24.02.1995 - Ramazan Geçti, Ramazanı Nasıl Değerlendirdik

24.02.1995 - Ramazan Geçti, Ramazanı Nasıl Değerlendirdik
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Size Ramazan'la ilgili birtakım önemli şeyleri hatırlatmak istiyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;
"Ramazan'ın evveli rahmettir, ortası mağfirettir, sonu cehennemden âzat olmaktır. Cehenneme düşmemek konusunda Allah'ın kendisini bağışlaması, cehennemden kurtarmasıdır."
Ramazan ayının sonuna yaklaştığımız şu günlerde bu hususlara dikkat etmemiz ve kendimize bir dönüp bakmamız lazım. Ramazan'ın büyük bir kısmı geçti.
Ramazan'ın ilk başı rahmetti, Allah'ın rahmeti cûşa geldi; rahmetine daldık, rahmeti içinde yaşadık, heyecan içinde ibadetler yaptık. Oruçlarımızı tutuyoruz, teravihlerimizi kılıyoruz, Kur'ân-ı Kerîm'i okuyoruz, tespihler çekiyoruz, ziyafetler, iftarlar, sadakalar veriyoruz, zekâtımızı veriyoruz; her türlü ibadeti yapıyoruz ve Peygamber Efendimiz'in tavsiye etmiş olduğu bir şekilde hayatımızı geçirmeye çalışıyoruz.
1. Rahmete erecek bir durumda yaşadık mı?
2. Allah'ın mağfiretine mazhar olacak şekilde davrandık mı?
Mağfireti ne demek?
Kulların suçları vardır; bilerek, bilmeyerek işlemiş oldukları suçlar. Bu suçların mağfiret edilmesi, affedilmesi, silinmesi, örtünmesi, gösterilmemesi, hesaba girmemesi, hesapta düşülmesi...
Mağfiret olunmak hususu acaba tahakkuk etti mi ve sonunda Allahu Teâlâ hazretleri bizi affetti de "Artık sizi cehennemden azat ettim, cehenneme girmeyeceksiniz!" dedi mi? Bu çok önemli.
Bu hususu kendi kendimize sormalıyız:
"Acaba ben bunları kazanabilecek şekilde Ramazan'ı geçirdim mi?"
İnsan Allah'ın rahmetine erip ermediğini, Allah'ın kendisi hakkında ne hüküm verdiğini bilemez. Ama yine de hayatının nasıl cereyan ettiğini ve yaptığı şeylerin iyi mi kötü mü olduğunu bilir; Allah'a ibadette ne kadar gayret gösterse yetmeyeceğini, o dergâha ne kadar güzel ibadet yapılsa gene de layık olmayacağını bilir.
Subhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Ma'bûd. "Seni tenzih ederiz, sana tesbih ederiz ey ilahımız, Rabbimiz, Mevlamız! Sana hakkıyla ibadet edemedik." der.
Ama yine de insan ibadet yolunda olmuşsa, karınca kararınca "Yâ Rabbi! Elimden geldiğince, acizliğime rağmen, aklımı, bütün gücümü kullanarak emirlerini tutmaya çalıştım, yasaklarından kaçınmaya çalıştım, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine uymaya çalıştım. Tavsiye edilen ibadetleri yaptım: Camilere gittim, hocaları dinledim, elimden geldiğince tavsiye edilen bütün şeylere riayet ettim..." Tabi yine kusurum vardır.
Her dem hatâdır kârımız diyor.
Kâr, Eski dilde "iş" demek. İşimiz her zaman hata etmektir. İyi bir şey yapmak istediğimiz zaman dahi çok hatalarımız olur.
"Yine kusurum, hatalarım vardır; beni affet yâ Rabbi!" diye boyun bükeriz. Ama hiç olmazsa biliriz ki elimizden geldiğince Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunda gittik.
Fakat insan bir de düşünüp kendisine bakar: "Namaza gidemedim, cumaları kaçırdım, bazı günler oruç tutamadım, teravihe hiç gitmiyorum, zekâtımı vermedim, Ramazan'dan önceki durumla Ramazan'ın içindeki durumda büyük değişiklik olmadı, camilere herkes gidiyor, mahallede herkeste bir değişme, bir nurluluk, bir canlılık var, ben ayak uydurmadım…" diye insan kendisi bilir. Kendisinin hatalı, gevşek, tembel olduğunu, nefsinin kendisine oyun ettiğini, bastırdığını, şeytanın kendisini kandırdığını, Ramazan'da yapmaması gereken işleri gene yaptığını filan düşünür, bilir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
"Bir insan; Ramazan geçip de Ramazan'ın feyzinden, bereketinden istifade edememişse o şakîdir!" buyuruyor.
Şakî: Allah'ın verdiği nimetlere erememiş, Allah'ın dünyada âhirette sağladığı mutluluğa kavuşamamış, cehennemlik demek, eşkıyâ demek.
Şakî demek; dağda yol kesen manasına gelmiyor, cennete girmek mutluluğunu yakalayamamış, cehenneme atılacak insan demektir. Bu çok büyük bir mahrumiyettir. İnsan Ramazan gelip geçtiği halde istifade edememişse, bu gerçekten müthiş bir durumdur. Buna oturup bir çare bulmak lazım, diye insanın kendi kendisi hakkında acı acı, kesin kesin düşünmesi lazım. "Böyle bir ay geldi geçti, bütün insanlar nice sevaplar kazandılar; ben niye böyleyim?!.." diye kendisine bir soru sorması lazım.
Allahu Teâlâ hazretleri bir hadîs-i şerîfte diyor ki;
Ne güzel bir soru. Bu, kendi kendisine herkesin sormasına gereken bir soru.
Ye'bne Âdem! "Ey âdemoğlu!" Unzur ilâ nefsike. "Kendi nefsine, kendine şöyle bir bak." Ve ilâ cemîi halki. "Bütün başka mahlûkata da bak." Fe-in vecedte ehaden eazze aleyke min nefsike fa'sruf kerâmetike ileyhi. "Eğer senin kendinden daha kıymetli bir başka varlık gözüne çarptıysa; evet, kendine ikram etme, ona ikram et." Ve illâ fe-ekrim nefseke. "Ama kendin kendine hoş geliyorsan..."
İnsan kendi canını sever, kendisini kurtarmak, kendisi rahat etmek ister. Herkes nefsî nefsî diye dünyada, âhirette kendi canı için çalışıyor. Para kazanmak öyle, güzel şeyler almak için yarış, kapışma öyle... İnsanın kendisi, kendisi için kıymetliyse o halde insanın kendisine ikram etmesi, kendisine acıması, kendisi için bir şeyler yapması lazım.
Bu nasıl olacak?
Fe-ekrim nefseke. Bi't-tevbeti ve'l-ameli's-sâlih. "Tevbe ederek kendini kurtar, kendine acı, kendini tehlikeli durumdan kenara çıkart. Ve amel-i sâlih işleyerek; sevaplı, ibadetli, güzel şeyler yaparak nefsini taltif etmiş, nefsini selamete çıkarmış, Allah'ın mükâfatına ermiş ol."
Bu çok önemli bir nokta!
"Eğer sen Ramazan gibi bir ayda kendini toparlayamamışsan, senin halin ne olacak?!" diye insan kendisine ciddi olarak sormalı. "Bu günahkâr gidişin sonu bilmem nereye varacak?! diye sormalı.
Bu, Ramazan'da olmadı! Ramazan büyük bir fırsat idi. Ramazan'ın öteki aylardan mânevî bakımdan çok büyük farkı var: Cennetin kapıları açılıyor, cehennemin kapıları kapanıyor. Göğün kapıları açılıyor, dualar kabul oluyor. Şeytanlar bağlanıyor, insanın günah işleme meyli azalıyor. İnsanı günaha sürükleyecek güçlerde zayıflama meydana getirtiliyor, hayır işleme tarafı kuvvetleniyor...
İlâhî bir hikmetle ve çok büyük bir ikram olarak ortam bu kadar güzel insan olmaya doğru ayarlanmışken...
"Kullarım doğru yolu bulabilsinler, tövbe edebilsinler, iyi insan olabilsinler, iradelerini terbiye edebilsinler, faziletleri kazanabilsinler, insan-ı kâmil olmayı başarabilsinler…" diye Allah ortam hazırlıyor, zaman hazırlıyor, şartları hazırlıyor ve mü'minler bu ortamın içine girdiği zaman ortamın tabii şartları dolayısıyla herkes kolaylıkla ibadete, taate düşüyor.
Ramazan'da bunu gözlerimizle görmedik mi?
Herkes, hiç tahmin edilmeyen insanlar bile bakıyorsunuz; oruç tutuyor. "Allah Allah! Hiç ummazdım; bizim komşu oruç tuttu, camiye geldi…" diyoruz. Camiler, eskiden dolu olmayan camiler doluyor. Biraz geç kalıp gittiğiniz zaman son cemaat yerinde bile yer bulamıyorsunuz. İnsan tabii bundan memnun oluyor, camiler doluyor.
Demek ki herkes hayırlara rağbet ediyor.
Neden?
Çünkü şartlar kolay! Allah tarafından şartlar hazırlanmış; bilerek, hikmetli olarak hazırlanmış ve insanlar böylece doğru bir yola girebiliyorlar. Bu çok güzel bir şey, Allahu Teâlâ hazretlerinin rahmetinin eseri. Allahu Teâlâ hazretleri senenin, zamanın akışını olağanüstü değişikliklerle bir başka tarafa çeviriyor ve insanlar alışkanlık belasıyla [değişim yaşamıyor.]
Biliyorsunuz, halk arasında "Böyle geldi, böyle gider. Battı balık yan gider." diye sözler var. "Olan oldu bir kere, alışmışız…" Böyle olmuyor.
Allah alışkanlığı kırıyor, ortamı, şartları değiştiriyor. Bakıyorsunuz en kötü insanın bile iyi insan olması için bir güzel ortam meydana gelmiş, şartlar müsaitleşmiş…
Allah'ın bu kadar kolaylamasına, çevrenin bu kadar güzel olmasına karşılık sen hâlâ kendini toparlayamamışsan bu gidişin sonu felaket, bunun arkası felaket demektir. Bu, hem dünyada hem âhirette büyük bir felaket işaretidir. Onun için iki elini şakaklarına dayayıp, başını iki eline alıp bunun sebebini sormak lazım.
"Ben nefsime acımıyor muyum? Benim canımın kıymeti yok mu? Ben kendimi düşünmeyecek miyim? Ben mü'minim; âhirete inanıyorum, âhirette hesaba inanıyorum, iyilerin cennete gireceğini biliyorum. Cennet; gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kimsenin hayal edemeyeceği güzelliklerle dolu ve bu güzellikler ebedî. Bütün güzel insanlar cennette, bütün sevdiklerimiz cennette; peygamberler, evliyâ, salihler, meşhur mübarek insanlar cennette, bütün nimetler cennette. Oraya girmek, orayı kaçırmamak lazım. Bütün azaplar da cehennemde; korkunç azaplar, korkunç ızdıraplar..." Hadis-i şeriflerde bazı ipuçları var. Tabii biliyorsunuz ilk soru şu:
İnsan mü'min olur da cehenneme girer mi?
Evet!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
"Kim lâ ilâhe illallah derse cennete girecek!"
Evet, bütün mü'minler cennete girecek ama nasıl girecek?
Cehenneme girip de cennete girenler de olacak.
Neden?
Dünyada günah işlemiştir, haram yemiştir, suçları vardır, cezasını çekmesi lazımdır; lâ ilâhe illallah diyen bir insan olduğu halde cehenneme girecek.
Bir müslüman cehenneme girince ne kadar kalır?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Ey mü'minler! Cehenneme düşmemeye çalışın çünkü cehenneme suçunuz, günahınız dolayısıyla bir düşerseniz ahkâben orada kalacaksınız!"
Ahkâben: Hukublarca demek. Hukub da Araplar'ın bir zaman birimi, bir ömür kadar olan zamana hukub diyorlar.
Ahkâben: Seksen küsur sene demek. Seksen küsur senelerce kalacaksınız, demek.
Senelerce, hukublarca; çoğul. Bu, en aşağı üç tane seksen küsur senedir veya daha fazladır, çok daha fazla olabilir. En aşağısını hesaplayacak olursak;
Bir kere cehenneme düşen iki yüz kırk, iki yüz elli sene yanacak.
İçimiz harap kalmasın; harabeler mamureye dönsün, gönüllerimiz aydın olsun, gönlümüzün pası gitsin, içimiz dışımız nurlansın, mâneviyatımızın, mânevî gözümüz olan basiretimizin önünden perdeler kalkmış olsun, Allah'ı bilmiş, tanımış, sevmiş olarak, Allah dostu, Allah'ın sevgili kulu olarak yaşayalım. Faziletleri kazanmış olarak. Ramazan’da edindiğimiz öğrendiğimiz güzellikleri Ramazan'dan sonra yaşayarak; yalan, düzensizlik, pislik, çirkinlik kalmasın. Türkiye değişsin!
Neden?
Ramazan geldi geçti, her kötülük silindi, her taraf pırıl pırıl, güzel oldu. Türkiye de böyle olsun, tüm İslâm âlemi de, bütün müslümanların suretleri ve iç âlemleri, sîretleri pırıl pırıl, nurlu olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri hepinizi rahmetine erdirsin, içinizi dışınızı nurlandırsın, kâmil müslüman eylesin. Sevdiği kul olarak yaşamayı, sevdiği işleri, amelleri yapmayı nasip etsin. Arkanızdan rahmetle anılmanıza sebep olacak güzel eserler bırakmanızı nasip etsin.
Ramazan'dan sonraki ömrünüz mutluluklarla dolu olsun. Allahu Teâlâ hazretleri sizi mutlu bayramlara erdirsin. Şimdiden Bayramlarınız kutlu ve mutlu olsun. Ve Allahu Teâlâ hazretleri asıl büyük bayram olan âhirette rahmetine erip cennetine girme bayramını da cümlemize, sevdiklerinizle beraber cümlenize nasip eylesin.
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh. Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
24.03.2000 -
Mümin Kardeşine Dua,
24.01.1997 -
Sohbet Halkası, Hamd
