25.04.1997 - Haccın Muhteşemliği, Dünya Müslümanları, İslamı Yayma

25.04.1997 - Haccın Muhteşemliği, Dünya Müslümanları, İslamı Yayma
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühû.
Aziz ve sevgili Ak radyo dinleyicileri;
Allah hepinizden razı olsun. Bu yayınların tahakkukuna emeği geçmiş olanlardan da razı olsun.
Hac çok muhteşem bir ibadet… Anlatmakla tarif edilemeyecek kadar güzel ve muhteşem. İnşallah sevgili dinleyicilerimiz de nasip olur gelirler burada ki güzellikleri müşâhede ederler. Çeşit çeşit milletlerden müslüman kardeşlerimiz, toplu vaziyette dünyanın en büyük camilerinde -Mescid-i Haram ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mescidi istihab haddi bakımdan dünyanın en büyük camileri- ibadet ediyorlar. Yanı başınızda bakıyorsunuz, Orta Asya'dan, Doğu Türkistan'dan gelmiş çizmeli, mübarek, saf, temiz Türkler. Bakıyorsunuz Afrika'dan, Nijerya'dan kardeşler var. Bakıyorsunuz Endonezya'dan zarif, ince müslüman insanlar; çok tatlı manzara.
Bu arada meraklı bir şey olduğu, beni çok heyecanlandırdığı için size de nakletmek istiyorum. Hacca gelmeden önce Danimarka'da Kopenhag'da, Çin'den gelen bir kişi beni ziyaret etmişti. Ben camide vaaz verdikten sonra gelmiş. "Sizinle görüşmek istiyorum." diye ziyaret etmişti, sağ olsun. O müjdeledi, çok çok memnun oldum. Kendileri birkaç seneden beri Çin'de bulunuyorlarmış. Çin'de 200 milyon Çin kökenli müslüman var, diyor. Yanlış duymadınız, tekrar ediyorum, 200 milyon. Dünyadaki en büyük müslüman ülke Endonezya, Endonezya'nın müslümanları sayısı kadar, belki onlardan fazla Çin kökenli müslüman. Doğu Türkistanlı, Türk kökenliler değil ama Çin kökenli müslüman var. Elhamdülillah İslâm beğeniliyor ve İslâm'a girenlerin sayısı günden güne artıyor. Ve bir sene önce okuldaki yoklamada ismi John olan bir öğrenci bu sene öğretmen: "John burada mı?" diye yoklamayı yaparken ismini söylediği zaman "Hayır efendim, benim ismim artık John değil; benim ismim Ahmet" diye kalkıyor, Afrika'da müslüman olduğunu beyan ediyor.
Dünya İslâm'a doğru gidiyor.
Bu arada da müslüman olmayanların telaşları var, muazzam bir telaş içindeler. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri vaat buyurmuş ve o vaat tahakkuk ediyor. Allah'ın nurunu söndürmek isterler ama Allah-u Teâlâ hazretleri nurunu tamamlayacaktır. Sırf müşrikler, kâfirler hoşlanmasa, istemese bile diye vaadi, müjdesi var. Müşrikler istemese, kâfirler tepinse, çırpınsa yine İslâm yayılıyor. Sırplar ayağa kalksa, "nedir bu böyle, İslâm her tarafa yayılıyor, Sırplar müslüman oluyor" diye Boşnakları kesmeye kalksa; ne kadar telaş etseler yine İslâm yayılıyor. Batı Trakya ‘da Yunanlılar ne kadar zulüm yapsalar, doğumuzda Ermeniler ne kadar uğraşsalar İslâm yayılıyor ve yayılacak.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi sevdiği kullarından eylesin, sevdiği yollarda yürütsün, sevdiği kul olarak huzuruna varmayı nasip eylesin.
Ben hatırlıyorum; bizim Almanya'daki kardeşlerimizden birisi Bulgaristan'da bir trafik kazası yapmış yakalamış polisler. "Dışarı çıkamazsın mahkeme olacaksın." Ya da trafik kazasına karışmış yapmamışsa bile şahit olmuş kalacaksın filan demişler. Çıkamıyor, canına minnet, zaten insanı Bulgaristan'da durdurmuyorlar. Bu da diyelim ki 15 sene önceki bir olay. O kardeşimiz bana anlatmıştı. Bir ay orada kalmış, tam da Ramazan'a rastlamış, arkadaşımızın hocalığı da var. Ramazan'da Bulgaristan'da müslümanlara, Türkler'e camide imamlık yapmış, vaaz etmiş. Çokça memnun olmuşlar seni Allah gönderdi diye. Allah gönderiyor, her şeyi yapan mukadderatı yazan Allah-u Teâlâ hazretleri onlara lütfetmiş, böyle bir hoca göndermiş. Ramazan'da isteseler olmaz, dilekçeler verseler Bulgar hükümetine, Türkiye'den bir hoca gelsin deseler olmaz, bir hoca bulunmaz, gitmez. Öyle bir hoca bedavadan kendilerine gelmiş. O arkadaş orada bir ay kaldığı esnada Hıristiyan Bulgarlarla görüşmüş. Hepsi diyorlarmış ki:
"Ah Osmanlıların devri! Ne kadar iyi devirdi, ne kadar huzurluyduk, ne kadar mutluyduk, edepliydik, düzenli bir yaşam içindeydik" diye Osmanlılar'ın derinliğini sevgiyle, hasretle, takdirle, yâd ediyorlarmış.
Bu düşmanın sözü. Biz kendimiz söylesek "canım sana iyilik yapıyor, herkes yoğurdum ekşi demez kendisini medhediyor" deriz. Bu bizden olmayan bir insanın sözü, bunu her yerde duyuyoruz. Ben gezdiğim her yerde bunu duyuyorum.
Yıllar önce Kur'an yarışması için Libya'ya gitmiştik. Orada Lübnanlı bir hoca;
"Ah siz Türkler!" dedi. Şöylesiniz, böylesiniz, şu kadar insanı, bu kadar insanı, bir sürü medhetti bizi.
Sonra bir vesileyle yine bir uluslararası toplantı münasebetiyle İran'dayken, Pakistan'dan birileriyle tanıştık. O dedi ki;
"Benim dedem Osmanlılar'ın âşığıydı, onlar için kasideler yazmıştı. " İşte kasidesinden beyitler, diye bize bir şeyler okudu. Onlar evliyâdır, mübarek insandır, Allah'ın kıymetli, has kulları diye çok sevdiğini anlattı.
Hâsılı dedelerimiz bu güzel sıfatları nereden kazandılar? İslâm'dan kazandılar. Herkes sanıyor ki cihat; kavgadır, savaştır, kan dökülüyor vesaire.
Hayır!
Müslüman cihat ile gittiği yere sulh, hoşgörü, edep, iman, adalet götürüyor ve oranın yerli ahalisi memnun oluyor.
Mesela; İstanbul'un fethinden önce Bizans'ın içinde ahali konuşmuş:
"Ne yapalım? Avrupalılar'dan yardım mı isteyelim? Kardinaller mi gelsin?" diye konuşmuşlar.
"Yok!" demişler.
Daha önce Latinler, Haçlı seferleri münasebetiyle Anadolu'dan geçerken Bizans'ı istila ettiler. İstanbul'u da elde ettiler. Ayasofya dâhil her şeyi soydular. Kilisedeki altın eşyaları, hazineleri bile aldılar, götürdüler. Onun için Bizanslılar'ın şöyle dediği tarih kitaplarına kaydedilmiştir:
"Burada kardinal külahı görmektense müslüman sarığını tercih ederiz."
Çünkü müslümanlar adaletli, iyi insanlar. Çünkü müslümanlar ırza namusa, mala mülke dokunmuyor. Çünkü müslümanlar insanlık hakları dediğimiz hakları ve hürriyetleri asırlar boyu hâkim oldukları yerde insanlara yaşatmışlar. Lafla değil!
Avrupalı, Amerikalı daha başka milletler bunu söylüyor ama bir taraftan bizim kardeşlerimizin oradaki mevcudiyetine razı olmuyor, evlerini yakıyor. Saldırı yapıyor, yaralıyor, öldürüyor. Veyahut İslâm'ı engelleyici çeşitli uygulamalar yapıyor. Veyahut Sırplarda Boşnaklar'ı kessin diye yeşil ışık yakıyor. NATO'yu oraya bekçi olarak gönderiyor, İslâm ülkelerinden oralara yardım ulaşmasın diye. Sırplar'a da "kes bunları kesebildiğin kadar" diye yeşil ışık yakıyor.
Bunlar entrika, merhametsizlik. Sonra Sırp ya da Yunanlı papaz kürsüye çıktığı zaman "Kesin bu müslümanları!" diye vaaz veriyor. Bütün düşmanlıkların kaynağı kilisedeki papazların verdikleri vaazlardan. Bunlar olmasa ahali birbirlerini belki sevecek ama bunu emrediyorlar.
"Müslümanların kanını içmek sevaptır, içmeden ölmeyin" diyorlar.
"Müslümanları öldürmek benim için bir zevktir…"
Almanya'dan keskin nişancı Bosna Hersek savaşlarına gitmiş. Alman televizyonlarında röportaj yapmış. Ondan sonra Sırp tarafına gitmiş ki;
"Ben Sırp tarafına gittim orada keskin nişancılığımla Boşnaklar'a nişan aldım, şu kadar öldürdüm. Müslüman öldürmek benim için bir zevktir." demiş.
Bunu Almanya'daki arkadaşlarımız televizyonda dinlemişler, televizyon da bunu neşrediyor.
Bunu Türkiye'de neşretmez, bizde bir nezaket vardır, zarafet vardır biz böyle bir şeyi söylemeyiz de bunu neşretmeyiz de. Ama onların özü başka sözü başka. Yaparlar. Bizimkiler sözünü söylemez. Yaptığı hayrı Allah bilsin diye mütevâzılığından saklar, ismini saklar, kendini belli etmez ama hayır sahibidir. Onun için gittiği yere huzur götürmüştür, mutluluk götürmüştür, ayrıldığı yer karışmıştır, hâlâ huzura erememiştir. Osmanlı'nın terk ettiği yerlerin hepsinde bugün anarşi, huzursuzluk, çatışma, çekişme vardır. Balkanlar, Orta Doğu, Kuzey Afrika öyledir, ahaliler mutlu değildir. Müslüman ahali bile mutlu değildir, baskı altındadır. Onun için İslâm'ın anlayışını iyi bilmek lazım. Müslüman'ın zihniyetini iyi anlamak lazım. Özellikle Türkiye'de İslâm'ı anlatmaya çalışmak lazım.
Benim bu seyahatlerimde yine karşılaştığım çeşitli kimseler oluyor, bir arkadaşıma gidiyorum, evinde beni misafir ediyor. Onun komşusu da geliyor. Biz de onunla muhatap oluyoruz. Böylece o bizim arkadaş da samimi olduğu için biz de halkın çeşitli kesimlerinde insanlarla samimiyet kuruyoruz konuşuyoruz. Beni sakallı görünce İslâm hakkında bir şey söylüyor, yanlış bir kanaatini ortaya atıyor, yanlış. İslâm hakkındaki görüşleri, düşünceleri, duyguları hepsi yanlış.
Bu neyi gösteriyor?
Bizim gerektiği kadar tatlı dille, güleç yüzle İslâm'ı iyi anlatamadığımızı gösteriyor. Bizim de İslâm'ı anlatmamız için var gücümüzle çalışmamız lazım. Herkes akrabalarından, yakınlarından etrafına baksın, etrafındaki insanlara İslâm'ı tatlı dilde, güzel bir şekilde anlatmaya, gönül kazanmaya çalışsın. Çünkü en kıymetli, en sevaplı işlerden birisi de bu aziz ve sevgili dinleyiciler.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühû.
26.03.1999 -
Zilhiccenin 10 Günü,
