17.03.2000 - Kurban Bayramı Tebriği, Bayram Gecelerinin İhyası

17.03.2000 - Kurban Bayramı Tebriği, Bayram Gecelerinin İhyası
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
Aziz ve sevgili dinleyiciler;
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi cümlenizin üzerine olsun. Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bayramlarınızı hayırlı geçirmeyi nasip etsin. Nice bayramlara eşiniz, dostunuz, sevdikleriniz ile sağlıkla, afiyetle ulaştırsın. Hem bu dünyada hem âhirette bayram etmeyi, âhirette en büyük bayrama nâil olmayı nasip eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medine-i Münevvere'ye vardığı zaman, oranın ahalisinin bazı şenlikler ve eğlenceler yaptıklarını gördü. Bunun ne olduğunu sordu.
Dediler ki;
"Biz böyle Nevruz ve Mihrican'ı kutluyoruz, bunlar bizim bayramlarımız."
Demek ki İranlılar'ın etkisiyle Nevruz kutluyorlardı.
Efendimiz;
"Cenâb-ı Hak Teâlâ size bunların yerine daha hayırlı iki bayram ihsan edip bunları değiştirdi. Bunları bırakın, yerine şunları bayram edinin!" dedi.
Bu bayramlardan bir tanesini yaşıyoruz şu anda, Kurban Bayramı dediğimiz bayram...
Kurban bayramı, Arapça'da îyd-i adhâ diye adlandırılır. Adhâ ve udhıyye; kurbanlık koyun mânasına geliyor. Kurbanlıkların kesildiği, kurban edildiği bayram demek oluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir bayramın bu Kurban Bayramı olduğunu, bir tanesinin de Ramazan'ın sonundaki îyd-i fıtr olduğunu beyan buyurdu. Fıtır da; iftar etmekle ilgili, artık orucu bırakıp da yemek yemek demek. Ve bunların gecelerinin gündüzlerinin çok çok sevaplı, hayırlı, bereketli olduğunu beyan buyurdu.
Bir hadîs-i şerîfinde, Ubâde b. Sâmit radıyallahu anh'ten Taberânî'nin rivayet ettiğine göre, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
Men ahyâ leylete'l-fıtri ve leylete'l-adhâ lem yemüt kalbühû yevme temûtü'l-kulûb.
Sadaka Resûlullâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
"Kim Fıtır Bayramı gecesini, Ramazan Bayramı gecesini ve Kurban Bayramı gecesini ihyâ ederse..."
İhyâ etmek; kalkıp namaz kılmak, zikir yapmak, Kur'an okumak sûretiyle sevaplı faaliyetlerle doldurmak, gâfil geçirmemek demek.
"Kim bu iki bayramın gecesini ihyâ ederse…"
Lem yemüt kalbühû yevme temûtü'l-kulûb. "Kalplerin öldüğü günde onun gönlü, kalbi ölmez."
Biliyorsunuz kalp iki mânaya geliyor:
Bir, yürek mânasına; Türkçe'de insanın göğsünde bulunan, kanın vücutta dolaşmasını sağlayan, tık tık atan bir cihaz, bir et parçası, yürek diyoruz.
Bir de bununla mânevî bakımdan alâkası olan, gönül mânasına... Gönül de tam Arapça'daki kalbin karşılığı; tekallüb etmek, halden hâle geçmek, değişmek, başka bir hâle dönmek mânasıyla tam ilgilidir. Kalbin ikinci mânası da gönüldür.
Gönüller bazen ölür. İnsan yaşadığı halde, ayakta gezer, konuşur, yer, içer, çalışır ama kalbi ölür. Mâneviyatı sıfır, mâneviyatı zararda, mânevî yönden hasta... O zaman onun bedeninin yaşamasının kıymeti yok, çünkü mâneviyatı ölmüştür. Allah o durumdan hepimizi korusun.
Cenâb-ı Hak Teâlâ kullarını sınamak için mukadderatın cilvesi, kulların imtihanı olarak bazen büyük fitneler, büyük imtihanlar, büyük olaylar takdir buyurur. O imtihanlarda, fitnelerde, musibetlerde bazı insanlar imtihanı kaybeder. Dünyaya aldanır, harama sapar, eğlenceyi tercih eder, dinini unutur, âhireti için çalışmaz; Allah'tan korkmaz, haramları yer, içer, işler... Sanıyor ki mutlu, sanıyor ki yaşıyor. Halbuki gönlü ölmüştür, âhireti mahvolmuştur, mâneviyatı sıfırdır. Allah saklasın!
İnsan bazen kendisi anlayamıyor; eğer böyle basireti kapalıysa, dinî bilgisi yoksa, para gelirse, keyfi yerindeyse, eğlencesi tamamsa, yaşamının tam olduğunu sanıyor. Maddiyatçıların çoğu böyledir.
Bu devirde, kalplerin öldüğü günün çok bariz olduğunu görüyoruz. Hakikaten birçok insanın kalbi ölmüş durumda...
"Elhamdülillâh müslümanım!" diyor, o da bir derece.
Bu iki bayram gecesini ihyâ edenlerin kalpleri ölmez. Bu ve buna benzer zamanlarda ortaya çıkan şiddetli imtihanlarda, insanların kafalarının karıştığı, maddiyat ve mâneviyatın tercih noktasına gelindiği, pek çok kimsenin maddiyatı ve dünyayı tercih ettiği, ama âriflerin âhireti tercih ettiği zamanlarda, tercihini doğru yapar, kalbi ölmez ve sonunda kazanır.
Başka hadîs-i şerîfler de var.
Mesela:
Men ahye'l-leyâli'l-erbaa vecebet lehü'l-cennetü: "Kim dört geceyi ihyâ ederse, ona cennet vacib olur."
Muhakkak cennete girer…
Leylete'l-arûbe.
Arûbe "terviye" demek; Kurban Bayramı arafesinden bir önceki gün, hacıların Mina'ya çıktıkları gün.
Ve leylete arafe. "Arafe gecesi." Ve leylete'n-nahri. "Kurban gecesi." Ve leyletel-fıtr. "Ramazan Bayramı gecesi."
Peygamber sallahu aleyhivesellem Efendimiz; "Bu geceleri ihyâ edene cennet vacib olur." diyor.
Bu sayılan gecelerin bir kısmını artık geçirmiş bulunuyoruz. Bundan sonra not alırsınız, aklınızda tutarsınız; gafil olmazsınız, bu güzel geceleri ihyâ etmeye çalışırsınız.
Ve bu bayramda, bu sevinçli günlerde, ıstırap çeken müslümanlara da çok dua etmeniz, etmemiz lazım! Onun için her yönden İslâm âleminin dertlerini düşünün, dua edin ve elinizin uzanabildiği yerdeki müslüman kardeşlerimize yardımcı olun! Kestiğiniz kurbanları yerlerine, fakirlere, muhtaçlara hediye edin, onların hakiki hayır dualarını almaya çalışın.
Geceniz gündüzünüz hayırla sevapla geçsin, Cenâb-ı Hakk'ın rızasına vâsıl olun. Allah'ın sevdiği kullar olmayı Cenâb-ı Hak nasip etsin. Allah'ın sevdiği kullar olarak yaşamayı nasip etsin. Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği, razı olduğu, güzel, sevabı bol amelleri işlemeye cümlenizi muvaffak etsin.
Hepinizin bayramlarını tekrar tebrik ederim. Sevgilerimi, saygılarımı sunarım.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili dinleyicilerim.
17.03.2000 -
Kurban Bayramı, Kurban
17.03.2000 -
Bayramı Hudutlarda Karşılayan
