12.09.1997 - Müslüman Kardeşine Yardım Etmek, Diğer Ülkeleri Düsünmek

12.09.1997 - Müslüman Kardeşine Yardım Etmek, Diğer Ülkeleri Düsünmek
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah cümlenizden razı olsun. Ömrünüz muradınızca, Allah'ın rızasına uygun geçsin. Allahu Teâlâ hazretleri rızasını, sevgisini kazanıp huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmanızı nasip eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Hanbelî mezhebinin kurcusu mübarek İmam Ahmed b. Hanbel'in Sehl b. Huneyf'ten rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuş:
Men üzille indehû mü'minün felem yensurhü, ve hüve yakdiru alâ en yensurahû, ezellehu'llâhu alâ ruûsi'l-eşhâdi yevme'l-kıyâmeh.
Bu ne ile ilgili?
Bir müslüman kardeşe yardımcı olmakla ilgili. Yardımcı olmazsa âhirette başa gelecek sıkıntıyı bildiren bir hadîs-i şerîf.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men üzille indehû mü'minün felem yensurhü. "Eğer bir kimsenin yanında bir müslüman zelil ediliyorsa, horlanıyorsa, başına çökülmüşse, eza cefa yapılıyorsa, o da ona yardım etmiyorsa..."
Ya sözle taciz edilebilir, ya da fiilen yakası paçası tutulup alaşağı edilip vurulur, dövülür. Böyle şeyler olabiliyor. Hatta dünyada ne zulümler oluyor. Başka insanların bu zulümleri engellemesi lazım.
Vehüve yakdiru alâ en yensurahû. "O mü'min kardeşine yardım etmeye gücü yettiği halde, kendisinin gözü önünde horlanan bir mü'mine yardım etmeyen bir kimse, çok kötü bir şey yapmış olur." Ezellehu'llâhu alâ ruûsi'l-eşhâdi yevme'l-kıyâmeh. "Kıyamet gününde de Allah onu şahitlerin başında, huzurunda, gözü önünde hor ve zelîl eder, yere yatırır, mahv u perişan eder."
Çünkü o da dünyadayken yardım etmedi.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Biliyorsunuz İslâm çok garibâne, çok mazlumâne gelişti. Mekke-i Mükerreme'de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz peygamber olduktan sonra. Peygamber Efendimiz peygamberlik vazifesini yaparken, on üç sene Mekke'de o kadar büyük sıkıntılar çekti ki tarih kitaplarından bu sıkıntıları mutlaka okumalısınız sevgili kardeşlerim!
Size en mühim kitaplardan birisi olarak -Allah razı olsun- Âsım Köksal Hocaefendi'nin İslâm Tarihi kitabını tavsiye ederim. Alın, çoluk çocuk okuyun! Çünkü çok belgeseldir, Ziyâü'l-Hak'tan mükâfât almıştır.
Çok güzel bir şekilde yazılmıştır, kaynakları gösterilmiştir.
Ben çok beğeniyorum, dualar ediyorum. O kitabı alın, okuyun. Eskiden Mekke devri bir ciltti, sonra onu genişletti. Okuyun, bakın müslümanlar neler çekmiş! Peygamber Efendimiz neler çekmiş, ne kadar eziyetlere, işkencelere uğramış; bunları anlayın.
Bunları anladığınız zaman, İslâm'ı daha iyi anlayacaksınız, Müslümanlığa daha çok sarılacaksınız. Bu çok önemli bir ders. Bence bütün müslümanlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Mekke devrinde çektiklerini tarih kitaplarından okumalı! En kıymeti tarih kitaplarından, en değerli, en sağlam bilgileri öğrenmeli.
Bazen tercümeyi yapan, kitabı hazırlayan kimseler bu konuda yeteri kadar bilgiye sahip değil. Elime kalemi alıyorum, hatalarını düzeltiyorum, yanlışlıklarını düzeltiyorum. İsimler yanlış yazılmış, başka hatalar yapılmış, tercemeler eksik, kusurlu, hatta yanlış anlaşılacak şekilde yapılmış oluyor.
Onun için eserin çok bilgili, çok yetenekli, çok uzman bir kimse tarafından yazılmış olması fevkalade önemli. İsim vermemin sebebi de eseri okuduğum ve çok memnun olduğum için ve kıymetini bildiğim içindir. Eğer kütüphanenizde İslâm Tarihi varsa, alın birinci cildinden başlayın, okuyun. Nasıl zulme mâruz kaldılar, o müşrikler, o kâfirler o zavallı, masum, mazlum müslümanları, kadınları, çocukları, köleleri nasıl ezdiler? Hatta işkenceyle nasıl öldürdüler? Mızrağı, göğsüne nasıl sapladılar, görün.
Bu durumda, yani müslüman kardeşi böyle zulme mâruz kalmış iken, zulüm görüyor iken, o da onu engellemeye gücü yeterken yardım etmemişse çok büyük suç işliyor.
"Eh biz o zamanda, o zulümlere şahit olmadık, onları yaşamadık." diyemezsiniz, diyemeyiz sevgili kardeşlerim!
Diyecek, savunacak halimiz yoktur. Biz de bugün dünyanın her yerinde müslümanların nasıl zayıf, nasıl fakir, nasıl muzdarip, nasıl aç, nasıl susuz, nasıl böyle hastalıktan kırılan, nasıl gözlerine sinekler konan, kaburgaları sayılan insanlar olduğunu radyolardan dinliyoruz, televizyonlarda izliyoruz. Gazetelerde, mecmualarda resimlerini görüyoruz.
Dünyanın her yerinde zulme uğrayan mazlum, mağdur müslümanlar var. Bakın Orta Asya'da nice nice bizim gibi aynı dili konuşan, aynı inancı paylaşan, ama yardıma çok ihtiyacı olan; hem eğitim bakımından, hem maddî bakımdan, hem sınaî bakımdan yardıma çok muhtaç nice nice kardeşlerimiz var. İlgililer oralara gidiyorlar, oralarda iş birliği çareleri arıyorlar. Karşılıklı menfaatleri arayıp bulup dostlukları pekiştirmeye çalışıyorlar.
Bu devirde de, çevremizdeki insanlara karşı çeşit çeşit görevlerimiz var. Bunları yapmazsak Allah sorumlu tutabilir. Dileriz ki Allah sorgu suale uğratmadan, bigayr-i hisâb, sıratı yıldırım gibi geçirip cennetine dâhil eylesin.
Ama görüyorsunuz hadîs-i şerîfler ürkütücü ve korkutucu olabiliyor. Yanında bir müslüman hor, zelil edilmiş, işkence ve zulme mâruz iken, o da ona yardım etmeye güç yetirebilecek durumda iken yardım etmemişse, Allah da onu kıyamet gününde hor ve zelîl eder.
Alâ ruûsil-eşhâdi yevme'l-kıyâmeh. "Kıyamet gününde, gözlemcilerin, bakanların gözü önünde..." demek oluyor.
Bütün mahşer halkının huzurunda hor ve zelîl olur.
Onun için biraz toplumcu, biraz ümmetçi, biraz insancıl, biraz bütün dünyaya yönelik, bütün insanları kucaklayan, geniş, büyük duygulara artık daha fazla önem vermeye yönelmenin zamanı geldiğini düşünüyorum.
Dünyanın neresinde yardıma muhtaç insan varsa yardım etmeliyiz, dünyanın neresinde zulüm varsa zulmün karşısına çıkmalıyız, her yere yetişmeliyiz.
Ticaret için nasıl yetişiyoruz?
Yaptığımız bir pamuklu elbiseyi, iç çamaşırını Amerika'da, Kanada'da satıyoruz, Avustralya'ya, Afrika'ya gönderiyoruz da, iman için çalışma bahis konusu olunca niçin geri duralım? Ona da çalışmamız lazım.
Allah hepimizi hayırların kaynakları eylesin, şerlerden uzak eylesin. Islah-ı nefs edip kâmil müslüman olup İslâm'a güzel hizmetler yapmayı nasip eylesin.
Tabi vaatler çok büyük; ümitsizliğe düşmeyin aziz ve sevgili kardeşlerim.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:
"İslâm; okyanusları geçecek, her tarafa yayılacak, herkes İslâm'ın güzelliğini anlayacak ve cihana bir zaman İslâm hâkim olacak!"
Allah bize o hususta yardımcı olmak şerefini bahşeylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
10.10.1997 -
Ölümden Sonra Dirilmek,
24.07.1992 -
Öğrencilere Tavsiyeler, Hayatın
