24.07.1992 - Öğrencilere Tavsiyeler, Hayatın Gayesi

24.07.1992 - Öğrencilere Tavsiyeler, Hayatın Gayesi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bizi yaratan, yaşatan, türlü imkânlara, nimetlere her an, daima mazhar eyleyen, her türlü varlığımız ve imkânımızı bize sağlayan Rabbimiz'e, Yaradanımız'a sonsuz hamd ü senâlar olsun.
O'nun elçisi, peygamberi, habîbi; rehberimiz, önderimiz, Muhammed-i Mustafâ'sına sonsuz selam, tahiyyât ve ihtiramlarımızı arz ederiz.
Rabbimiz bizi Peygamber Efendimiz'in yolundan ayırmasın. Sevgisine erdirsin, iltifatına mazhar eylesin. Şefaatine nâil eylesin. Ümmetine çok güzel hizmetler götürmemizi nasip eylesin. Ümmetin dejenere olmaya yüz tuttuğu çağımızda sünnetine en güzel şekilde sarılıp onu ihyâ eyleyip yüzlerce şehit sevabı kadar büyük sevaplara nâil olmayı nasip eylesin.
İmam-Hatip okullarını açıldığı zamandan beri çok severim. Benim de idealim İmam-Hatip okullarına gitmekti ama benim tahsile başlamamdan sonra açılmıştı. Onun için ben de İstanbul Edebiyat Fakültesi'ni Arap Fars Filolojisi bölümünden bitirdikten sonra Ankara İlahiyat Fakültesi'ne girerek sizinle meslektaş olmayı biraz sağlamış oldum, yine İmam-Hatip zümresinden, ilâhiyat kadrosundan olmuş oldum.
Sizin bu gerçekleri anlamış insanlar olduğunuzu kabul ediyorum. Belki bazı hocalarınız söylemişlerdir. İlim sadece bilmekten ibaret değildir; ilim ahlâkla beraberdir, ilim amelle beraberdir, ilim ihlâsla beraberdir, ilim takvâ ile beraberdir. Bunları bilen insanlarsınız.
O zaman size şunu söylemek istiyorum:
Sizlerin ve bizlerin omzumuza çok büyük sorumluluklar yüklenmiştir. Dünya üzerinde Müslümanlık var ama Müslümanlığın sahibi yok, yani gerçek bir sahibi yok, gerçek bir müessese yok. Birtakım çalışan kuruluşlar var, birtakım devletler var...
Gerçekten müslümanın, İslâm'ın sahibi yoktur.
İslâm'ı kim koruyacak? İslâm'ı kim savunacak? İslâm'ı kim yayacak? İslâm'ı kim öğretecek? İnsanları doğru yola kim çekecek? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in vazifesini kim devam ettirecek?
Peygamber Efendimiz müşriklerin arasında ba's olundu, kendi ailesinden insanlar bile kendisine karşı çıktılar, kendi damatları kendi kızlarını az kalsın öldürüyordu... Ne kadar sert tavırlar içinde [davrandılar]...
Ama o müşrik kavimden bir sahabe ordusu meydana geldi; onlar yerlerini yurtlarını terk ettiler, diyarları bıraktılar, evleri bıraktılar, rahatlarını bıraktılar; değiştiler, değişik insanlar oldular. Maksatları ticaret değildi, ticaretlerini bıraktılar. Maksatları ev bark değildi, evlerini barklarını bıraktılar. Karısı Mekke'de, kendisi Medine'ye geldi. Malı mülkü Mekke'de, kendisi Medine'ye yoksul olarak geldi. İnanan insanlarda büyük bir değişiklik oldu. Büyük fedakârlıklar oldu. Kimisi Horasan'da, kimisi Türkiye'de, kimisi Ahlat'ta, kimisi Sümeysat'ta, kimisi Adıyaman'da, kimisi Kafkasya'da şehit oldular, öldüler; İslâm'ı yayarken, İslâm için cihat ederken... İstanbul'da 27 tane sahabenin ismi biliniyor. İstanbul o zaman Arabistan'a çok uzak bir diyar olmasına rağmen... Onlar İslâm'ın savunuculuğunu yaptılar, İslâm'ı yayma şuuruna sahip idiler. 622-672, 50 yıl içinde İspanya'ya, Orta Asya'ya, Kafkasya'ya ulaştılar, Anadolu'ya geldiler, Afrika'da nerelere kadar uzandıklarını bilmiyoruz.
Peki onların çalıştığı, elde etmek istedikleri gaye ne idi?
Allah'ın rızasına ermek için çalıştılar. Kur'ân-ı Kerîm'in yolunda çalıştılar.
Peki bu aksiyon şimdi durdu mu? Bitti mi?
Hayır, şimdi aynı görev yine müslümanların üzerinde fakat o tarzda işi ciddiye alıp çalışan müslüman yok! Herkes tüccar, herkes esnaf, herkes ziraatçı, herkes memur, herkes işinde gücünde, eğlencesinde, yaz tatilinde, rahatında...
Peki İslâm için çalışacak kim var?
İslâm için çalışacak bir kadronun olması lazım. Veyahut müslüman gerçek müslüman ise İslâm için çalışması lazım geliyor.
İşte siz bu mesleği seçmiş oluyorsunuz. Bu mesleği güzel yapmak için İslâm'ı çok güzel öğrenmek lazım. Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi bilmelisiniz. Bildiğinizi çok güzel uygulamalısınız, kendiniz hayatınızda yaşamalısınız. Sonra başkalarına anlatmalısınız. Başkalarına İslâm'ı sevdirebilmelisiniz. Gidip bir Yunanlı'yla konuştuğunuz zaman, arkadaşlık ettiğiniz zaman sonunda o Yunanlı müslüman olabilmeli. Rusya'ya gittiğiniz zaman, bir seyahat yaptığınız zaman birisiyle karşılaşınca o müslüman olabilmeli. Amerika'ya gittiğiniz zaman İngilizce öğreneceksiniz, doktora yapacaksınız vesaire, sizin yanınızdaki komşu sizinle ahbaplık ederken müslüman olabilmeli. Siz onları İslâm'a çekebilmelisiniz. Allah'ın dinine faydalı olabilmelisiniz. Bu aşk ile çalışmalısınız. O heyacanı taşımalısınız ve o tesiri yapmalısınız. Peygamber Efendimiz'in sahabesi gibi olmalısınız.
Müslümanlığınız zamâne Müslümanlığı gibi olmamalı, sahabe Müslümanlığı gibi olmalı.
Ama size tavsiye ederim:
Peygamber Efedimiz'in hayatını okuyun ve sahâbe-i kirâmın hayatını okuyun. Dergilerimizde biz hanım sahabelerle, erkek sahabelerle ilgili kitap hediyesi verdik, lütfen okuyun! Bir sahabe nasıl yaşıyor, nasıl duyuyor, neler hissediyor, hayatını nasıl tanzim ediyor, ne gibi faaliyetlerde bulunuyor, buna dikkat edin.
İyi müslüman olun. İslâm'ı iyi öğrenin. Allah'ın sevdiği işleri yapın. Allah'ın huzuruna sevdiği razı olduğu bir kul olarak varmaya çalışın. Cennete girmeye çalışın. Cehenneme düşmemeye çalışın. Resûlullah'ın şefaatine, sevgisine, iltifatına mazhar olmaya çalışın. Bazı insanlar var, bunlara sahip olabiliyorlar, olmuşlar.
Allah yardımcınız olsun.
İnsanın içinde bir nefsi vardır, gençlik çağında bu daha da kuvvetlidir. Bir de şeytan vardır, o da çok usta bir aldatıcıdır. Bir de etrafınızdaki çevreniz, dünyanız vardır; bu da çok renkli, tatlı, cazibedar, çekici, aldatıcı ve saptırıcıdır. Bunca zorlukların hepsini Allah imtihan için koymuştur; "Bakalım hangi kullarım âşık-ı sâdıktır, bana aşk ile sıdk ile gerçek kulluğu yapabilecek; hangileri bu engellere takılacak, hangileri şeytana uyacak?" diye imtihan için göndermiştir.
İnne'ş-şeytâne leküm aduvvün fe't-tehızûhü adüvvâ . "Şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman belleyin." diye tavsiye etmiştir.
İnne'n-nefse le-emmâretün bi's-sûi illâ mâ rahime rabbî.
Kad efleha men zekkâhâ ve kad hâbe men dessâhâ. "İnsanın içinde bir nefsi vardır ki en büyük düşmanı odur. Kim onu zabt u rabt altına alırsa, ıslah edebilirse kurtulur; ıslah edemeyen felakete uğrar, iki cihanda zarara uğrar." buyurmuştur.
Onun için, kendi kendinizi ıslah edebilmelisiniz, düzeltebilmelisiniz. Nefsinizi müslüman edebilmelisiniz. İçiniz sulh u sükûna erebilmeli, tertemiz olabilmeli.
Bu olmadıktan sonra olmaz. Nefsi ıslah olmadıktan sonra diploma da para etmez, para da para etmez, mevki de para etmez, şöhret de para etmez, uzun ömür de para etmez; insan âhirette çok pişman olur insan. Çünkü;
Kad efleha men zekkâhâ ve kad hâbe men dessâhâ.
Gaye iyi insan olmaktır, kâmil insan olmaktır, Allah'ın sevdiği insan olmaktır.
Allah bu konularda sizi uyanık, bu konuları bilen ve bu konularda ayağı kaymayan, gerçekleri yakalayabilen kullardan eylesin.
Benim söylediklerimin aleyhinde bir sürü söz de işitebilirsiniz. Size bu gerçekleri, hatırlasanız bile boşverdirmek için, "Boşver, aldırma!" diyecek bir sürü insan da karşınıza gelebilir.
Arapça öğreteceğiz diye bir yerde İmam-Hatip hocalarını toplamışlar. Konuşmacının birisi çıkmış; "Küçük günahlara aldırmayın." demiş. Başka nasihat edecek bir şey bulamamış bulamamış da, küçük günahları işleyebilme müsadesi, cevazı çıkartmış; "Küçük günahlara aldırmayın, korkmayın." demiş.
Bazı büyük zâtlar;
"Bunlar birike birike büyük günah olur. Küçük günah ama kime karşı işliyorsun sen? Allah'a karşı bir suç. Günahın küçüğü büyüğü mü olurmuş? Allah'a karşı madem ki günahtır, bunun küçüğü de olmaz!" diyorlar.
Ama birisi de çıkıp; "Küçük günahlara aldırmayın." diyebiliyor. Ve bunun üzerinde uzun birkaç [söz] de ekleyebiliyor. Talihsiz bir konuşma yapmış diye, o toplantıya katılanlar söylediler.
Siz ve dışınızdaki başka gençler ve dünyamızın çağdaş bütün başka insanları -bizler de öyle- her gün çeşit çeşit fikirlerle karşılaşabiliriz, karşılaşacaksınız. Birisi size; "İmâm-ı Âzam bizim mezhebimizin imamıdır, en büyük imamdır." diyecek. Bir tanesi de gelecek; İmâm-ı Âzam aleyhinde atacak tutacak, verecek veriştirecek. Birisi gelecek, size; "Nefsi terbiye etmeden olmaz, ahlâkı güzelleştirmeden olmaz." diyecek, birisi de kalkacak, tasavvufun aleyhinde bulunacak. Birisi "İmam Mâturidî Efendimiz'in itikad mezhebindenim." diye size öğretecek, ötekisi İmam Mâturidî'nin aleyhinde atacak tutacak. Birisi size; "Müslüman olarak yaşa." diyecek, öbür taraftan bir başkası; "Boşver, hayata insan bir defa geliyor, gününü gün et." diyecek.
İn hâzâ illâ esâtîrü'l-evvelin denildiği gibi, "Bunların hepsi eski masallardır, efsanelerdir; boşver kardeşim." diyecek.
"Bak, Miami var, Haiti adaları var... Boyunlarına çiçekten çelenk takanlar var, dans edenler var, denizde yüzenler var, yatlarla gezenler var... Âlemin aptalı sen misin? Boşver bu işleri..." diyecek.
Niye bunlara Allah deme fırsatı veriyor? Niye siz bunlarla karşı karşıya geliyorsunuz?
Bu bir imtihan olduğu için.
Siz karşılaştığınız her fikrin, onu duyduktan sonra arkasından "Acaba bu doğru mu, eğri mi?" diyeceksiniz, doğruyu kendi kendinize irdeleyerek, bir kere daha fethederek o zaman elde edeceksiniz. O zaman imanınız sağlam olacak. "
Allah feyzinizi çok etsin. İki cihanda aziz olun. Allah'ın sevdiği kul olarak yaşayın. Allah'ın -celle celâlühû ve amme nevalühû ve lâ ilâhe ğayruhû- huzuruna sevdiği bir kul olarak varın, cennetiyle cemaliyle müşerref olun. Habîb-i Edîb'ine komşu olun.
Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
12.09.1997 -
Müslüman Kardeşine Yardım
24.10.1995 -
Toplumsal İlişkilerde Dikkat
