10.12.1999 - 5 Şey Vardır ki Orucun Sevabını Kaçırır

10.12.1999 - 5 Şey Vardır ki Orucun Sevabını Kaçırır
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili dinleyiciler;
Allah-u Teâlâ'nın selamı, rahmeti, ihsânı, ikramı dünyada ve âhirette üzerinize olsun.
Deylemî, Müsnetü'l Firdevs kitabında Enes radıyallahu anh'ten rivayet etmiş:
Hamsün yüftirne's-sâimûne ve yenkudne'l-vudû' el-kezibü ve'l-gıybetü ve'n-nemîmetü ve'n-nazaru bi'ş-şehveti ve'l-yemînü'l-kazibe.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu dikkat etmemiz gereken hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor:
Beş şey vardır." Yüftirne's-sâimûne. "Oruçlunun orucunu sanki iftar etmiş gibi, bir şey yemiş gibi bozar, sevabını kaçırır." Yemek yemese, su içmese bile bunları yaptı mı sanki iftar etmiş, bir kenarda bir şey atıştırmış gibi orucunu bozar. Bozar demekten maksat; bozmuş gibi sevabını kaçırır.
Neden "Bozmuş gibi sevabını kaçırır." diyorum da doğrudan doğruya yüftirne's-sâimûne "Oruçluya iftar ettirmiş gibi olur." diye terceme etmiyorum?
Çünkü bir insan, günahlı bazı şeyleri yapmış olsa bile oruçluyken yine akşam vaktine kadar bekleyecek. "Benim artık orucumun sevabı kalmadı, bozuldu" diye orucunu bozduğunu düşünerek bir şeyler atıştırırsa o zaman 60 gün ceza yer, 61'i hak eder. Onun için o da önemli!
Bir şeyi daha hatırlatayım. Yanlışlıkla, bilmeden, unutarak bir su içmiş, yemek yemiş, sonradan; "Aaa ben oruçluydum" diye aklına gelmişse orucu bozulmaz ama "orucum bozuldu" diye, ondan sonra bilerek yerse o zaman 61 gün oruç tutması gerekir. İşte bunlar incelikler... Bunları ilmihal kitaplarından okuyup bu durumlara düşmemeye dikkat etmek lazım.
Bu beş şey, orucun sevabını alır götürür; hayrı bırakmaz.
Başka?
Ve yenkutne'l-vudû. "Abdesti de bozar." Abdestin de sevabı kalmaz. Adam abdestliydi ama sanki abdestli değilmiş gibi sanki abdestini bozmuş gibi olur. Çok ilginç! Onda da hayır bırakmaz.
Oruçta da hayır bırakmaz, abdestte de hayır bırakmaz.
Neymiş bu şeyler?
Oruçlu yalan söylüyorsa orucun da sevabı gider, abdestinin de bereketi gider. Orucun da, abdestin de bereketi gider. Oruçlu... Oruçlu ama senin orucun işte öyle oruç. Abdestli, evet abdestli ama sanki bozmuş gibi; iyi bir şey değil. Yalan söylemeyecek, müslüman dürüst olacak.
Üç yerde yalan söyleniyor. Harpte, iki kişinin arasını ıslah etmek ve onları barıştırmak için bir de karı kocanın birbirlerine karşı gönlünü almak için söylediği sözler.
"Sen aslansın, bir tanesin." vesaire. Bir tane değil ama bir tane denilir. İşte "ay gibisin, güneş gibisin." neyse.
Acaba yalan mı söylüyorum? Dobra dobra mı söyleyeyim "çirkinsin" mi diyeyim, "Nasılsın kör kadın?" mı diyeyim?
Hayır! Öyle şey yok. Gönül almak uygun olduğundan gönül yıkmamak esas olduğundan orada caiz oluyor. Başka yerde müslüman yalan söylemez.
Harpte de caiz oluyor. Düşmana sır mı verecek?
İki kişinin arasını düzeltmekte de caiz oluyor.
Başka yerde yalan çok fena!
İşte görüyorsunuz oruçlunun orucunun sevabını, hayrını, bereketini alıp götürüyor, mahvediyor. Abdestlinin abdestinin bereketini götürüyor. O abdestle de kıldığı namazdan sanki abdestsiz gibi bir şey kazanamaz.
Neden?
Çünkü yalan söylüyor; bu bir.
İkincisi ve'l-gıybetü "gıybet etmek de orucun sevabını, bereketini; abdestin faziletini, bereketini götürür."
Gıybet nedir?
"Bir müslümanın, bir kimsenin arkasından; bir ayıbını, kusurunu ortaya atıp sohbet mevzuu yapıp konuşmak, söylemek."
"İşte o Ahmet var ya işte o ya, kardeşim, geçen gün bir de baktım ki çarşıda şöyle yapıyordu, ya tüh vah vesaire."
İyi, tamam, doğru, yalan söylemiyorsun, öyle ama ne diye bir kardeşinin ayıbını sohbetinin konusu yapıyorsun? Niye aleyhinde konuşuyorsun?
Sen ilk önce ona gittin mi?
"Kardeşim! Ben seni şöyle gördüm; böyle yapman doğru değil. Ben seni İslâm namına ikaz ediyorum. Kimseye bir şey söylemedim, söylemem ama senin bu yaptığın da ayıptır" dedin mi?
Demedin. Arkasından gıybet ediyorsun, aleyhte arkasından dedikodu yapıyorsun. Bu da çok günah; sevapları kaçırıyor, bereketleri izale ediyor.
Ve'n-nemîmetü.
Nemime nemmamlık demek. Eski kitaplarda "koğuculuk" diye tercüme edilirdi. Koğuculuğu da kimse bilmez.
Ne demek?
Nemmamlık, nemime; "birisinin lafını, sana söylediği sözünü, sırrını gidip ötekisine nakletmek."
"Ahmet sana şöyle dedi, Hasan sana şöyle dedi benden duymamış ol."
İşte senden duyuyorum. Ne demek benden duymamış ol?
"Vallahi, o seni hiç sevmiyor, senin aleyhinde şöyle dedi."
Eyvah! "Sen onun sözünü buraya getirdin, taşıdın." diye bu adam ona kızacak, gidecek belki kavga edecek. Bu doğru değil, laf taşımak doğru değil! Buna "nemime" deniliyor, bu da çok büyük zararlı bir şey; üç etti.
Yalan, gıybet, koğuculuk. (laf taşıyıcılık) Gıybet, aleyhte arkadan konuşmak, yalan söylemek, birisinin lafını sırrını ötekisine taşımak.
Ve'n-nazaru bi'ş-şehveti. "Şehvet ile bakmak."
Şehvetle bakmak da orucun faziletini, bereketini yok eder, tüketir bitirir, kül eder yakar, savurur gider. Abdest ve namazın da tadını, bereketini bırakmaz.
Ve'n-nazaru bi'ş-şehveti. "Şehvet ile bakmak."
İslâm'da niye böyle bir bakışa bu kadar büyük ceza geliyor?
Çünkü İslâm, kötülükleri oluşturmadan engellemeye çalışır. Oluştuktan sonra düzeltmesi zor olduğundan oluşturmamayı esas alır.
Onun için başkasına -nâmahreme- bakmamayı esas koymuştur, örtünmeyi esas koymuştur, emretmiştir. Örtünecek ki karşı tarafı kendisine baktırmayacak. İhtilatı men etmiştir; hanımlar ayrı beyler ayrı olacak. Camide kadınlar kısmı erkekler kısmı olacak. Hanımların arkada, erkeklerin önde... Bu esası koymuştur.
Bunların hepsi daha büyük kötülükleri önceden engellemek içindir. İslâm'da kendisine helal olmayan, mahremi olmayan kimseye bakmak yoktur. Evlenince pekâlâ... Ama evlenmeyince hayır! İslâm böyledir.
Onun için İslâm, bakışı engelliyor. Kendisi bakmayacak, bu bakmayacak. Öbür tarafa da örtünmeyi emrediyor, örtünecek.
Bir evin camından içeri bakmak, kapısından bakmak, izinsiz içeri girmek gibidir. Gözler de zina eder.
Hz. Osman radıyallahu anh'in yanına sahabeden bir kişi geldi. Hz. Osman radıyallahu anh ona;
"Senin gözünde zina emareleri görüyorum. Zina izleri, belirtileri görüyorum." dedi.
Adamcağız sapsarı kesildi, sarsıldı, hayretler içinde kaldı ve şöyle dedi:
"Peygamberlik kesilmedi mi?"
Hz. Osman radıyallahu anh aşere-i mübeşşere'den. Keramet olarak Allah O’na gösterdiği için biliyor. Evliyâullahın kerameti haktır. O da tabi bunu anlamadı; "peygamberlik devam mı ediyor?" diye sordu.
Hayır! Peygamber Efendimiz'den sonra artık peygamberlik yok. Ama Allah'ın sevgili kullarına Allah'ın ikramı var.
Kerâmâtü'l-evliyâi hakkun. "Evliyâullahın kerameti haktır."
Karşımda bu konuda yazılmış kalın kalın kitaplar var, ciddi eserler var, Kur'an'dan, hadisten misaller var.
Onun için o şaşırdı. "Nereden bildin?" dedi. "Hakikaten buraya gelirken bir kapıyı açık gördüm, açık kapıdan içeriye baktım; içerde de bir kadın yıkanıyormuş, onu gördüm." diye itiraf etti.
Bakmak, girmek gibi oluyor, günah oluyor. Gözünde de bir alamet beliriyor da işte evliyâullah, cennetlik insanlar onu görüp seziyorlar.
O bakımdan bakmak doğru değil! Bakılacak yerlerini açık bırakmak karşı taraf için doğru değil; örtünmek esas. Bana şimdi bir arkadaş Türkiye ile ilgili bilgiler göndermiş, durumları anlatıyor.
"Yo efendim başörtüsü, eğer şöyle başının altından bizim eski usul bağlanırsa ona evet de öyle bağlanmaz da şöyle bağlanırsa ona hayırmış!"
Böyle saçma şey olmaz!
Herkesin giyim tarzının inceliklerinden sana ne?
Evet, bazıları niye öyle örtünmüyor da başka türlü örtünüyor? Bunu izah etmek lazım. Ben bizimkilerden biliyorum, yakınlarımdan biliyorum; o başörtü zamanla üst taraftan kayıyor, arkadan kayıyor; görünmemesi gereken saçlar görünüyor. Bunun kaymaması için belli şekiller düşünülüp uygulanmış. Mısır'da başka türlü, Pakistan'da başka türlü, Malezya'dakiler başka türlü çok güzel şekiller uygulamışlar. Bir şekilde işte türban bağlamak tarzında boynunu da kapatıyor vesaire.
Nasıl örterse örter. O, Allah'ın emrini yerine getiriyor. "Başınızı açmayın, ziynetlerinizi yabancılara göstermeyin." diye hanımlara emir olduğundan kapatıyor. Erkeklere de böyle emir; o da bakmayacak.
"Peki, hocam! Kadınların bakışına yasak yok mu?"
"Ona da yasak var. Kötü bakış, şehvetle bakış kadın için de erkek için de yasak. Orucun bereketini, sevabını kaçırttırır, abdestin bereketini götürür; dört.
Ve'l-yemînü'l-kâzibetü. "Yalan yere yemin de böyledir."
Orucun bereketini götürür, abdestin hayrını bereketini götürür. Bazen mahkemelerde oluyor. O çok fena! Birisinin hakkı, o yalan yeminle çiğneniyor, haksızlık yapılmış oluyor, adalet bozuluyor, adalet işletilmemiş oluyor, tahrip edilmiş oluyor; bu çok fena!
Bazen de günlük olaylarda oluyor; kişi annesine yalan söylüyor, eşine yalan söylüyor, arkadaşına yalan söylüyor, çocuğuna yalan söylüyor. O kadar hayatın içine girmiş ki bu yalan konuşmak... Sabahtan akşama günlük konuşmaları kameraya çektikten sonra şöyle bir akşamüstü izlesek ne kadar yalan konuştuğumuz, günlük hayatımızın içine ne kadar yalanın girdiği anlaşılır.
Müslümanın konuşması nasıl olacak?
Doğru olacak, dürüst olacak, yalansız olacak, dobra dobra olacak. Ya hayır söyleyecek ya susacak ama yalan söylemeyecek. Hele yalan yere yemin hiç etmeyecek. Hele hele bir de şimdi insanlar alışmış, her şeye "vallahi billahi" diye yemini basıyor.
Bu oyuncak mı?
Yalan olarak karşı tarafı kandırmak için söylediğin o söze "vallahi" deyince ne yapmış oluyorsun sen?
"Allah'a yemin ediyorum ki" diyorsun; o yalanına Allah'ı ortak ediyorsun, şahit gösteriyorsun. Allah'ın hatırını, Allah saygısını sömürüyorsun, istismar ediyorsun.
Öyle şey olur mu?
Kesinlikle olmaması lazım! Bu yalan yere yeminin de olmaması lazım.
Bunlar muhtemelen Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'in "dinleyenler anlasın." diye verdiği bariz misallerdir. Biz bunların arkasına "vesaireyi" ekleyebiliriz.
Bunlar ve bunun gibi kötü davranışlar ve huylar orucun sevabını, abdestin bereketini götürebilir. İnsan orucundan bir sevap kazanamaz; abdestinden, kıldığı namazdan bir ecir, sevap kazanamaz. Halbuki usulüyle olsaydı neler kazanacaktı, ne kadar mükâfatlar alacaktı; hadîs-i şerîflerde ne kadar mükâfatlar var.
"Hocam! Biz o hadîs-i şerîflerde ki mükâfatları duyuyoruz da bakıyoruz bize hiç verilmiyor galiba, hiç emaresini görmüyoruz."
Evet, verilmiyor; çünkü işte siz böyle yapıyorsunuz. Hatalı hareket ediyorsunuz. İbadetlerin kabul olması sebeplerini düşünmüyorsunuz, kabul olmamasına sebep olacak işleri de bol bol yapıyorsunuz. Yalan yere yemin, laf taşıma, gıybet, dedikodu, gözü harama baktırmak, harama dikmek vesaire vesaire vesaire… Kötü şeyleri dinlemek, söylemek ve işlemekle hayat geçiyor. Sonunda çok büyük zarar, hüsran ve pişmanlık olur.
Allah-u Teâlâ hazretleri şu güzel ayda şu zalim nefislerimizi hizaya getirmeyi, terbiye etmeyi; olgun, kâmil, tatlı, hayırlı, sevimli, güzel müslüman olmayı cümlemize nasip eylesin azîz ve sevgili dinleyiciler.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatühû.
10.12.1999 -
Ramazana Girdik, Orucun
10.12.1999 -
4 Şey Vardır
