24.01.1997 - Sohbet Halkası, Hamd Etmek

24.01.1997 - Sohbet Halkası, Hamd Etmek
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir keresinde ashabından bir halkanın yanına uğradı, yanlarına geldi. Muaviye radıyallahu anh'ten.
Muaviye, Peygamber Efendimiz'in vahiy kâtipliğini de yapmıştı ve ashaptandı. Hz. Ali'yi seviyoruz, dedemizdir, büyüğümüzdür, tarikatte serverimizdir diye ama ötekisi de ashaptan olduğu için onu da seveceğiz, ona da radıyallahu anh diyeceğiz. Çünkü Peygamber Efendimiz "Ashabım konusunda beni üzmeyin, onlar aleyhinde konuşmayın." buyurmuş. Efendimiz'in o tavsiyesine uygun olarak... Her zaman Hz. Ali Efendimiz'den rivayetler geliyordu, bu sefer de Muaviye radıyallahu anh'ten bir hadis geldi.
Enne Resûlallahi sallallahu aleyhi ve sellem harece alâ halkatin min ashâbihî. "Peygamber Efendimiz ashâb-ı kirâmının teşkil ettiği bir halkaya çıkıp geliverdi."
O devirlerde galiba bir âdet; insanlar oturdukları zaman herkes birbirini iyice görsün diye halka şeklinde oturuyorlar. Halka şeklinde oturunca da başköşe diye bir şey kalmıyor, halkada eşitlik oluyor. Yusyuvarlak olduğu için, bunun başı neresi, dairenin başı belli olamaz; her taraf baş, her taraf kenar. O bakımdan güzel bir oturuş şekli. Böyle otururlarmış. Anlaşmak, sohbet etmek için de daha uygun bir oturuş şekli. "Sohbet halkası" deniliyor. Hatta bazı alimlerin talebelerine ders verdikleri zaman bu tarzda oturdukları için onların konuşmalarına "ilim halkası", "sohbet halkası", "tedris halkası" diye, kapının üstündeki halka gibi yuvarlak olduğundan, o isim verilmiş oluyor.
Efendimiz ashabından bir halkanın üzerine çıktı geldi. Yani dairevî oturmuş bir grup insana.
Fe-kâle: Ma ecleseküm?
Onlara sormuş:
"Sizi böyle burada toplayan sebep ne, sizi ne oturttu buraya?"
Muhakkak ki selam da vermiştir. Efendimiz böyle bir topluluğa gittiği zaman kendisi selam verirdi. Ve selamı üç defa verirmiş. Esselâmü aleyküm, Esselâmü aleyküm, Esselâmü aleyküm diye tekrar edermiş selamı, muhabbetini göstermek için. Herhalde selam vermiştir de ondan sonra sormuştur;
"Ne sebeple oturuyorsunuz? Sizi burada oturtan sebep ne?" diye sormuş.
Kâlû: Efendimiz'in sorusuna cevap vermişler;
Celesnâ nezkuru'llâhe ve nahmedü'llâhe alâ mâ hedânâ li'l-islâm ve menne aleynâ bihî.
Üç şey söylemişler.
"Şu sebepten oturduk yâ Resûlallah."
Celesnâ nezkuru'llâhe. "Allah'ı zikrediyoruz."
Topluca Allah'ı zikrediyorlar.
Ve nahmedü'llâhe. "Ve Allah'a hamd ü senâlar ediyoruz."
Ne sebeple?
Alâ mâ hedânâ li'l-islâmi. "Bizi müşriklikten kurtardı, İslâm nimetiyle şerefyâb eyledi. Müslüman olmamızı bize nasip eyledi. Bizi İslâm'a sevk eyledi, hidâyet ihsan eyledi diye Allah'a hamd ediyoruz. " Ve menne aleynâ bihî. "Ve bu İslâm ile bize bahşettiği nimetlerden dolayı Allah'a hamd ediyoruz."
Bir kere, hidâyete ermekten dolayı hamd ediyorlar. Müslüman olmuş olmaktan; müşrik, cahil, gafil kalmamaktan dolayı Allah'a hamd ediyorlar. Bir de İslâm dolayısı ile İslâm'ın kendilerine sağladığı çeşitli nimetleri düşünerek Allah'a hamd ediyorlar.
Evet, İslâm insana çok çeşitli nimetler bahşediyor.
O kadar çeşitli nimetler bahşediyor ki... İslâm temizlik dini, bizi temizliğe alıştırmış. Saçımızdan tırnağımıza varıncaya kadar, vücudumuzdan ruhumuza varıncaya kadar her türlü temizliğin en güzeli İslâm'da var. Bu büyük bir devlet, saadet, bahşiş, ikram, Allah'ın lütfu... Sonra yeme içme, evlenme, mirası taksim etme, çocuklara bakma, annenin çocuklara karşı annelik hizmetleri, çocukların anne babasına hürmetleri, babanın hanımına, çocuklarına bakması, toplum içinde ticaretin aldatmacasız olması, tartının, ölçünün doğru olması... O kadar çeşitli konular var ki bunları hep İslâm öğretiyor bize.
Müslüman olmayan toplumlarda bunlar öğretilmediği için insanların ne kadar kötü şeyler yaptığını çevremizdeki gayrimüslim toplumlara baktığımız zaman görüyoruz. İşte Sırplar, işte Ruslar, işte Bulgarlar, işte Yunanlılar, işte Kıbrıs, işte Batı Trakya... Bunları artık gazetelerden, tarihten, hafızanızdan tamamlayın.
İslâm olmadığı zaman insanlar ne kadar insanlıktan uzaklaşıyorlar, ne kadar vahşileşiyorlar, ne kadar hunharlaşıyorlar...
Benim dedelerim oraları fethettiği zaman, nasıl bağdan üzüm kopardığı zaman bağcıyı göremediği için parasını üzüm kütüğünün üstüne bir mendille bağlamış, geçmiş, parasını ödemiş.
"Ben senin üzümünü parasız almıyorum, gasp etmiyorum, işte al, parası burada asılı. Sen korkup gitmişsin ama ben parasını bırakıyorum." demiş oluyor.
Benim ecdadım bu kadar zarif hareket etmiş. Yaptığı binaların köşelerine serçeler, kuşlar için küçük kuş köşkleri yapmış. Orada cıvıl cıvıl onlar yuva kuruyorlar, yavruluyorlar. İşte bir şenlik oluyor. Bu bir kuş sevgisi, hayvan sevgisi. Her tarafı çiçeklerle donatmışlar. Hatta çinileri çiçek desenleri ile doldurmuşlar. Muhteşem bir tabiat sevgisi, yeşillik sevgisi, çiçek sevgisi var. Temizlik, her şey yani, görüyorsunuz, düşündüğünüz zaman anlıyorsunuz. İslâm'da sonsuz, sayısız nimetler var.
"İşte onları düşünüp Allah'a hamd ediyoruz." demişler. "Allah'ı zikrediyoruz. Bize hidâyet verdiği için Allah'a hamd ediyoruz. İslâm dolayısı ile bize sonsuz nimetler verdiğinden hamd ediyoruz." demişler.
Efendimiz buyurmuş ki;
Kâle: Âllâhi mâ eclesekeküm illâ zâlike? "Siz bu sebepten başka bir sebeple oturmuyorsunuz, sırf bu sebepten dolayı mı oturuyorsunuz?" diye soru olarak sordu Peygamber Efendimiz. "Allah'a and olsun ki, öyle mi?" diye sordu.
Kâlû: Vallâhi mâ eclesenâ illâ zâlike. "Evet, Allah'a and olsun ki biz ancak bu sebeple oturduk, halka kurduk; toplantımız başka bir sebeple değil." diye cevap verdiler Peygamber Efendimiz'in o sorması üzerine.
Peygamber Efendimiz ne kadar zarif, bakın, takip edin Efendimiz'in ifadelerini, buyurdu ki;
Emâ innî lem estahlifüküm tühmeten leküm. "Ben sizin sözünüz doğru mu yalan mı diye size suizanda bulunduğum için sizden yemin istemiş değilim. Bu soruyu sormamın sebebi 'Yalan mı söylüyorsunuz, doğru mu söylüyorsunuz? Gerçek mi, hakikaten mi böyle?' diye size kötü bir zan beslediğimden tahkik etmek için bu soruyu sormuyorum; te'kid için soruyorum. Yani o işin öyle olduğunun bir kere daha tekrarı için soruyorum."
Velâkinne Cibrîle aleyhisselamu etânî. "Bana Cebrail geldi şu sırada. " Fe-ahberenî. "Bana bildirdi ki." Enne'llâhe azze ve celle yubâhî bikümü'l-melâikete. "Allahu Teâlâ sizleri zikrederek meleklerine iftihar ediyor, sizlerle övünüyor, mübâhat ediyor. 'Bak benim kullarıma, beni zikrediyorlar. Bak bana müslüman oldukları için hamd ediyorlar. Bak İslâm'ın içindeki çeşitli nimetleri kavradıkları için hamd ü senâ ediyorlar, şükrediyorlar bana.' diye meleklerine övündüğünü Cebrail bana bildirdi. Ben bunu temin etmek, bunun iyice anlaşılması için o soruyu bir daha sordum."
"Bu sebepten oturanların mükâfatı bu kadar büyük olduğu açık seçik belli olsun diye sordum." diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Bu hadîs-i şerîften çıkardığınız dersleri şöyle bir düşünün:
Demek ki Allah'ı zikretmek için topluca oturuluyormuş, bu bir. Nezkuru'llâhe, "Allah'ı zikir ediyoruz, onun için oturduk." diyorlar. Müslümanlar tek başlarına zikir yaptıkları gibi bir araya geldikleri zaman da Allah'ın lütfunu, nimetini, adını, güzel cümleleri, kelimeleri tekrar ederek topluca zikir yapabilirler; bu çıkıyor.
Sonra, hamd etmenin ne kadar güzel olduğu, İslâm'ın ne kadar büyük nimet olduğu anlaşıyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Eğer siz müslüman olmasaydınız çok yazık olurdu. Biz müslüman olmasaydık çok fena olurduk; hem dünyada hem âhirette... Ne mutlu müslüman olanlara!
Elhamdülillâh alâ nimeti'l-İslâm ve hidâyeti'r-rahmân ve tevfîki'l-imân.
İslâm'ın içindeki bütün emirlerin bir nimet olduğunu, bir güzellik olduğunu da buradan anlıyoruz. Bunlarla, böyle meşguliyetlerle toplanıldığı zaman o toplantıların Allah tarafından çok sevilen toplantılar olduğu böylece anlaşılmış oluyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Demek ki biz de bu çeşit toplantılar yapmaya gayret etmeliyiz, dikkat etmeliyiz; ya da toplantılarımızın bu sıfatta olmasına gayret etmeliyiz. İnsanlar toplandığı zaman çeşitli şeyler yaparlar.
Biz de toplanırız, ne yaparız?
Sohbet ederiz. Havadan sudan başlarız. "Havalar nasıl?" "Kar yağıyor, soğuk var, yağmur yok..." Havadan konuşma, birbirleriyle ilgili konuşma... Bazen bu konuşmalar gıybete dönüşebilir, bazen günaha dönüşebilir, bazen şakaya, şakadan Allah'ın sevmediği mizaha, karşı tarafı üzen şeylere dönüşebilir. Demek ki toplantılarımızın zikrullah olmasını, Allah'a hamd ü senâ olmasını, Allah'ın nimetlerini tefekkür konusunda olmasını sağlamaya çalışmalıyız. Bu anlaşılıyor. Böyle yapanların Allah tarafından çok sevildiğini görmüş oluyoruz.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...
24.02.1995 -
Ramazan Geçti, Ramazanı
24.01.1997 -
Ramazan Zekatı, Allahın
