20.11.1988 - Sürme Sürmek, Oruç, Koku

20.11.1988 - Sürme Sürmek, Oruç, Koku
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve-li azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.
Emmâ ba'd.
Ukbe b. Âmir radıyallahu anh’den rivayete dilmiş:
“Peygamber Efendimiz sürmelendiği zaman tek olarak sürmelenirdi. Buhurdandan koku kokladığı zaman tek olarak koklardı.”
İktehale; sürmelenmek demek. Erkeklerin gözlere sürme çekmesi, bizim memleketimizde az bilinen bir âdet.
Erkek sürme sürer mi?
Sürer. Peygamber Efendimiz sürmüş. Ama iki memleket arasında da, iklim bakımından biraz fark var. Orada radyasyon fazla, güneş ışınları fazla, hava sıcak, Ekvator’a yakın, ışınlar daha dik geliyor. Hava daha sıcak; 40-45 derece. Ayağını bastığın zaman ayağının altı yanar. Alnın kuma secde edemez. Elinle tutamazsın. Bir demiri tutsan ,elin kabarır, sıcaktan baya yanar. Öyle sıcak, bol güneşli, bol ışıklı bir yerde, eğer gözler ışınları iyi süzemezse, rahatsız olur. Fazla ışından göz rahatsız olur. Onun için gözü sürmeliyorlar.
O diyarlarda, ekseriya göz hastalığı çok olur. İsmit denilen bir madde ile, daha başka kurşun veya sülfürlü vesaireli maddeler var. Hacca, umreye gidenler bilirler çarşılarında, pazarlarında hâlâ sürmeler satılır. Gözün altını üstünü sürmeleyecek ki, içi biraz koyulaşsın ve yansımalar azalsın.Sürmenin özel olarak göze kuvvetlendirici tesiri var. Onun için Peygamber Efendimiz sürme sürerdi.
Zaten kendisi; doğuştan, kudretten sürmeliydi. Gözleri çok güzeldi. Kaşları kirpikleri gayet uzundu. Ayrıca gözlerinin altına tek olarak sürmelenirdi. Rivayete göre üç defa sağ gözüne, üç defa sol gözüne sürme çekerdi.
Bizim memleketimizde de bazı kahraman babayiğitler çıkıyor.
Muhterem kardeşlerim;
Mü’minin vasıflarından biri neydi?
Has mü’min, müslüman kulun vasıflarından birisi; Allah’ın yolunda yaşarken, yürürken, salih amelleri işlerken;
Ve-lâ yehâfûne levmete lâim. “Kınayanın kınamasına aldırmaz ve korkmaz.”Mü’minin bir vasfı o.
Peygamber Efendimiz Berat gecesinde, mübarek gecelerde başını secdeye koyduğu zaman nasıl takvâ ile, nasıl tevazu ile, nasıl yana yakıla dua etmiş. “Senden sana sığınırım yâ Rabbi!” demiş.“Kahrından, gazabından, azâbından, ikâbından; senin lütfuna, keremine sığınırım.” demiş. “Ben peygamberim, Cennet-i Âlâ’ya gideceğim.” diye ortada pervasız, sallım sullum dolaşmamış.
Elbette herkesin cennete girmesini isteriz. Ama cennetin yolunu Peygamber Efendimiz bize yaşayış tarzıyla göstermiş, belli etmiş.
Gündüz yemek yedi mi akşam yemek yemezmiş, akşam yemekyedi mi gündüz yemek yemezmiş. Tahammül edebileceğiz, takvâmız ne derecede, görelim bakalım.
Ve ize’stecmera istecmera vitran. “Koku kokladığı zaman da üç defa koklardı. ”Bu da bizde âdet olmayan birşey. Bir kabın içine, buhurdana cemre, kor ateş koyuyorlar. Ondan sonra üstüne, öd ağacı koyuyorlar. O yanınca güzel koku çıkıyor, onları kokluyorlar.
Ramazan’da, Harem-i Şerîf’te teravih namazı kılınıyor. Akşam topu patladığı zaman hemen namaza durmuyorlar. Beş dakika bir fasıla veriliyor; herkes orucunu açıyor, hurmasını yiyor, ondan sonra akşam yemeğini yiyorlar. Akşamla yatsının arasında, bir saat yirmi dakika, bir saat otuz dakika var, bizim memlekette. Ama orada güzel bir âdet var; yatsıyı yarım saat daha sonra kılıyorlar. Hükümetin emri.
Bizde de o olsa çok güzel olur. “İftarı ettikten sonra teravihe yetişeceğiz.” diye nefes nefese kalıyoruz, çok zorluk çekiyoruz. Halbuki yatsının takvimde yazılı vakti, evvel vaktidir. El birliği ile “yarım saat sonra yapacağız” desek olur. Zaten teravihin kılınma vakti geniş. Onlar yarım saat geriye atıyor. Ondan sonra bakıyorsun 9’da, 9’a beş kala, 10 kala teravih namazı kılınıyor. Gayet güzel, ağır ağır, hatimle teravih namazı kılınıyor.
İmamın arkası parsellenmiş. Oranın eşrafı, zenginleri, kral ailesinden veyahut üniversiteden rektörler, dekanlar...
Suudi Arabistan’da ahali bizden daha iyi Müslümanlığa doğru gider.
Neden gider?
Buraya da geldi. "Buyurun dua edin.” dedik, dua etti. Uzun boylu bir Suudlu vardı, orada bir mescidin imamı diye biliyordum. Aynı zamanda bir fakültede dekanmış veya bir okulda müdürmüş. Mesela Şeyh Salih denilen bir kimse var, Kâbe-i Müşerrefe’nin imamlarından birisi, Mekke’deki üniversitenin dekanı. Dekanlar imam olursa, rektörler imam olursa, lise müdürleri imam olursa, o zaman cemaatin kalitesi yükselir. Bir işin başına, ne kadar kaliteli insanı getirirsen, o iş ,o kadar güzel ve kaliteli olur.
Seccadeleri koyuyorlar, arka sıralar, hemen parselliyorlar. Orada bir yer bulmak çok zor. Bir keresinde azmettim. “Öyle güzel bir yerde, imamın tam arkasında namaz kılacağım.” dedim. Erkenden gittim, oturdum. Kalabalık sıkıştı. Yer bulduk, bir zorluk olmadı. Ondan sonra başladı buhurdanlar gelmeye. Buhurdanı yakıyorlar, getiriyorlar. Onların başında örtüler var. Örtüyle bir sarıyorlar, bir kokluyorlar. Veyahut ellleriyle tutuyorlar, kokluyorlar. Tabi buhurdan tutmak bizim âdetimiz değil. Onlara bakarak biz de bir şeyler yaptık. Baktım ki orada ikram fazla. İçecekler geliyor; kokular, esanslar geliyor. “Ben böyle tekellüf bir yerde bir daha durmam.” dedim, oraya bir daha yanaşmadım.
İsticmâr; buhurdan koklama. “Kokladığı zaman üç defa koklardı.” Bu kelime başka mânaya da gelir ama, burada siyak ve sibaktan dolayı, sürmelenmenin arkasından geldiğinden buhurdan, tütsü mânasına almak daha uygun.
Bir de istincâ manasına.Yani insan abdestini yaptığı zaman temizlenmesi şeyi var, onu da üç defa yapar diye de anlamak mümkün ama burası o şekilde yorumlamaya pek müsait değil.
Allah-u Tealâ Hazretleri tevfîkini cümlemize refîk eylesin. Sevdiği, razı olduğu amelleri işlemeye muvaffak eylesin. Hülâsâ-i meâl, işin sonunda sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin.
24.11.2000 -
Ramazan Ayı ve
19.12.1996 -
Şaban Ayı, Allaha
