04.03.1990 - Nafile Oruç, Muharrem ve Şaban Ayında Oruç Tutmanın Fazileti

04.03.1990 - Nafile Oruç, Muharrem ve Şaban Ayında Oruç Tutmanın Fazileti
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve
sahbihi ecma’în. Ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
Muharrem ayı vardır. Muharrem ayı hicrî yılbaşı sayılmıştır. Hicretin yılbaşısı 1 Muharrem'de başlar.
Biz şimdi hangi aydayız?
Şaban ayındayız.
Ramazan'a az kaldı. Burnumuzda burcu burcu orucun kokusu tütmeye başladı, o mübarek ayın
nurları üzerimize yağmaya başladı.
Muharrem ne zamandı?
Muharrem ayı altı ay kadar önce geçti.
"Muharrem ayının onuncu gününde Nuh aleyhisselam tufandan kurtuldu, Musa aleyhisselam
Firavun'dan kurtuldu, şu peygamber şu feyze nâil oldu, şu peygamber bu lütfa erdi..." diye dinî
bakımdan uğurlu, mübarek, hayırlı bir gün.
Oruç tutulmuş. Peygamber Efendimiz'in kendisi de Muharrem ayının 10'unda oruç tutardı, "Siz de
tutun." diye ümmetine de tavsiye ederdi. Yalnız biz Allah'ın hak yolunun yolcuları olduğumuzdan
Allah'ın gönderdiği bütün peygamberleri tanıyoruz. Bizde ayrı gayri yok. Bizim dinimizin en büyük
özelliği, en yüksek güzelliği orada; biz her peygamberi tanıyoruz. Âdem; başımızın tacı, safiyullah,
atamız Âdem aleyhisselam. Dedemiz; en büyük dedemiz. Nuh, peygamberimiz. İbrahim,
peygamberimiz. Musa, peygamberimiz. Aleyhimüssalâtu vesselam. Hepsine salât u selâm olsun.
Hepsi bizim saydığımız insanlar. Biz Allah'ın kullarıyız, Allah'ın gönderdiği her peygambere
saygılıyız. Biz sağlam yoldayız. Ne mutlu ki müslümanız! Elhamdülillah ki müslümanız! Hiç kimseyle
bir [düşmanlığımız] yok, kalbimizde bir [kin] yok. Her peygamber başımızın tacı, hepsine rahatlıkla
aleyhissalatu vesselam diyoruz.
Bak İslâm'ın ne kadar sağlam bir din, ne kadar güzel bir yol olduğunu gör.
Bizim büyüklerimiz nasıl eski peygamberlerin bayramını bayram etmişler. O günlerde feyz almışlar,
o günlerde lütfa ermişler, o günlerde kurtulmuşlar diye nasıl o günde de sevinip oruç tutuyarlar,
elhamdülillah!
İslâm dünyada müslümanları birleştirecek yegâne sistemdir, başka şeyde birleşmez. Çünkü her
peygamberi, her kitabı tanıyoruz, hepsine sevgimiz saygımız var.
Devir, Muhammed aleyhisselâm'ın devri! Devir, devr-i Muhammedî. O’nun davulu çalıyor, O’nun
kösü çalıyor, minberlerde O’nun hutbesi okunuyor. Devir O’nun devri.
Bir; Peygamber Efendimiz bütün insanlara peygamber gönderildi mi?
Gönderildi, âyetle sabit;
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn.
Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li'n-nâsi beşîran ve nezîrâ.
Sadece Türk'e değil, sadece Kürt'e değil, sadece Arap'a değil, sadece Acem'e değil, sadece Hind'e
değil, sadece Çin'e değil; tüm insanlara! Tüm insanlara değil; cinlere de peygamber gönderilmiş!
İnsanlara ve cinlere peygamber gönderilmiş.
Tamam mı?
Tamam efendim, ne diyeceksen devam et.
Başka zamanlarda da oruç tutarmış.
Ne zamanlar tutarmış?
Her hafta pazartesi perşembe oruç tutarmış. Bu hususta sahih rivayetler var. Bazı rivayetlerde
sebebini de bildiriyor. Diyor ki;
"Kulların yaptıkları ameller, işler, fiiller, sevaplar, günahlar pazartesi ve perşembe günü Alla-u Teâlâ
hazretlerinin yüce dergâhına sunulur."
"Kulların şu amelleri var yâ Rabbi!" diye melekler o günlerde sunarlarmış.
Şimdi tabii burada bir şey var ki, Allah âyet-i kerîmede;
Ve hüve meaküm eyne mâ küntüm buyuruyor. Her yerde hâzır, nâzır, görüyor; daha meleklerin
bildirmesine lüzum kalmadan kulun sevabını, işini biliyor. Her şeyi yaratan O, her şeyden haberdar
olan O, her şeye kâdir olan O.
Niye pazartesi perşembe arz olunuyor?Allahh-u âlem, pazartesiden perşembeye kadar,
perşembeden pazartesiye kadar arada kul pişman olur da günahına tevbe ederse silinecek de
ondan... Silinecek affolunacak. Allah, sanki bildiği halde, silinince yok muamelesi yapacak,
kusuruna günahına bakmayacak. Tevbe etti çünkü, silindi diye bakmayacak. Arada tevbe,
günahların bağışlanması için bir müddet.
"Bir cenazenin başına müslümanlar toplaşırlar da; 'Şehadet ederiz ki bu insan iyidir' derlerse Allah
onun hakkındaki bildiklerine, kendisine mâlum olan şeylere bakmaz, o kullarının şehadetini kabul
eder, o kula öyle muamele eder." buyuruluyor. "İyi" demişlerse, "Ben onun ne mal olduğunu
biliyorum ama madem 'iyi' dediniz, hadi iyi insan muamelesi yapayım." diye Allah- Teâlâ hazretleri
şehadetini kabul ediyor.
Buradan ne çıkıyor?
Tabii her sözden bir hüküm çıkıyor. Demek ki insanın müslüman kardeşlerine hüsnü şehadette
bulunması lazım, hüsnü zanda bulunması lazım. Bir de müslümanın, öteki kardeşlerine kendisini
sevdirmesi lazım, dost edinmesi lazım. Hiç kimse dost olmamış, herkesin kalbini kırmış; geldiği
zaman cenazesi; "Aman! İllallah!" diyorlar.
Padişahlıklar zamanında bir adam yaşamış. Yükselmiş, mevki makam sahibi olmuş, selahiyet sahibi
olmuş. Herkesin ensesinde boza pişirmiş; yapacağı zulmü yapmış, gadri yapmış... Ses de
çıkartamamışlar. Padişahın yanında makbul, ayağının kaydırılması da zor. Ama belalı da bir adam,
dediği dedik çaldığı düdük, borusunu da öttüren bir insan. Sabretmişler ama ahâlinin epeyce canları
yanmış. Ondan sonra adam ölmüş de kurtulmuşlar, rahat nefes almışlar. Şair yazmış, diyor ki;
Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur,
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehli kubur.
Defoldu gitti bu dünyadan, kabirdeki arkadaşları çeksin şimdi...
Kabirdeki arkadaşları nasıl çekecek?
Burada azabı görecek, bağıracak; yanındaki kabirdeki onun bağırtısından, gürültüsünden,
işkencesinden, sesinden müteezzî, rahatsız olacak.
"Kabirdekiler de yansın, dünyadakiler kurtuldu." diyor.
Böyle mi gitmek iyi; "Ah ne mübarek, ne iyiydi, ne hoştu, ne cömertti, ne tatlıydı, ne iyi kalpliydi!
Bize ne kadar iyiliği dokunmuştu, ne hayırseverdi!" denmesi mi iyi?
Elbette insanların gönlünü almak iyi. Dost olmak iyi. Sevdirmek iyi... Zulmetmek iyi değil, iyilik
yapmak iyi. Düşmanlık iyi değil, dostluk iyi.
Allah-u Teâlâ hazretleri bu durumu anlayıp hayatını Allah yolunda, müslümanlara hizmet yolunda
geçirmeye cümlemizi muvaffak eylesin.
Kabirlerin kitabelerini incelemek üzere çalışmalar yapmaya gitmiştik. Şöyle yazılmış:
Ed-dünyâ sâatün fec'alhâ tâatün. "Dünya bir saatçiktir, vakti çabucak geçiverir; sen o vakitte
ibadetle taatle meşgul ol. Zamanını boşa geçirme, sevap kazanarak geçirmeye çalış!" denmiş
oluyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri nasip ederse nasip eder, bize de tevfîkini refîk eylesin. Ömrümüzü boş,
gafil, cahil geçirmeyelim; ibadetle, hayrâtla, hasenâtla, insanların gönlünü yapmakla geçirelim.
Vefat ettikten sonra da sevap kazanmamıza sebep olacak hayırlı eserler bırakarak âhirete göçelim.
"Şu cami onun eseridir, Allah rahmet eylesin. Şu çeşme onun eseridir, Allah rahmet eylesin. Şu
köprüyü o yaptırdı, Allah rahmet eylesin. Şu vakfı o kurdu, Allah rahmet eylesin..." diye insan
arkasından sevap kazanma çarelerini önceden hazırlamalı.
Efendimiz, pazartesi perşembe günü kulların amelleri Rabbimiz'in huzuruna sunulduğu, götürüldüğü
için buyurmuş ki;
"Amellerin Rabbimin huzuruna sunulduğu zamanda oruçlu olmayı severim."
"Kimin ameli bu?"
"Falanca kulun ameli."
"O kul nasıl?
"Oruç tutuyor yâ Rabbi! Şu anda oruçta."
"Tamam..."
İyi bir durumda iken, Allah rızası için sabır hâlindeyken, oruç hâlindeyken, ibadet hâlindeyken
sunuluyor. Kabulüne bir vesile olur; Allah'ın onu sevmesine, bağışlamasına vesile olur.
Neden?
İnnemâ yuveffe's-sâbirûne ecrehüm bi-ğayri hisâb. “Her iyilik yapan, ibadet taat eyleyen insanın
sevabı bir ölçüye göre verilir de, sabredenlerin iyilikleri, ecirleri, mükâfatları hesaba sığmaz şekilde
verilir. Bi-gayri hisâb; yığınla, güldür güldür, çok verilir.”
Onun için sabır güzel bir şeydir, oruç güzel bir ibadettir. Onun için Peygamber Efendimiz pazartesi
perşembe oruç tutarmış.
Allah-u Teâlâ hazretleri tevfîkini cümlemize refîk eylesin. Sevdiği, razı olduğu amelleri işlemeye
muvaffak eylesin. Hulâsa-i meâl; işin sonunda sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği,
razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.
04.03.1990 -
Şaban Ayı İçindeyiz,
03.12.1999 -
Ramazan Geliyor, Berat
