06.09.1996 - Nimete Hamd Etmek, Üzüntüde Estağfirullah Demek, Rızık Gecikince Laileheilallah Demek

06.09.1996 - Nimete Hamd Etmek, Üzüntüde Estağfirullah Demek, Rızık Gecikince Laileheilallah Demek
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah sevdiği kul eylesin. Sevdiği işleri yapmayı nasip eylesin. Dünyada ve ahirette aziz ve bahtiyar eylesin.
İbn Asâkir ve Tayâlisî Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'ten rivayet eylemişler ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor:
Men elbasehullâhu ni'meten fe'l-yüksir mine'l-hamdi lillâh. Ve men kesürat hümûmuhû fe'l-yestağfirillah. Ve men ebtae aleyhi rızkuhû fe'l-yüksir min kavli lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz birçok hususu ihtivâ eden hadîs-i şerîfi okumuş bulundum. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ağzından çıkmış olan Arapça kelimeleri de teberrürken okumuş olduk.
Şimdi cümlelerini izah etmeye başlayalım aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Peygamber Efendimiz bir çok hususu bu hadîs-i şerîfin de peşpeşe tavsiye de bulunmuş.
Birincisi;
Men elbasehullâhu ni'temeten fe'l-yüksir mine'l-hamdi lillâh. "Allah kime bir nimet vermişse, bir nimet giydirmişse, bir nimete onu gark etmişse, ona bir nimeti sarmışsa, Allah'a hamd ü senâ etmeyi çoğaltsın. Mânasını da düşünerek elhamdülillah demeyi çok eylesin!"
Düşüneceğiz; Allah-u Teâlâ hazretlerinin üzerimizde çok çeşitli nimetleri vardır, sayılamayacak kadar çoktur. Zaten bunu âyet-i kerîme de bildiriyor:
Ve in teuddû ni'metallâhi lâ tuhsûhâ. "Allah'ın nimetlerini saymaya kalkışsanız tâkat getiremezsiniz, sayamazsınız, bitiremezsiniz."
Hakikaten çok nimetler var. "Çok" kelimesi az gelecek kadar nimetlere sahibiz!
Zaten her anlık hayatımız sayısız nimetlerin bir araya gelmesiyle sürüyor, devam ediyor. Öbür ana, öteki ana geçiyoruz, Rabbimiz'in her an sayısız nimetleri sayesinde, yaşıyoruz.
İnsanların hani sevmediği şeyleri sıralayalım: Hatta hastalık bile olsa, fakirlik bile olsa, üzücü şeyler bile olsa yine de üzerimizde sayısız nimetler var. Ayrıca hastalığın insana kazandırdığı sevaplar var. Fakirliğe sabrederse derecesi o kadar yüksek olacak ki tariflere sığmaz. Derdi tasası olduğu zaman sabrettiğinde bbi-gayrihisab sevaplara nâil olacak. Müslüman, mü'min oldu mu insan mü'min oldu mu sayısız nimetler içinde yüzüyor, şeksiz şüphesiz. O zaman elhamdülillah diyecek.
Elhamdülillah ne demek?
"Övgüler Allah'a olsun, Allah'a medh u senâlar olsun. Şükürler olsun!.."
Medh, şükür, hamd kelimeleriyle ilgili çok izahlar yapılabilir. Bunların birbirlerinden ince farkları var. Ama hamd kelimesi hem Allah'ın verdiği nimete teşekkürü, şükrü ifade ediyor hem onu övmeyi ifade ediyor. Çok mühim bir kelime, anlamı çok geniş olan bir kelime. İnsan elhamdülillah dediği zaman Allah-u Teâlâ hazretlerine teşekkür etmiş oluyor. Hem de O’nu övmüş, medh ü senâ eylemiş oluyor. Çünkü nimeti veren O.
O bakımdan nimetleri düşüneceğiz. Veyahut yeni bir nimetle karşılaştık mı, bir nimet olduğu zaman hamd edeceğiz. Mesela; yeni bir elbise giymişiz, yeni bir ayakkabı alınmış, yeni bir gün başlamış, birisi hoşuna gidecek bir muamele yapmış, bize bir hediye vermiş… Sayısız ihtimaller, misaller olabilir.
Hamd edince ne olur?
Hamd edince insan nimetin teşekkürünü, şükrünü yapmış olur. Bir de nimetin artmasına sebep olacak bir iş yapmış olur. Allah hamd edilen nimeti artırır, hamdi yapılmayan nimeti de kuldan çeker alır.
"Sen bu nimetin kadrini kıymetini bilmiyorsun. Ver bakalım iz'ansız, edepsiz, duygusuz kul! Ver bakalım nimeti."
Nimeti geri alır. Şükrü yapılmayan kadr ü kıymeti bilinmeyen nimeti Allah alır.
Onun için hamd etmenin çok faydası var. Bu sözün anlamını düşüne düşüne Allah'a teşekkür ediyoruz; Allah'ın büyüklüğünü düşünüyoruz, Allah'ı övüyoruz, o duygular içinde nimetlerinin karşısında elhamdülillah diyoruz. Bu çok güzel bir şey. Peygamber Efendimiz bunu tavsiye ediyor. Çünkü hem nimetin şükrü yapılmış olacak hem de nimetin artması sağlanmış olacak.
Ve men kesüret hümûmuhû fe'l-yestağfirillah.
Bazen de insanın gamı, kederi, tasası, üzüntüsü oluyor. Çeşitli sebeplerden oluyor; haklı oluyor, haksız oluyor. İnsanın fazla duygusal olduğu zaman oluyor. Ama bazen de çok sabırlı olsa da en sabırlı insanı bile üzecek, sabrını taşıracak sıkıntılar, üzüntüler geliyor. Maaşında sıkıntı oluyor veyahut işinde sıkıntı oluyor. İşi çok güzel giderken bir pürüz çıkıyor. "Eyvah! Şimdi ben bunu nasıl halledeceğim?!.." diye bir telaş, bir üzüntü başlıyor. Hâsılı insan, çeşitli sebeplerden gamlanıp, kederlenip üzülebiliyor. Her zaman neşeli olmuyor.
"Üzüntüleri çoğaldı mı kul Allah'tan affını, mağfiretini istesin."
Estağfirullah ne demek?
"Yâ Rabbi! Ben senin mağfiretini istiyorum. Beni afv u mağfiret eylemeni istiyorum." demek.
Estağfirullah, bu da çok güzel bir şey.
Burada da iki sebepten düşünüyorum:
Bir kere insan tasalanıyor, aslında tasalanmaması lazım. Çünkü o kederi, o üzüntüyü kader olarak alnına yazan, hayatında onun karşısına getiren Allah. O halde kadere iman eden bir insan kederden de uzak olur.
Men âmene bi'l-kaderi emine mine'l-kederi. "Kadere inanan, keder, üzüntü, gam, tasa çekmez." Hepsi Allah'tandır der, sabırlı olur. "Eyvallah" der. Biliyorsunuz, Mevlevî tarikatinin meşhur bir tabiri var. Her şeye "Eyvallah!" demek. Eyvallah der, hoş karşılar, sabreder. Onu üzüntü de yapmayabilir. Yapıyorsa, demek ki işin içine biraz duygular karışıyor, kader konusundaki inanç hususunda biraz kusurlar oluyor. Onun için estağfirullah diyor. "Yâ Rabbi hatam, benim bu üzülmem hatalı oluyor, tevbe yâ Rabbi, estağfirullah…" diyor insan. Bir sebep bu.
Bir de insanın başına üzüntüler, sıkıntılar, tasalar, kederler kişinin kusurundan, kabahatinden, kulun yaptığı birtakım hatalardan dolayı olur. O hataları bu anlayamadı ama Allah onun hatasının karşılığı olarak ona gam, keder, tasa verdi, üzdü.
"Benim, demek ki farkına varmadığım bir hatam varmış. Estağfirullah estağfirullah…" diyecek.
Estağfirullah deyince o gamların, kederlerin kendisine gelmesine sebep olan şeyi ortadan kaldırmış oluyor. Allah affedecek, o sebep kalkacak, tasalar dağılacak.
Bir de Allah-u Teâlâ hazretleri hatası mâlum olmasa bile her an estağfirullah demeyi seviyor.
"Ben dahi peygamber olduğum halde günde 70 defa, 100 defa estağfirullah derim!" diye hadîs-i şerîfler var.
Allahümmmağfirlî ve tub aleyye inneke ente't-tevvâbu'r-rahîm, diye 100 defa söylediğine dair hadîs-i şerîfler var. Hâlbuki peygamber, hâlbuki çok güzel kulluk ediyor. Allah günahlarını afv u mağfiret etmiş ama estağfirullah demek, affını mağfiretini istemek çok güzel bir ibadet olduğundan, güzel bir iş olduğundan Peygamber Efendimiz kendisi de yapmış, bize de tavsiye buyurmuş.
O bakımdan insan tevbe ve istiğfarı çok yapmalı.
Kim her gün tevbe ve istiğfarı çok yaparsa âhirette yüzü güler. Defter-i âmâlinde, dünyadaki yaptığı işlerin yazılı olduğu defterde, âhirette çok hayırlar yazılmış olarak görür. Onun için estağfirullah demeyi de çok yapacağız.
Bize iki tavsiye oldu:
Nimetler için elhamdülillah diyeceğiz.
Üzüntüler, gamlar, kederler dağılsın diye çok çok estağfirullah diyeceğiz.
Ve men ebtae aleyhi rızkuhû.
Peygamber Efendimiz niye ebtae kelimesini kulanıyor?
Rızkı yazılmıştır, zaten gelecek. Rızk Allah-u Teâlâ hazretlerinin kısmeti, kaderde yazılmış, rızkı mutlaka gelecek! Ama kul; rızık gelmedi, eyvah diye telaşlanıyor. Rızkının biraz geciktiğini sanıyor.
Fe'l-yüksir min kavli lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh. "Rızkının geciktiğini sanan bir kimse de lâ havle ve la kuvvete illâ billâh demeyi çoğaltsın, çok yapsın!"
Bu ne demek?
Lâ havle ve kuvvete illâ billâh dedikçe rızkı çabuk gelir, demek. Sözün mânası bu! Rızkı çabuk gelir. Ama bir de lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh kadere inancın, imanın çok derin bir derecesidir.
Lâ ilâhe illallâh âşikâre zikirdir, âşikâre tevhiddir. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh derinden derine gizli, içten tevhiddir. "Güç kuvvet sadece Allah'ın elindedir. Her şey O'nun emriyle O'nun gücüyle, kuvvetiyle, rızasıyla, yazmasıyla, kaderiyle, kazasıyla oluyor." mânasını ifade ettiği için lâ havle ve la kuvvete illâ billâh çok kıymetli bir söz.
Rızkı biraz gecikti deyince kul kendi kendine öyle bir duygu içine girdiği zaman lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh deyince demiş oluyor ki; "biliyorum ki kaderi takdir eden, bütün gücün kuvvetin elinde olduğu kaynak Allah-u Teâlâ hazretleridir. Allah-u Teâlâ hazretlerinin irâde-i ilâhiyyesidir."
İnsan onu hatırladı mı rahatlar. Kadere iman yine işin içine girer, rahatlar. Ama ayrıca bu sözü söylemekten dolayı Allah bu sözü söyleyene çok mükâfat veriyor. Doksan türlü mükâfat veriyor; en aşağısı insanın gamının, kederinin dağılması, ondan sonrası çeşit çeşit mükâfatlar... Bu sözleri küçümsemeyelim. Bu sözlere Allah-u Teâlâ hazretlerinin çok büyük mükâfatlar verdiğini bilelim.
Dinî bakımdan önemli olan üç tane güzel cümle öğrenmiş olduk:
Elhamdülillah cümlesi,
Estağfirullah cümlesi,
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh cümlesi.
Bunları çok söylemeyi Peygamber Efendimiz tavsiye buyuruyor.
Bunlar mü'minin ağzının zikirli, elinin tesbihli olması gerektiğini, derviş meşrep olması gerektiğini, bu çeşit zikirleri çok yapması gerektiğini gösteriyor.
Ve'z-zâkirînallâha kesîran vez-zâkirât âyet-i kerîmesinde bildirilen insanlardan olması gerektiğini gösteren şeyler. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu tavsiyeleri yapmış.
İnsan bunları yaptı mı, Allah kâdir-i mutlak olduğundan, müsebbibü'l-esbâb olduğundan, her sebebi yaratan, gönderen, hazırlayan O olduğu için elhamdülillah diyenin nimetini artırır, estağfirullah diyenin tasasını, gamını, kederini dağıtır. İlâhî bir neşe, huzur, sükûn verir. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh diyenin kesesini bereketlendirir. Kafasını, gönlünü, kalbini rahatlandırır…
Bunlar Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevgisini, rızasını, kuluna ikram etmesini harekete geçirdiği için maddeten de -sadece mânevî değil- insanın evinde bereket hâsıl olur. Hani mâneviyatımızı kuvvetlendirmek, moral almak vermek için filan deniliyor, öyle değil!
Kesesinde bereket hâsıl olur. Gamı, kederi dağılır, rahatlar, huzura kavuşur, sevindirici olaylar hemen arkasından gelir, nimetler hemen yağmaya başlar. İnsan sonuç itibariyle âlemleri yaratan rezzâk-ı âlem olan, latîfun bi-ibâdih kullarına lütfedici olan Allahu Teâlâ hazretlerinin lütuflarına ermeye başlar. Onun için bu sözleri söyleyin.
Dinimiz neden bu sözleri çok çok söylemeyi bize emretmiş, tavsiye eylemiş?
Peygamber Efendimiz niçin bu sözleri çok çok söylemeyi istiyor?
Bu sözler söylendikçe dilden gönüle derinlemesine doğru gitmeye başlar. İlk önce insan diliyle söyler ama sonra yavaş yavaş gönlüne, aklına bu duygular yerleşir, iradesine yerleşir, niyetine yerleşir. Sonunda kulun kafa yapısını, gönül yapısını değiştirir. O kul değişik bir kul olur, ihlâslı, imanlı, Allah'a tevekkül eden, mâneviyatı çok nurlu, kuvvetli bir insan haline gelir. Bunun, bu gibi sözlerin sonucu, o sonuca götürdüğü için çok söylenmesini, zikrin çok yapılmasını Kur'ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem pek çok âyetlerde ve hadîs-i şerîflerde bize tavsiye etmişler.
Çok elhamdülillah diyeceksiniz, nimetleriniz artacak.
Çok estağfirullah diyeceksiniz, tasalarınız, kederleriniz dağılacak.
Çok lâ havle ve la kuvvete illâ billâh diyeceksiniz, rızkınız bollaşacak; nice nice maddî mânevî ikramlara sahip olacaksınız.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi günahlardan uzak duran, vazifelerini bilen, yapan çalışkan hayırlı, verimli, olgun, kâmil, bilge müslümanlardan eylesin. Allah cümlenizden razı olsun. Sizi ve sevdiklerinizi iki cihan saadetine erdirsin, iki cihanın tehlikelerinden korusun.
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû sevgili Akra dinleyicilerim.
06.10.1995 -
Lailaheillallahın Fazileti
06.08.1995 -
Ölümün Çaresizliği, Dünya
