15.01.1999 - Kadir Gecesinden Sonra, On Hatırlatma

15.01.1999 - Kadir Gecesinden Sonra, On Hatırlatma
Azîz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Ramazan'ın, mübarek ayın sonlarına doğru yaklaştık. Kardeşlerimiz Kadir gecesini dün kutladı. Allah ibadetlerini makbul eylesin ve nice nice kandillere, mübarek gecelere, Kadir gecelerine, bayramlara eriştirsin.
Bu konuşmamda sizlere on hususu hatırlatma niyetim var. Bu on maddeyi sevgili dinleyenlere zikretmek ve hatırlatmak istiyorum.
Bir; kardeşlerimiz zekâtlarını ay çıkmadan -Ramazan ayı çıkmadan- vermeye gayret etsinler! Çünkü zekât, bir sene geçtikten sonra tahakkuk ediyor ama her sene zekât veren insan, artık onun belli bir zamanını tespit etmiştir.
Mesela sene sonunda, dükkânlarda sayım yapılıp bütçe çıkartıldığı gibi, kâr zarar ölçüldüğü gibi. Her sene zekât verdiği için Ramazan'da zekât vermeye niyetlendiyse ki ben onu tavsiye ederim; o zaman Ramazan'dan Ramazan'a kârlarını, alacaklarını, borçlarını hesaplar, birbirinden çıkarır, zekât terettüp eden miktarının zekâtını verir.
Niye Ramazan'da zekât vermeyi hatırlatıyorum? Ramazan'ın çıkmasına birkaç gün kaldı. Çünkü aynı zekâtı Ramazan'da verirse sevabı fazla, Ramazan'dan sonra verirse sevabı az. Bir rivayete göre, Ramazan'da vermenin sevabı, yetmiş kat fazla.
Çünkü yudâafü fîhe'l-hasenât, "Ramazan ayında yapılan iyiliklerin mükâfâtları kat kat veriliyor."
Onun için bir kere zekât verecek zenginliğe sahip kardeşlerimin Ramazan çıkmadan zekâtlarını ayarlayıp fakirlere vermelerini tavsiye ederim.
İkinci hatırlatmak istediğim nokta,
Biliyorsunuz Allah-u Teâlâ hazretleri bu güzel ayın sonunda fukarayı da yoksulları da düşünmemizi bir kurala bağlamış; fakirlere sadaka-ı fıtr, "fitre" denilen bir para veriliyor. Bayram namazından çıkmadan, camiden dağılmadan önce fakirin eline geçsin." deniliyor. Tabi o bayram gününde, o telaşla camide; "ben fitre vereceğim." diye etrafına baktığı zaman, orada bu işin tüccarları olacak. Fitre belki asıl yerine ulaşmayacak.
Onun için alimlerimiz kitaplara yazmışlardır. Fitre, bayramdan önceki günlerde de verilebilir. Onun için fitrelerinizi de hazırlayın, fakirlere verin.
Biliyorsunuz fitreler ancak özel kişilere verilir, tüzel kişilere verilmez. Zekât, sadaka ve fitrede "temlik şartı" vardır. "Bunu al kardeşim, bunu ben sana veriyorum." denildiği zaman, alabilecek bir kişilik olması lazım. İnsana, fakire vermek lazım. Fitreyi de vermenizi hatırlatıyorum.
Hatırlatmak istediğim üçüncü nokta:
Kadir gecesini kutladık ama önümüzdeki geceler de yine değerli. Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz; "29. gece de Kadir gecesi olabilir." diyor. Ayrıca arafe gecesi de çok sevaplı bir gece. Sene içinde ihyâsı düşünülen, içinde ibadet etmek gereken, kaçırılmaması gereken gecelerden birisi de Ramazan bayramının arefe gecesidir. Artık oruç bitti, teravih bitti, ertesi gün bayram, ama o gece çok sevaplı, çok feyizli bir gecedir. "O geceyi de ihyâ etmeyi, hayırla geçirmeyi, ibadetle geçirmeyi ihmal etmesinler." diye, bunu da hatırlatmak istiyorum.
Üzerine bastırarak söylemek istediğim dördüncü nokta; biz Ramazan'da müslümanlar olarak bir eğitim gördük, takvâ eğitimi gördük. Müslümanlar olarak bir ihlâs eğitimi gördük. Burada kazandığımız güzel huyları, güzel ibadet alışkanlıklarımızı, yatma kalkma alışkanlıklarımızı, Ramazan'dan sonra da idâme ettirmeli, devam ettirmeliyiz. Çünkü Allah'ın en çok sevdiği ibadetlerdir, devamlı ibadetlerdir. Az da olsa istikrarlı ve devamlı ibadet etmek makbuldür.
Bir tarlayı bir sürmek, bir yapıp bir terk etmek makbul değildir. Onun için Ramazan'ın havasını, güzelliklerini Ramazan'dan sonra kaybetmemek lazım. Zaten Peygamber Efendimiz de bize bunu sağlayacak bazı nasihatlerde bulunmuş.
Mesela; Ramazan'dan, bayramdan sonra altı gün "Şevval orucu" var. Demek ki oruçla ilgimizi kısmen tekrar canlandıracağız. O altı gün sitte-i şevval deniliyor. Şevval orucunu tutun. Sonra Şevval'in on üç, on dört, on beşinde. Zaten her ayın on üç, on dört, on beşinde; Arabî ayların, kamerî ayların, on üç, on dört, on beşinde eyyâm-ı biyz oruçları vardır. Peygamber Efendimiz hiç bırakmamış. Onu da duvar takviminize işaretleyin; ailecek o günleri de oruçlu geçirin. Sonra haftanın pazartesi ve perşembe günlerini Peygamber Efendimiz ekseriyetle oruçlu geçirirlerdi; o da bir sünnettir, sevaptır. Pazartesi perşembe oruçlarına da alışın.
Görüyorsunuz insan oruç tuttuğu zaman hem sevap kazanıyor hem sıhhat kazanıyor hem de sindirim cihazı teşkilatı, midesi, karaciğeri biraz dinlenmiş, rahat etmiş oluyor. Bunlar bütün sene çalışan cihazlar.
Bu oruçlardan sonra beşinci tavsiyem:
Ramazan, Kur'an'ın indiği aydır. Kur'an'ın mukâbele edildiği, çok okunduğu bir aydır. Bu bakımdan "Ramazan, Kur'an ayıdır." diyebiliriz. Kur'ân-ı Kerîm alışkanlığımızı, Kur'ân-ı Kerîm'i okuma, takip etme, hatim sürme alışkanlığımızı -hem hocalar olarak hem de cemaat olarak- Ramazan'dan sonra devam ettirelim.
Kur'ân-ı Kerîm'e çok çalışalım, ezberimizi çoğaltmaya çalışalım! Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri yarın mahşer yerinde, müslümana; "Kur'ân-ı Kerîm'i oku." diyecek; kaç âyet okursa okuduğu âyet sayısınca cennetteki derecesi yükseltilecek. Okudukça yükselecek.
Onun için ezberinde ne kadar çok âyet olursa derecesi, makamı, ikramı o kadar çok olur. Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlemeye, hatim sürmeye devam edelim. Tabi ahkâmını öğrenip de Kur'an müslümanı olmaya, asr-ı saadet müslümanı olmaya, takvâ müslümanı olmaya, dinimizin ahkâmını tam uygulayan has müslüman olmaya da çalışmak lazım.
Sonra Ramazan'da teheccüd namazı kıldık. Hani, "Geceleyin sahura kalktığınız zaman abdest alın, teheccüd kılın!" diye tavsiye etmiştim. Tabi belki bazıları ihmal etmiştir ama hiç olmazsa teheccüd vaktinde uyandık, "sahur" diye uyandık.
İşte o sahur vakti, teheccüd vakti.
Demek ki o sahur vakti gibi zamanlarda, Ramazan'dan sonra da yine kalkarak, abdest alıp namaz kılalım. Çünkü "geceleyin kılınan iki rekât namaz, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır." diye Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi var, teşviki var ve ikazı var. Ayrıca Peygamber Efendimiz'e de;
Ve mine'l-leyli fe-tehecced bihî nâfileten lek. diye Kur'ân-ı Kerîm'de emredilmiş bir namazdır teheccüd.
Efendimiz mutlaka yapardı. Tabi biz mutlaka yapma durumunda değiliz, ama yaparsak sevap alırız.
Ayrıca yine hadîs-i şerîflerde tavsiye edilmiş olan işrak namazı; güneşin doğmasından yarım saat, kırk dakika geçince kılınan, duhâ namazı;öğle ile sabah arasında, onda on birde kılınan, evvâbîn namazı; akşam namazının arkasından kılınan namazlar.
Bu namazları da kılalım; bunların sevapları çok.
Geceleyin de abdest alacağız. Tabi abdest alınca tecdîd-i vudu' denilen, abdesti yeni almaktan dolayı namaz kılmak sünnettir. Namaz kılıp abdestli yatmaya dikkat edelim. Çünkü abdestli yatanın bütün gecesi ibadet olur. Bunu da unutmayın!
Altıncı tavsiyem de bu.
Ramazan'da elimizde tesbihler, dilimizde zikirler, camilerde, işyerlerinde hep sevap kazanmaya gayret ettik. Ben hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği zikirlerden bazılarını hatırlatmak istiyorum. Kardeşlerim bunları yazsınlar, çoğalsınlar ve etraflarındaki tanıdıklarına da versinler, rica ediyorum. Günde;
Yüz, estağfirullah demek; bir.
Yüz, lâ ilâhe illallah demek; iki.
Bin defa Allah lafza-i celâli zikretmek; üç.
Yüz defa salavât-ı şerîfe çekmek, Peygamber Efendimiz'e salât u selâm getirmek; dört.
Yüz tane de Kulhüvallâhu ehad suresini okumak; beş.
Bu zikirleri tavsiye ediyorum, rica ediyorum. Peygamber Efendimiz’in tavsiye ettiği zikirlerdir. Ramazan'dan sonra da kardeşlerimiz bu tesbihleri günlük olarak çekmeye devam etsin.
Sekizinci tavsiyem; biliyorum kardeşlerimizin birçoğu itikâfa girdi. Hanımlar evlerinde itikâfa girdi, beyler camilerde itikâfa girdi.
İtikâf; "artık tamamen ibadete yoğunlaşmak" demektir. Camide yatıp kalkıp uykusunu azaltıp çok ibadet etme ibadetidir. "Camiye sığınıp caminin ehli olmak, cami kuşu olmak" ibadetidir. Küçük halvettir.
Halvet veya çile de çok büyük ibadettir, biliyorsunuz. Kırk günlük bir ibadettir. İtikâf da on gün olduğu için biraz küçük oluyor. Onun için "küçük halvet" diyebiliriz.
Ama bu itikâf'ı bıraktık, Ramazan bitti, günler doldu, bayram oldu.
Ondan sonra ne yapacağız?
Ondan sonra büyüklerimizin bize tavsiye ettiği halvet der encümen esasına göre yaşayacağız. Halvet der encümen, Farsça bir tabirdir.
"Toplumun içinde, sanki halvetteymiş gibi güzel hâlini devam ettirmek, halk arasında Cenâb-ı Hak ile olmak."
Bir de şöyle demişler:
Eli kârda, gönlü yârda olmak.
Kâr, "iş" demek. Bir taraftan eli tornada iş yapıyor, alıyor, veriyor veyahut dikiyor, biçiyor, kesiyor; eli işte, eli kârda, gönlü yârda. Yâr, "Cenâb-ı Hak." Asıl mahbup, asıl sevilen, sevilmesi gereken, asıl maksut Cenâb-ı Hak.
Onun için halvet der encümen, "halkın arasında iken sanki itikaftaymış gibi, halvetteymiş gibi müslümanca yaşantısını devam ettirmek, Cenâb-ı Hak'tan gafil olmamak. O'nun her yerde hâzır ve nâzır olduğunu bilerek, güzel Müslümanlığını sürdürmek. Bunu tavsiye ederim.
Dokuzuncusu; helâl kazanmaya devam...
Bu çok mühim! Çünkü haram lokma yedi mi, insanın kırk gün ibadeti kabul olunmuyor. Bir haram lokma yediği zaman kırk günü yanıyor, ibadetleri bile kabul olmuyor.
Onun için lokmaların helâl olması çok önemli!
Rüşvetten, hırsızlıktan, gadirden, gasptan, aldatmacadan, yalan yere yeminden ve sâir gayrimeşru yollardan, çirkin yerlerden eğer herhangi bir para gelmişse onlar insanı mahvediyor, mâneviyatını söndürüyor, öldürüyor. Kalbini çalışmaz, kapalı, kapatılmış, cezalandırılmış, mühürlenmiş hâle getiriyor.
Onun için helâl lokma yemek, çok mühim. Helâl lokma kazanmaya dikkat edecek ve haramların her çeşidinden, özellikle haram kazanç ve haram lokmadan çok uzak duracak.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Onuncu tavsiyem de şu:
Bu ibadetleri hep kendimiz için yapıyoruz; "Sevap kazanalım, âhirette yüzümüz gülsün, mükâfâtımız çok olsun." diye. Ama en sevaplı iş, en büyük kazanç, müslümanlara hizmetle elde edilir. İslâm'a ve müslümanlara hizmet etmeyi, yardımcı olmayı, aklımıza, gönlümüze yerleştirelim. İslâm'a yardımcı olalım.
Aziz ve sevgili dinleyiciler, Allah'ın selamı rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Allah iki cihanda cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin.
15.12.2000 -
Kadir Gecesi, Oruç,
11.02.1994 -
İtikaf ve Kadir
