25.09.1992 - İslam Niçin Geldi, Tebliğ

25.09.1992 - İslam Niçin Geldi, Tebliğ
Bizi yaşatan, yaratan, türlü nimetlerine, ihsanlarına, ikramlarına mazhar eden; nimetlerin en büyüğü olan İslâm nimeti ile, iman şerefiyle şerefyâb eyleyen; peygamberlerin en kerîmi, Allah'ın en sevgili kulu olan âhir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafâ'ya ümmet eyleyen; ümmetlerin en şereflisine mensup eyleyen; lütfunu, ihsanını her anda üzerimizde dâim eyleyen Rabbimize sonsuz hamd ü senâlar olsun. Onun alemlere rahmet olarak gönderdiği, insanlığa rehber eylediği, elçisi Muhammed-i Mustafâ'sına sonsuz salât ü selâmlarımızı arz ederiz.
İslâm mazlum olarak doğdu, garip olarak doğdu.
Bedee'l-İslâmu garîbâ. Garip olarak ortaya çıktı ve müslümanlar daima zulme uğradı. Sabrettiler, eza cefa çektiler, ondan sonra İslâm izzet ve şevket kazandı. Okyanusları geçti, kıtaların üzerlerinden bütün diyarlara yayıldı. Tebligatını bütün insanlar duydu. Müslümanların, bu menfî cehde karşı cehd sarfetmesi Allah'ın bir takdiri olarak düşmanların çatışmasından, hücumundan sonra oldu.
İslâm Arabistan topraklarına yerleştiği andan itibaren Bizans hücuma başladı ve onlarla savaşıldı... Anadolu çok büyük zorluklarla fethedildi. Haçlı Seferleri İstanbul'u ve Anadolu'yu yaktı yıktı, Kudüs'ü aldı, nice zulümler yapıldı. Yetmişbin kişi kılıçtan geçirildi... Bunların karşısına Selahaddîn-i Eyyûbî'ler çıktı. Bu zulümleri durdurdular, bu zalimleri defettiler. Allah mazlumlara yardım eyledi, adım adım ilerlenildi.
Nerede bir müslüman varsa, orada böyle bir hücum, orada bir zulüm vardır. Orada bir müslümanın da gayrete gelmesi, cehd etmesi, cihad etmesi mecburiyeti vardır.
Hatta birisi geldi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e;
"Ya Rasûlallah ben seni çok seviyorum!" dedi. Peygamber Efendimiz;
"Doğru mu söylüyorsun?" dedi.
"Çok seviyorum yâ Rasûlallah, aşığım sana; çok seviyorum."
"Öyleyse belâlara hazırlan! Çünkü beni seven insana, belâlar dağdan selin güldür güldür akıp gelmesinden daha şiddetli gelir." dedi.
Bu sevginin imtihanı çok oluyor, şiddetli oluyor ve nerede bir müslüman olsa, Allah onu ezalandıracak bir eziyetçi hâsıl ediyor. Onun karşısında da müslüman'ın uyanık, birlik ve beraberlik içinde olması lazım, dikkatli, gayretli olması lazım.
İstanbul'da Ermeni bir kardeşimiz vardı. Müslüman olmuş, Hocamız'ın geldi elini öptü. Papazlar her gün dükkanına gelip gidiyorlarmış. "Niye Hıristiyanlıktan döndün, İslâm'a girdin? Bak bu hacıların hallerine, bak bu müslümanların hallerine, fakirliğine, geriliğine, vesairesine!.." diyorlarmış.
"Siz suyun kaynağına bakın. Dağdan pınarın ilk çıktığı yere bakın! O pınar suyu kullanılıyor, siz, kullanıldıktan sonra drenaj kanallarından aktığı yere bakıyorsunuz. İslâm o değil ki, o kullanılmış tarafı değil ki. Kaynaktan çıkan asıl yere bakın; İslâm'ın orası güzel." demiş. "Müslümanların kusurlarını, fakirliğini, geriliğini bahane eden papazlarla böyle mücadele ediyorum." diye söylemişti.
Benim amcalarımdan birisi bir Rum hanımla evlenmişti. Ama müslüman oldu, hacı oldu, kendisi hacca gitti, kocasını hacca götürdü... Çocukları, damatları, hepsi mütedeyyin insanlar oldular. Ayırmak lazım.
Ben gazetelerin ve mitinglerin havasına dikkat ediyorum; yanlış. Bütün hıristiyan alemini suçluyor. Cepheyi genişletmeyi çalışıyor, hayır. Burda bir vahşet var diyeceksiniz. Buna hıristiyanlar da Hıristiyanlık da Hz. İsa da razı değil diyeceksiniz ki adam -zaten o da vicdanen tüyleri diken diken oluyor bu işkenceden- senin tarafında yer alsın. Adam zaten Sırp'ın yaptığına razı değil ki... Razı olmayanlardan misal vereceksin. Çünkü onun sözü daha önemli. Öyle yapmıyoruz, ileri geri konuşuyoruz. Bence yanlış. Konuşmalarda dikkat etmek lazım.
Başka?
Şeytan var; o da bir düşman!.. O da herkesi aldatıyor. Sizi de aldatıyor, müslümanı da aldatabiliyor. O da büyük bir düşman.
Sonra nefis var, en büyük düşman. Çünkü onun düşmanlığını kimse farketmiyor. İçinden gelen arzuya tâbi olduğu zaman Allah'ın rızasından dışarıya düşüyor.
Şimdi, kendimize "İslâm niçin geldi?" diye bir soru soralım...
Kendimize çekidüzen vermek, istikametimizi doğrultmak, duvara tuğlaları yanlış, eğri koymamak, duvarı yıkılacak gibi yanlış inşâ etmemek için.
İslâm Allah'ın varlığını, birliğini tebliğ için geldi. Lâ ilâhe illallah tevhidini insanlara öğretmek için geldi. Allah'tan gayriye tapılmasın, bu yanlışlıklar ortadan silinsin ve sadece Allah'a kulluk edilmek sağlansın diye geldi.
İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în. "Ancak sana ibadet ederiz." Bu anlamın, bu mânanın insanlara öğretilmesi için geldi.
Va'budullâhe ve lâ tüşrikû bihî şey'en. "Allah'a ibadet edin ve yanlız Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın!" Ve lâ tüşrikû bihî şey'en. "Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın!"
Şirkin renk olarak küfürden daha açık bir renk olduğunu bilirsiniz. Küfür kızıl, kara; küfür, inkâr; yani hiçbir şeyi kabul etmiyor. Hiç bir şey yok kafasında, gönlünde... Kıpkızıl ve kapkara... Şirk; bir inanç var ama yanlış. Renk biraz daha açık ama, onun hakkında bile Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruluyor ki;
İnne'ş-şirke le-zulmün azîm. "Şirkin kendisi çok büyük bir zulümdür." Az bir şey değil, azîm bir zulümdür. Şirk zulümdür. İnsanın müşrik olması, Allah'ın varlığını anlayamaması, yanlış anlaması, Allah diye yanlış mabutlar edinmesi, büyük bir zulümdür. Şimdi müslümanın bu zulmün ortadan kalkması için çalışması lazım. Biz sulh olmuşuz, sükut olmuşuz. Adam Hz. İsa'ya tapıyor; şirk. Bunun yanlış olduğunu söylememiz lazım. Söylersek anlayacak insanlar var... Japon güneşe, güneşin oğlu imparatora tapıyor. Bu olmaz diye söylememiz lazım. Söylemek, anlatmak mümkün.
Konyalı bir kardeşimizin anlattığı bir olay:
Konya'ya Japonlardan bir grup gelmiş. Oğlu turizm rehberi, gezdirmiş. Japon kızlarından bir kız ile ahbaplığı ilerletmiş. Kız bir sonraki sene -veya birkaç sene sonra- bir daha gelmiş. Ahbap oldular, daha önceden tanıştılar diye evlerinde misafir etmişler. Gayet hanımefendi bir kızcağız. Haftalarca evlerinde beslemişler. Evin sahibi, oğlanın babası diyor ki, "Besledim, misafir ettim diye baskı olmasın diye kendisine müslüman ol diyemedim. İmana gel diyemedim ama canım istedi. Fakat bizim yaşayışımızı, namaz kıldığımızı, tesettürümüzü gördü; inancımızı, aile yaşayışımızı gördü." diyor. Tekrar Japonya'ya gitmek üzere ayrılmış. Kimse bir şey söylememiş kendisine ama İstanbul'a gelmiş, Beyoğlu müftülüğünde kendiliğinden müslüman olmuş. Kimse bir şey söylemeden kendiliğinden müslüman olmuş. Bakın, olabiliyor.
Niçin Allah insanlara peygamber göndermiş, niçin bir din buyurmuş, emretmiş?
Allah'ın dini insanlara iki cihanın saadetini öğretmek için gelmiştir. Onun için Mehmed Zihni Efendi, ilmihal kitabının ismine Nimet-i İslâm diyor. İslâm bir nimettir, insana iki cihanın saadetini öğretmek için gelmiştir. İnsan müslüman olduğu zaman, hem dünyada mutlu olur, elhamdülillah; huzurlu olur, temiz olur, pis olmaz... Ailesi, şahsı, ruhu, aklı, vicdanı, toplumu temiz olur. Âhirette de rahat eder, dünyada da bahtiyar olur. İslâm insanlığa bunu sağlamak için gelmiştir ve Allah hep hayırları öğretmiştir.
Kul innallâhe lâ ye'muru bi'l-fahşâ'.
Dinde hiç kötü şey, kötü emir yoktur. Mesela, içki yasaklanmışsa, içki kötü olduğundandır. Zina yasaklanmışsa, nesli mahvettiğindendir. Hırsızlık yasaklanmışsa, mülkiyet hakkı zedelendiğindendir... hâkezâ... Demek ki insanlara Allah güzel şeyleri öğretmek için dini göndermiştir. İslâm bu güzelliklerin hey'et-i mecmuasıdır.
Ve İslâm'ın en mühim vazifesi, müslümanın en büyük vazifesi, bunları başka insanlara anlatmaktır.
Allahu Teâlâ hazretleri hepinizi İslâm'a hizmette üstün gayretli eylesin... Sa'yinizi verimli eylesin, güzel sonuçlar almanızı nasip eylesin... Sa'yinizi meşkûr eylesin... Dünyada ve âhirette dert göstermesin... Zillete uğratmasın... Düşmanların istilâsına mâruz düşürmesin... Kimsenin önünde hor ve zelil eylemesin... İki cihanda aziz olarak izzetli, itibarlı, şerefli yaşamayı, Allah'ın dinine en güzel tarzda hizmet eylemeyi nasip etsin...
Bir şeyi her zaman söylüyorum, gaye edindim; onu birçok kardeşlerimiz de gaye edindiler. Kıyamete kadar bir grup insan hakkı tutacak ve hak için çalışacak; Allah bizi onlardan eylesin... Hakkı tutan, hakkı bilen ve hak için çalışan zümreden eylesin... İzzet ve itibar ile yaşayıp, imân-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ile âhirete göçüp, Rabbimiz'in huzuruna yüzü ak, alnı açık varmayı nasip eylesin... Cennetiyle cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin... Habîb-i Edîbine cümlemizi komşu eylesin... Onun iltifatına ermeyi cümlemize nasip eylesin...
Bi-hürmeti esrâr-ı Sûreti'l-Fâtiha!..
24.10.1995 -
Toplumsal İlişkilerde Dikkat
04.02.1994 -
Kendi Sesinden Hayatı
