05.04.1987 - Mala ve İlme Gıbta Etmek, Ramazan Geliyor, Cömertlik

05.04.1987 - Mala ve İlme Gıbta Etmek, Ramazan Geliyor, Cömertlik
Bismillâhirrahmânirrahîm .
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğı li-celali vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihi ve men tebiahü bi ihsânin ecmaîne’d-dayyibine’t-tahirîn.
Emmâ ba’d.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki;
Lâ hasede illâ fi'sneteyni. "Haset yoktur, hiç haset etmek yoktur, kıskanmak yoktur. Ama iki kimse haset edilir, kıskanılır, imrenilir. İki kimseye gıpta olunur."
Bir: Racülün âtâhu'llâhu mâlen fe-selletahû alâ heleketihî. "Bir adam ki Allah kendisine varlık vermiş, mal nasip etmiştir, parası pulu vardır ve bunu ihtiyaç sahibi olan kimselere dağıtıyor ve onların ihtiyaçlarını gideriyor, malını hak yolda sarf ediyor."
İkincisi: Ve racülün âtâhu'llâhu'l-hikmete. "Allah kendisine ilim, hikmet, bilgi, mârifetullah vermiştir... Kur'ân-ı Kerîm'i bilmektedir, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine vâkıftır, fıkıh bilmektedir, Allah'ın yolunu bilmektedir, ilim sahibidir, hikmet sahibidir. O da bunun gereğince hükmediyor, hareket ediyor. İlminin icabı neyse onu yapıyor. İlmiyle amel ediyor, ilmiyle kendi tatbik ediyor, ilminin kendisini götürdüğü zarurî neticeleri üzerinde görüyoruz tamam! Bu alim! Alimin şânı da budur. Alim böyle yapar, öyle yapıyor.
Ve yuallimuhâ. Bu ilmi kendinden sonrakilere, gençlere ve öğrenmek isteyenlere de öğretiyor. Bu iki kimseye gıpta edilir, haset edilir.
Muhterem kardeşlerim! Bunların ikisi de varlıktır. Birisi maddî varlık, ötekisi mânevî varlık olmuş oluyor.
İlk önce şu derhal meydana çıkıyor, anlaşılıyor ki; varlığından insan başkasına verecek, başkasını istifade ettirecek.
"Rabbenâ hep bana! Hepsini bana ver yâ Rabbi; başka kimseye verme!"
Bedevînin birisi Peygamber Efendimiz'in meclisine gelmiş. Orada namaz kılmış, dua etmiş, elini açmış;
"Yâ Rabbi! Beni ve Muhammed'i mağfiret eyle." demiş. Başkasına bir şey yok.
Demiş ki Peygamber Efendimiz;
"Yâ filanca, sen Allah'ın rahmetini çok daralttın. Allah'ın rahmeti engin, herkese istesene."
Peygamber Efendimiz'i sevdiğinden O’nun adını söylüyor, bir de kendisini söylüyor; başkası yok. Yani bir ona bir ona, başkasına bir şey yok. Böyle olmayacak. Müslüman vermeyi, faydalı olmayı, fedakârlık yapmayı öğrenecek.
İslâm'ın ruhunda bu var. İşin aslında, temelinde insanda verme duygusu olacak, fedakârlık duygusu olacak. Yoksa bencil insanlar, hâris insanlar, sırf kendisini düşünen insanlar...
Nasreddin Hoca'ya “kainatın merkezi neresi” diye sormuşlar. O da demiş ki;
"Eşeğimin ayağının bastığı yer."
Bu adamlar da diyor ki; "kâinatın merkezi ben, başkası değil." Her şey onun etrafında çevrelenmiş. Dünyada en önemli olan kendisi, kendi menfaati. Başkası ağlasın, üzülsün, ölsün, kalsın; solda sıfır, onların karınca gibi kıymeti yok. Hep kendisi... Bu iyi bir şey değil. Bu bencillik, hodbinlik, sırf kendisini görmek... İslâm'ın ana yapısı bu değil.
İslâm'ın ana yapısı, ana mantığı, temeli; başka insanların da yüzünü güldürmek, başkalarını da sevindirmek, başkalarına fedakârlık yapmak.
Nereden fedakârlık yapacağım?
Senin o kazandığın tatlı tatlı paralardan, kendi zahmet çektiğin şeylerden başkalarını istifade ettireceksin. Bu mal mülk tarzında olabilir. Harca, çıkart, elini cebine sok, biraz harca bakalım. Bak şurada zavallı adamcağızın dokuz tane çocuğu var, evi kira, maaşı bu kadar; bu nasıl geçinecek? Ne sihirdir ne kerâmet, nasıl oluyor bu iş? Biraz yardım et bakalım.
"Hocam hiç istemiyor. Giyimi de biraz muntazam..."
Zaten istemez.
Yahsebuhumu'l-câhilu ağniyâe mine't-teaffuf ta'rifuhum bi-sîmâhum lâ yes'elûne'n-nâse ilhâfâ.
İffetinden, haysiyetinden, onurundan dolayı öyle davranır ki fakirliğini saklar, söylemez, istemez. Sen arayıp bulacaksın, ona vereceksin. Hem de güzel bir üslup ile vereceksin, güzel bir tarzda vereceksin.
Eski meşhur şairlerden, çok da eski değil de burada ismini söylemek istemiyorum, kim olduğunu biliyorum. Derbeder bir adam. Muhtaç, bekâr, evi perişan, yorganı yastığı leş gibidir, üstü başı kirlidir. Ama derya; ilmi var. Para versen almaz.
Bir tanesi yolda koşmuş arkasından;
"Afedersiniz efendim, siz düşürdünüz galiba, buyurun bunu alın." demiş, bir altın lira vermiş.
Adamda altın lira ne arasın; meteliğe kurşun atan bir insan, parası pulu yok. Tabii o da ârif, zarif bir kimse, şair. Altını almış;
"Bu benim düşürdüğüm para değil, sizin kalbiniz." demiş, cebine koymuş.
Çok zarif bir şekilde söylemiş.
Tabii verirken de karşı tarafın kalbini kırmamak da İslâm'ın şânındandır, zerafetindendir.
"Al bunu Hasan Efendi, bu benim zekâtım ha! Al bakalım! Hadi bakalım, hayrını gör!"
Bu kadar kalabalığa duyurdun, adamın fakirliğini perişan ettin, kıpkırmızı oldu adamcağız... Almasa evde çoluk çocuk aç, alsa perişan ettin adamı! Sessizce versene, kıyıda köşede...
"Herkes bilsin benim ağa olduğumu... Bak yeleğimin burasından burasına kösteğim var, altından. Zenginim, herkes de hayır yaptığımı bilsin."
Zaten bir şey yaptığı zaman da plaka koyar oraya; "Hacı bilmem kimin hayrâtıdır" diye.
Bu gösteriş.
Ötekisi?
Ve raculün tasaddaka bi-sadakatin fe-ahfâhâ hattâ lâ ta'leme şimâluhû mâ tunfiku yemînuhû.
Cennete girecek insanlardan, mahşerde hiç zahmet sıkıntı çekmeyecek insanlardan, Arş'ın gölgesinde sefa sürecek insanlardan bir tanesi de kim?
Öyle sadakayı gizli veriyor ki sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi yok.
Ya bunlar yan yana, bunlar birbirini görürler. Sağ elinin yaptığı hayırdan sol elinin haberi olmayacak kadar. Böyle anlatmış Peygamber Efendimiz, ifade ediş tarzı böyle. Kabahat yapar gibi hayır yapıyor. Sessizce, gizlice, kimse görmeyecek gibi hayrı gizli yapıyor.
Neden?
Şöhret olmasın diye, riya olmasın diye, gösteriş olmasın diye.
Eski insanlar ne zarif insanlarmış! "Bunu siz düşürdünüz galiba, buyurun." diyor. O da anlıyor tabii; "Hayır, o benim düşürdüğüm altın değil, bu sizin kalbiniz." diyor.
İnsan malı verecek, fakirleri arayacak.
İşte geliyor Ramazan, önümüzde... Şaban, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ayıdır. Ramazan, ümmetinin ayıdır. "Ne demek acaba?" Ne demek acaba? Ne demek acaba? diye düşünürüm. Ayların acaba hangisi Allah'ın değil?
Receb, Allah'ın ayı, ne demek?
Bana öyle geliyor ki; "ey insanlar! Receb'te kendinize çekidüzen verin, günahlardan elinizi eteğinizi çekin, tevbe edin, Allah'ın dergâhına yönelin, Allah'tan affını, mağfiretini elde etmeye çalışın." demek. İlk şeyi bu!
Şaban'da Peygamber Efendimiz'e dikkat edin. Peygamber Efendimiz'e salât u selâm çokça getirin. Çünkü cennete götürecek yol, Peygamber Efendimiz'in yoludur. Tevbe ettin, ne yapacaksın? Peygamber Efendimiz'i gözle, izle, peşinden git, dosdoğru cennete gidersin. Salât u selâm getir, sünnetini öğren. Hadis meclisine gel, öğrendiğini tatbik et. Peygamber Efendimiz'in ayı.
Ramazan, Ümmet-i Muhammed'in ayı. Ayların hepsi bizim ama niye Ramazan Ümmet-i Muhammed'in ayı oluyor?
Mahsulü toplama ayı. Ceplerini doldur. Çuval getir, çuvalı doldur. Ramazan'da... Receb'te tevbe etmişsen, üç ayların havasına girmişsen, günahları bırakmışsan, havâiyâtı bırakmışsan, Peygamber Efendimiz'in sünnetine uyma çizgisine yükselmişsen, artık Ramazan'ın ibadetleri de zaten gecesi gündüzü karmakarışık oluyor, Ramazan'da insanın tatlı bir kargaşa... Gece uyku uyumuyorsun, sahura kalkıyorum diye. Sabahleyin camiye koşuyorsun, aman camideki cüzü kaçırmayayım diye. Akşam; kıl babam kıl, bir sürü namaz... Yatsıda teravih, gündüz oruç... Gecesi gündüzü devamlı bir mânevî kazanç. Güldür güldür, güldür güldür sevaplar akıyor. Doldur doldurabildiğin kadar. Havuzunu doldur, ambarını doldur, çuvalını doldur, her şeyi doldur git.
İnsan Ramazan'a erer de, Ramazan'ın arkasından mahrum çıkarsa gerçekten çok zavallı insanmış, çok mahrum insanmış!
Şimdiden Peygamber Efendimiz'in yoluna uyum sağlamaya çalışacağız. Kendimizi uydurmaya çalışacağız. Sıra Müslümanlığından kaliteli Müslümanlık seviyesine [yükseleceğiz].
Allah hepimize güzel huylar, güzel haller nasip eylesin.
Demek ki bu iş kesenin ağzını açmadan olmuyor. Fedakârlık yapmadan olmuyor.
“Hocam ben o paraları ne zahmetlerle kazandım. 'Havuza at' desen arkasından 'cump' diye atlarım."
Atlarsın ama işte;
Len tenâlü'l-birre hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn. “Sevdiklerinizi Allah yolunda infak etmedikçe takvâ ehli insan seviyesine, yüksek kaliteli müslüman durumuna gelemiyorsunuz” gelinmiyor. Fedakârlık yapacaksın.
İnsanların kıymeti fedakârlığı nisbetinde ölçülür.
"Ben müslümanım."
"Acaba İngiliz mi? Acaba Amerikalı mı?" falan diye bocalar. İnsanın dışı bir başka türlü olacak. Her hâlinde, hareketinde, davranışında imanının eseri görülecek. Ve eli de açık olacak.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nasıl cömertti?
Deniz gibiydi, bulut gibi... Buluttan nasıl şakır şakır şakır şakır... Say bakalım kaç tane damla?
"Hocam git işine, buluttan damla mı sayılır?"
Resûlullah'ın cömertliği mi ölçülür?
Denizin [damlaları...] Maşrapayla, al eline süt ölçmeye mahsus şeyi, bir litreyi daldır bakalım, Marmara denizi kaç litre?
Mümkün değil!
Resûlullah Efendimiz'e ganimetten altınları getiriyorlar. “Yayın bir örtü” yere yayıyorlar. 'Şangır' bütün paralar yığılıyor; şöyle bir yığın. Gelene veriyor gidene veriyor, gelene veriyor gidene veriyor, gelene veriyor gidene veriyor.... Bir şey yok, geride bir şey bırakmıyor!
Biz olsaydık; dosdoğru “bir yere yatıralım; şusunu alırız, busunu alırız, orasını hayır yaparız, burasını hayır yaparız..." deriz.
Hayrı akşama gecelettirmiyor, böyle veriyor.
Birisi sürüyü beğenmiş:
"Yâ Resûlallah, ne güzel sürü!"
Ganimet malı, beytülmâle gelmiş sürü. Güzel güzel koyunlar... Tüylü tüylü, sürmeli gözlü koyunlar...
"Ne güzel bir sürü!"
"Çok mu beğendin?" diyor Peygamber Efendimiz.
"E güzel bir sürü yâ Resûlallah."
"Al, hepsini al."
"Hepsini mi yâ Resûlallah?"
"Hepsini al..."
Ne olacak, Allah yine verir...
Peygamber Efendimiz'in verişi öyle. "Hepsini al." diyor.
"Hepsini mi yâ Resûlallah?"
"Hepsini al."
Hadi hepsini önüne katıp sevine sevine, artık kim bilir -Arap'ın, "ya leyli" derler- ne okudu yolda, kabilesine öyle gidiyor.
"Ne bu hâl? Sabahleyin sen kabileden tiril tiril çıktın, akşam bu sürü nereden geliyor? Tek başına yol kesmiş olsan bu kadar işi beceremezsin. Bu nereden geldi?"
"Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem fakirlikten korkmayan insanın verişiyle veriyor. O verdi." diyor.
"Ya, Allah Allah, öyle mi?.."
Bütün kabile ahâlisi gelip müslüman oluyorlar. Bir koyuna bir müslüman değmez mi? Gelen kabile ahâlisi koyundan fazladır.
Cömertlik, sevgi cezbeder. Cömertlik insanı cennete götürür. Cimrilik cehenneme götürür.
Allah-u Teâla Hazretleri tevfîkini cümlemize refîk eylesin. Sevdiği, razı olduğu amelleri işlemeye muvaffak eylesin.
Hülâsa-i'l meâl; işin sonunda sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.
13.12.1996 -
Peygamber Efendimizin Sünnetine
05.01.1996 -
Berat Kandiliniz Mübarek
