10.04.1998 - Kurban Bayramı 4.Günü, Haccın Güzellikleri, Müslümaların Kendilerini Geliştirmesi, Veda Haccı

10.04.1998 - Kurban Bayramı 4.Günü, Haccın Güzellikleri, Müslümaların Kendilerini Geliştirmesi, Veda Haccı
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh,
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Bayramın son -dördüncü- günündeyiz. Bayram içinde haccın vazifelerinin çoğu yapıldı. Hacılar dün büyük ölçüde Mina'da şeytan taşlama vazifelerini yapıp, veda tavafını yapıp gitmek üzere yolları doldurdular. Mina'da bayramın üçüncü gününe kadar kalıp ayrılmak mümkün olduğundan, kalmak da serbest gitmek de serbest olduğundan kalmak daha sevaplı ama "Bir an evvel gidelim, veda tavafımızı yapalım da memleketimize yollanalım." diyen insanlar çok oluyor. Hacıların büyük bir kısmı bu arzuda olduğundan çok büyük bir izdiham oluyor.
Artık bugün saat ikindiye kadar; her namazın arkasından bir defa,“Allahu ekber, Allahu ekber, lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Allahu ekber ve lillâhi'l-hamd” diye tekbir getirilmesi lazım. Arefe gününden bayramın dördüncü günü, ikindi namazının sonuna kadar bırakmamak lazım. Bu tekbirler vacip diye hatırlatmıştım. Bu vazifelerin artık sonuncu günü olmuş oluyor.
Tabii veda tavafları daha uzun günlere, ilerilere doğru sarkabilir. Yine burada ibadet ve taat için kalan insanlar uzun zaman burayı -izdihamlı bir şekilde- değerlendirirler, ibadet-taat edebilirler.
Bugüne "eyyâm-ı teşrıkın son günü" derler. "Kaf" ile; teşrik değil de teşrık. Teşrık, Arapça'da "etleri güneşe koyup kuru et haline getirmek, kurutmak" mânasına geliyor. Çünkü buranın sıcağı o kadar fazla oluyor ki etler kesilip de güneşe konuldu mu veya kayanın üstüne yayıldı mı, pastırma gibi kuruyuveriyor ve bozulmuyor. Birden kuruduğu için kokmadan, bozulmadan kuru et haline geliyor. Sonra buranın ahalisi onu istedikleri zamanda ateşe koyup pişirip yiyor. Bu âdet olduğu için bugünlerin adı "eyyâm-ı teşrık" olmuş, "kaf" harfiyle. Teşrik olursa mâna "şirk" kelimesiyle ilgili olur. Teşrık olunca "güneş ışınlarına mâruz bırakmak" mânasına şark kelimesiyle ilgili oluyor.
Eyyâm-ı teşrıkın son gününü yaşıyoruz. Allah hacılarımızın haclarını makbul eylesin.
Gelmeyenlere, bu mübarek beldelere gelip görme; bu çok önemli olan, insana çok faydaları olan; görüşünü, görgüsünü, bilgisini çok arttıran bu güzel ibadeti bu güzel mahallerde yapmayı nasip eylesin.
Hz. Âdem atamız aleyhisselam'dan İbrahim aleyhisselam'a, Peygamber Efendimiz'den bugüne kadar buraları peygamberlerin cevlangâhı, dolaşma yerleri... Nice nice Allah'ın mübarek kulları buralara gelmiş, bu güzel ibadeti yapmışlar.
Çok muhteşem bir ibadet. Çok genç işi bir ibadet. Yani insanın zengin olması lazım. Bedeninin kuvvetli olması lazım. Sıhhatli, afiyetli olması lazım. Çünkü bir hayli genç işi vazifeler var. Yürüyerek tavaf var, sa'y var, Safa ile Merve arasında sa'y etmek... Arafat var, Arafat'tan Müzdelife'ye gelmek var. Müzdelife'de artık yer belli değil, herkes ana baba günü, mahşer günü gibi bir yerde kalıyor, geceliyor. Mina günleri var. Şeytan taşlama var, çok izdihamlı olan bir olay. Allah rahmet eylesin, bazı insanlar eziliyorlar, kalabalık birbirini -istese de- koruyamıyor. Mesela insanın babası, akrabası düşse, "Yerden kaldırayım..." derken kendisi de düşüyor, kaldıramadan kalabalık onları da ezebiliyor. Yani genç işi, gençken yapılması gereken bir ibadet.
Ben bizim hacı amcalara bakıyorum. Kıyafetlerinden belli; göğüslerinde kırmızı zemin üzerine ay yıldız. Zaten hallerinden de belli oluyor, herkes "Bunlar Türk hacısıdır." diye uzaktan baktılar mı biliyor. Siz Arapça bir soru sorsanız bile, mesela "Kem riyal? Bu kaça?" diyorsunuz. Sizin yüzünüze bakıp Türk olduğunuzu anladı mı "Uç riyal." diye hemen yarım yamalak Türkçesiyle cevap veriyor. Esnaf bütün dilleri öğrenmiş.
Ama hacılarımıza bakıyorum; çoğu ihtiyar, nefes nefese, yaşlı kimseler... Yani hacca gelişlerini geç bırakmışlar.
Gençken gelip, ibret alıp, ibadetleri güzel güzel yapıp hayatında bu tecrübeleri kullanması, değerlendirmesi lazım. Böyle daha iyi olur, diye insanın hatırına geliyor.
Tabii her vakitte olabilir, yaşı da olsa olur. Hatta yürüyemeyecek durumda olanlara araba kullanarak sa'y yaptırıyorlar. Güçlü kuvvetli zenciler oluyor, tahterevana oturtup baş üstünde Kâbe'yi tavaf ettirtiyorlar. Yani ücretini verdiğiniz zaman bu işleri yapacak insanlar da bulunuyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, hacıların şeytan taşlama görevi dolayısıyla Mina'da bulunduğu bu günlerde ahalinin arasında nida ettirirmiş, dolaşır, dolaştırır, seslenirmiş; "Bu günlerde oruç tutmayın. Bu günler yeme içme günüdür ve zikrullah günüdür." diye buyururmuş. Zaten haccın bütün fiilleri içinde zikir çok önde, çok büyük bir yer alıyor. Hatta ihramlandığı, ihrama niyet ettiği zamanda getirdiği telbiye, Lebbeyk Allâhümme lebbeyk cümleleri dahi, o da zikir. Ve çok güzel anlamı olan bir zikir. "Arafat'ta Allah'ı zikredin. Arafat'tan Müzdelife'ye geldiğiniz zaman, Meş'ar-ı Haram'ın yanında Allah'ı zikredin. Oradan Mina'ya geldiğiniz zaman, mâdud günlerde, eyyâmin ma'dûdâtin, Allah ı zikredin." diye âyet-i kerîmelerde hep zikri tavsiye ediyor.
Diyebilirim ki; "Hac ibadeti muhteşem bir zikir ibadetidir. Dervişlik, tevazu, tasavvuf, nefsi yenmek, fedakarlık ibadetidir. Boyun bükmek, libâs-ı tefâhürden, iftihar elbiselerinden, alımlı çalımlı giyinmekten soyunup, beyaz örtülere bürünüp, baş açık yalın ayak, tam dervişlik, tam tasavvuf, tam nefsi yenmek, tam Allah'ı zikretmek ibadetidir. Muhteşem bir ibadet. Uzun bir ibadet. Devamlı bir ibadet. Zor bir ibadet. Bedenî bir ibadet. Mâlî bir ibadet.
Ama sonuç ne?
El-Haccu'l-mebrûru leyse lehû cezâun ille'l-cennete. "Bir kul haccını makbul bir hac, güzel bir hac yapabildi mi, haccı mebrur oldu mu, yani refes füsûk, cidâl olmadan; kötü söz söylemeden, çekişme, çatışma olmadan, günahlı işler yapılmadan, edep ile, zerafet ile, nezahet ile, nezaket ile hac yapıldığı zaman mükâfatı nedir?
"Cennetten başka bir şey değildir!" buyuruyor Peygamber Efendimiz. Leyse lehû cezâun. "Onun başka mükâfatı yok." İlle'l-cennete. "Ancak cennet var."
Ancak mükâfatı cennettir. Yani cennet kazanılıyor. Çok güzel bir ibadet.
Ama tabii ben "Zikir ibadetidir." deyince ayrıca hoşuma gidiyor ve hadîs-i şerîflerde karşılaştığımız zaman buna dikkati çekiyorum.
Hani Türkiyemiz'de tasavvufa, zikre karşı insanlar var; farkında olmadan İslâm'a karşı oluyorlar. Bakın, hac nasıl zikir ibadeti? Mina'da nasıl insan sabahtan akşama kadar oturup zikredecek... "Bu günler yemek içmek günleridir." diyor Peygamber Efendimiz, "Oruç tutmayın ama Allah'ı zikredin." diye, Allah'ı zikretmeyi tasrih ediyor. Kur'an okuyacak, tesbih çekecek, yalvaracak, gözyaşı dökecek. Böyle günler...
Bu günler de tabii her gün gibi gelip geçiyor. Osmanlı büyüklerimizin, insanın tekmil-i enfâsi mâdude dedikleri insanın sayılı olan nefesleri böylece tükeniveriyor. Sayılı olan şey çabucak geçer. İnsan Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna varacak ve bu dünyada yaptıklarından hesaba çekilecek. "Nasıl geçirdin bu hayatı, söyle bakalım. İslâm'a düşmanlık mı yaptın? Kendi aklına dayanarak, Allah'ın emirlerine karşı mı çıktın? Müslümanları zora mı soktun? Hayır mı işledin, şer mi işledin? Tembellik mi yaptın, ibadet mi yaptın? İnsanlara iyilik mi yaptın, kötülük mü yaptın? Kan mı kusturdun, can mı yaktın? Rüşvet mi aldın?"
Bunların hepsinin hesabı olacak bir gün. Ve yapanlar, yaptıklarından pişman olacaklar. Ama iyi insanlar da mükâfatı alacaklar.
İyi insanların mükâfatlarından birisi de kötü insanlara kötülükleri yaptırmamak, meydanı bırakmamaktır.
Aziz ve sevgili kardeşlerim.
Onun için Allah iyilere kuvvet versin. Müslümanları her yönden kuvvetlendirsin. Faziletli insanlar hâkim olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri iyi müslüman olmayı, iyi işler yapmayı cümlemize nasip eylesin. Âhiret sevabını kazanmayı, Allah'ın rızasına ermeyi, cennetine girmeyi, cehenneme atılmaktan, yanmaktan, cezaları yemekten kurtulmayı, Peygamber Efendimiz'e cennette komşu olmayı nasip eylesin. Cennet nimetleriyle mütena'im eylesin. Resûlullah'ın sohbetine erdirsin. Allah'ın -celle celâlüh- selamına mazhar eylesin, cemalini görmeyi nasip eylesin. Rıdvan-ı ekber'ine nâil ve sahip eylesin.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri, tekrar hem bayramlarınızı tebrik ederim, çünkü bayramın son günüdür, hem de ömrünüz bayram günü olsun; her gününüz, her rûzunuz bir îyd olsun, bayram olsun. Âhirette de Allah'ın rızasına erip en büyük bayrama nâil olun, mazhar olun diye dualar ederim. Bu mübarek bayram günlerinde, eyyâm-ı teşrıkın son gününde, Allah dualarımızı kabul eylesin, rahmetine cümlemizi nâil eylesin.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
11.04.1997 -
Haccın Yasakları, Allahın
05.04.1998 -
Kurban Bayramı, Teşrik
