02.05.1997 - Hz. Ali, Alimlerin Önemi, Yerdeki ve Gökteki Varlıklar Alimlere Dua Eder

02.05.1997 - Hz. Ali, Alimlerin Önemi, Yerdeki ve Gökteki Varlıklar Alimlere Dua Eder
Aziz ve sevgili dinleyiciler,
Hepinize mutlu günler dilerim.
Allah bütün kardeşlerimizin haclarını, umrelerini, ibadetlerini, taatlerini kabul eylesin. Afv u mağfiret eylesin. Ve sebeb-i duhûl-u cennet eylesin. Peygamber Efendimiz'in mübarek şehrini, kabr-i saadetini, mescid-i şerîfini ziyaret de Peygamber Efendimiz'in sevgisine, rızasına ulaşma vesilesi olsun. O fasıl kapandı bu sene, hac mevsiminin sonuna geldik. Önümüzdeki günlerde de bu Zilhicce ayı bitecek. Muharrem ayı bizim için önemli, dinî aylardan birisidir. Biliyorsunuz aşûre ayıdır. Önümüzdeki haftalar onunla ilgili, Allah imkân verirse açıklamaları yaparız.
Allah'a bizlere imkân olarak bahşettiği fırsatlar ve nimetler, sayısız, sonsuz lütuflar sebebiyle hamd ü senâlar ederiz.
Bu hafta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in alimlerle ilgili hadîs-i şerîflerini okumayı düşündüm. Birisini okuyarak başlayalım. Tabii râvisi Hz. Ali Efendimiz olunca ben ayrı bir sevinç duyuyorum. Hz. Ali Efendimiz'in rivayet ettiği hadisleri rivâyet etmekten özel bir zevk ve şevk duyuyorum. Çünkü ülkemizde Hz. Ali Efendimiz'i seven çeşitli dinî anlayışlardaki kardeşlerimiz var. O bakımdan onlar da Hz. Ali Efendimiz'in rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfi duyunca "Demek ki bunu Hz. Ali Efendimiz rivayet etmiş." diye özel olarak ilgi duyacaklar, dikkatleri artacak ve belki daha candan kabul edecekler diye düşünüyorum. O bakımdan Hz. Ali Efendimiz'den rivâyet edilmiş ilk hadîs-i şerîfin mübarek metnini bu aşk ve şevk ile okuyalım.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: el-Ulemâü mesâbîhu'l-ardı ve hulefâu'l-enbiyâi ve veresetî ve veresetü'l-enbiyâi.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Rivayetler râvilerin ağızlarıyla, çalışmalarıyla oluyor. Allah hepsinden razı olsun. Peygamber Efendimiz'in ifadelerini güzel Türkçemize şöyle çevirebiliriz:
el-Ulemâu mesâbîhu'l-ardı. "Alimler yeryüzünün nur kaynaklarıdır, kandilleridir, ışık kaynaklarıdır, lambalarıdır."
Âlim kelimesi ulemâ diye cem'i yapılıyor, Arapça'da çoğul yapılıyor. Tabii âlimûn diye de çoğul yapılabilir. el-Ulemâu, alimler, bilgisiyle belli bir sıfat kazanmış, belli bir makama sahip olmuş, oturmuş, bilgi sahibi, bilgi sıfatını unvan olarak kazanmış kimseler.
"Alimler yeryüzünün nur kaynaklarıdır, ışık kaynaklarıdır." diyor Peygamber Efendimiz.
Çok önemli, güzel bir benzetme. Hakikaten nasıl karanlıkları ışıklar, lambalar, kandiller, projektörler aydınlatırsa, -ışığının kuvvetine göre- alimlerin de ilminin genişliğine göre etrafı aydınlatma meziyetleri, sıfatları vardır. Alimler yeryüzünün kandilleridir, lambalarıdır, projektörleridir. Karanlıkları aydınlatırlar, insanları karanlıklardan kurtarırlar. İnsanların gidecekleri yolu onlara gösterirler. Yanlış yere basmamalarını, çukura düşmemelerini, uçuruma yuvarlanmamalarını, ne yapacaklarını şaşırmamalarını sağlarlar. Karanlıkta hiçbir yeri görmeden amaçsız, gayesiz, perişan bir durumda kalmamalarını sağlarlar. Çok güzel... Bu birinci sıfatı, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinde alimlere verilen birinci sıfat budur.
İkinci sıfatı; ve hulefâu'l-enbiyâi. "Peygamberlerin halifeleri" yani peygamberlerin makamlarını onlardan sonra devam ettiren, o makamlardaki görevleri yapan, yapmaya devam eden, peygamberlerin görevlerini sürdüren mübarek insanlardır.
Bu da çok önemli.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den sonra Hulefâ-i Raşidîn ümmetin başında idareci oldular. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk, Ömerü'l-Fâruk, Osmân-ı Zinnûreyn, Aliyyü'l-Murtazâ, Abdullah b. Zübeyr -rıdvanullahi aleyhim ecmaîn- gibi büyük sahabiler Peygamber Efendimiz'den sonra ümmetin başında vazife gördüler, İslâm'ı yaydılar, orduları komuta ettiler, dinî konularda yöneticilik yaptılar, yol gösterici oldular. Allah onların şefaatlerine nâil eylesin. Zaten çoğu hâl-i hayatlarında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından cennetlik oldukları müjdelenmiş, tescil edilmiş, belgelenmiş kimselerdi. Alimlerin de peygamberlerin varisleri, halifeleri olması, yani o makama ondan sonra geçen kimseler olması çok önemli.
Tabii alimler peygamber değildir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem âhir zaman peygamberidir, hâtemü'l-enbiyâ ve hâtemü'r-rusuldür. Kendisine kitap indirilen peygamberlerin, kendisine kitap indirilmemiş olup eski peygamberlerin şeriatini devam ettiren enbiyânın ve mürsellerin, resullerin hepsinin sonuncusudur. Men lâ nebiyye ba'dehû, kendisinden sonra bir peygamber gelmesi bahis konusu değildir. Âhir zaman peygamberidir. Dünyanın sonuna kadar peygamberliği, hükmü, devresi, nurlu çağı, asr-ı saadeti, devr-i Muhammedîsi devam edecek.
Ondan sonra halifeleri, yani o makamda ümmete hizmet eden insanlar kimler oluyorlar?
Alimler oluyorlar. Bu çok önemli, bu da alimler için çok kıymetli bir sıfat.
Ve veresetî. "Ve benim varislerimdir." buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Vâris, bir insanın vefatından onun sahip olduğu mala, mülke hissesi nispetinde sahip olan kimsedir. Miras yoluyla kendisine intikal ettiği kadarıyla, yüzde kaç intikal edecekse onlara sahip olan kimse demek. Peygamber Efendimiz arkada büyük bir mal bırakmadı zaten. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hakiki malı, hazineleri ulûm-u diniyyedir, mânevî ilimlerdir, Kur'an ilimleridir, şeriattir, şeriatin ahkâmıdır, takvâ yolunun, ihsan yolunun incelikleridir. İşte bütün o inceliklere, hadîs-i şerîflerle tarif edilen dinî bilgilere sahip olan alimler Peygamber Efendimiz'in varisleri oluyor. İlimde ne kadar ileri gitmişse mirastaki hissesi de o kadar çok olmuş oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in o güzel mânevî ilimlerine, onun istediği vech ile varis olanlardan eylesin.
Bu çok güzel bir ikinci sıfat. Alimler peygamberlerin halifeleri oluyor, bir de varisleri oluyorlar.
Ve veresetü'l-enbiyâi. "Öteki peygamberlerin de varisleridir."
Bütün peygamberler Allah'ın yeryüzüne görevli olarak gönderdiği insanlardır. Biz müslümanlar bir bütün içinde meseleyi çok güzel görüyoruz. Başkaları gibi yarım yamalak görmüyoruz. Birisini kabul edip ötekisini reddetme durumunda değiliz, çok şükür, elhamdülillah. Hz. İsa'yı da seviyoruz, başımızın tâcı biliyoruz, çoluk çocuğumuza onun ismini verebiliyoruz. Hz. Musa'yı da seviyoruz, İbrahim'i de seviyoruz, Âdem'i de, Nuh'u da, cümle ismini bildiğimiz peygamberleri seviyoruz. Bilmediklerimize hürmet ediyoruz. Alimler onların hepsinin varisleri oluyor. Ne mutlu... Hepimiz -olabilirsek- alim olalım. Çocuklarımızı alim yetiştirebilirsek alim yetiştirmeye çalışalım.
Buradaki sıfatlardan sonra ikinci bir hadîs-i şerîfle devam etmek istiyorum. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
el-Ulemâu veresetü'l-enbiyâi yuhibbuhum ehlü's-semâi ve testağfiru lehümü'l-hîtânu fi'l-bahri izâ mâtû ilâ yevmi'l-kıyâmeti.
Bu hadîs-i şerîfte de ilk cümlecik yine "Alimler peygamberlerin varisleridir" diye, hadîs-i şerîfin başı böyle. Alimler peygamberlerin varisleridir; ilim mirasının, peygamberlik bilgilerinin, din bilgilerinin varisleridir. O vazifeyi yapmakla da yükümlülerdir. Bunları Allah sever, Peygamber Efendimiz sever ama ayrıca yuhibbuhum ehlü's-semâi, "Gök ehli de sever." Gök ehli deyince yani gökteki varlıklar...
Gökteki varlıklar neler olabilir?
Melekler olur. Melekler sever. Her rütbesiyle, en büyük meleklerden sayısız meleklere kadar melekler severler. Bir de gökte yıldızlar var, baktığımız zaman gök cisimleri var, görmediğimiz varlıklar var, havada, fezada... Onları, alimleri bildiğimiz, bilmediğimiz bütün bu varlıklar sever.
Ve testağfiru lehümü'l-hîtânu fi'l-bahri. "Denizdeki balıklar da onlara istiğfar ederler."
"Yâ Rabbi, bunu afv u mağfiret eyle. Bu çok iyi bir alim, çok mübarek bir insan. Yâ Rabbi, bunu bağışla!" diye o alim lehine Cenâb-ı Hak'tan mağfiret talep ederler.
İzâ mâtû ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Öldükleri zaman kıyamet gününe kadar..."
Kabre konuldukları zamandan itibaren denizdeki balıklar ve gökteki varlıklar "Affet yâ Rabbi, mağfiret eyle yâ Rabbi, lutfeyle yâ Rabbi, kerem eyle yâ Rabbî..." diye alimlere dua ederler. Gökteki varlıkların içinde -tabii denizdeki varlıklar deyince geriye dönerek hatırlıyoruz- kuşlar var, böcekler var, kelebekler var. Demek ki bütün dağlar, taşlar, kuşlar, balıklar, âhular, ceylanlar, her çeşit varlıklar alimleri seviyorlar ve Allah'a onlar için dua ediyorlar. Ne kadar güzel vasıflar, alimler için ne kadar hoş şeyler!
Allah hepimizi alimlerden eylesin. Çoluk çocuğumuzu da bu yolda yetiştirmeye muvaffak eylesin. Nice mutlu günlere Allahu Teâlâ hazretleri hepinizi sıhhatle, afiyetle sevdiklerinizle eriştirsin.
Aziz ve sevgili dinleyiciler,
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...
03.04.1998 -
Hac Günleri, Arefe
01.07.1984 -
Bayram Gecelerini İhya
