00.08.2000 - Bu Gece Miraç Gecesi, Tesbih Namazı, İsra Olayı

00.08.2000 - Bu Gece Miraç Gecesi, Tesbih Namazı, İsra Olayı
Aziz ve muhterem cemaat-i müslimîn;
Şu mübarek Miraç kandili cümleniz hakkında hayırlı, mübarek ve müteyemmen olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri şu güzel ve kıymetli gecenin hayrından, feyzinden istifade etmeyi, hisseyâb, hissemend ve hissedar olmayı cümlemize ve cümlenize nasip ve müyesser eylesin. Nice nice kandillere, mübarek günlere, gecelere, bayramlara, sevinçli hallere erişmenizi Allahu Teâlâ hazretleri nasip ve müyesser eylesin.
Bu gece hakkında bilgilermizi tazeleyelim. Bilmeyenler bu gecenin feyzinden, büyüklüğünden, azametinden, kıymetinden bilgi sahibi olsunlar.
Sonra böyle mübarek gecelerde ibadet edip namazlar kılmak, hatimler indirmek, zikirler yapmak, Kur’ân-ı Kerîm okumak, dualar eylemek şahsen yapılacak şeyler.
Herkes evinde ibadet eder de, bir de böyle günlerde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerîfinde methettiği, çok sevaplı olduğunu bildirdiği bir tesbih namazı vardır. Ulemâmız o tesbih namazının da, cemaaatle kılınabileceğini beyan etmişlerdir. 300 tesbihli, dört rekâtlı, aşağı yukarı yarım saat kadar süren bir namazdır. Sevabını Peygamber Efendimiz, methetmiş.
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Bu gece Miraç kandili... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin miracını kutluyoruz. Süleyman Çelebi rahmetlinin;
Dediler ey kıble-i İslâm ü dîn,
Kutlu olsun sana Mi’râc-ı güzîn.
Ermedi evvel gelen bu devlete,
Kimse lâyık olmadı bu rif’ate.
dediği gibi, Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri, bu gece Allahu Teâlâ hazretlerinin çok büyük iltifatlarına, kurbiyyetine, ünsiyyetine, davetine ve huzuruna kabule mazhar olmuştur.
Bunu İsrâ sûresinin birinci âyet-i kerîmesinde Allahu Teâlâ hazretleri bildiriyor.
سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ
Sübhânellezî esrâ bi-abdihî leylen mine’l-mescidi’l-harâmi ile’l-mescidi’l-aksâ’llezî bâreknâ havlehû li-nüriyehû min âyâtinâ, innehû hüve’s-semîu’l-basîr. [1] Sadakallâhu’l-azîm.
Arapça’da bir şeye hayran olunduğu zaman, hayret edildiği zaman Sübhânallâh denir. Bu güzel âdet bize de geçmiş. “Sübhânallâh, ne kadar güzel! Allah Allah, öyle olmuş mu demek?” deriz.
Âyet-i kerîme de Sübhânellah diye başlıyor. Sübhânellezî diye başlayan, Allah'ı anlatan bir sıla cümlesi...
Ne kadar hayret edilecek, ne kadar hayran kalınacak, emsalsiz, güzel, yüksek ve müstesna bir hadise ki onu Allahu Teâlâ hazretleri kuluna nasip etmiş.
O âlemlerin Rabbi, mülkün sahibi, hükmün mâliki, kâinatın mutasarrıfı... Esrâ bi-abdihî leylen. “Bir gecenin içinde o sevgili, müstesna kulu Muhammed-i Mustafâ’sını” Mine’l-mescidil-harâm. “Mekke-i Mükerreme’de bulunan Kâbe’nin çevresini teşkil eden Mescid-i Haram’dan." İle’l-mescidi’l-aksâ. En uzaktaki mescid mânasına gelen, "Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksâ’ya." O zamanda da, bu zamanda da olması mümkün olmayan bir şekilde, geceleyin götüren o âlemlerin Rabbi Allah her şeye kâdirdir, şânı her türlü noksandan münezzehtir, her türlü takdire, hayranlığa şâyestedir, şânı ne kadar yücedir!
Allahu Teâlâ hazretleri demek ki o mübarek kulunu bir gecede Mekke’den Kudüs’e, Kudüs’ten de yedi kat semâyı geçirip, yedi kat gökleri seyran eyletip, Arş’ının üstünde cevlân ettirmiştir. Bilmediğimiz âlemlere götürmüş, hiç bir beşerin görmesinin, dünya hayatında muttalî olmasının mümkün olamayacağı şeyleri göstermiştir.
Ellezî bâreknâ havlehû. “O Mescid-i Aksâ da eskiden beri Allah’ın çevresini mübarek kıldığınmüstesna, kıymetli, kutsal yerlerden birisi." Müslümanın nazarında da öyle. Allahu Teâlâ hazretleri oraya bereket ihsan eylemiş, ta eski zamanlardan itibaren peygamberlerin cevlângâhı, vazife yeri ve hizmet mahalli olmuştur. Oralar, dünyanın sonunun geldiği zamanda da kıyametin kopacağı, mahşerin olacağı mahaller. O yerler mânevî bakımdan Allah tarafından mübarek kılınmış olan yerler.
Li-nüriyehû min âyâtinâ. “Âyât-ı kevniyyesini ve bu mülk âleminden ayrı insanların görmediği, göremediği, Allah’ın melekleriyle, Kur’ân-ı Kerîm’iyle, vahyiyle Peygamberine bildirdiği âlemleri ve mahlukları ve esrarlı hadiseleri göstermek için ibret teşkil edecek harikulade halleri göstermek için O'nu biz Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürdük.” demiş oluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bir gecede Mekke-i Mükerreme’den Kuds-ü Şerîf’e -o mübarek yerlere, Mescid-i Aksâ’ya- varması, işte bu İsrâ sûresinin birinci âyet-i kerîmesiyle; “Evet bu böyledir, bu hadise olmuştur, Allah’ın kudretinin şaşılacak bir eseri olan bu İsrâ mucizesi vuku bulmuştur.” diye Kur’ân-ı Kerîm’in şahitlik ettiği, belgelendirdiği, damga vurduğu bir hadisedir.
İsrâ, “geceleyin seyahat etmek” demek. Araplar gündüz de seyahat edebilirler biz de edebiliriz ama gündüz sıcaktan insan mahvolur, tahammül edemez. Birkaç adım atsa helâk olur, başına güneş geçer; güneşin hararetinden, sıcaklığından tâkati kalmaz, yığılır kalır.
Onun için Araplar’ın âdet-i seniyyeleri gece seyahat etmekti. Gece seyahat etmek, Araplar bakımından yapılan bir şey ama bu kadar uzun bir mesafeyi, binlerce kilometrelik bir mesafeyi Allah, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve selleme müstesna bir ikram olarak, peygamber mucizesi olarak nasip etmiş. O gecede Kâbe’nin yanından, Kuds-ü Şerîfe götürmüş.
Oradan da yedi kat semâyı geçirip, Arş-ı A’lâ’ya, Sidre-i Müntehâ’ya götürüp, Allahu Teâlâ hazretleri’nin huzuruna çıkması hadisesi var. O da urûc; "yükselme" kelimesinden alınma Mi’rac sözüyle ifade ediliyor.
Demek ki Peygamber Efendimiz Mekke’den Kuds-ü Şerîf’e götürülmüş. Kudüs’te de nice nice âyetleri, esrarları müşahede ettikten sonra, daha başka esrarları müşahede etmesi, mânevî varlıkları görmesi için urûc ettirilmiş. Semâlara, yedi kat semâların ötelerine, mâverâ-yı semâvâta gönderilmiş.
Buhârî ve Müslim’de ve daha başka hadis kitaplarında, sahabe-i kiramdan rivayet edilmiş çeşitli hadîs-i şerîfler var. Sağlam, sahih hadislerin ifade ettiği hadise.
Kuds-ü Şerîf’te neler olduğunun teferruatı ve göklerde Allahu Teâlâ hazretlerinin o kıymetli Habîbi’nin neler gördüğüne dair bilgiler hadîs-i şerîflerde mevcut.
Hadîs-i şerîf ne demek?
Peygamber Efendimiz’in kendi ifadesi. Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şahitlik ediyor ki:
“Ben kulumu bir gecede Mekke’den Kudüs’e götürdüm.” buyuruyor.
Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de mübarek ağzıyla anlatıyor ki: “Ben de Kudüs’e gittim, Kudüs’ten ötelerde de şunları şunları gördüm.”
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
بَيْنَمَا أَنَا فِي الحَطِيمِ مُضْطَجِعًا
Beynemâ ene fi’l-hatîmi mudtacian. “Ben Kâbe-i Müşerrefe’nin yanında, Hatîm denilen yerde şöyle yaslanmış duruyordum.”
Demek ki Kâbe’nin içi sayılan o yerde öyle oturmaktayken;
İz etânî âtin. “Birden bire bana bir şey geldi.”
Bunun melek olduğu anlaşılıyor. Peygamber Efendimiz "Bana bir şey geldi. "diyor. Kâbe’nin içi sayılan -biz avlusu diyelim. Bunun adı Hatim'dir. Hicri İsmâil de derler, Hatîm de derler- Hatîm denilen yerde şöyle yaslanmışken "Birden bana gelen bir şey geldi." Detayını söylemiyor. Ama gelen bir melek.
Fe-şakka mâ beyne hâzihî ilâ hâzihî. “Şuramla şuram arasını yardı.”
Göğsünü yarmış.
Fe’stahraca kalbî. “Kalbimi çıkardı.” Sümme ütiytü bi-tastin min zehebin memlûetin îmânen. “Sonra içi iman dolu altın bir leğen getirildi.” Fe-gusile kalbî bi-mâi zemzem. “Benim kalbim zemzem suyu ile o iman dolu tasın içinde yıkandı.”
Artık esrarı kendiniz içinizden tefekkür edin, gözünüzün önüne neler gelirse gelsin. Efendimiz’in kalbi zaten altın gibi, pırıl pırıl, nurlu kalp; ama vazifeli melek kalbini çıkarmış, iman dolu leğenin içinde zemzem suyu ile yıkamış.
Sümme huşiye sümme üîde. “Sonra kalbimin içi dolduruldu ve yerine konuldu.”
Mâneviyat, nur ve iman doldurulmuş ve eski haline getirilmiş.
Sümme ütiytü bi-dâbbetin dûnel-bağli ve fevka’l-hımâr e'byaza yükâlü lehü'l burâkü. “Sonra önüme bir binek getirildi. Bir mahluk getirildi ki katırdan biraz küçükçe ama merkepten biraz daha büyükçe, beyaz renkli bir mahluk getirildi. Ona Burak deniliyordu. Burak denilen o mahluk getirildi.” Burak, “berk” kelimesiyle ilgili. “Berk” de; şimşek demek.
Yedau hatvehû inde aksâ tarfihî. “Bu mahluk ayağını, gözünün baktığı yerin en ötesine koyuyordu." Yani her adımı ufkun tâ ötesine kadar koyuyordu. Öyle bir mahluk.
Fe humiltü aleyhi. "Ben ona bindirildim."
Fentaleka bî Cibrîlü. "Cebrâil beni götürdü." Cebrail aleyhisselam kılavuzu olmuş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Burak’a binmiş ve Kâbe-i Müşerrefe’den yolculuk başlamış.
فَحُمِلْتُ عَلَيْهِ فَانْطَلَقَ بِي جِبْرِيلُ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الدُّنْيَا وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ
Hattâ ete’s-semâe’d-dünyâ. “Nihayet en yakın semâya geldik.” es-Semâe’d-dünyâ, “en yakın semâ” demektir. En yakın semâ da;
Ve le-kad zeyyenne’s-semâe’d-dünyâ bi-mesâbîhâ. [2] “Biz en yakın semâyı yıldızlarla donattık.”
Yedi kat semâ var ama birinci semâsı yıldızlarla donanmış, ondan sonraki semâlarda ne arz var, ne ay var, ne güneş var ne yıldız var. Ondan sonraki semâların hâlini Allah bilir. Allah’ın kudretini, semânın azametini, vüs’atini ve derinliğini artık oradan anlayın.
Birinci semâda işte bu kehkeşanlar, samanyolları, galaksiler, yıldızlar, ışıklarını gördüğümüz şeyler var. Bu ışıklarını görmediğimiz yerlerin arkasında da, ışığı gelmeyen şeyler var. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna varırken;
Ref olup ol şâha yetmiş bin hicâb,
Nûr-u tevhîd açtı vechinden nikâb.
“Yetmiş bin nurdan, yetmiş bin zulmetten perdeler kalktı da Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna öyle vardı.”
Ne demek?
Karanlık da bir perde, nur da bir perde...
Göğün mavi yeri bize şimdi niye karanlık görülüyor?
Oradan ışık gelmediğinden karanlık görülüyor. Oradan ışık gelse orası da nur görünecek.
Demek ki semâda yıldızlar da var, nur da var, karanlıktan perdeler de var. Ama o şahlar şahı, o peygamberler serveri Habîb-i Hüdâ’ya yetmiş bin perde kaldırıldı.
Nûr-u tevhîd açtı vechinden nikâb.
Sözlerin azametine bakın! İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Allahu Teâlâ hazretlerinin; “Kulu cemalini seyretsin.” diye vech-i pâkinden perdesini kaldırdığını anlatıyor.
Allah bizi sevdiği kul eylesin. Dünyada, ahirette iyiliklere mazhar eylesin. Yüksek dereceler ihsan eylesin ama lütfuyla, keremiyle; kahrına, gazabına uğramadan büyük musibetlere, fitnelere, belalara düçar kalmadan bizi yüksek derecelerin sahibi eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Tevfîkini her zaman her yerde refîk eylesin. Şükrü yerinde şükredilecek şeylere şükretmeyi nasip eylesin. Sabredilecek hususlarda da edebimizi muhafaza edip, takdire rıza gösterip çünkü rıza en yüksek makamdır sabredip o dereceleri kazanmayı nasip eylesin.
Bi-hürmeti esmâihi'l hüsnâ ve hâbîbi müctebâ ve bi-hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.
[1] 17/İsrâ, 1.
[2] 67/Mülk, 5.
01.03.1981 -
Recep Ayında Orucun
17.03.1994 -
4 Vasıf Vardır
