24.10.1995 - Toplumsal İlişkilerde Dikkat Edilmesi Gerekenler

24.10.1995 - Toplumsal İlişkilerde Dikkat Edilmesi Gerekenler
Allah, bizi sevdiği kullarından eylesin.Peygamber Efendimizin şefâatine ail eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i lâyıkı veçhile, gerçek cephesiyle, her vechesiyle tam anlatabilmek herhalde bir kul için çok zor veya imkânsız bir şey. Çünkü Allah'ın sevdiği, seçtiği ve Hz. Âdem'den kıyamet kopuncaya kadar dünya üzerinde gelmiş geçmiş ve gelip geçecek bütün insanların, en üstünü olan bir şahsı anlatmak herhalde kolay bir şey değil.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkının bizler için çarpıcı, siz gençler için enteresan, bugünkü kültürle yetişmiş insanlar için şâyân-ı taaccub kısımlarını anlatmaya çalışacağım.
''İnsanî ilişkiler'' sözü çok geniş bir alanı kaplıyor. İnsanın, insanla olan bütün ilişkileri bu sözün içine giriyor, içeriğine, muhtevasına dâhil oluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkı da son derece geniş bir konu.
İnsanî ilişkiler, insanın doğduğu aile ortamından başlıyor. Kendisinin anne ve babasıyla ilişkileri, anne babanın birbirleriyle ve çocukları ile ilişkileri, kardeşlerin birbirleriyle ilişkileri bu işin içine giriyor. En küçük sosyal birim olan, insan topluluklarının en küçüğü olan ailede bu ilişkiler var. Bunlarla ilgili İslâm'ın çok önemli emirleri var.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in çok dikkat çekici tavsiyeleri ve davranışları var. Sonra anne babadan veya evlilikten dolayı ilgi kurulan insanlar var. Anne babadan dolayı olan ilişkilere İslâm'da ''karâbet'' denilir. Karâbet olan insanların arasında ''kan bağı var'' demektir. Evlilikten doğan tanışıklıklara da ''sıhriyet'' denilir. Arada kan bağı yoktur. Birisiyle birisi evlenir; başka şehirden başka ülkeden başka milletten olabilir ama aralarında bir sıhrıyet, yakınlık meydana geliyor. Evlilikten doğan bir ilişki. Bunlarla ilgili ve insanın anne babasının dışındaki akrabalarıyla ilişkileriyle ilgili, İslâm'ın hükümleri var ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu konudaki davranışları bahis konusu.
Sonra müslümanların, müslüman olarak birbirleriyle ilişkileri var. Bunların âdâbı var. Büyüklerin küçüklerle, küçüklerin büyüklerle ilişkileri var. Aynı yerde oturmaktan kaynaklanan ilişkiler var. Buna ''komşuluk ilişkileri'' diyoruz. Yani sizin yanınızda bir komşu aile oturuyor; aynı katta bir karşı kapı. Mesela bir Alman. Onlarla ilişkiler var; komşuluk âdâbıyla ilgili. Sonra toplumdaki faaliyetler dolayısıyla meydana gelen ilişkiler var. Çalışma hayatı ilişkileri, ticaret ilişkileri, sanat ilişkileri, iş âdâbı, patron işçi ilişkileri var. Bunların herbirisi ayrı birer âlem. Herbirisi için bir kitap yazılabilir ve yazıldığı zaman çok da iyi olur.
Sonra toplu yaşanılan yerlere ait âdap var; o yerlerin temizliği, oradaki insanların birbirleriyle münasebetleri,dünya hayatına bakış;insanların birbirleriyle geçinmelerinin âdâbı, buna ''muâşeret âdâbı'' diyoruz. Sonra düşmanlık gösteren, topluluklarla ilişkiler var; sulh veya harp, cihat.
Görüyorsunuz; bizi öyle bir başlıkla , öyle bir konuya itti ki; bu konularla ilgili olarak sizlerle yıllarca konuşabiliriz. Tabi kompozisyon ilmi bakımından, konuşma tekniği yazma tekniği bakımından konuların genişliği, işlenmesini âfâkileştirir. Çünkü yukarıdan bakıyorsunuz, detayına inemezsiniz. Geniş konuların, teknik yönden birtakım sakıncaları vardır.
Ama buna rağmen güzel bir konu seçilmiştir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in davranışından, hayatından, ahlâkından bugünkü hayatımıza köprü kurulması lazım. Ve bizim ondan öğreneceğimiz çok şeyler var. Her şeyi ordan öğreniyoruz. Onun için ''Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkı ve insanî ilişkilerimiz'' diye, iki şey arasında güzel bir bağlantı, alaka kurulmuştur. Güzel bir konu seçilmiş. Konuyu tespit etmiş olan kardeşlerimize, teşekkür ediyorum.
İslâm'ın genel yapısına değinecek olursak; incelemek maksadıyla, mikroskopla inceler gibi, bir bilim adamı titizliğiyle eğildiğimiz zaman; İslâm'ın sosyal meselelere, toplumsal meselelere hayret edilecek kadar büyük önem veren bir din olduğunu görürüz. Bu bakımdan İslâm dini, bütün öbür inanç sistemlerinden çok büyük bir farklılık arz eder. İslâm, bir bakıma topluluk dini gibidir.
Bir kere İslâm, toplu yaşamayı teşvik etmiştir.
''Acaba ben dağ başında mı yaşayayım, münzevî bir hayat mı süreyim? Uzlet hayatı mı yaşayayım yoksa toplumun içinde mi yaşayayım?''
İslâm, toplumun içinde yaşamayı tercih etmiştir ve teşvik etmiştir; ''Toplum içinde yaşayın.'' demiştir. Halbuki eski ümmetlerde toplumdan kaçış vardır, toplumdan kaçışı teşvik vardır. Adamlar onun için dağ başlarında ibadethâneler yapmışlardır, toplumdan kaçarak yaşayıp ferdî olgunluklarını sağlamaya çalışmışlardır. Bunlara ''ruhbanlık'' deniliyor. Lâ rahbâniyyete fi'l-İslâm denilerek bu yasaklanmıştır. İslâm'da ruhbanlık yoktur, toplum kaçkınlığı yoktur.
Tabi toplum içine girdiği zaman insanın, birtakım dertlere belalara bulaşması, sataşması var. Ama İslâm'da ''Toplumun içine girip orada bunlara sabretmek, toplumun dışında kalmaktan daha iyidir.'' prensibi vardır. Tabi sevimli bazı teşvikler var: ''Şehirde yaşayan insanlar, aynı kalitede köyde yaşayan veya uzlette yaşayan insanlara göre beş yüz yıl önce cennete girecek.'' diye tavsiye var. Şehirde ilim var, cemaat var, dostluk var. Onun için Allahu Teâlâ hazretleri şehirdeki yaşama, fazla prim veriyor. Şehrin sevabı fazla. Bu, insanları bedeviyetten, bedevîlikten, toplum dışılıktan medeniyete, medineliliğe, şehirliliğe teşvik etmiştir. Bu, İslâm'ın önemli bir farklı yönüdür. İslâm'ın, daha önceki inanç sistemlerinden hayli farklı bir mantığı var.
İslâm'ın sevap günah ahkâmı, incelendiği zaman net olarak görülür ki İslâm; toplum yaşamını güzelleştiren, insanların topluca rahat ve huzurlu yaşamalarını sağlayan her türlü detay işi, küçük işi, teferruatı sevapla mükâfatlandırmıştır, çok büyük sevap vermiştir, şaşılacak kadar büyük sevap vermiştir! Toplumu fesada uğratacak, toplumun huzurunu, rahatını kaçıracak şeylere de ''çok büyük günah'' demiştir, yapılmamasını sağlamaya çalışmıştır.
Misal, selam. Nihayet bir selam, es-selâmü aleyküm diyorsun. ''Guten abend'' veya ''Guten morgen'' diyorsunuz, selamlaşıyorsunuz. Selam ,çok sevaplı bir şeydir. Efendimiz, hayret edilecek kadar büyük bir önem vermiştir, teşvik etmiştir; ''Bildiğinize bilmediğinize selam verin.'' buyurmuştur. Birisi bir topluluğa girdiği zaman es-selâmu aleyküm deyince, ''on sevap kazandı'' demiştir. Arkasından birisi gelmiştir, es-selâmu aleyküm ve rahmetullah demiştir, ''yirmi sevap kazandı'' demiştir. Arkasından birisi daha girip es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh demiştir, ''otuz sevap kazandı'' demiştir. Topluma girerken de selam verilir, toplumdan kalkarken de. Millet kalkarken verilen selamı bilmiyor veya alışmadığı için yadırgıyor. Halbuki kalkarken de es-selâmü aleyküm deyip kalkıp gitmek vardır.
Selam sözü ne ''guten abend''e benzer, ne ''guten morgen''e benzer, ne ''guten tag''a benzer; çünkü selamın inançla ilgili bir mânası vardır. Biz bir insana, es-selâmü aleyküm dediğimiz zaman ''Cennetlik ol!'' demiş oluyoruz. Oraya kadar gidiyor. ''Hem dünyada esen kal, başın dert görmesin; vücudun elem, keder, hastalık görmesin, hem de Allah seni dârusselam olan cennete soksun.'' diye âhirete kadar uzanan, bir mânası vardır.
Tabi İslâm, insanların nasıl eğitileceğini biliyor. Sözlerden öze geçildiğini, şekilden ruha doğru, dıştan içe doğru gelindiğini biliyor. Onun için İslâm şekle önem vermiştir. O şekli yapa yapa otomatikman, o şeklin sonucu olan güzel şeyler sağlanır. Selam verile verile muhabbet olur. Muhabbeti teşvik ediyor. Muhabbetin çok sevabı vardır. Kardeşliğin çok büyük sevabı vardır.
İmâm-ı Gazzâlî İhyâ'sına yazmıştır, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; ''Bazı işler ibadet şeklinde değildir ama çok büyük sevabı vardır.'' Namaz mesela form olarak bir ibadet tarzıdır; Allahu Ekber diyorsunuz, abdest alıp kıbleye dönüyorsunuz; rükûsu var, secdesi var. Ama bazı şeyler vardır ki; böyle bir ibadet formu göstermiyor, dışarıdan bakan insan böyle bir şey düşünmez fakat ibadettir, sevaptır.
Mesela onlardan birisi toplumda kişinin öteki kişilerle dostluk, arkadaşlık yapması. Buna ''uhuvvet'' diyoruz, ''din kardeşliği'' diyoruz. Kardeş olması çok sevaptır. Muazzam sevaptır, en büyük sevaplardan birisidir ve büyük bir ibadettir. İnsan yeni bir dost kazandıkça sevap kazanır. Mesela bugün birisiyle tanıştınız;
''Merhaba. Nerelisin?'' ''Şuralıyım.''
''Allah yeni bir dost kazanan müslümanın, derecesini cennette bir derece daha yükseltecek.'' diye buyuruluyor. Böylece dost kazanmaya, dostluk yapmaya teşvik vardır. Dostluğu sağlamlaştıracak vesilelere teşvik vardır. Mesela ziyafet çekmek, hediye vermek, ziyaret etmek.Hasta ziyareti yapmak vs.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bunların hepsini geniş geniş teşvik etmiş ve sevaplarından bahsetmiştir.
Allahu Teâla hazretleri, bizleri de ahlakıyla ahlaklanmaya muvaffak eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü.
24.07.1992 -
Öğrencilere Tavsiyeler, Hayatın
25.09.1992 -
İslam Niçin Geldi,
