09.12.1994 - Recep, Şaban ve Ramazanın Önemi, Tevbe, Ölüm

09.12.1994 - Recep, Şaban ve Ramazanın Önemi, Tevbe, Ölüm
Allahu Teâlâ hazretleri nice cumalara, kandillere, mübarek günlere, sıhhat afiyetle eriştirsin ve o mübarek günlerin bereketinden, feyzinden, rahmetinden, sevabından istifade eden, faydalanan kullardan eylesin cümlenizi.
Allahu Teala Hazretleri bizi bu güzel Recep ve Şaban ayını rızasına uygun geçirip, O mübarek Ramazan ayına sıhhat ve afiyetle eriştirsin. Ramazan ayının da feyz ve bereketinden istifade etmemizi cümlemize nasip eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu üç aylara riayet ederdi. Recep ayı ile beraber zaten çok güzel olan yaşantısı ibadetle dolu, şuurla dolu, Allahu Teala Hazretlerine ibadetle ve muhabbetle dolu olan ömründe ibadetleri daha da artardı Receb ayında. Receb ayında çok oruç tutardı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Recebin muazzam kıymetli bir ay olduğunu ifade etmiştir. Kendisinin ibadete gayrete bir başka şevk verdiği gibi ümmetinin de bu aylarda toparlanmasını işaret buyurmuştur.
Receb ayı tevbe ayıdır.
Tevbe: Allahu Teâlâ hazretlerine sağlam, samimi, candan, gerçek bir dönüşle dönüp Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği bir kul olmaya karar vermektir. Tevbe budur. Günahları bırakmak, "Bundan sonra ben iyi bir insan olacağım, Allah'ın istediği bir kul olacağım." diye düşünmek, karar vermek, azmetmek, azm ü cezm ü kast eylemek ve o azminde sabit olmak, sebat göstermek; sözünde sadık, vefalı olmak, günahlara dönmekten, Allah'ın istemediği yollara tekrar rücu etmekten sakınmak, çekinmek; Cenâb-ı Hakk'ın yolunda günden güne daha güzel bir gelişme göstererek ilerlemektir!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "İki günü müsavi olan ziyandadır!" diyor. Kitaplarda da yazılmış ki; "Bir insanın bugünü dünden daha fenaysa çok büyük ziyanda, zararda demektir. Onun için ölüm daha iyidir çünkü her yaşadığı gün zararı biraz daha artacak! " Bu da tabii çok anlamlı bir söz! Ölüm işin içine girince zaten insanın yüreği hopluyor ve aklı biraz başına gelir gibi oluyor.
Ölüm daha iyi olacak bir durum. Ölüm olacak ama zararda iken, elinde bir kâr yokken Allah'ın huzuruna yüzü kara varmak çok kötü bir şey! Tevbe ile, iyi niyetle varmak, iyi bir şeyler yapmaya azmetmişken ve ömrü boyunca da imkânı yettiğince onları yapmış olarak ölmek güzel şey!
Araplar nehmâ emken, "imkân olduğu nispette" diyorlar.
Karınca kararınca, kulun gücünün yettiğince, güzel bir şey yapmaya çalışarak, hüsnü niyetini arz ederek, "Yâ Rabbi! Senin dergâhına layık değil ama…" [diyerek], her ne kadar layık değilse de yine Allahu Teâlâ hazretlerinin yoluna baş koyarak, ibadet yolunda ömrünü geçirerek yaşayıp huzuruna Allah'ı, Allah'ın yolunu severek varmak çok daha güzel bir şey!
Binâenaleyh tevbe ilk adım, önemli bir adım olmuş oluyor. Üç aylar mevsimi böyle bir adım için çok müsait bir ortam ve zaman teşkil etmiş oluyor. Binâenaleyh herkese iletmek istiyorum ki hayatımızın bir ciddi yorumunu, muhasebesini yapalım; "Şimdiye kadar geçirdiğimiz hayatın Allahu Teâlâ hazretlerinin nazarında değerlendirilmesi nedir, mizana konulduğu zaman acaba sevap tarafı mı ağır gelecek günah tarafı mı ağır gelecek?.." diye düşünmeliyiz.
Hz. Ömer radıyallahu anh bizlere nasıl tavsiye buyurmuş?
Zinû a'âeleküm kable en tûzenû. "Ölüp de âhirette, mahkeme-i kübrâda amelleriniz tartılmadan önce dünyadayken siz amellerinizi kendiniz tartınız. Kendi aklınızla, fikrinizle; kârda mısınız zararda mısınız kendi muhasebenizi bir yapınız, kendinizi bir kontrol ediniz!" buyuruyor.
Hayatımıza kuşbakışı, tepeden ve umumi bir bakışla; "Acaba benim hatalı olan şeylerim nedir ve benim bu görünen geçmiş hayatım nasıl geçmiştir, bunun sonucu ne olur, bunlar tartılırsa lehime mi bir sonuç çıkar aleyhime mi bir sonuç çıkar?.." diye hepimizin düşünmesi lazım.
Bunu ibadet yolunda olan insanların dahi düşünmesi lazım. Çünkü Allahu Teâlâ hazretlerine layık güzel kulluk etmek ince bir iştir, kolay değildir. İnsan bir şeyler yapıyorum sandığı zaman bile çok yanlışların içinde olabildiğinden, çok dikkatli ve müteyakkız olmalıdır. Ama bir de Allah'ın umumi, herkese emretmiş olduğu farzlarını dahi yapamayan, haramlarından dahi kaçınmayan, tamamen feci durumda olan insanlar var. Onların da hesabını çok ciddi yapması lazım.
Bu gibi kimselerle ilgili bir hadisi şerifi nakletmek istiyorum. Biliyorsunuz, Hadîs-i şerîflerin içinde bir kategori, bir cins olan hadîs-i şerîfler var, onlara kutsî hadisler deniliyor. "Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyurur, buyuruyor…" diye Peygamber Efendimiz'in Allahu Teâlâ hazretlerinden naklederek bize bildirdiği sözlere hadîs-i kutsî deniliyor. Bunlar çok tatlı ve çok önemli, tüyleri diken diken edici, ürpertici, insana saygı, haşyet ve huşu duyguları verici oluyor. Özellikle Allahu Teâlâ hazretlerinin böyle buyurduğunu Resûlullah'ın ağzından duymuş olunca insan çok etkileniyor.
Bu hadîs-i şerîfleri muhtelif kitaplarda toplamışlar. Bizim İstanbul Müftülüğü de yapmış olan bir dostumuz, kardeşimiz, -hatta bir ara benim sınıf arkadaşım da olmuştu- rahmetli Fikri Yavuz var. Ruhu şad olsun.
Allah cümle geçmişlerimizle beraber âhirete göçmüş analarımıza, babalarımıza, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza, dostlarımıza rahmet eylesin. Kabirleri nur dolsun, ruhları şad olsun, makamları yüksek olsun. Allahu Teâlâ hazretleri onların nurlarını, sürurlarını, kabirlerinde ziyade eylesin, kabir istirahatleri daha artık olsun, daha güzel durumda olsunlar. Geçmişlerimize, vefat etmiş yakınlarımıza dua ediyoruz.
[Fikri Yavuz] bir kitap terceme etmiş. Eski Osmanlı alimlerinden, Muhammed Mekkî isimli bir zâtın [kitabını dilimize terceme etmiş]. Trabzonlu'ymuş ama Mekke'de ve Medine'de bulunduğu için bu isimle anılmış. 1123 hicrî yılında, 1711'lerde Medine-i Münevvere'de vefat etmiş. Onun naklettiği hadîs-i şerîfleri rahmetli Fikri Yavuz terceme etmiş. Allah rahmet eylesin, makamı yüce olsun.
Allah'ın sevgili kullarının Allah indinde nice makamları vardır. Mevlâ'mız makamlarını daha da yüksek eylesin. Bu büyüklerimizin mânevî iltifatlarına, himmetlerine, teveccühlerine cümlemizi nail eylesin.
Böylece hem Fikri Yavuz kardeşimizi rahmetle anmış hem de merhum müellif efendiyi kaddessallâhu sırrahu, bütün şeyhlerimizle birlikte ona da Allah yüksek makamlar ihsan eylesin.
Onun kitabından naklettiği bir hadîs-i şerîfi biz okuduğumuz için tabii ona da sevap gidecek.
Hadîs-i şerîfi can kulağıyla dinleyelim, içinde çok etkili sözler var:
Yekûlullâhu Teâlâ. "Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki…" diyor Peygamber Efendimiz.
Kendisi naklediyor, hadîs-i kutsîdir.
Yebni âdem ilâ metâ tatlubu't-tevbete ve tüsevvifü'l-evkât.
"Ey Âdemoğlu!.."
Hepimiz Hz. Âdem babamızın torunlarıyız, evlatlarıyız. Hz. Âdem'den türemiş cins olarak âdemoğullarıyız, kadın-erkek hepimiz insan nesliyiz. Yebni âdem, "Ey Âdemoğlu" dediği zaman bu hitabın muhatabıyız.
Allahu Teâlâ hazretleri bir soru ile âdemoğluna hitap ediyor, bizlere sesleniyor:
İlâ metâ tatlubu't-tevbete ve tüsevvifü'l-evkât. "Ne zamana kadar tevbeyi isteyeceksin ama zamanı tehir edeceksin? Ne zamana kadar tevbeyi canın istediği hâlde geciktireceksin, zamanı öteleyeceksin?!.." diye soruyor.
İyi şeyleri tehir etmek biz insanoğullarının bir kusurudur, şeytanın bizi aldatmasıdır. Vaktinde yapmamak, daha sonraki bir zamana ötelemek, bırakmak; buna tesvif deniliyor.
Sevfe ef'alü. "İlerde yapacağım."
"Yaparım inşaallah, şu kadar zaman sonra, şu kadar sene sonra veya yarın yaparım…" bile dese şimdi yapmayıp tehir etmesi doğru değil!
Bir insan tevbeyi, iyi bir müslüman olmayı ve Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmeyi istiyorsa hemen girsin! Niye tehir ediyor, niye bir saniye sonraya bırakmayı, niye yarına bırakmayı, bir yıl, elli yıl sonraya, kırk yaşını geçtikten sonraya [bırakıyor]?!..
"Haccı yapıp ondan sonra yapacağım, emekli olacağım ondan sonra yapacağım…" diye ilerdeki bir tarihe bırakıyor.
O tarihe çıkacak mı çıkmayacak mı?
Çıkmayabilir, çıkmayanları görüyoruz! Etrafımızda gelinlerden, kızlardan, gençlerden, delikanlılardan, hatta bebeklerden nice insan var; aramızdan ayrılıyor, gözyaşlarıyla defnediyoruz. Yaşlılar kalıyor da gençler gidiyor: Hastanın başında hastaya bakmak için nöbet tutan insana ecel geliyor, ölüyor da hasta hastalıktan kurtuluyor, daha nice yıllar yaşayabiliyor…
Tevbeyi istiyorsan, Cenâb-ı Hakk'ın yolunun iyi olduğunu hissediyorsan, iyi müslüman olmayı arzu ediyorsan niye tehir ediyorsun, hemen Cenâb-ı Hakk'ın yoluna gir!
Accilû bi't-tevbe. "Tevbeye acele et!" Tevbeyi hemen yapmak lazım!
Tevbe; sözle, "Tevbe yâ Rabbi! Beni affet yâ Rabbi!.." demek değildir. Tevbe; hayat tarzını, yönünü, kafasını, gönlünü değiştirmektir. İnsanın gayelerini, ideallerini değiştirmesidir, güzel tarafa dönmesidir, kötülükleri bırakmasıdır, hayatında dönüş yapmasıdır.
"Falanca adam vardı bir dönüş yaptı çok iyi müslüman oldu." diyoruz.
Daha önce nasıldı?
"Meyhaneden çıkmazdı, içki içerdi, kumar oynardı; haylazdı, yol kesiciydi, hayduttu…"
Tarih kitaplarında böyle insanlar var: Haramiymiş, dağ başlarında kervan soyarmış, silah çekermiş, soygunculuk yaparmış. Allah bir vesile ile gönlüne bir yumuşaklık vermiş, dönmüş; Allah'ın yoluna girmiş. Çok gözyaşı dökmüş ibadetler etmiş, ondan sonra çok iyi insan olmuş. Tarihe çok büyük insan olarak geçmiş.
Hakikaten de insan pişman olup da iyi yola girdiği zaman Allahu Teâlâ hazretleri geçmiş günahlarını defterden siliyor; o olayların cereyan ettiği araziye, bölgelere, eşyalara, meleklere her şeye o olayı unutturduğunu bildiriyor! Affetti mi, tam sildi mi kimsenin bilmeyeceği bir hâle getirebiliyor. Mâzîsi ne kadar karanlık olsa, suçlarla dolu olsa Allahu Teâlâ hazretleri bir insan iyi bir dönüşle döndü mü onları affedebiliyor.
Rabbimiz bizi rahmetine gark eylesin. Rıdvan-ı Ekberi’ne vasıl eylesin. Habib-i Edîbi’ne, Firdevs-i âlâ’sında komşu eylesin. Cemaliyle müşerref eylesin.
12.06.1996 -
Recebin Son Günleri,
09.01.1992 -
Recep Ayının Faziletleri,
