20.03.1993 - Kadir Gecesi ve Ramazan, Rahmetten Ümit Kesmemek,Dua, Salavat

20.03.1993 - Kadir Gecesi ve Ramazan, Rahmetten Ümit Kesmemek,Dua, Salavat
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdülillahi hakka hamdihî nahmedühû bi-cemî'i mahâmidihî lehü'l-hamdü kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânihî vessalâtü vesselâmü alâ hayri halkıhî tâci ruûsinâ ve kurretü uyûninâ ve üsvetüne'l-haseneti muhammedini'l-Mustafâ ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ecmaîn.
Aziz ve muhterem ve sevgili cemaat-i müslimîn, değerli kardeşlerim!
Kadir geceniz, ramazanınız, evkâtınız, zamanınız mübarek olsun. Allahu Teâlâ hazretleri böyle fevkalade müstesna, fevkalade nurlu, fevkalade sevaplı, hayırlı, feyizli gecelere, zamanlara erdirsin. Allahu Teâlâ hazretleri her zamanınızı, her gününüzü kadir eylesin.
Şairin birisi diyor ki;
Vücûd cûd-i ilahî hayât bahş-i kadîm
Bu kârhânede bilmem neyim, benim nem var.
Biraz eski bir dille söylendiği için açıklamak gerekir. "Şu varlığım Allah'tan, vücut Allah'ın cûdundan."
Cûd, "cömertlik, ikram" mânasına.
Şu benim varlığım dünyada mevcut oluşum, yok değilim varım şu anda, şu benim varlığım Allah'ın cûdunun, cömertliğinin, sehâsının, kereminin, ihsanının eseri, yoksa olur muydum?
Olsaydım bile yaşar mıydım?
Ölürdüm.
Yani cûdu olmasaydı, ihsanı ikramı olmasaydı bir an duramayız. Bir an, O yarattığı halde bir an duramayız.
Vücûd cûd-i ilahî hayât bahş-i kadîm. "Hayat da O'nun ezelden bize ikramı; bunlar yaşasınlar, hayat sürsünler diye takdir kalemi ile ezelde yazmış; hayatımız O'ndan, var olan her şeyimiz de O'ndan."
Şair şaşırmış gibi soruyor kendisine, yani "Bu dünyada ben neyim? Bilmem ki neyim var, hiçbir şeyim yok, her şey Allah'ın." Yani her şeyimiz Allah celle celalühü hazretlerinin.
Neyi hak ettik de bu nimetleri kazandık? Yani çok matah varlıklar mıyız da mükafatlar aldık da mı böyle oldu?
Hayır, Allahu Teâlâ hazretlerinin cûd u keremi gökten yağmur gibi yağıyor, güldür güldür sağnak yağmur gibi yağıyor, layık olanı olmayanı hepsini sırılsıklam ıslatıyor, hatta rahmeti deryasına gark ediyor. Onun için Şeyh Sa'dî Şîrâzî demiş ki;
Ey Kerîmî ki ez hâne gayb
Gebr u tersâ vazife hûr dârî
Dûstân râ koça konî mahrum
Tu ki bâ düşmenân nazar dârî.
"Ne Kerîmsin yâ Rabbi! Ki, gayıp hazinelerini açmışsın, değil Müslümanlara ateşperestlere, Hristiyanlara, kafirlere, putperestlere bile veriyorsun. Açmışsın hazineni hepsine veriyorsun. Sen böyle seni tanımayan, seni bilmeyen, nimetine şükretmeyen, ihsanına karşı kulluk etmeyen, bilakis isyan eden, kâfir olan, müşrik olanlara bile böyle cûd u kereminle muamele ederken yâ Rabbi!" Dûstân râ koça konî mahrum "Dostlarını bu kereminle, hiç aklımdan geçmiyor olur mu ki, dostlarını mahrum eder misin yâ Rabbi?" Düşmanlarına bile veriyorsun, hasımlarına bile veriyorsun. Aduvvallah, Allah düşmanlarını bile rızıksız bırakmıyor, onlara bile veriyorsun dostlarını mahrum eder misin yâ Rabbi?
Güzel bir mana yakalamış. Etmez... Düşmanına bile verecek kadar cûd u keremi coşkun olan Allahu Teâlâ hazretleri dostlarını mahrum etmez. Bir mücrim, âsi, kâsî kalp, katı kalpli kul, günahkâr zalim kul, hatasını anlayıp içine pişmanlık ateşi düştüğü zaman daha estağfirullah demeden affediyor Allah! "Pişman oldu kulum, içinden duyguları değişti." diye o zaman affediyor. Söylemeye lüzum bırakmıyor çünkü söylemeye lüzum yok, içimizi de dışımızı da O biliyor.
Umarız ki has kulları hürmetine, dostları hürmetine, karınca kararınca yürüyen kullarını da rahmetine erdirir, rahmetinden mahrum bırakmaz. Çünkü bir de emretmiş, hani kimisi utanır, kimisi bilemez, kimisi şaşkınlığından aklına getiremez diye buyurmuş ki;
Ve kâle rabbükümüd'ûnî estecib leküm. "Bana dua edin." [diye] emri var. Üd'ûnî. "Bana dua edin." Estecib leküm. "Size mutlaka karşılık veririm, vereceğim."
“Dua ettiniz mi karşılık vereceğim.”
Dua da Allahu Teâlâ hazretlerinin emri olduğundan;
Ed-Du'âu hüve'l-ibâdetü. "Dua da ibadettir."
Namazımız ibadet elhamdülillah, teravih ibadet, tesbih ibadet, oruç ibadet, itikâf ibadet, hac, umre ibadet.
Dua ne?
Canım dua da açıyorsun elini "ver" diyorsun, Allah'tan bir şey istiyorsun.
Hayır, o da ibadet, neden?
Allah emretmiş, vazife. Yapmadığın zaman;
Men lem yed'ullâhe ğadibellâhu aleyhi. Peygamber Efendimiz; "Kim Allah'a dua etmezse Allah ona gazap eder." diyor.
O kereminin büyüklüğüne bak ki dua etmeyene gazap ediyor. Çok istedi diye dünya zenginleri;
"Ee! Yeter artık verdik ya! Dün verdik bugün ne geliyorsun kapıma? Başka kapı mı yok? Başka mahalleye git, başka eve git!" der ama Allah celle celâlühû istemeyi teşvik ediyor ve istemeyene kızıyor. Kereminin büyüklüğüne bakın ki istemeyene kızıyor.
Sonra bir de buyurmuş ki;
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kul yâ ibâdiyellezîne esrafû alâ enfüsihim lâ taknetû min rahmetillâhi innellâhe yağfiru'z-zünûbe cemî'â innehû hüve'l-ğafûru'r-rahîmü.
Şimdi bir yerde emretmiş ki; "Bana dua edin ben duanıza karşılık vereceğim." Âmennâ ve saddaknâ. Emretmiş, emir ferman O'nundur, baş üstüne dua edeceğiz, dua var. Bir de insan utanabilir, diyebilir ki;
"Yani evet, 'dua et' demiş ama erhamurrahimin olan ekremü'l-ekremîn olan Rabbimiz 'dua edin' demiş ama ben çok günahkârım, benim yüzüm çok kara, benim çevrem çok kirlendi, benim evim çok simsiyah oldu, kalbim karardı. Ben öyle günahlar işledim ki söylemeye dilim varmıyor, hatırıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor ben utanıyorum." diyebilir kullar.
Hakikaten de böyle diyenlere de rastlıyoruz, rastlamışsınızdır, belki içinizden böyle diyenler de böyle düşünenler de vardır. Onlara karşı da, hani böyle bir mahcup, yoksul, şöyle uzakta biraz durdu mu, zengin der ki;
"Sen de gel!"
Ötekiler geliyorlar istiyorlar kendisinden de berikisi utancından kenarında duruyor, o utananı da mahcup olanı da gördü mü, "Sen de gel!" diye onu da çağırır ya. Rabbimiz buyuruyor ki;
Kul. "Ey benim Resûl-ü zîşânım, ey Habîb-i Edîbim! Bu Müslümanlara bildir, bu insanlara bildir." Yâ ibâdiyellezîne esrafû alâ enfüsihim. "Böyle günahlar işleyip de nefsine karşı aşırı işler yapmış olup da kendisini tehlikeye düş[ür]müş olanlara de ki." Lâ taknetû min rahmetillâhi. "Allah'ın celle celâlühû ve amme nevâlühû velâ ilâhe ğayruhû, rahmetinden sakın ümidinizi kesmeyin, me'yüs olmayın." "Affetmez beni, çünkü benimki çok büyük." [demeyin.]
"Allah'ın rahmetinden de mi büyük?" diyor ârifin birisi.
Fatih devrinin büyük âriflerinden, vezirlik, sadrazamlık da yapmış Sinan Paşa diye bir kimse diyor ki;
Allah'ın lütfundan da mı büyük senin günahın?
Yani beceremez mi affedemez mi? Yani yetmez mi affı senin günahını affetmeye? Yetmez mi sanıyorsun? Allah'ın lütfundan da mı büyük cürmün, senin günahın? Yani öyle bir şey bahis konusu değil.
Lâ taknetû min rahmetillâhi. "Ne kadar günahkâr olursan ol, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin."
Onun için;
Ve men yaknetu min rahmeti rabbihî ille'd-dâllûne. "Ancak sapıtmış, şaşırmışlar Allah'tan rahmetinden ümidi keserler me'yüs olurlar."
Yoksa Allah'ın rahmetinden ümit kesmek de yasak. Bakın Allah celle celâlühû nasıl yasaklar koymuş! Yani ümit kesmek yok! Duvarı çekmiş önüne;
"Geriye kaçma, gel buraya!" Şöyle bir duvar çekmiş;
"O tarafa gitme, istemekten de çekinme iste." Susmaya da bir yasak koymuş;
"İste dua et, bak istemezsen kızarım." da buyurmuş.
Rabbimiz'in cûduna, keremine, ikramına, ihsanına [sınır yok...] Artık bizim dillerimiz anlatamaz, akıllarımız yetmez de fakat kıyısından köşesinden, herhalde az çok bu âyetlerden anlıyoruz ki Allahu Teâlâ hazretleri;
Rahmeteşrâ bahâne mi hoyet
Belki urâ bahâ nemî cuyet
Allah rahmetinin karşılığını bizden istemiyor, nasıl vereceğiz?
Veremeyiz zaten, Allah'ın rahmetini hak edecek bir şey, O'nun dergahına layık bir güzel ameli, bir güzel fiili, tam O'nun dergahına götürülmeye layık bir ameli kimse yapamaz. Allah'ın dergâh-ı izzetine layık olan ameli beşer yapamaz, takat getiremez, güç yetiremez; o kadar güzeli yapmak mümkün değil.
Namaz kılarız aklımıza bakkal gelir. Oruç tutarız günah gelir, zekât veririz şurasında kusur işleriz, hatim indiririz burasında böyle şey olur, yani kusursuz mümkün değil. Ama Allahu Teâlâ celle celâlühû ve amme nevâlühû hazretleri, işte şunlardan anlaşılıyor ki rahmetine paha, karşılık istemiyor, bahâne, bahâneler arıyor. Yani affedecek, verecek, lütfedecek, cennetine sokacak da [bahâneler arıyor.] Hem de [cennetine] davet etmiş.
Allahu Teâlâ hazretleri;
Vallâhu yed'û ilâ dâri's-selâmi. Cennetine davet ediyor, cennetini hazırlamış.
Mâ lâ aynün ra'et ve lâ üzünün semi'at ve lâ hatara alâ kalbi ehadin. "Kimsenin görmediği yani gözlerin bu dünyada emsalini görmediği, kulakların menkıbesini, efsanesini, şânını işitmediği, hatta hiç kimsenin gözünü kapayıp da hayal ettiği zaman bile tasavvur edemeyeceği kadar büyük güzellikleri, sekiz cenneti hazırlamış celle celâlühû."
Ondan sonra da;
Vallâhu yed'û ilâ dâri's-selâmi.
Vallâhu yed'û. "Allah davet ediyor." İlâ dâri's-selâmi. "O selamet yurdu olan cennete Allah sizi davet ediyor."
Ben şimdi şuraya dikileyim;
"Ey Müslümanlar! Yürüyün, Allah sizi cennete davet ediyor." diyeyim ne yaparsınız?
Nâra atarsınız, kiminiz bayılır, aşka gelir şuralarda, bu ne biçim söz derler;
"Allah celle celâlühû bizi davet mi etmiş, öyle mi hocam?" diye aşka gelir nâra atar.
“O selamet yurduna hepiniz davetlisiniz.”
Allahu Teâlâ hazretlerinin daveti var. Bakın, mü'min kulları için cenneti hazırlamış, davetiye çıkarmış; utanıp da ben günahkârım istemeye yüzüm yok diyenlere, "Allah'ın rahmetinden ümit kesmek yasak." demiş. Yani, "Onu affeder ama belki beni affetmez." filan düşünür diye de biraz sert bir hüküm koymuş; Allah'ın rahmetinden ümit kesmek haram!
İçki haram, faiz haram, zina haram, hırsızlık haram, Allah'ın rahmetinden ümidi kesmek?
O da haram. Ümit kesmek yok, Allah'ın rahmetinden ümit kesmek yok.
Sonra ne okudu kardeşlerimiz?
Ve sâri'û ilâ mağfiretin min rabbiküm ve cennetin arduhe's-semâtü ve'l-ardü.
Sâri'û. "Yarışın, süratle, birbirinizle o sizden süratli sen ondan daha süratli koşuşun!" Sâri'û ilâ mağfiretin min rabbiküm. "Allah'ın afv u mağfiretine ve sizin için hazırladığı cennete koşuşun."
Yani düdük çalıyor, dırrrrrt... Yani bir yarış, koşuşun diye bir de davet etmiş de kimisi sallanır, kimisi oyalanır, kimisi gecikir [diye];
Ve sâri'û ilâ mağfiretin min rabbiküm. "Allahu Teâlâ hazretlerinin afv u mağfiretine kavuşmaya koşuşun ve cennetine girmeye koşuşun." diyor.
Ramazan ne ayıdır?
Ramazan mâh-ı ğufrân, "affolma ayıdır."
Ramazan ne ayıdır?
Tilâvet-i Kur'ân, "Kur'ân-ı Kerîm okuma ayıdır."
Peygamber Efendimiz Cebrail aleyhisselam ile mukabele edermiş. Bu mukabeleler o âdetin devamı. Mukabele okuyan cemaat Peygamber Efendimiz ile Cebrail aleyhisselam'ın işini devam ettiriyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Bu güzel mevsim bu güzel zaman... Tabii güzellikler, güzellikler anlayana. Yani güzellikten anlayana bir şey güzel gelir; anlamayana bir şey ifade etmeyebilir. Kimisi güzel bir şey görünce güzellikten anlıyorsa mest olur; güzel bir sesten, güzel bir bilgiden, güzel bir hediyeden…
Yani halden, sözden anlayan nasıl şey yapıyor, [etkileniyor.]
Bu güzel ayda, bu güzel sevaplar ve bu güzel fırsatlar... Bunlar, bunlar büyük fırsatlar.
Hoca efendiler bunu her zaman söylerler. Geçen sene aramızda olup da bu seneye çıkamamış nice tanıdıklarımız var. On bir ayın sultanı Ramazan'a erişememiş nice nice tanıdıklarımız var.
Bir dahaki Ramazan'a çıkabilir miyiz, bu güzel günleri tekrar idrak edebilir miyiz?
Allah'ın sevdiği razı olduğu bir halde, yine böyle uzun yıllar Allahu Teâlâ hazretleri bu güzel aylara, bu güzel günlere, gecelere, kandillere cümlemizi eriştirsin ve istifade ettirsin, boşa kaçırttırmasın. Azamî derecede istifade etmeden gafil olarak bunları geçirmeyenlerden [eylesin.] Allah'ın rahmeti bu kadar böyle cûşa gelmişken, isteyene verecekken, yeter ki istesin, istemesini bilsin, yeter ki istememe durumuna düşmesin. Yeter ki rahmetinden uzak yerlerde, gafiller, cahiller arasında olmasın diye bu kadar göğün kapıları açılmışken, sekiz cennet bezenmişken, yedi cehennemin kapıları kapanmışken, gökler melekler tarafından tezyin olunmuşken, Allahu Teâlâ hazretlerinin rahmeti müminlerin üstüne yağıp dururken ve nice nice sevaplar kazananlar kazandığı zaman Allahu Teâlâ hazretleri bizi de istifade edenlerden eylesin.
Fenâ fi'r-rasûl makamlarına erdirsin, fenâfillah, bekâbillah makamlarını göstersin, gözünden Resûlullah'ın siması hiç ayrılmayanlardan eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri âhirette de, Firdevs-i Âlâ'da da komşusu olmayı nasip eylesin.
22.01.1999 -
Bayramın Sonuna Geldik,
20.02.1998 -
Ramazandan Sonra, Sabır,
