10.02.1995 - Oruç, Teravih, İtikaf

10.02.1995 - Oruç, Teravih, İtikaf
Ramazanınız mübarek olsun aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi dünyada ve âhirette üzerinize olsun.
Bu mübarek ayın aşr-ı evvelini -ilk on gününü- tamamlamış bulunuyoruz.
Selmânü'l-Fârisî radıyallâhu anh Efendimiz rivayet eylemiş, buyuruyor ki;
Hatabenâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem fî âhiri yevmin min Şa'bâne.
''Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Şaban ayının son gününde bize hutbe îrâd etmişti; hutbeye çıkıp konuşmuştu.'' Fe-kâle: ''Ve şöyle demişti.'' diyor. Ramazan ile ilgili uzun bir hadîs-i şerîf, size onu nakletmek istiyorum:
Yâ eyyühe'n-nâsü! İnnehû kad ezalleküm şehrun azîmun.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri, ''ey insanlar! Sizin üzerinize muazzam, ulu bir ay gölgesini saldı; sizi gölgeledi.'' buyurdu.
Ramazan ayına geliyorsunuz; gölgesi üzerinize düştü. Şaban'ın son gününde olduğu için böyle buyuruyor. Sevgili peygamberimiz, yarın Ramazan olacak diye önceden haber veriyor.
Şehrun mübârakün. ''Bu, mübarek bir aydır.''
Ramazan ayı mübarek demek; içinde hem kutsallık olan hem de bereket olan mânasına geliyor. Ramazan ayı, her bakımdan bereketle doludur. İnsanların hayırlara ve bereketlere erdiği bir aydır. Bu arada bu şehir kelimesini izah edeyim; Arapça'da şehr kelimesi, ay mânasına geliyor. Biz şehir dediğimiz zaman bir belde, meskun mahal hatırımıza gelir; bu, Farsça'dan geçme bir başka mânadır.
Fî-hi leyletün hayrun min elfi şehr. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ilk önce bu vasfıyla başladı, buyuruyor ki; ''bu öyle bir aydır ki içinde bin aydan daha hayırlı bir gece vardır.''
Bu, âyet-i kerîme ile sabit olan Kadir gecesidir.
Leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehrin. ''Ramazan'ın içinde bir gece vardır; bu gece bin aydan daha hayırlıdır.'' diye Sûre-i Kadir'de bildiriliyor.
Matematik hesaba vurursak; bini on ikiye bölersek seksen üç virgül üç ediyor. Demek ki seksen üç küsur yıllık bir ömre bedel diyelim; insanın normal olarak o kadar yaşadığını düşünelim. İçinde bir ömre bedel, mukaddes bir gece var; bu da çok önemli!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ramazan'a çok önem verirdi ve Ramazan'ın tesirini ve şevkini iki ay önceden Receb ayında ifade ederdi, duasını biliyoruz;
Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa'bân ve belliğnâ Ramazân. ''Yâ Rabbi! Bize Receb ayını ve onun arkasından gelecek olan Şaban ayını mübarek, bereketli, hayırlı, kutsal eyle ve arkasından bizi Ramazan'a eriştir.'' buyururmuş.
Esas itibariyle Ramazan'ın iştiyakını ifade ediyor. Böyle bir ay ve bizlere, bu aya çok mükemmel bir hazırlıkla girme numunesi veriyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Receb ayında oruçlarını arttırırdı, Şaban ayında devam ederdi. Ramazan'a gelinceye kadar, iki ay içinde hayatında muazzam bir değişme görülürdü. Ramazan'ın son on gününde de evi camiye bitişik olduğu halde, kapısı camiye açıldığı halde evinde durmayıp tamamen camide yatıp kalkmaya başlardı; itikâf ederdi.
İbadet maksadıyla camide kalmaya itikâf deniyor. Ramazan'ın son on gününde Efendimiz itikâfa niyet edip itikâfa girerdi. Tüm evkâtını ibadetle, hayırla, zikirle geçirmek ve değerlendirmek için camide yatıp kalkardı. Biliyoruz ki bu itikâf sünneti, bizler için de çok önemlidir ve bir beldede müslümanların hiç olmasa bir tanesinin bu sünneti yerine getirmesi lazım. Getirmezse bütün belde halkı ''niçin bu sünneti terk etti?'' diye hitaba mâruz olurlar. Bu günler tam hatırlatma, ikaz zamanı oluyor. Önümüzde daha sekiz-dokuz gün var. Ramazan'ın son on gününde durumu müsait olan kardeşlerimiz Resûlullah Efendimiz gibi yapsınlar; camilerde itikâf eylesinler, evlerden camilere gelip camide yatıp kalkarak ibadette son on günü değerlendirsinler.
Buradan şu fayda da çıkacak; itikâf her zaman yapılabilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Medine-i Münevvere'deki o mübarek mescidinden içeri girdiğiniz zaman, Bâbu'r-Rahme'de karşınıza yeşil bir zemin üzerine güzel, yaldızlı bir hatla yazılmış neveytü'l-i'tikâf ibaresi çıkıyor. İnsanın camiye girerken, adımını atarken bile Bismillâhirrahmânirrahîm, neveytü'l-i'tikâf ''Burada ibadete niyet ettim.'' diye içeriye girmesi, böyle bir camide bir müddet bulunması itikâf olur. Bu, her zamanki itikâf; ibadet maksadıyla camide bulunmak.
Ama Ramazan'ın son on gününde itikâf; geceli gündüzlü camide bulunmak, şer'î bir özür olmadan dışarıya çıkmamak suretiyle insanın kendisini tamamen camiye vakfetmesi ve zamanlarını ibadete tahsis etmesi hadisesi çok güzel, çok yoğun, çok tatlı, çok feyizli bir ibadet.
Bunun bir sonucu da ne oluyor? İnsan bu itikâfı yaptığı zaman Kadir gecesi de arada değerlenmiş oluyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri çeşitli hikmetleri sebebiyle Kadir gecesini belli etmemiş, saklamıştır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ramazan'ın son on gününde aramamızı tavsiye buyuruyor. Muhtemelen Ramazan'ın son on günündedir diye bir rivayet var. O kuvvetli bir rivayet olmuş oluyor. Tek günlerinde aranması tavsiyesi var; ama tek günlerini de bizim tam tespit etmemiz yine şüpheli. Çünkü Ramazan muhtelif beldelerde, muhtelif zamanlarda başlayabiliyor. O beldenin ahalisi yanılmış olabilir; ama bu sefer tek ve çift olma meselesi kaymış olabiliyor. O bakımdan Ramazan'ın son on gününde itikâf etmek Kadir gecesini de ihya etme ihtimalini ihtiva ettiğinden çok önemli bir ibadettir. Bizim kardeşlerimiz, ihvanımız -Allah razı olsun- zaten bunu camilerde, gruplar halinde coşkuyla yaparlar.
Bütün dinleyicilerime bu güzel sünneti, kuvvetli sünneti tavsiye ediyorum. Bu hadîs-i şerîfin burasındaki ifadeden parantez açıp bu açıklamayı yaparak, onları Ramazan'ın son on gününde itikâf yapmaya, Cenâb-ı Mevlâ ile baş başa kalarak halvet halinde devamlı Mevlâ'ya ibadet etmenin ne kadar tatlı olduğunu tatmaya davet ediyorum.
Hadîs-i şerîfe devam edelim. İçinde bin aydan daha hayırlı olan bir gece var. Sonra;
Cealallâhu sıyâmehû farîdaten ve kıyâme leylihî tetavvu'an. ''Allah-u Teâlâ hazretleri Ramazan ayının gündüzlerinde oruç tutmayı fariza kılmıştır -farz kılmıştır- bu, Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor. Ve kıyâme leylihî tetavvu'an. ''Geceleyin kalkıp namaz kılmayı, gece ibadetini de tatavvu kılmıştır; nafile, sevaplı, kârlı, güzel bir ibadet kılmıştır.''
Burada bir mesele de karşımıza geliyor. Biliyoruz ki bu “kıyamu leylihî” den maksat teravih namazıdır ve teravih namazı sünnettir; ama bakın inceliği Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ifadesinden yakalayın. Allah-y Teâlâ hazretleri bu ayda oruç tutmayı farz kılmıştır. Gecelerinde de hayır, sevap kazanmak maksadıyla namaz kılmayı tatavvu kılmıştır; yani farz değildir. ''Allah böyle bir namaz kılmayı sevaplı kılmıştır, teşvik etmiştir.'' deniliyor. Buradan anlıyoruz ki bazı kimseler ''sünnetir'' diyebilir; farz değildir. Ama sünneti de Resûlullah Efendimiz'e Allah emretmiş oluyor ve kaynak yine Allah-u Teâlâ hazretlerinin tavsiyesi olmuş oluyor. Bu da ince bir nokta…
Biz demek ki gündüzleri oruç tutarak Allah,u Teâlâ hazretlerinin farz tavsiyesini yerine getirmiş oluyoruz. Teravih namazını kıldığımız zaman da farz olmayan -tatavvu olan- emrini, Efendimiz'in sünneti olarak yerine getirmiş oluyoruz. Efendimiz kendisine emrolunan şeyleri ümmetine nakletmeden önce kendisi yapardı. Kendisi teravih namazını kılmış; sünnet. Biz de o sünnete ittibaen camilerde sevgiyle, coşkuyla, sabırla, şükürle, tatlı bir şekilde, aşkla, şevkle teravih namazlarını kılıyoruz. Demek ki onun da kaynağı, Mevlâmız'ın bunu tatavvu olarak emretmiş olması.
Men tekarrabe fîhi bi-hasletin mine'l-hayri kâne ke-men eddâ farîzaten fî-mâ sivâhu. Ve men eddâ farîzaten fîhi kâne ke-men eddâ seb'îne farîzaten fî-mâ sivâhu.
Hadîs-i şerîfin bu cümlesinde çok büyük müjde ile karşı karşıyayız.
''Kim bu ayda Allah'a kurbiyet için iyilik bâbında olan hareketlerden, hasletlerden, işlerden, ibadetlerden birisiyle bir hayır yaparsa veyahut bir farizayı edâ ederse başka aylarda, başka zamanlarda aynı şeyi yapmış olsa onunki gibi yetmiş tane edâ etmiş gibi olur. '' Ramazan ayında yapılan hayır, eda edilen bir fariza, başka aylarda yapılandan yetmiş kat daha sevaplıdır.
Ramazan'da yirmi rekat teravih namazı kılıyoruz. Ramazan'ın dışında, mesela Şaban ayında veya Zilhicce ayında yatsıdan sonra bir insan yirmi rekat namaz kılmış olsa -ki insan her zaman istediği kadar nafile, tatavvu namazlar kılabilir- muhakkak ki bir sevap alacak; fakat Ramazan'da o işi yapınca yetmiş kat daha fazla sevap oluyor.
Farizalardan biri nedir? Zekat vermektir. Zekât belli bir zamana bağlı değildir. Elindeki maddî imkanın, elinde bulunuşunun üzerinden tam bir yıl geçince o maddî varlık üzerinden zekât vermek icap ediyor.
Ne zaman eline geçmiş? Zilhicce ayında eline geçmiş, bir dahaki Zilhicce ayına kadar zekât mecburiyeti yok. Bir daha ki Zilhicce ayı geldikten sonra, bir sene tamamlanınca “havalâni havl” deniliyor buna. Bir yılın müddeti tamam olunca zekât gerekiyor. O zaman verebilirdi; ama zamanını erkene alarak, kaydırarak -geciktirerek değil de biraz kısa tutturarak- bu farizayı Ramazan ayında yaparsa ne olacak? Zekâtını vermiş oluyor, vazifesidir; ama öteki ayda vermiş olmasından yetmiş kat daha büyük sevap alacak.
Buradan da size kârlı bir hususu hatırlatmak istiyorum; zekâtlarınızı Ramazan ayında vermeye çalışın. Her ne kadar Ramazan'dan sonraki falanca ayda zekât verme mecburiyetiniz olsa bile, elinizdeki imkânın üzerinden bir sene geçmiş olması gerekse bile işi biraz öne alarak bu vakti kaçırmayın. Ramazan'da zekâtlarınızı verin, hayırlarınızı verin; çünkü yetmiş kat daha fazla oluyor. Bu da güzel bir fırsattır.
Dinî konuları iyi bilen zenginler, dindar ve bilgili kimseler gerçekten de bu gibi fırsatları değerlendiriyorlar. Ben hatırlarım; Arabistan'a umreye gittiğimiz zamanlar, Ramazan ayında o zenginlerin ne kadar hayır hasenât yaptıklarını, ne kadar güzel örnek davranışlarda bulunduklarını görürüm ve hayran olurum. Hakikaten çok cömertlik var, çok güzel ikramlar, hayırlar ve sadakalar yapılıyor. Mescid-i Nebevî'de, Mescid-i Haram'da her yerde -herhalde başka beldelerde ve camilerde de öyle oluyor- sofralar açılıyor, ikramlar, iftarlar, sahurlar veriliyor, keseler açılıyor, hayırlar veriliyor.
Bunların hepsi neden?
Bunların hepsi ibadetlerin yetmiş kat daha fazla sevaplı olmasından. Biz bunu kaçırmayalım; Ramazan'da ibadetlerimizi artıralım, başka aylarda yapacağımız işleri de Ramazan'a çekelim ve bu sevapları biz de elde edelim sevgili dinleyiciler.
Allah-u Teâlâ hazretleri, cümlemizin Ramazanlarını mübarek eylesin. Oruçlarınızı, teravihlerinizı, hayrât u hasenâtınızı, iftarlarınızı, ziyafetlerinizi, ibadet ve taatlerinizi kabul eylesin. Cehennemden âzat olan, rahmetine nail olan, mağfiretine mazhar olan kullarından olmayı nasip eylesin. Nice nice nice Ramazanlara sıhhat ve afiyetle ulaşın. Allah-u Teâlâ hazretleri sizi sevdiklerinizle beraber bahtiyar eylesin. Her şey gönlünüzce, muradınızca, Allah'tan dilediğiniz şekilde olsun aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim.
Esselâmü aleyküm ve rahmetüllâhi ve berakâtühû
10.12.1999 -
4 Şey Vardır
10.02.1995 -
Köle Azat Etmek,
