Hadîkatü's-süedâ isimli eseri vardır. Daha başka şairlerin, alimlerin bu hususta yazdıkları eserler vardır. Acı bir olay.
Kûfe ahalisi, Hz. Hüseyin Efendimiz'i ümmetin başına halife olsun diye çağırdı:
"Gel seni başkan seçmek istiyoruz; sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek torunusun, mübarek aileden geliyorsun!" dediler.
O da çoluk çocuğunu alarak Hicaz'dan, Medîne-i Münevvere'den yola çıktı. Fakat zamanın Emevî idaresi, Yezid b. Muaviye onun gelişinin kendi saltanatının sonu olacağını düşünerek, ordu gönderdi. Kerbelâ'da yolunu kestiler, Kûfe'ye ulaşmadan çoluk çocuğuyla beraber çok acı bir şekilde, feci bir şekilde, hepsini şehit ettiler. Kökünü kazırcasına bir katliam icra edildi. Maalesef, Kûfe halkı da kendisine yâr ve yardımcı olamadı. Gidip de onu karşılayıp koruyup da böyle bir feci muameleye mâruz kalmasını engelleyemediler. Allahu Teâlâ hazretlerinin çeşit çeşit hikmetleri oluyor. Allahu Teâlâ hazreteri alnımıza mukadderât olarak hayırlar yazsın, cümlemize hayırları göstersin.
O olayda bu katliamı yapanların, elbette katil olarak çok büyük cezalara uğrayacağı muhakkak. Fakat alınacak çok büyük ibretler de var. Siyasî ihtirasın, çatışmaların ne kadar korkunç boyutlara ulaşabileceğini gösteriyor. Siyasetin bir çirkin tarafını, mücadele yönünü görmüş oluyoruz.
Burada herkes kendi yapabileceği şeyleri yapmak ve yapmamak yönünde sorumluluğa düşüyor. Hakkı tutması, haksızı tutmaması lazım! Haksıza cesaret vermemesi, haksızın yanında yer almaması, zalimi desteklememesi lazım!
Peygamber Efendimiz'den rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf beni daima düşündürür. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinde, kendisinin beyan ettiğine göre: Bir şahıs kabre konulduğu zaman azaba mâruz kalıyor, azap melekleri onu kafasına ateşten bir topuz vurarak azaplandırmaya başlıyorlar, bu da diyor ki;
"Ben müslümanım, beni niye azaplandırıyorsunuz? Ben mü'minim, Allah'a, Peygambere inanan bir kimseyim!"
Ama kafasına ateşten bir topuz vuruyorlar ki kabrin içi ateş doluyor. Melekler diyorlar ki;
"Evet, müslüman bir kimseydin ama sen yaşıyorken bir yerden geçiyordun. Zalimler bir mazlum müslümanı almış ona işkence ediyorlardı. Sen mazlumun yardımına koşmadın, mazluma yardımcı olmadın; onun için bu azabı çekiyorsun!" diye bildiriyorlar.
Bu hadîs-i şerîften insanların birbirlerine karşı sorumluluklarını görüyoruz ve hakkı tutup haktan yana olmaları gerektiğini görüyoruz. Zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde de buyurmuş ki;
Zül mea'l-hakki haysü zâle. "Hak nereye giderse, sen hakla beraber git! Daima hakkın yanında ol!" diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in tavsiyesi var.
Hz. Hüseyin radıyallahu anh Efendimiz'in bu Âşûrâ gününde, mübarek günde oruçluyken, çölde yolu kesilerek, çoluk çocuğuyla, torunuyla şehit edilmesinden çok büyük acımız var. Günlük hayatımızda çıkaracağımız ders ise daima hakkı tutmak, haktan yana olmak, haksızlığa yandaş, yardakçı, destekçi olmamak gibi hususlardır.
Allahu Teâlâ hazretleri, o seyyidü'ş-şühedâ Hz. Hüseyin radıyallahu anh Efendimiz'in şefaatine cümlemizi nâil eylesin. Daima haktan yana olmayı, hakkı, haklıyı tutmayı, hakkı desteklemeyi nasip eylesin.
Âşûrâ gününüz ve Muharrem ayınız mübarek olsun. Allah sizi iki cihanda her türlü bildiğimiz, bilmediğimiz, aklımıza gelen, gelmeyen hayırlara erdirsin, her türlü şerlerden korusun. Cennetiyle Cemâli'yle müşerref eylesin.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
17.03.1985 -
Nafile Oruç, Aşure
16.05.1997 -
Aşure Gününde Tesbih
