26.12.1997 - Oruç Ayetleri, Ramazan Hilalini Gözlemek

26.12.1997 - Oruç Ayetleri, Ramazan Hilalini Gözlemek
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh! Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Oruç temel ibadetlerden, çok mühim ibadetlerden birisidir, Ramazan ayında tutulur. Çünkü bu hususta âyet-i kerîme var. Bakara sûresinin 183, 184 ve 185. âyet-i kerîmesi Ramazan orucunu farz kılan ve nasıl tutulacağını bildiren âyet-i kerîmelerdir. Teberrüken besmeleyi çekerek mübarek kelimelerini okuyalım.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Yâ eyyühe'llezîne âmenû kütibe aleykümü's-siyâmu kemâ kütibe ale'llezîne min kabliküm le-alleküm tettekûn.
Bu 183. âyet...
Eyyâmen ma'dûdât diye başlayan 184. âyet...
Şehrü ramadân ellezî ünzile fîhi'l-kur'ân diye başlayan da 185. âyet...
Üç âyet peş peşe. Ramazan günü ve Ramazan orucuyla ilgili Bakara sûresinin âyet-i kerîmeleri inince Ramazan orucu müslümanlara farz olmuş oldu. Kısaca mealini aktaralım.
Arapça bilmeyen kardeşlerimize Arapça öğrenmelerini de tavsiye ederek, bu mübarek Ramazan'da besmeleyi çekip başlamalarını tavsiye ederek, mübarek ümmehât-i mü'minîn olan validelerimizin lisanı olduğu için bir bakıma ana lisanımız sayılacak olan Arapça'yı güzel Türkçemiz'in yanında ikinci bir anadil olarak öğrenmelerini tavsiye ederek âyet-i kerîmeyi okuyorum.
Yâ eyyühe'llezîne âmenû. "Ey iman edenler!" Kütibe aleykümü's-sıyâmu. "Oruç sizin üzerinize farz olarak yazıldı, farz kılındı. Siz bundan sonra artık oruç tutacaksınız." Kemâ kütibe ale'llezîne min kabliküm. "Sizden önceki milletlere ve ümmetlere de Allahu Teâlâ hazretleri gönderdiği peygamberlerle oruç tutmalarını emretmişti..."
Oruç size ilk defa emredilmiş yeni bir ibadet değil, eski milletlerin de bildiği, eski milletlerin de tuttuğu bir ibadet. Sizden öncekilere yazılmış olduğu, farz kılınmış olduğu gibi size de oruç farz kılındı.
Le-alleküm tettekûn. "Ta ki, umulur ki korunur, sakınır, takvâ ehli olursunuz, takvâya ulaşırsınız, takvâlı bir tavır takınarak Allah'ın emirlerini tutarsınız. Böylece de güzel sonuçlara ulaşırsınız."
Eyyâmen ma'dûdât. İkinci âyet-i kerîmenin başı; "Belirli günlerde, sayılı günlerde..."
Bu sayılı günler Ramazan'ın günleridir. Ramazan'ın başından sonuna kadar, belirli şartlara sahip olan sıhhatli, mukim müslümanlar, seferde olmayanlar, hasta olmayanlar oruç tutmak yükümlülüğü ile yükümlü oluyorlar. Onların oruç tutmaları boyunlarına borç oluyor.
Bu Ramazan ayı, bizim bugün kullandığımız miladî takvimdeki aylar gibi değildir. Arabî aylar dediğimiz aylar, kamerî aylardır. Ayın, kamerin durumuna göre tespit edilen bir sistem, usuldür. Güneşin battığı yerde yeni hilâl göründüğü zaman, ertesi gün yeni bir ayın birinci günü demektir. Hilâle bakarak yeni ayın girdiği anlaşılır. Bu, dağdaki çobanın da, köydeki köylünün de, şehirdeki müderrisin-alimin de kolayca gözlemleyebileceği bir husustur.
Bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Sûmû li-rü'yetihî ve aftırû li-rü'yetihî fe-in ğumme aleyküm fe-ekmilu'l-iddete şa'bâne selâsîne yevmen.
Revâhu'ş-şeyhân. "İki şeyh rivayet etti." demek, Buhârî ve Müslim gibi ilm-i hadiste çok yüksek, şeyhlik, üstatlık makamına, çok yüksek mertebeye ulaşmış iki büyük alimin hadis kitapları -Sahihleri- içinde mevcut olan bir hadîs-i şerîf bu.
Sûmû li-rü'yetihî. "Buradaki "hî" zamiri ‘kamer'e gidiyor. "Kameri gördüğünüz zaman, ertesi gün oruç tutun."
Güneş battığı zaman ufku gözleyin; yeni ayı, incecik ayı gördüğünüz zaman, onu görünce artık ertesi gün oruç tutun. Akşam gördünüz, geceleyin hazırlıklarınızı yaparsınız, oruç tutarsınız.
Ve aftırû li-rü'yetihî. Bu da, aradan günler geçtikten sonra, artık dolunay oldu, bir ay geçti sonuna yaklaştınız, ay görünmez oldu. Yine ufku gözleyeceksiniz. Görünmediği günlerden sonra, "Dur bakalım ne zaman görünecek..." diye ufka baktığınız zaman, yeni hilâli gördüğünüz zaman da aftırû li-rü'yetihî, Ramazan ayını bırakın, Ramazan bitmiştir; bayram ayı, Şevval ayı gelmiştir. Aftırû demek, "iftar edin" demek. "Artık oruç tutmayın." demek oluyor. Müslüman güneş battığı zaman ufka dönecek, "Ortalıkta hilâl var mı?" diye bakacak.
Fe-in ğumme aleyküm. Eğer gökyüzü bulutlu olursa, sizin hilâli gözlemenize mâni olacak şekilde bulutlanmış ve kapanmış olursa, o zaman ne yapacağız?
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde onu da beyan etmiş:
Fe-ekmilu'l-iddete şa'bâne selâsîne yevmen. "O zaman Şaban ayını -29 günse bile- 30 güne tamamlayın. 30'dur deyin. Göremediğinize göre, Şaban'ı 30'a tamamlayarak ondan sonraki gün Ramazan'dır diye Ramazan'a başlayın." buyuruyor.
Görüyorsunuz gayet sade, gayet kolay, gayet tatlı, gayet anlaşılabilir, gayet kolaylıkla uygulanabilir bir usul ile Ramazan'ın geldiği gözlemlenebilir. Dağın başında da olsa, çadırda da olsa, yolda da olsa, ummanda-deryada da olsa, şehirden uzakta da olsa insanlar hilâle bakarak Ramazan'ın geldiğini anlayabilirler, "Elhamdülillah Ramazan hilâli, yeni hilâl göründü." diye.
Yeni hilâl ne zaman görünür?
Yeni hilâl Batı'da, güneşin battığı yerlerin civarında, biraz yukarılarında görünür.
Neden "Yeni hilâl Batı'da görünür." diye özellikle uyarıyoruz, ikaz ediyoruz?
Çünkü hilâl her gün biraz daha kalınlaşır, kalınlaşır, kalınlaşır, daha belirginleşir ve her gün 49-48 dakika geç çıkar, o saatten, ilk gördüğünüz zamandan gecikerek çıkar. Sonunda büyür, yarım ay olur. Daha büyür, 14 gün geçince, ayın 14'ü olduğu zaman dolunay olur. Ondan sonra daha geç doğarak, daha geç doğarak küçülmeye başlar. Yine yarım olur ama bu sefer öbür tarafı, karanlık olan tarafı görünür. Ondan sonra daha da incelmeye başlar, yine hilâl olur ama buna "köhne hilâl" derler. "Köhne" Farsça'da "eski" demek, eski hilâl...
Eski hilâl ne zaman görünür?
Sabahleyin camiye giderken, seher vaktinden sonra görünür. Demek ki hilâl iki defa görünebilir; gökyüzünde hilâli insan iki sefer görebilir. Bir, kamerî ayın başlangıcında, güneş battığı zaman Batı'da. Bir de kamerî ayın sonlarında, sabah namazında camiye giderken gökyüzünde.
Bunları bilmek lazım. Sabah namazında görünen hilâli "Ben hilâli gördüm." diye Ramazan'a başlamakta kullanmamak lazım çünkü o küçülen aydır. Dolunay, yarım ay olmuştur. Yarım ay gittikçe incelmektedir, küçülmektedir, küçülmektedir, sonunda ince bir hilâl olacaktır, sonra görünmeyecektir. Artık sabahleyin görünmemeye başladığı zaman, o günlerin akşamlarında Batı'ya bakmak lazım. Güneşin battığı yerden o zaman görünebilir. Usul budur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hesabın, kitabın olmadığı yerlerde dahi herkesin uygulayabileceği bir zamanı tespit usulü emretmiş, tavsiye buyurmuştur. Böylece bakıp, hilâlin görünmesinden sonra orucu tutmak lazım. Görünmezse Ramazan'dan bir önceki ay olan Şaban'ı 30 gün saymak lazım. Çünkü Arap ayları ya 29 gündür ya 30 gündür, buçuklu değildir. Aslında 29 gün 12 saattir bir Arabî ay ama işte o 12 saat bazen ekleniyor bazen çıkıyor, derken bazı aylar 29 günde kalıyor, bazı aylar 30 gün oluyor. Ama hiç 31 olmaz, 28 de olmaz. Şubat gibi 28 olmaz, bizim bu 31 günlük aylar gibi de 31 gün olmaz. Kamerî ayların durumu bu.
Bunların hesaplarını şimdi bilginler yapıyorlar, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda hesapların yapıldığı, kamerin durumunun gözlendiği bölümler var, görevli insanlar var. Bunlar bu işleri gayet iyi biliyorlar; ölçüyorlar, biçiyorlar, rakamları bizlere söylüyorlar. Biz de ona göre, artık gözlem yapmasak bile, "Tamam, ilgililer bunu görmüş." diyerek Ramazan'a başlıyoruz.
Ramazan'a başlamak nasıl oluyor? Ertesi gün oruç tutulacak, ne oluyor?
Ertesi gün oruç tutulmadan evvel bir önceki gece yatsı namazından sonra teravih kılınıyor. Geceleyin de seher vakitlerinde oruç için yemek yemeye kalkılıyor. Seher vaktinde yenilen yemeğe Araplar "sahur" derler. Sahur yemeğin adıdır, vaktin adı seherdir.
Niçin böyle oluyor?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Etâküm şehrü ramadân. "Ramazan ayı size geldi." Şehrün mübârekün. "Mübarek bir ay." Farada'llâhu aleyküm siyâmehû. "Bu ayın gündüzlerinde oruç tutmayı Allah size farz kıldı."
Oruç tutmak farz kılındığı gibi geceleri de nafile, sevaplı, faziletli namaz olan teravihi kılarak da ihyâ etmeyi Peygamber Efendimiz sünnet eylemiş oluyor. Onun için bunlar bu şekilde yapılarak Ramazan'a başlanıyor.
Allahu Teâlâ hazretleri Ramazanımızı güzel geçirmeyi cümlemize nasip etsin. Sıhhat afiyetle, huzur ve saadetle, devlet ve nimetle nice nice yıllar güzel Ramazanlara ulaşmanızı, makbul ibadetler yapmanızı, bayramlara erişmenizi, sıhhat afiyet kesbetmenizi -çünkü oruç bir taraftan mânevî sevap kazandırır, bir taraftan da insanı sıhhatlendirir- hem maddeten hem mânen, hem dünyevî bakımdan hem uhrevî bakımdan, hem bedenî bakımdan hem ruhî bakımdan azamî derecede kârlı ve istifadeli olmanızı temenni ederim.
Allahu Teâlâ hazretleri hepinizden razı olsun.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh.
26.12.1997 -
Ramazan Ayının ve
24.12.1998 -
Ramazan Orucunun Tutulmadığı
